1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Lice'de yüzleşme zamanı
Lice'de yüzleşme zamanı

Lice'de yüzleşme zamanı

Bahtiyar Aydın suikastı ve Lice'de 16 vatandaşın öldürüldüğü olayla ilgili sanıklar emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Yüzbaşı Tünay Yanardağ hakkında, açılan dava yeniden başlıyor.

A+A-
Sanıklar yarın mahkemenin huzuruna çıkacak. Mahkemede ilk kez davanın sanıkları ile mağdurlar yüzleşecek.
 
22 yıllık davaya iki sürgün
 
Diyarbakır'ın Lice ilçesinde 22 yıl önce yaşanan ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ile 15 sivil yurttaşın ölümüyle sonuçlanan “Lice Katliamı Davası” yarın ele alınıyor. Lice Katliamı Davası, 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolmasına bir gün kala, 21 Ekim 2013 tarihinde dönemin Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Osman Coşkun'un hazırladığı iddianameyle açıldı.
 
Dava bölgede devlet yetkililerinin karıştığı her ölümlü olay gibi yine kaçırıldı. İlik önce Eskişehir'e gönderildi. Ancak Eskişehir'de o dönemde özel yetkili mahkeme bulunmadığından, bu kez İzmir'e alındı. Bu sırada mağdurlar uluslar arası hukukta da haklarını aradılar. Davayla ilgili olarak 2001'de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) devletin sorumluluğu kabul etmesiyle "dostane çözüm"e giderek “yaşam hakkını ihlal”den devletten 4.1 trilyon lira tazminat aldı.
 
İç hukukta ise üç ay önce davalı ele almak için toplanan İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi, beklenmedik bir şekilde tutuksuz sanıklar olan, dönemin Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında, "yargılamayı durdurma kararı" verdi. Bunun üzerine mağdurlar, Hakimler ve Savcılık Yüksek Kurulu'na (HSYK) başvurdu. HSYK, davanın ele alınması ile ilgili oy birliği ile aldığı kararında şu görüşleri bildirdi:
 
"6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile TMK 10. Madde ile görevli ve yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin kaldırılması, kanunun 1. Maddesin son fıkrasına göre; 'Bu kanunla yürürlükten kaldırılan Terörle Mücadele Kanunu'nun 10. Maddesi kapsamına giren suçlarla ilgili olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle açılmış davalarda sanığın taşıdığı kamu görevlisi sıfatı dolayısıyla hakkında soruşturma yapılabilmesi için izin veya karar alınması gerektiğinden bahisle durma veya düşme kararı verilemez' hükmü uyarınca ilgililer hakkında kurulumuz tarafından yapılacak usuli bir işlemin bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır"
 
Bunun üzerine dava yıllar sonra yarın başlayacak. Davanın başlamasıyla ilk kez sanıklar Hatipoğlu ve Yanardağ ile bedeninde 6 şarapnel parçasıyla yaşayan ve olaylarda üç çocuğunu kaybeden Zerife Cantürk'ün de bulunduğu mağdurlar, yüz yüze gelecek. 
Davaya ilişkin konuşan, olayda kendisi yaralanan ve bebeğini de kaybeden Mensure Yıldız, katliam gününü şöyle anlattı: “Olaylar sabah saat 9 sularında başladı.
 
Akşama kadar her taraftan silah sesleri geliyordu. Evimize mermiler isabet ettiğinde bunu fark edebiliyorduk. Kobralar tarafından havadan evler taranırken karadan da askerler zırhlı araçlarla rast gele ateş ediyorlardı. Akşam saatlerinde ise çocuğum helikopter de atılan roketlerden biri evime isabet etti ve kucağımdaki çocuğum elimden düştü. Evde dört kişi bulunuyorduk ve dördümüz de yarandık. Kolum şarapnellerden dolayı kırılmıştı. Vücudumun birçok yerinde şarapnel isabet etmişti.
 
Çocuğum ağır yaralıydı ve yarım saat sonra yaşamını yitirdi. Ben ve eşimde aynı şekilde yaralanmıştık ve durumumuz çok kötüydü ve kan kaybediyorduk. Hiç kimseye ulaşamıyorduk ve yardım alamıyorduk. Bilmiyorduk ki herkesin durumu da bizim gibidir. Biz yaralıları Diyarbakır a sevk ettiler ve çocuğumu da başka biri adına hastaneye kaydettim ve sonrada gelip adıma aldım. O dönemin sorumlularının yargılanıp cezalandırılmalarını istiyorum. O günün acıları olduğu gibi tazedir. O zamanın şarapnel parçaları halen vücudumun birçok yerinde bulunuyor”
 
Mensure'nin eşi İsmet Yıldız da yıllardır katliamı ve silah seslerini unutamadığını belirterek “Sabah saatlerinden itibaren komando taburundan ve diğer askeri birliklerden rast gele ilçe merkezi taranıyordu. Akşam saatlerine kadar evde mahsur kaldık. Akşam saatlerinde ise helikopterden atılan roket ile evim vuruldu. Evde eşim, ve iki çocuğumla birlikte yaralandım. Oğlum orada hayatını kaybetti.. Bende ayaklarımdan ve başka birkaç yerimden yaralandım. Diğer gün saatlerinde bizi alıp hastaneye götürdüler. Diyarbakır da Siyasi polisler tarafından hastanede sorgulandım. Ve bana sürekli teröristlerin evimi bombaladığı yönünde ifade vermemi istiyorlardı. Dedikleri gibi ifade vermedim ve yakınlarım tarafından yaralı halde hastaneden kaçırıldım ve dışarıda kendi imkanlarımla tedavi oldum. Sorumlulardan şikayetçiyim. Çünkü Lice de tek taraflı bir saldırı vardı ve tamamen askerlerin ateşi altındaydık” diye konuştu.
 
Davaya katılacaklardan bir başkası da 51 yaşındaki mağdur Zerife Cantürk. Zerife, evine iki ayrı tankın attığı bomba nedeniyle neredeyse tüm ailesini yitirdi. Olayda evi başına yıkılan Zerife'nin Suna (5), Hüseyin (13) ve Dilbirin (2) isimli çocukları öldü, Bir başka kızı ise kör oldu, kendisi de ağır yaralandı. Halen de vücudunda katliamdan kalan, alınması halinde hayati tehlike oluşturma ihtimali doğurduğundan dokunulmayan, 6 şarapnel parçası var.
 
O da katliamın hesabının sorulmasını istiyor ve “Bizim ve tek betonarme evdi. Canpolat ailesi de daha güvenli olduğu için bizim eve sığınmıştı. Tepemizde 6 helikopter geziyordu ve evimize ateş açıyordu. Biz de yere uzanır vaziyetteydik. İki tankın Kelvan Camisi'nin köşesinden evi hedef alıp ateş açtığını gördüm. Sonrasını hatırlamıyorum. Çocuklarımın öldüğünü bile 4 ay sonra bana söylediler.
 
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 20 gün komada kalmışım. Vücudumdaki şarapnel parçaları nedeniyle yıllardır acı çekiyorum. Her geçen gün daha kötüleşiyorum. Doktorlar şarapnel parçalarının ameliyatla alınması durumunda felç geçirme riskinin yüksek olduğunu söylediler. Ben de katliamın delili olan parçalarla 22 yıldır yaşıyorum. Şikâyetçiyim, bu olaya sebebiyet her kimse hesap vermelidir”
 
Saldırıya katıldığı tespit edilen PKK mensubu yok
 
Davanın iddianamesinde ve soruşturma dosyasında ise çok çarpıcı tespitler yer alıyor. Dikkat Çeken Ayrıntılar başlıklı bir bölümde savcının tespitleri şöyle sıralanıyor:
“Çatışmanın çok yoğun biçimde ve şehir içinde meydana gelmesine ve gün boyunca devam etmesine 2 si asker 16 kişinin şehit olmalarına, çok sayıda vatandaşın yaralanmasına, ilçedeki bir çok bina ve aracın hasar görmesine karşılık, hiçbir teröristin ölü, yaralı ya da sağ ele geçirilememesi, şehir içinde zırhlı araç içinde şehit olan ve yaralananlar dışında şehir içinde yaralanan asker ve polisin bulunmaması.
 
Olayda yaralanan askerlerin ifadelerinin ve adli muayene raporlarının alınmamış olması. Dereyatağına atılmış olarak bulunan makinalı tüfeğin çevresinde bulunan 680 adet kovanın 9 farklı makinalı tüfek ile atılmış olmasının tespit edilmesi, arazide 1 ve 2 enkazın altında bulunan 3 kaleşnikof tüfeğin çevresinde bulunan 301 adet kovanın 29 farklı tüfek ile atılmış olması.
 
Sokağa çıkma yasağı ve aramalar 3 gün sürmesine rağmen hasar gören binaların nasıl hasar gördükleriyle ilgili ayrıntılı tespitin yapılmamış olması. Hangi birliklerin çatışmaya kaç askerle katıldığının belirtilmemesi, Kelvan mahallesinde Eşref Dekman'a ait yanan evde kullanılmaz durumda PKK ter mensuplarına ait RN 20888 seri nolu kaleşnikof tüfek ile çok sayıda kaleşnikof tüfeğe ait boş kovan bulunduğuna dair tutanak tutulmasına karşılık, bu silahın suçta kullanıldığına dair herhangi bir tespitin yapılamaması. (Eşref Dakman DGM savcılığına verdiği 29.11.1993 tarihli dilekçe ile evinin enkazı altından bulunan 20888 seri nolu tüfeğinin bulundurma ruhsatlı olduğunu ileri sürüp belgesini ibraz etmiştir)”
 
O dönem ilçede bulunan asker, polis ve kaymakam, olayın akabinde yapılan resmi açıklamaların aksine, katliamın yaşandığı gün ilçede PKK'li görmediklerini, ilçenin helikopterle tarandığını, tanklarla evlere ateş açıldığını söylüyor.
 
Polis Mesut Karademir:  “Hiçbir terörist görmedik. Seslerini de duymadık. 1995 yılına kadar Lice'de görev yaptım. Arkadaşlar arasında bu saldırı çok konuşuldu. Hiç kimse de ne bir terörist gördüğünü, ne de sesini duyduğunu söylemedi. Devlet Hastanesi'nde Bolu'dan gelen Komando Taburu vardı. Bunların geçici olarak geldikleri söylendi ancak sürekli kaldılar. Emniyet Amirliği'nde beklerken bir Albay gelerek, 'Kardeşim komutanınız öldü, bu saatten sonra kimse sokağa çıkmayacak' dedi. Albayı görmedim ancak sesini duydum”.
 
Kaymakam Mustafa Ünlüsoy: “Olayın olduğu tarihlerde bölgede teröristlere yönelik olarak büyük bir operasyon başladığından haberim yoktu, her zaman kırsalda operasyonlar oluyordu, o gün büyük bir operasyon olduğunu bilmiyordum…. Saat 11:30 sıralarında komiser Hasan Yarbaşar, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın komando taburunda vurulduğunu söyledi. Bahtiyar Aydın'ın ilçeye geldiğini o anda öğrendim, ilçe emniyet amiri ilden takviye istemişti, ben de takviye istedim, öğle saatlerinde özel harekat polislerini taşıyan helikopter geldi ancak ilçeye inemedi, Hani'ye indi, zırhlı araçlarla ilçeye geldiler, başlarında bulunan komiser il emniyet müdürüne telefonla bilgi verirken: 'Olayların yatıştığını, olayların kontrol altında olduğunu' söyleyince kendisine dışarıda devam eden çatışmanın yoğunluğunu göstererek kendisine kızdım, ben daha sonra emniyet müdürünü arayıp yeniden takviye istedim”.
 
Lice Emniyet Amir Vekili Mustafa Öztan: “Dışarıya baktığımda minareden yüzleri siyah bezle kapalı 3 kişiyi oturur vaziyette görmüştüm, ellerinde silah da görmedim. Bunu kaymakam beye bildirince o da askerlere minareye ateş açın diye anons etti. Jandarmanın zırhlısı bir defa ateş etti minarenin dibine mermi isabet etti ancak yinede minare devrilmedi daha sonra ateş edemedi, kaymakam bey sorunca arızalandı ateş edemiyoruz dediler.
 
O gün takviye olarak gelen 4 zırhlı araç ile amirliğimize ait bir zırhlı araç defalarca caminin olduğu yere dalış yaptılar, cami ateş altına tutuldu, ancak ölü ya da sağ hiçbir terörist ele geçirilmedi. Olay başladıktan sonra ilçe emniyet amirliğinden dışarıya hiç çıkmadım takviye için gelen özel harekat polisleri dahi hiç dışarı çıkmadılar, hatta özel harekatçıların başında gelen başkomiser benim masamın altında siper alıp il emniyet müdürüyle konuşmuştu. Müdürüm biz geldik her şey kontrolümüz altında durum normal demişti. Ben de telefonu elinden alarak il emniyet müdürü Ramazan Er' e müdürüm durum normal ise neden masamın altında telefon ediyor demiştim.
 
Olaydan sonra kaymakam bey ile de bu konuları konuşmuştuk. “Bahtiyar paşa komando bölüğün bahçesinde iken dağdan ateş edilip de nasıl öldürülür. İlçede akşama kadar çatışma olur da hiçbir PKK'lı nasıl ele geçirilemez” diye aramızda konuşmuştuk, bu durumu garip karşılamıştık. Ancak gözümüzle de bu olayları kimin yaptığını görmediğimiz için bir şey diyemiyorduk, dedi.  Bahtiyar Aydın'ın öldürülmesinden 4-5 gün sonra CHP genel başkanı Deniz Baykal Lice'ye gelmek istemiş ancak jandarmanın buna izin vermemişti. Bingöl yol ayrımından itibaren kimseyi Lice'ye yaklaştırmamışlardı.
 
Olaydan 1 hafta kadar sonra  Albay Eşref Hatipoğlu komando bölüğünün bahçesinde  yani Bahtiyar Aydın'ın şehit edildiği yerde bir basın toplantısı yaptı.
 
Albay Hatipoğlu, Bahtiyar Aydın'ın şehit edilmesinden kullanılan kanas marka silahın basın mensuplarına gösterdi. Eşref Hatipoğlu ayağa kalkarak basın mensuplarına ve bize elindeki kanas marka silahı göstererek bu silahla karşıdaki tepelerden ateş edildi, paşamızı öldüren kurşunda komando bölük binasının giriş kapısının sağ tarafındaki duvara saplandığını söyledi. Duvardaki mermi izini eliyle gösterdi. Eşref albay suçta kullanılan kanas marka silahın daha sonra yakıldığını söylemişti, gösterdiği silah da yanmış ve paslı silah göstermişti. Nereden ne zaman nasıl ele geçirdiğini açıklamasında söyleyip söylemediğini hatırlamıyorum”
 
Cezaevinde görevli Uzman Çavuş Nedim Çelebi: “O gün silah sesleri sabah 08:50'den 18:30'a kadar devam etti. Teröristlerden hiç kimseyi görmedim. O sırada bekar idim. Olayın olduğu gün dışarı hiç çıkamadık. İkinci gün de sadece ekmek almak için dışarı çıkıp geldik. Bu nedenle dışarıda ölen sivil vatandaş ta görmedim. Evlerin kimler tarafından nasıl yakıldığını görmedim. Ancak yanan evleri gördüm”.
 
Emniyet Bekçisi Abdullah Pervane: “Jandarmaya ait bir BTR'den polis lojmanlarına ve adliye hizmet binasına ateş edildiğini gözümle gördüm, hatta o zaman polis arkadaşlardan bazıları buna tepki göstermişlerdi. Bahtiyar Aydın'ın şehit edildiğinin anons edilmesinden hemen sonra kanat gelsin diye anons edildiği duydum, kısa bir süre sonra helikopter geldi, şehir içerisinde makinalı tüfeklerle helikopterden ateş edildi, bomba atıldığını görmedim. Olay günü ben hiçbir terörist görmedim, gördüm diyen kimseyi de duymadım, ilçenin kuzey tarafından yaklaşık 3 km dağlık alan vardır diğer yönleri açık alandır. Teröristlerin gündüz vakti ilçeye saldırmaları mümkün değildir ya da çok büyük bir kuvvetle saldırmaları gerekir”.
 
İddianameye göre, "tanıkların anlattığı üzere Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, devlet içindeki derin güçler tarafından öldürüldü ve bu cinayet Lice'nin yakılmasına" gerekçe yapıldı. İddianamede olayların ve tanıkların anlatımı ise şöyle özetleniyor:
 
“Operasyonu Diyarbakır Jandarma Komutanı olan şüpheli Eşref Hatipoğlu yönetmiştir. Resmi tutanaklarda PKK'nın ilçeye saldırması nedeniyle bu sonucun meydana geldiği yazılmış, ancak örgüt o gün ilçeye kendilerine ait hiçbir gruptan saldıranın olmadığını ileri sürmüştür. Aradan geçen 20 yıla rağmen saldırıya katıldığı tespit edilen örgüt mensubu olmamıştır… 'Ataç' kod isimli gizli tanık, beyanında, 1993'te Bahtiyar Aydın'ın Diyarbakır'a Jandarma Bölge Komutanı olarak atandığını, o zamanki rütbesinin tuğgeneral olduğunu, aynı dönemde Üsteğmen Tünay Yanardağ'ın da Abdülkerim Kırca'ya bağlı olarak Diyarbakır JİTEM'de tim komutanı olarak görev yapmakta olduğunu, okuldaki anlaşmazlıklarının da Diyarbakır'da devam ettiğini, Yanardağ'ın Aydın'ı kast ederek, 'Ankara'da bu heriften kurtulamadım, buraya geldim yine kurtulamadım, bu adam benim kurmay olmamı engelleyecek, bundan ancak öldürürsem kurtulurum, başımıza bela oldu' şeklinde kendi kendine sürekli konuştuğunu anlatmıştır.
 
Tanık, ayrıca, Cemil kod isimli itirafçı şahısla birlikte Tünay Yanardağ'ın, JİTEM adına bir duyum raporu hazırlayarak 22 Ekim 1993 tarihinde Lice'ye kalabalık bir terör örgütü mensubu tarafından eylem ve saldırı yapılacağını Diyarbakır'daki bölge komutanlığına bildirmesi neticesinde, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın da birlikleri yerinde kontrol etmek, herhangi bir olumsuzluk yaşanmasını engellemek amacıyla korumaları ile birlikte helikopterle Lice'ye gittiğini, helikopterin iniş yaptığını, Aydın'ın helikopterden indikten sonra tugaya girdiği sırada, yaklaşık 300 metre mesafede çaprazında kavaklık bölgeden 'Kanas' ile Üsteğmen Tünay Yanardağ'ın organizesi ile tetikçilik görevini yapan Cemil kod veya aynı infaz timinde görevli bir başka kişi tarafından vurularak şehit edildiğini beyan etmiştir.”
 
Savcıdan önemli tespitler
 
İddianamede, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın suikasta kurban gittiği şüphesini kuvvetlendiren tespitler şöyle sıralanıyor:
 
“Çatışmanın çok yoğun biçimde ve şehir içinde meydana gelmesine ve gün boyunca devam etmesine, 16 kişinin yaşamını yitirmesine, çok sayıda vatandaşın yaralanmasına, ilçedeki birçok bina ve aracın hasar görmesine karşılık, hiçbir PKK'lının ölü, yaralı ya da sağ yakalanmaması, şehir içinde yaralanan asker ve polisin bulunmaması.  Olayda yaralanan askerlerin ifadelerinin ve adli muayene raporlarının alınmamış olması. Sokağa çıkma yasağı ve aramalar üç gün sürmesine rağmen hasar gören binaların nasıl hasar gördükleriyle ilgili ayrıntılı tespitin yapılmamış olması. Hangi birliklerin çatışmaya kaç askerle katıldığının belirtilmemesi.
 
Katliama hastanede de devam
 
İddianamede Zarife Cantürk'ün Asiye Canpolat ile ilgili olarak, hastanede geçen şok bir ayrıntı da dikkat çekiyor. Yaralı Asiye Canpolat, televizyonlara röportaj verdiği için tedavi gördüğü hastane odasının penceresinden aşağı atılmak istendiğini belirtiyor. İddianamede olay ile ilgili geçen anlatım şöyle:
 
“Kendisinin Hastanede bulunduğu sırada gazetecilerin gelerek kendisi ile röportaj yaptıklarını, ameliyat olacağı gün Show TV ya da Kanal D de röportajının yayınlandığını, aradan yarım saat geçtikten sonra, gözlerinin kapalı olduğu ve görmediği, yanında refakatçi olarak kalan ablası Zerife Cantürk'ün bulunmadığı bir anda, hastane odasına gelen bir şahsın kolundan serumu çıkararak, kendisini yataktaki çarşafa dolayıp kucağına alarak, pencereye doğru götürdüğünü, atacağı sırada kendisinin bağırarak bu şahsın boynuna sarıldığını, bu şahıs kendisini atmayarak, yere doğru savurup kaçtı. Olaydan sonra İnsan Hakları Mahkemesine dava açıp tazminat aldığını, eşini öldüren, çocuklarını ve kendisini yaralayanların tespit edilip cezalandırılmalarını istiyorum”
 
Lice Adalet Arıyor Platformu Sözcüsü Şiyar Kaymaz, önceki gün düzenlediği basın açıklamasında, Lice'yi yakıp yıkanlardan 21 yıldır hesap soran olmadığını hatırlattı. Katliamcıları yargılayacak bir hukuk ve adalet sisteminin şimdiye kadar karşılarına çıkmadığını belirterek şöyle dedi:
 
“Bundan 21 yıl önce 15 bin nüfuslu bir ilçeyi ve köylerini yok eder şekilde yakıp yıkan güvenlik güçlerine, ne yazık ki şimdiye kadar ne hesap sorula bilindi nede onları yargılayacak bir hukuk ve adalet sistemi karşımıza çıktı. Yakılan evler ve iş yerleri öldürülen çocuklar, anneler, babalar ve umutlar.  o gün öğrencilerine ders anlatırken, evde onu bekleyen 3 aylık kızına kavuşma umuduyla ölüme giden öğretmen Ali Nurettin Soyer'in kızı bugün 21 yaşında. Ali Şanlı, çocuklarına helal lokma yedire bilmek için çalıştığı iş yerinin önünde öldürüldü. 18 aylık Bayram Yıldız annesinin kucağında can verdi. Çakır baba oğul PKK'lı diye öldürülüp daha sonra sivil olduğu öğrenilince PKK öldürdü denildi; üç gün boyunca aç suçsuz bırakılan ve yerle bir edilen Lice'ye devletin gösterdiği şefkat ölümü açıyı gözyaşını içine gömmesine izin vermesi olmuştur. Bu acıyı yaşatmak için ise kendi silah arkadaşlarını kurban etmekte ise hiç tereddüt etmemişlerdir. Tuğ. General Bahtiyar Aydın'ı kendilerine kurban olarak seçen bu Ergenekon yapılanmaları halka daha büyük acılar çektirme hesapları yapmışlardır”
 
“Sayın Cumhurbaşkanı, 'Bu halkı kim öldürdü, yaktı, yıktı, toplu mezarlara kim gömdü”
 
Faili meçhul davalara yönelik uygulanan sistematik nakil kararlarıyla ilgili olarak konuşan Kaymaz, Lice katliamı davasının da bu uygulama içine sokulduğunu anlatarak, “Hukuki dayanağı olmayan bir kararla önce Eskişehir'e nakledildi. Bu ironinin ve hukuksuzluğun geçte olsa alenice ortaya çıktığını fark eden Adalet Bakanlığı, bu defa davayı İzmir'e naklederek bu davalara yönelik sistematik şekildeki işleyişi tamamlamış oldu.
 
Bu dolambaçlar sonrasında bizler 13 Haziran günü duruşma beklerken bu defa işi uzatmanın başka bir yoluna gidilerek, davanın durdurulması ve izin talebinde bulunulmasına karar verildi. Yoğun girişimlerimiz ve görüşmelerimiz sonucunda 7 ay sonra davanın izin talebi kaldırılarak görüşülmesi karara bağlandı. Lakin Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın harp akademilerinde kullandığı ''Askerlerle Beraber Kandırıldık ''cümlesi bu faili meçhul davalarının baş aktörü olan askerlerin aklanmasına ve mağduriyetlerin devam edeceği anlamına gelmektedir. Buradan Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyoruz. Askerler bunları yapmamışsa Bu halkı kim öldürdü, yaktı, yıktı, toplu mezarlara kim gömdü” dedi.
 
“Katliamın en büyük mağduru Mehmet Emin Özkan'dır”
 
Lice davasının şuan yaşayan en büyük mağdurunun Bahtiyar Aydın'ı öldürmekten yargılanan ve 18 yıldır tutuklu olan 78 yaşındaki hasta tutsak Mehmet Emin Özkan olduğunu dile getiren Lice Adalet Arıyor Platformu Sözcüsü Şiyar Kaymaz sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:
 
“Kabul edilen Lice İddianamesinde suçsuz olduğu anlaşılmasına rağmen bir buçuk yıldır Adana 7. ACM'nin ayak diretmesi sonucu mağdura mağduriyet yaşatmaktadır. Buradan siyasi iktidara, Adalet bakanlığına ve tüm duyarlı vicdanlara açık çağrımızdır; Mahkemenin kabul ettiği bir iddianame olmasına rağmen suçsuz ve hasta bir tutukluyu içerde tutmanın kime nasıl bir faydası vardır. Bir an önce M. Emin Özkan'nın özgürlüğe kavuşmasını sağlayacak adımlar atılması talebimizdir. M. Emin Özkan içerde olduğu sürece Lice Katliamı failleri hep dışarıda olacak ve dava sürüncemede kalacaktır.
 
“Barışın teminatı olacak olan hakikatlerle yüzleşmedir”
 
Geldiğimiz aşamaya baktığımızda ise 2013 Newrozu ile Sayın Abdullah Öcalan'ın başlatmış olduğu barış sürecinin en önemli ayaklarından biri olan ve 2015 Newroz'unda ön koşul olarak gösterilen hakikatlerle yüzleşmeyi çok önemli görüyor ve süreci desteklediğimizi belirtmek istiyoruz.
 
Barışın teminatı olacak olan hakikatlerle yüzleşmedir. Özellikle faili meçhul davalarının artık basit bir adli yargılamadan çıkarılarak her biri birer hakikatleri araştırma ve yüzleşme heyetlerine dönüşmesini arzuluyoruz. Özellikle Lice davasının hakikatler ile yüzleşmede ön açıcı olacağını belirtmekte yarar vardır. Düne kadar Bahtiyar Aydın'ın PKK tarafından öldürüldüğü bilen ailesi ve Türkiye kamuoyu,  bugün Tuğ. Generali devletin derin yapılanmaları tarafından öldürüldüğünü öğrenmiştir.
 
Davanın nakli ciddi sıkıntı yarattı
 
Sonuç olarak davanın nakledilmesinden kaynaklı çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıyayız. Şuan itibari ile davaya müdahil olmak için bize başvuran 2 bine yakın mağdur bulunmaktadır. Bu başvurular dava gününe kadar 10 binleri bulacağını düşünüyoruz.  Bu kadar mağdurun İzmir'e taşınması çok büyük bir maddi mağduriyetinde yaşanmasına sebep olmaktadır. Asıl olan davanın fiilin gerçekleştiği yerde görülmesidir. Ama inanıyoruz ki 1 Nisan 2015 tarihinde İzmir 1.ACM' de görülecek Lice katliamı davasını İzmir kamuoyu ve halkı ile birlikte hakikatlerle yüzleşmeyi gerçekleştireceğiz.
 
Dayanışan kurum ve kuruluşlara teşekkür etti
 
Bu temelde Demokrasi ve insan haklarını önemseyen tüm kurum, kuruluş ve şahsiyetleri hakikatlerin açığa çıkması noktasında, 1 Nisanda İzmir'de görülecek Lice katliamı Davasında mağdurlarla dayanışmaya davet ediyoruz. Ayrıca bugün burada bizimle dayanışma içinde olan başta Diyarbakır Barosu, İHD, MHD MAZLUM-DER TİHV, DTK, HDP, 78'LER VAKFI, PİR SULTAN ABDAL DERNEĞİ, KESK ŞUBELER PLATFORMU, GÖÇ DER  ve isimlerini sayamadığımız  kurum kuruluş ve şahsiyetlere teşekkürlerimizi belirtmek istiyoruz”.
 
(Özgür Haber)

HABERE YORUM KAT