1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Kulp'ta öldürülen 11 köylünün davası zaman aşımına uğradı
Kulp'ta öldürülen 11 köylünün davası zaman aşımına uğradı

Kulp'ta öldürülen 11 köylünün davası zaman aşımına uğradı

Diyarbakır'ın Kulp ilçesinde 22 Ekim 1993 tarihinde 11 köylünün öldürülmesiyle ilgili yürütülen soruşturma zaman aşımına uğradı.

A+A-

Diyarbakır'ın Kulp ilçesinde 22 Ekim 1993 tarihinde 11 köylünün öldürülmesiyle ilgili yürütülen soruşturma, dosyanın 20 yıllık zaman aşımı süresinin dolacağı zaman tamamlandı.

Terörle Mücadele Kanununun (TMK) 10. Maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince hazırlanan 19 sayfalık iddianame, 7. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Dönemin Bolu 2. Komando Tugay Komutanı emekli Tuğgeneral Yavuz Ertürk hakkında 11 kez müebbet ve 25 yıla kadar hapis cezası istendi.

İddianamede, 1993 yılında Pkk'nın sözde üst düzey sorumlularından Şemdin Sakık'ın başında olduğu örgüt mensuplarına yönelik Diyarbakır-Muş ve Bingöl üçgeninde başlatılan geniş kapsamlı operasyon için Tuğgeneral Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu 2. Komando Tugay Komutanlığı'nın Kulp ilçesinin Alaca köyünün yakınlarına gelerek, konuşlandığı belirtildi.

Söz konusu askeri birliğin, İnkara köyü muhtarı maktul Mehmet Salih Akdeniz'i kendilerine rehberlik yapması için çağırdığı kaydedilen iddianamede, maktulün, yeğeni olan diğer maktul Celal Aziz Aydoğdu ile askerlerin yanına gittiği ancak alıkonuldukları ifade edildi.

Aynı gün dosyadaki diğer maktüller Mehmet Şah Atala, Nusrettin Yerlikaya, Turan Demir, Behçet Tutuş, Bahri Şimşek, Mehmet Şerif Avar, Hasar Avar, Ümit Taş ve Abdo Yamık ile isimleri tespit edilemeyen çok sayıda köylünün de gözaltına alındığı belirtilen iddianamede, "Şüpheli Ertürk'ün başında bulunduğu askeri birlik, bu bölgede yaklaşık 2 hafta kalarak bölgede operasyonlar yapmış, bu süre zarfında alıkoydukları köylülerden bir kısmı serbest bırakılmış, 11 köylü ise askeri birliğin bölgeden ayrılacağı gün şüphelinin talimatıyla önce helikoptere bindirilerek yakınlarının Diyarbakır'a götürüleceklerine inandırılmasından sonra öldürülüp oraya gömülmüştür" denildi.

Ölenlerin yakınları Tbmm İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'na anlattı

İddianamede, olayda ölen köylülerin yakınlarının olayı araştıran Tbmm İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna anlattıkları beyanlara da yer verildi.

Maktul Mehmet Salih Akdeniz'in ağabeyi Mehmet Emin Akdeniz, ifadesinde, kardeşi ve yeğeni Celal Aziz Aydoğudu'nun Diyarbakır'daki Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne getireleceğini düşündüklerini anlatarak, şunları söylediği kaydedildi:

"Üç defa DGM'ye kaybolmayla ilgili dilekçe verdik. O dönemin DGM savcısı bana 'Bunu artık arama' diye yazılı cevap verdi. Söz konusu yazı halen bendedir. Yazıyı komisyona teslim edeceğim. OHAL Valisi ile görüştüm, bana yardımcı olmadılar. İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Kahraman ile görüştüm, kendisine dilekçe verdim, kardeşimi ölü olarak aradığımı söyledim. Aynı zamanda dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe ile de görüştüm ve kendisine dilekçe verdim. Sonuç alamayınca olayı Aihm'e taşıdım. 9 sene süren yargılama sonucunda davayı kazandık. 11 kişi için 1 trilyon lira verildi. Davanın avukatı da şimdiki Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir idi."

İddianameye göre, maktul Akdeniz'in oğlu Mizbah Akdeniz de Tbmm İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna aynı dönemde Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın da Lice'de vurulduğunu anlatarak, "O gün operasyon görüntüleri yayınlandı. 11 teröristin öldürüldüğü haberi verildi. Babamı şapkasından tanıdım. Çünkü o şapkayı Elazığ'dan ben almıştım. Şapka mavi renkliydi. Konuyu savcıya söyledim. Savcı 3 defa Trt'den o bantı istedi. Ancak benim babamı gördüğüm bandı göndermediler, gelen görüntüler arasında benim gördüğüm görüntü yoktu" dedi.

Sakık:  Olaylar ne devletin yaptığı ne de habersiz olduğu bir şeydir
Pkk'nın sözde üst düzey sorumlularından hükümlü Şemdin Sakık, olayla ilgili TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna verdiği beyanda, söz konusu olayı Pkk'nın yaptığını anlatarak, "Maktul Akdeniz'in yakınlarının 'Sakık, Mehmet Salih Akdeniz'den silah istedi' yönündeki ifadeler doğru değildir. Benim emrimde 300 silahlı vardı. Ben 300 bin mark verdim, üzerine yattılar. Pkk'nın yapmış olduğu 11 kişinin öldürülmesi olayında öldürülen kişilerin ailelerine haber verilerek, cesetleri almaları istendi. Aileler cesetleri almadı. Öldürülenler de elbiseleriyle gömüldü. 1993'ün sohbaharında '11 kişi ele geçirildi' denildi. O günün televizyonlardaki haber görüntüleri incelenirse gerçek ortaya çıkar" ifadelerini kullandı.

Sakık, ayrıca, o dönem yürütülen operasyonun çok büyük olduğunu ve hedefin kendileri olduğunu belirterek, ifadesinde şunları söyledi:

"Askerler köyleri yaka yaka yollarına devam ettiler. Her taraftan alevler yükseliyordu. Operasyon Diyarbakır, Muş ve Bingöl'de başlatıldı. Askerler Şenyayla'da birleşti. Andin ve Kozan dağı askerlerin elindeydi. Amaç bizlerdik. Geldiklerinde biz Şenyayla'daydık. Bir komutan televizyona çıkıp, 'Şemdin'i kıl payı kaçırdık' diye beyanatta bulundu. Halbuki kıl payı kaçırma diye bir durum söz konusu değildir. Operasyon devam etseydi bizi zorlardı. Genelkurmay'dan bir emir geldi ve operasyon ani bir şekilde tamamlanmadan durduruldu. Bizim hayvanlara da el koydular ve bizim köyü de yakıp yıktılar. Olaylar ne devletin yaptığı ne de habersiz olduğu bir şeydir."

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın öldürülmesiyle ilgili olarak da Sakık, "Bahtiyar Aydın o zamanlarda vuruldu. Arkadaşları arayıp kendilerinin vurup vurmadığını sordum. 'Biz yapmadık' dediler. Biz askeriyenin telsizini dinliyorduk, onlar da bizim telsizleri dinliyordu. Ben telsizle askerlere 'Bahtiyar Aydın'ı bizim vurmadığımızı söyledim. Askerin biri küfür etti ve telsizi kapattı" dedi.

Kemikleri bulundu
İddianamede, 5 Kasım 2004 günü Kulp'un Alaca köyü Kepir mezrası yakınlarında bulunan kemiklerin Adli Tıp Kurumunca yapılan incelemesi sonrasında hazırlanan raporda, kemik numunelerinin yüzde 99,99 ihtimalle Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Abdo Yamık ve Bahri Şimşek'e ait olduklarının tespit edildiği belirtildi.

Sanık Ertürk: Yakaladığımız şahıs olursa jandarma komutanlığına teslim ederdik
İddianamede, sanık Yavuz Ertürk'ün savunmasına da yer verildi. İddianameye göre, Ertürk, ifadesinde, 2. Komando Tugay Komutanı olarak Mart-Nisan aylarında emirle güneydoğuya gidip, Kasım-Aralık aylarında Bolu'ya döndüklerini anlatarak, şöyle dedi:

"Birliğimiz, OHAL Valiliği emrinde Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığının komutası altında görev yapmaktaydı. Tugayda, ortalama 450 subay ve astsubay, 4-5 bin er ve erbaş bulunuyordu. Güvenlik komutanlıklarının baş edemediği terör eylemlerine Jandarma Asayiş Komutanlığının emri ile operasyon yaptık. Operasyonları telsiz ile yönetip, bazen birlikleri denetleyip moral verdikten sonra dönüyordum. Birliklerin başında fiilen tabur ve bölük komutanları bulunurdu. Görevin bitmesinden sonra rapor düzenleyip, operasyonun sona erdiğini bildirip, bölgeden ayrılırdık. Alaca köyüne kesinlikte gidilmedi. Bu konuda Aihm'e de ifade verdim. O tarihte tugayın komutasındaki UH1 helikopteri en fazla 6 personeli alabiliyordu, 11 kişinin helikoptere bindirilmesi mümkün değildir. Biz Kara Kuvvetleri Komutanlığı birlikleriydik. O köye hiç gitmedik. Kolluk kuvvetleri gibi tutuklama, gözaltına alma gibi durumumuz söz konusu değildi, yakaladığımız şahıs olursa jandarma komutanlığına teslim ederdik."

İddianamede, soruşturma kapsamında Kara Kuvvetleri Komutanlığından 2009 yılında gönderilen yazıda, iç güvenlik harekat bölgesinde icra edilen operasyonlara ait bilgilerin anılan tarihte kayıt altına alınmaması nedeniyle 1994 yılında Diyarbakır bölgesine hangi birliğin operasyon yapmak üzere görevlendirildiğine ilişkin operasyon kaydına ulaşılmadığının belirtildiği, 1994 yılında 2. Komando Tugay Komutanlığı'nda görev yapan muvazzaf ve emekli subay listesinin gönderildiği kaydedildi.

İddianamede, sanık Ertürk'ün katıldığı ileri sürülen 1994 yılında Lice, Kulp, Hani ve Bingöl'ün Genç ilçesinde bazı şahısların gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamasına yönelik soruşturmaların da devam ettiği bildirildi.

AİHM kararı
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince hazırlanan iddianamede, olayda yaşamını yitirenlerin yakınlarının başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince görülen dava sonrasında verilen karar da yer aldı.

AİHM'in 2001 yılında verdiği kararda, şöyle denildi: "Söz konusu 11 kişinin güvenlik güçlerince gözaltına alınmaları müteakiben öldüğü ve ölümcül bir güç kullanımını haklı ve makul gösterecek herhangi bir gerekçeye dayanılmadığı için devletin bu eylemlerden sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak başvuranlar maddi ve manevi zarara uğramış, bu sebeple toplam olarak 381 bin 340 İngiliz sterlinin ödenmesi karara bağlanmıştır."

TBMM raporu
İddianamede, olayla ilgili Kulp'un Alaca köyü Kepir bölgesinde bulunan toplu mezara ilişkin Tbmm tarafından hazırlanan raporun sonuç kısmına da yer verildi. İddianameye göre, raporda, gözaltına alındıktan sonra kaybolan 11 kişinin Şenyayla'dan köylerine dönen kişiler oldukları ve bu kişilerin çökelek, yağ ve peynir yapmak üzere yaylaya çıktıklarının, terör örgütü Pkk ile resmi ve özel anlamda herhangi bir ilgilerinin olduğunun tespit edilemediği belirtildi.

Söz konusu kişilerin çoğunluğunun yaşlı, evli ve çok çocuk sahibi olmaları dikkate alındığında örgütsel irtibatlarının söz konusu olmadığı kaydedilen raporda, şu ifadelere yer verildi:

"Delillerin toplanması sırasında Kulp Cumhuriyet Savcılığının yeterli özeni göstermediği, olaydan haberdar olduktan sonra olay mahalline gitmediği, olay mahallinde maktullere ait kemik ve diğer eşyaların köylüler tarafından toplanarak getirilmesini istediği, köylülerce bu delillerin çuvallara konularak getirilmesinden sonra ulusal basın eşliğinde olay mahalline gidildiği anlaşılmıştır. Pkk terör örgütünün itirafçı sanıklarından Arif Sakık'ın savcılığa yaptığı yazılı beyanda bahsettiği hususlar ile heyetin araştırma konusu hem zaman hem de mekan olarak farklıdır. Sakık'ın bahsettiği Simetak köyündeki olay örgüt arasındaki bir iç hesaplaşmadan kaynaklanmış, araştırma konusu ise Alaca köyü Kepir bölgesinde meydana gelmiştir. Şemdin Sakık'ın beyanları da bu yöndedir. Yapılan incelemelerde olayın Bolu'dan gelen Tuğgeneral Yavuz Ertürk komutasındaki birliğin operasyonu sırasında gerçekleştiği anlaşılmıştır. Her ne kadar mağdur yakınlarına çektikleri acılar karşılığında Aihm tarafından tazminat ödenmesine karar verilmişse de gerek dosyalara yansıyan bilgiler ve gerekse heyetimizin incelemesi sırasında kaybolan kişilerin yakınlarının hala çekmekte oldukları acılar sebebiyle cezai yönden takibat açılması, bu tür faili meçhullerin bir daha cereyan etmemesi bakımından büyük önem taşıdığına kanaat getirilmiştir. Komisyonumuz, Bolu Komando Tugay'nın Şemdin Sakık'a karşı düzenlemiş olduğu operasyon sırasında kimi kişilerin gözaltına alındığına ve daha sonra kaybolduklarına kanaat getirilmiştir."

Asli görevlerinden ayrılmışlar
İddianamenin "Örgütün yapısı" başlıklı bölümünde ise Tuğgeneral Yavuz Ertürk'ün idaresi altında, kimlik bilgileri tespit edilemeyen "Yarbay Ramazan" kod ismini kullanan subay ile diğer görevlilerden oluşan bir grup oluşturulduğu, bu grubun asli görevinden ayrılarak terör örgütü Pkk'ya yardım ettiğini değerlendirdikleri şahısları ya da özel sebeplerden dolayı gözaltına aldıkları kişileri sorgulayarak bir kısmını öldürdükleri, bu şekilde suç işlemek amacıyla kurulmuş bir teşekkül haline dönüştürüldüğü belirtildi.

Bu teşekkül mensuplarının şüpheli Yavuz Ertürk'ün talimatı ile "kasten öldürme" dahil olmak birçok suç işledikleri bildirilen iddianamede, "Bu teşekkülün terörle mücadele edilmesi amacıyla devlet tarafından kendilerine sağlanan her türlü imkanı kullandığı mevcut delillerden anlaşılmıştır. Maktullerin çoğunun Pkk terör örgütü ile ilişkileri tespit edilememiştir. Nitekim Aihm'de görülen davada, hükümet, öldürülenlerin devlet yanlısı olmaları nedeniyle Pkk terör örgütü tarafından kaçırılıp öldürülmüş olabileceklerini savunmuştur" denildi.

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin "Susurluk Davası" ilgili kararındaki, "devlet imkanlarını suç işlemek amacıyla kullanan görevlilerin teşkil ettikleri bir teşekkül" ifadesine atıfta bulunulan iddianamede, "Bu tespit gerek yapılanma gerekse kullanılan yöntemler açısından şüphelilerin oluşturduğu teşekkül açısından büyük benzerlikler göstermektedir" görüşüne yer verildi.

Yargısız infazlar, dağa gidenlerin sayısının artmasına neden olmuştur
İddianamede, eylemin "halkı silahlı isyana teşvik" suçunu da oluşturduğu belirtilerek, şöyle denildi:

"Yargısız infazların artması, bölge insanının devletten soğumalarına ve dağa gidenlerin sıyısının artmasına neden olmuştur. Özellikle şüphelinin başında bulunduğu birlikteki bazı görevliler tarafından sivil kişilerin öldürülmeleri, köylerinin yakılması, hayvanlarına el konulması ya da hayvanlarının telef edilmesi örgüt tarafından suistimal edilerek, halk silahlı isyana teşvik edilmiştir. Bölge halkından çok sayıda kişi Pkk terör örgütüne katılması sağlandığından şüphelilerin eylemleri ayrıca halkı silahlı isyana teşvik suçunu da oluşturmuştur."

11 kez mübbet ile 25 yıla kadar hapis istemi
İddianamede, ayrıca "Sanık Ertürk'ün komutasındaki birlik içinde yer alan ve kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı bir şekilde şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri, bu gibi eylemler sonucunda halkın devlete karşı düşmanlık beslemelerine ve örgüt yanlısı olmalarına sebep olduğu" kaydedildi.

Sanık Yavuz Ertürk hakkında TCK'nın "Kasten adam öldürme" suçundan 11 kez mübbet ile "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" ve "Halkı silahlı isyana teşvik" suçlarından da 25 yıla kadar hapsi istendi.

Sanık Ertürk'ün yargılanmasına önümüzdeki günlerde 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nce başlanacak.

HABERE YORUM KAT