
Kürtler'de konuşsun Türkler'de
23 Aralık 2010 Perşembe 11:52Cumhurbaşkanı Gül, Diyarbakır'a gidiyormuş. Tartışmaların göbeğindeki bölgeye gitmesi ve BDP belediye başkanını ziyaret edecek olması olumlu bir gelişmeymiş! Muhabirlerimiz sordu, vatandaş cevapladı, bizler de öğrendik!
Sanırsınız Gül, Mozambik ülkesinin cumhurbaşkanı, Diyarbakır'a gitmesi de bir lütuf! Diyarbakır Belediyesi de yasaklı bir makam!
Kardak'ta kriz çıkartabilme maharetine sahip bir medyamız var. “Kardak Krizi” diye zihinlerimize kazınan hadisede az kalsın iki komşu ülke arasında savaş çıkacaktı. Aradan yıllar geçtikten sonra yine onların kaleminden işin içyüzünü öğrendik.
O yüzden kritik dönemlerde “yönlendirilmiş sorularla” uzatılan mikrofonları gördüğümde elimde olmadan irkilerek izliyorum.
Hafta sonu Diyarbakır'da gazetecilerin, aydınların katıldığı ve Demokratik Kültür Kongresi'nin düzenlediği bir çalıştay yapıldı. Toplantıda “demokratik özerklik” meselesi tartışıldı. Ardından, ülke bölünüyor diye bir kaşık suda fırtına kopartılıyor!
Ülkenin jürileri ne buyuruyor? Şiddete başvurulmadığı sürece her türlü teklif değerlendirilebilir, en aykırı fikirler tartışılabilir!
Ama, halkı kışkırtacak açıklamalar yapılmayacak, provakatif dil kullanılmayacakmış! BDP'liler konuşmayacakmış, onlar konuşunca “gündem belirliyorlarmış”! Hem en aykırı fikir olacak hem halkı kışkırtmayacak, hem her türlü fikir diyeceğiz hem de provokatif dil olmayacak?
İyi güzel, peki bütün bunların ölçüsünü kim belirleyecek?
Yani avam bir dille, hem şoför mahalli hem de 25 kuruş!
Peki ne bekliyordunuz? Elbette geç kalınmış bir Kürt Açılımı eninde sonunda bizleri Türkiye'de üniter devlet yapısının sorgulanmasına da götürecekti.
Sanki dünyada tek vazgeçilemez model üniter devlet yapısıdır. Batılıların ne söylediğini pek sevenler Wallerstein'e kulak verseler iyi ederler (ben söylesem dikkate almazlar): “Üniter devletler, her yerde yararlığını yitirmiş bir jakoben modele dayanıyorlar. Fransa bile artık bildiğimiz anlamda bir üniter devlet değil.”
Bizde mesele daha tartışılmaya başlandığı anda kızılca kıyamet kopuyor, memleketin görev aşkıyla yanan savcıları hemen harekete geçiyorlar.
Kimsenin “Türkçe biraz biliyorum ancak kendimi savunamıyorum, tam olarak savunamadığımda suçlu oluyorum, savunabilsem suçsuzum” diyen yaşlı amcanın sesini duyduğu yok!
Oysa ki, yakın geçmişte de pek çok kez Türkiye'nin üniter yapısını değiştirmeyi teklif edenler olmuştur. Avrupa Birliği'ne gerçekten girmek istiyorsak, ister istemez “bölgeli devlet”, “yerinden yönetim” dahil tartışılmayacak konu kalmayacak!
Merhum Turgut Özal'ın yerel yönetimler yasasında yaptığı değişikliğine bir de bugünden yeniden bakmamız gerekiyor. Büyükşehir Belediyelerini kurarak ilçe belediyeleri oluşturmasını yeniden okumak gerekiyor. Ufku açık bir siyasetçiydi Turgut Özal. Belki de sağlığında bugünleri görmüştü.
Lafı eveleyip gevelemeye lüzum yok, bu sorun ciddidir öyle entelektüel şıklık içerisinde makyajlı yüzlerle tartışarak bu gerçekliği görmezden gelemeyiz. Kürt realitesini tartışırken bazı yüzler haddinden fazla gerilecek, demokratlık makyajı yapmış olanların boyaları dökülecek.
Elbette Kürtler ne istediğini çekinmeden söyleyecek. Tabi “Türkler” de söyleyecek. Kürtler, “kabul etmezseniz terörü başlatırız” diye, Türkler de “tepenize bineriz” diye tehdit etmeyecek. Ve inanıyorum ki aklıselim galip gelecek.
Ne diyordu Ahmet Kaya, “Hiç kimsenin gücü bu vatanı bölmeye yetmeyecek, böldürmeyeceğiz”. Toplumun bütün renklerinin birleşmesinden gökkuşağı oluşacak.
Yarınlarımız bahar, acılarımızı paylaşarak, geçmişimizi temize çekerek gökyüzüne “mutlu yusufçuklar uçuracağız”.
Sabah / ELİF ÇAKIR


SON HAFTANIN SKORU



Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya


































































