1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Kürdistan Özgürlük Partisi'ni diğer Kürt Partilerinden ayıran ne?
Kürdistan Özgürlük Partisi'ni diğer Kürt Partilerinden ayıran ne?

Kürdistan Özgürlük Partisi'ni diğer Kürt Partilerinden ayıran ne?

Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) Genel Başkanı Mustafa Özçelik Hür Haber'e konuştu.

A+A-

Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) Genel Başkanı Mustafa Özçelik Hür Haber'in sorularını yanıtladı. 

Kendisini kamuoyuna deklare ettiğinden beri tartışılan ve adında ilk defa "Kürdistan" kelimesinin bulunduğu ilk Kürt partisi olan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK)'nin Genel Başkanı Mustafa Özçelik partisinin misyonunu ve hangi amaçlarla kurulduğunu anlattı.

İşte o röportaj:

"BİZİ AYRILIKÇI GÖSTEREREK HÜKÜMETİ BASKI ALTINA ALMAYA ÇALIŞTILAR"

Türkiye kamuoyuna deklere edilen Kürdistan Özgürlük Partisi (Partiya Azadiya Kurdistanê - PAK)'nin başvurusuna rağmen "başvuru alındı belgesi'' verilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Doğrusu devletin bu yanlış ve rijit tutumu, aslında kendisini de bir çıkmaza sürüklemiştir. Bu durumu iki boyutta ele almakta yarar vardır. Birincisi ve daha açık olanı şudur ki; PAK heyeti olarak daha başvurumuzu yapmadan önce, basın yayın organlarında çıkan "ayrılıkçı parti kuruluyor" haberlerinin bu uygulamada ciddi bir etken olduğunu söyleyebiliriz. Sanki, bu propagandalarla hem hükümeti baskı altına alınmaya çalışıldı, hem de bizim resmi parti olmamız zorlaştırılmak istendi. Sayın M.Ali Şahin'in açıklamaları da, "alındı belgesinin" verilmemesi de, oluşturulmaya çalışılan bu mahalle baskısının bir ürünüdür. Ama, hem düşünce ve örgütlenme özgürlüğü açısından, hem de savcı ve hakimleri yönlendiren bir tutum olması anlamında, sayın Şahin'in açıklamaları yetki aşımını ifade eden yanlış ve bir hukukçu için de talihsiz bir yaklaşımı ifade etmektedir.

"DAVUTOĞLU'NUN 'SİYASET YOLU' SÖZLERİ DEVLET POLİTİKASI OLMALIDIR"

Başbakan Sayın Davutoğlu Hewlêr'deki basın toplantısında, "şiddete yönelmeyen siyasete ve düşünceye özgürlükten söz etti. Biz bunun gerçekten de bir devlet politikası olması gerektiğini söylüyoruz. Kaldı ki, ayrılmayı savunan partilerin de kurulması düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün önemli bir göstergesi olacaktır. 

"GELENEKSEL DEVLET REFLEKSİ SORUNLUDUR"

Sorunun diğer bir boyutu da, geleneksel devlet refleksidir. Devlet henüz gerçek anlamda bir demokratikleşmeyi, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü ne kabul edebilmiş, ne de uygulamaya hazır hale gelmiştir. Hatta kimi yaklaşım ve uygulamalarıyla, aslında sürekli olarak ötelemeci bir tutum sergilemektedir. Bu da bizlere ''tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak'' anlayışının devletin hafızasında, değişime engel oluşturan önemli bir faktör olduğunu göstermektedir. Türkiye'de iki yıldır sürdürülen çözüm sürecinin yeniden değerlendirilmesi anlamında da PAK'ın başvurusu önemli bir turnusol kağıdı görevini görecektir. Devletin bu konuda alacağı tutum, Kürt ve Kürdistan meselesi hakkında bundan sonra neler yapacağının da işaretlerini verecektir.

"BİZ HER TÜRLÜ ŞİDDETİ REDDEDİYORUZ"

Biz şiddeti reddeden, sivil, demokratik ve meşru araç ve yöntemlerle siyasal mücadelemizi yürüteceğiz. Bu bizim için temel prensiplerden biridir. Sivil itaatsizlik de önemli bir farklılığımızdır. Düşüncelerimiz için, siyasal hedeflerimiz için şiddete başvurmamayı, devletin de şiddete başvurmamasını geliştiren bir yaklaşımı hem Kürt , hem Türk toplumunda egemen kılmalıyız. Bizi, değerlerimizi reddeden her türlü haksızlığın, uygulama ve yasanın değiştirilmesi ve hak kazanımı için de öncelikle sivil itaatsizliği geliştireceğiz. Biz belli projelerle, provokatif bir şekilde halklar arasında körüklenebilecek her türlü şiddeti reddediyoruz.

"DEVLETİN 90 YILDIR SÜRDÜRDÜĞÜ TEKÇİ SİYASETİ ASLINDA TÜRK HALKININ KENDİ ÖZGÜRLÜĞÜNÜ DE YOK ETTİ"

Biz, ortada bir sorun olduğunu ve bu sorunu çözmek için konuşmasını öğrenmek zorunda olduğumuzu söylüyoruz. Bizler de yaşadıklarımızdan dersler çıkararak, barış içinde sorunlarımızı konuşalım diyoruz. Türk halkının, Kürtlerin talepleri ve yaşadığı acılar karşısında duyarlı olmasını, empati yapmasını istiyoruz. Devletin 90 yıldır sürdürmüş olduğu tekçi siyasete sessiz kalınarak, bazen de destekleyerek, aslında Türk halkının kendi özgürlüğünü de yok ettiğini, geleceğini de çaldırdığını söylüyoruz. Şiddete yönelmeden ve ön şartlar ileri sürmeden konuşmaya başlamak, bütün tarafların edinmesi gereken yeni siyasal kültür olmalıdır diyoruz.

"ÇÖZÜM ANLAMINDA DİYALOGDAN MEMNUNUZ AMA SOMUT BİR ADIM YOK"

Bildiğiniz gibi iki yıldır bir çözüm sürecinden söz edilmektedir. Biz buna "diyalog sürec" diyoruz. Bir kaç münferit ve provokatif eylemi bir tarafa bırakırsak, iki yıldır kan dökülmüyor. İnsanlarımız ölmüyor. Şiddete yönelmeden siyasetin kanalları geliştiriliyor. Sorun tartışılabiliyor. Diyalog yolları güçlendiriliyor. Bizim için bu iki yıllık çözüm sürecinin en büyük kazanımları bunlardır. Ve bu yönüyle sürecin devamından yanayız. Ama eğer madalyonun diğer yüzüne bakacak olursak, aslında ''çözüm'' anlamında ne somut bir programın, ne de bu yönde görünür anlamda olumlu bir adımın atıldığını söyleyebiliriz. 

"ÇÖZÜM 'PKK'NIN SİLAHSIZLANDIRILMASI' EKSENİNDE KİLİTLENİYOR"

Şu ana kadar çözülmesinden söz edilen şeyin ne olduğu tanımlanmamıştır. Sorunun ne Kürt sorunu, ne de Kürdistan sorunu boyutu için herhangi bir program belirlenmemiştir.Özellikle devletin yaklaşım ve önermelerinin daha çok PKK'nin silahsızlandırılması ekseninde kilitlendiği ve soruna da sadece bu boyutuyla yaklaştığı kanaati bizlerde güçlenmektedir. Devlet sorunu böyle algılıyor ve sadece bu yönüyle bir çözümden söz ediyorsa, ciddi bir yanlışlık içindedir. Ve deyim yerindeyse, "yazık" olacaktır.

"TEK MİLLET, TEK VATAN, TEK DEVLET, TEK BAYRAK ANLAYIŞI BİR TARAFA BIRAKILMALIDIR"

Sorunun ''tek millet, tek vatan, tek devlet, tek bayrak'' anlayışı bir tarafa bırakılarak tanımlanması ve bu yeni paradigmaya göre kısa, orta ve uzun vadeli bir programın oluşturulması gerekir. Ancak bu şekilde gerçek bir çözüm sürecinden söz edilebilir. Kürtlerin en temel ulusal, demokratik, kültürel ve insani haklarının hiç bir şarta endekslenmeden bir an önce tanınması ve bunların yasal, anayasal güvencelere kavuşturulması gerekir; devletin atması gereken ilk adım bu olmalıdır diyoruz. Devletin Kürtlerle empati kurarak, bu adımları atması, Kürt ve Kürdistan sorununun çözümünde anahtar rolü oynayacaktır. Sorun sadece devlet ve PKK'nın sorunu değildir.Devlet ve Kürdistan halkının sorunudur.Bu nedenle de Kürdistan'ın tüm etnik, dinsel, mezhepsel, sosyal kesimlerini, ulusal-siyasal güçleri temsil eden bir ulusal mutabakat kurumunun oluşturulması ve devlete bu kurumun muhatap olması gerektiğini söylüyoruz. Ayrıca, tanığı olduğumuz bu türden örneklere baktığımızda, sürecin daha verimli, güvenceli ve çözümleyici bir şekilde sürdürülmesi için, olmazsa olmaz unsurlardan biri de, görüşmelere katılan üçüncü bir uluslararası tarafın olmasıdır. Şu anda devam ettiği söylenen görüşmeler ,ne içerik ne de biçim olarak bir 'barış ve çözüm' süreci izlenimi vermiyor. Bizim önerimiz, daha büyük acılar yaşanmadan gerçek anlamda bir barış sürecini başlatmaktır. Bu barış sürecinin bir adı, tarafları ve uluslararası garantörleri olmalıdır. Bu olmadan sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün görünmüyor.

PKK VE SİLAH BIRAKMAMASI...

Peki PKK'nin şiddetten vazgeçmemesini ve silahı bırakmamasını nasıl açıklıyorsunuz? Bu konuda size düşen bir görev var mı?

PKK-Devlet arasındaki ''çözüm süreci'' olarak tanımlanan görüşmeler 2 yılı buldu. Bu 2 yıl boyunca bir kaç istisna hariç, her iki tarafın da şiddete yönelmediğini görmek lazım. PKK neden silaha sarıldı , neleri hedeflemişti.? PKK'yi silaha yönelten amaçlarından hangileri gerçekleşmiştir? Bugün PKK silah bırakmak için somut olarak ne talep etmektedir? Bunu PKK'ye sormak daha doğru ve yerinde olur. Niçin silaha sarıldığını PKK daha iyi biliyor. Silahı bırakıp bırakmayacağına da kendisi karar verir. Biz şiddet dışı meşru, demokratik, kitlesel yol, yöntem ve araçlarla siyaseti yürütmeyi tercih ediyoruz. Buna göre de bir çalışma yürütüyoruz. Kürt ve Kürdistan sorununun bir tarafı olarak da elbette ki bütün süreçlerde yer alarak daha doğru çözümlerin geliştirilmesini sağlamak istiyoruz. Türkiye ve Kuzey Kürdistan ekseninde, gelinen aşamada, siyasal hak ve özgürlüklerin şiddet dışı araç ve yöntemlerle sürdürülmesi konusunda bir an önce gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Bu konuda henüz güvenilir, yasal bir ortamın olmadığı açık.

"DEVLET HALA KÜRT VE KÜRDİSTAN GERÇEKLİĞİNİ KABULLENEMEYEN BİR YAKLAŞIM İÇİNDEDİR"

Devlet, kimi fiili olumluluklar dışında, kurulduğu günkü gibi hala Kürt ve Kürdistan gerçekliğini kabullenemeyen bir yaklaşım içindedir. Şiddeti reddeden bir parti olarak kuruluş evresinde maruz kaldığımız uygulama gözler önündedir. Ve bildiğiniz gibi şiddet tek taraflı da değerlendirilmemelidir. Devletin de şiddet dışı bir duruş içinde olması gerekir. Şiddet dışı düşünce ve örgütlenmenin önündeki tüm engelleri kaldırması gerekmektedir. Ayrıca, Şengal ve Kobani örneklerinde de görüldü ki, eğer Kürtlerin silahlı gücü ve direnişi olmasaydı, IŞİD bir soykırım gerçekleştirecekti.

"KÜRTLER BU DURUMDA SİLAH BIRAKAMAZ"

Kimse Kobani'de ya da Şengal'de Kürtlere ''neden silaha sarılıyorsunuz, şiddetten vazgeçin'' diyebilir mi? Silaha sarılmak bazen meşru bir savunma mekanizması olarak da gündeme gelebiliyor. 5- Kürt meselesinin çözüm biçimi için Kuzey Irak deneyimine işaret ederek bundan ilham alabiliriz diyorsunuz? Bunu biraz daha açar mısınız? PAK, öncelikle Kürtlerin millet olarak varlığını ve Kürdistan'ın ülkesel gerçekliğini tanımlayarak siyaset yapmaktadır. ''Türk milleti'' kavramının Kürtleri ifade etmediğini, Türkiye'nin "tek vatan, ortak vatan" olmadığını, Kürdistan ile Türkiye'nin farklı ülkeler olduğunu söylüyoruz. Bu anlamda "ayrılıkçılık" ve "bölücülük" kavramlarının, varlığımız reddeden, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik ''tekçi'' bir ''mahalle baskısı'' olduğunu söylüyoruz. Kimsenin ülkesini bölmeye çalışmıyoruz. Zorla irademize el konulduğu için, ''Biz hiç birleşmedik ki, ayrılıkçı olalım'' diyoruz. Zorla özgürlüğüne el konulan bir milletin ve ülkenin çocukları olarak, kendimiz olmak istiyoruz. Devletin Kürdistan halkının varlığını red, inkar ve asimile ederek, yok etmeye çalışarak 90 yıldır sürdürdüğü ''tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak'' siyasetinden vazgeçmesini isteyen ve hedefleyen bir çıkış noktasına sahibiz. Bir millet ve ülke olarak kendi kaderimizi tayin etmek, kendi kendimizi özgürce yöneteceğimiz bir statüye sahip olmak istiyoruz. Eşit iki ortak olarak bir birliğe de hazırız diyoruz. Güney Kürdistan'daki federe devlet tecrübesinden yararlanabiliriz demekle bunu kastediyoruz. Devlet ısrarla bizim ülkemizi, milletimizi ve eşit ortaklığımızı reddederse, böylesi bir ilişkiyi kabul etmeyeceğimizi, konfederal ve ayrı devlet kurma hakkımızı kullanabileceğimizi söylüyoruz.

"DÖRT PARÇADAKİ KÜRTLERİN DAYANIŞMASI İHTİYAÇTIR"

Kürtler arası birlik çok geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Kürtler hem millet olarak bölünmüş, hem de ülkeleri bölünmüş durumda. Ayrıca her parçada da Kürtlerin iç birliği ayrı bir sorun olarak orta yerde durmaktadır. Kuzey Kürdistan'a baktığımızda, son 30 yıllık savaş ortamı ve diğer Kürt siyasal oluşumlarının önemli oranda güç yitirmeleri nedeniyle, nerdeyse tek partili bir realite söz konusu. Birlik de bazen güçler dengesi ile ilgili bir sorun alabiliyor. Biz Kürtlerin ve Kürdistan'ın özgürlüğünü esas alan bir parti olarak elbette ki, birlik yönünde çalışmalarımızı yürüteceğiz. Farklı düşünen, farklı siyasal eksenlere sahip Kürt partilerinin birliği tüm siyasal Kürt oluşumlarının görevidir. Biz PAK olarak ayrıca ayrı bir misyonla daha hareket ediyoruz. Kuzey Kürdistan'da siyasal ve düşünsel anlayış ve tarzları birbirine yakın en geniş Kürdistani potansiyelin örgütsel birliği de bizim için çok önemlidir. Bu yöndeki çalışmalarımızı da sürdüreceğiz. Ayrıca dört parçadaki Kürtlerin dayanışması, ortak bir program etrafında birliği de ayrı bir ihtiyaç olarak söz konusudur. Ama henüz bu anlamda bir olgunlaşma görünmemektedir. PAK, farklı program, örgüt ve mücadele tarzlarına sahip Kürt ulusal -siyasal hareketlerinin birbirlerini kabullenerek, ortak siyasal hedefler temelinde ittifaklar gerçekleştirmelerinden yanadır.

"ORTADOĞU'DA HARİTALAR YENİDEN ÇİZİLECEK"

Ortadoğu'da haritaların yeniden çizileceği çok net. Global gelişmeler bölgesel statükoyu kendi geleceği bakımından engel görüyor ve yeniden belirlenmesini gerektiriyor. Ne ilginçtir ki şu ana kadar Kürtlerin aleyhine ve bölgesel egemenlerin lehine işleyen statüko, Kürtlerin lehine parçalanıyor ve yine ne ilginçtir ki tarihte ilk kez, dünya egemenleriyle Kürtler'in çıkarları aynı yönde seyrediyor. Öyle görünüyor ki seksen yılı aşkın bir süredir iki kutuplu dünyanın cenderesinde ezilen Kürtler, artık ''makus talihlerini'' yenerek özgürlüğü ifade eden yeni bir trende girmiş bulunmaktadırlar. Sykes-Picot'ların, 1975 Cezayir Anlaşma'larının yapıldığı bir dünyada değiliz. Güney Kürdistan'daki Federe Devlet, Kürtler için yeni bir çağın başlangıcıdır. Saddam Rejimi'nin Enfal ve Halepçe soykırımları, Güney Kürdistan'da federe devletin başlangıcı oldu. Şengal ve Kobanî'deki IŞİD saldırıları da bağımsız Kürdistan'ın ve Kürtlerin birliğinin başlangıcı olacaktır. Kürdistan'ın bütün parçaları için özgürlüğün, yeni bir statü kazanmanın, kendi kaderini tayinin yolu açılmıştır. Dünyaya yön veren devletler de, her biri kendi çıkarlarını esas almakla birlikte, değişik düzeylerde de olsa, bu süreci desteklemektedir. Yaşadığımız çağ, Kürtlerin daha iyi bir geleceğe çıkacağının işaretleriyle doludur. Bu yüzyıl Kürtlerin yüzyılı olacaktır.

"IŞİD BİR PROJEDİR"

IŞİD çok etmenli, çok bileşimli, Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmekte kullanılan projelerden biridir. IŞİD'i besleyen Sunnî İslam eksenli paradigma ise de, bölgesel ve uluslararası bir çok gücün değişik şekil ve boyutlarda etkilediği , hatta yönlendirdiği bir örgüt söz konusudur. Benzer bir çok örgüt gibi, taşeron boyutu da ana karakterlerinden biridir. Herkes kendi çıkarları doğrultusunda bu taşeronu kullanmaya çalıştı, çalışıyor; taşeron da daha da büyüyüp bir aktör olmak istiyor. Bir dereceye kadar da bu gerçekleşti. Ama, IŞİD deyim yerindeyse, kimileri açısından haddini aştı. Şimdi "haddi bildirilmeye" çalışılıyor. IŞİD'e karşı uluslararası müdahale, hem IŞİD'e, hem ''sınırları fazla zorlayanlara", hem de ''sınırları fazla muhafaza edenlere" bir balans ayarı vermeyi amaçlayan çok parametreli bir denklemdir.

"IŞİD BERTARAF EDİLİRSE BUNDAN EN ÇOK KÜRTLER YARARLANACAK"

Buradan yeni bir Ortadoğu haritası çıkacak. Oluşacak bu haritanın Kürtler lehine olması oldukça normaldir. Çünkü bu süreçten en büyük zararı gören Kürt halkı oldu ve doğal olarak eğer IŞİD bertaraf edilirse en çok yararlananlardan biri de Kürtler olacak. Diyebiliriz ki artık Kürtlerle barışık olmak, kar-zararın ötesinde, Ortadoğu gibi bir coğrafyada realist olmaktır. Bu süreçte bölge devletlerinin de bu yeni realite ve denkleme göre konumlanmaları kendi yararlarına olacaktır.

"PAK'I DİĞER KÜRT PARTİLERİNDEN AYIRAN NE?"

PAK olarak kendimizi birileriyle karşılaştırmanın, birileriyle tanımlamanın doğru bir yaklaşım olduğu inancında değiliz. Yukarıda Kürt ve Kürdistan sorununun çözümü için düşüncelerimizi ve hangi yol ve yöntemleri kullanacağımızı açık bir şekilde dile getirdim. PAK'ın soruna bakış açısı onun kimliğinin esasını oluşturmaktadır. Deyim yerindeyse PAK, geleneksel, iki kutuplu bir dünyanın egemenliği altında oluşmuş siyasal örgütlenme ve mücadele mantalitesiyle değil, bütün bunları yaşayarak aşmış ve günümüz dünyasının verilerinden hareketle kendisini kuruyor. Bu esaslı bir farktır. PAK, ulusal demokratik talepler ekseninde politika yapmakla, Kürdistan'da yaşayan halklar için özgürlük ve demokrasi öneren bir partidir. Çok sesliliği ve çok renkliliği esas alıyor; herkese kendi eğerleriyle ,olduğu gibi özgürce yaşama ortamı sağlamanın iddiasını taşıyor. Kısacası PAK, özgürlükçü, demokrat bir Kürdistani partidir. Her şeyi kendisiyle başlatmayan PAK, kendisini de varılmış en son nokta olarak görmüyor; sahip çıktığı davayı, davaya sahip çıktığını iddia eden her kurum ve kuruluşla birlikte yürütmek gerektiğini söylüyor. Kuzey Kürdistan'da federe, konfederal ve bağımsız devlet seçeneklerini savunanların tümünün tek parti çatısı altında ''devlet isteyen'' ortak paydada yer alabileceğini söylüyor. Bu yaklaşıma sahip en geniş potansiyelin bir araya gelmesi gerektiğini söylüyoruz. Bunu da kendi içimizdeki demokratik çoğulculuğun bir göstergesi olarak görüyoruz. Elbette ki tek başına bu yetmez. PAK, Kürdistan sorununa bakış ve çözüm perspektifleri ile siyasal ve düşünsel ana çizgileri birbirine yakın en geniş Kürdistani potansiyelin, dağınık grup ve örgütlenmeler şeklindeki duruşlarının, Kürdistan'ın mevcut realite ve ihtiyaçları itibariyle, bir lüks olduğunu söylüyor. Dağınıklığın kimseye yarar getirmeyeceğini söylüyor. Bu potansiyelin tek bir örgütsel yapı içinde bir araya gelmesi gerektiğini söylüyor. PAK'ın ana çıkış argümanlarından biri de budur ve bu yaklaşım bundan böyle de devam edecektir. PAK Kürdistan'da özgürlüğün ve kendi ulusal kimliğini savunan sessiz çoğunluğun partisidir. Bir etnisite partisi değildir. Bir din ya da mezhep partisi de değildir. Bir sınıf, kategori, grup ya da şahıs partisi de değildir. Yani PAK, herhangi bir kişi, grup, etnisite, din, mezhep, sınıf ya da kesimin partisi değildir. Bunlardan herhangi birisinin diğerleri üzerindeki egemenliği temelinde örgütlenen bir parti de değildir. PAK, özgür bireylerden oluşan bir kitle partisidir. PAK, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü hem kendisi için, hem de kendisi gibi düşünmeyenler için yaşamsal öneme sahip bir değer, bir prensip olarak görmektedir. PAK, çok sesli, çok renkli siyasetin en önemli sacayaklarından birisidir. PAK , tarihi kendisiyle başlatmadığı gibi, kendisiyle bitirmiyor da. Hataları ve sevaplarıyla, kendisini 200 yıllık Kürt özgürlük mücadelesinin tüm emek ve değerlerinin bir devamı ve bir mirasçısı olarak görmektedir. Kürt toplumu bir arayış içindedir ve PAK bu arayışın cevabı olan partidir. PAK, Kürdistan meselesinde , Kürtlerin ve Kürdistan'da yaşayan tüm halkların çıkarlarını esas alan bir taraftır.

Kaynak: http://www.hurhaber.com/kurdistan-ozgurluk-partisi-pak-genel-bakani-hur-haber-e-konustu/haber-680299

Bu haber toplam 5266 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT