1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Korkudan taziye evi bile yapılmadı
Korkudan taziye evi bile yapılmadı

Korkudan taziye evi bile yapılmadı

Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi önünde 5 kişinin katledildiği olayın ardından iki ailenin memleketlerinde üzüntü ve öfke var. Cenazelerden sonra, taziye evi de yapılmamış. Geride kalanların izleri belli olmasın diye 'yas kurulmamış'.

A+A-

Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi önünde 3'ü çocuk 2'si kadın, 5 kişinin katledildiği olayın yankıları sürerken, kan davalı iki ailenin memleketlerinde hem yaşananlara hem de devlete öfke var. Öldürülen aile fertlerinin cezaevi görüşüne giderken Diyarbakır Valiliği'ne sürekli haber verdiği ancak son gidişlerinde bilgi vermeksizin ziyarete gittikleri iddia edilirken, Mardin'in Savur ilçesine bağlı İşgören köyünde ise aksi yönde iddialar ortaya atıldı. Türkiye'yi yasa boğan cinayetler hakkında yorum yapmaktan kaçınan köylüler, “Neticede düşmandılar, bize bir şey düşmez. Ama töremizde kadın ve çocuğa dokunulmaz” dedi.

Diyarbakır'ın Bağlar semtindeyiz. BDP Bağlar İlçe Binası'na bitişik apartman, geçtiğimiz hafta Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi önünde başlarından vurularak öldürülen Ayşe Süer (38), Emine İpek (27), Süleyman Süer (4) ile Nizamettin (7) ve Narin İpek'in (10) yaşadığı eski ev. Mahallenin çocukları, gazeteci olduğumuzu anlayınca etrafımızı sarıyor: “Abla, bu sene başında burayı yaktılar. Ev yakılınca, sağ çıkanlar taşındı buradan.”

Hepsi arkadaşımızdı
Çocukların parmaklarıyla işaret ettikleri apartmanın 6. katında ön cephede bulunan daire, ocak ayında 5 yaşındaki Ferzande ile 3 yaşındaki Nurhak'ın yanarak öldüğü yer. İpek ve Süer ailelerinden 13 kişinin yaşadığı ev, kan davalı oldukları Erkan ailesi tarafından kundaklanmış. Daire, o günden bu yana boş. Yangının izleri, pencere kenarlarında kara lekeler halinde kendini belli ediyor. Çocukların anlatımına göre, 29 Ocak gecesi 2 çocuğa mezar olan ev, kapının altından benzin dökülerek ateşe verilmiş: “O gece bütün mahalle seslere uyandık. Ölenler hep arkadaşımızdı. Yandılar burada.”

Kendi halinde bir aile
Cemil Özdemir, ailelerin mahalleden komşusu. “Kendi hallerinde bir aileydi, kimseye zararları yoktu. Çoluk çocuk burada yaşayıp gidiyorlardı” diyor Cemil Özdemir. Ardından da, olayın üstünün kapatıldığını, gerekli soruşturmanın yürütülmediğini ekliyor. Mahallelinin iddiasına göre, kundaklama olayından sağ kurtulanlar, Diyarbakır Valiliği tarafından koruma altına alınmış. Mucize eseri hayatta kalan aile fertlerinin, valilik tarafından adresinin gizli tutulduğu, “korunaklı bir siteye” yerleştirildiği söyleniyor. Mahallede, kundaklamadan sonra ailenin nerede yaşamaya başladığını bilen yok.
Kan davasından haberdar olan Bağlar semti sakinleri, en çok kadın ve çocukların hedef alınmasının şaşkınlığı içinde. Cenazelerden sonra, taziye evi olmamış. Yani geride kalanların izlerini kaybettirmeleri sebebiyle “yas kurulmamış”.

Bir mahalleli, koruma altına alınan ailenin, Mardin'e cezaevi görüşüne gitmeden önce her zaman valiliğe bilgi verdiklerini anlatıyor. Görüş gününe giderken haber veren aile fertlerinin Mardin'e geldiği bilgisi, Diyarbakır Valiliği tarafından cezaevi civarındaki karakollara haber veriliyormuş. Ancak son gidişlerinde, ailenin bilgi vermediği, bu nedenle de ölüme davetiye çıkardığı iddia ediliyor.

Töre böyle değil
Diyarbakır'dan sonra, Mardin'in Savur ilçesine bağlı İşgören köyü için yola koyuluyoruz. Kan davalı olan iki aile de bu köyden. İşgören köyü, Mardin merkeze yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta. Yol, yok denecek kadar bozuk. Nihayet vardığımızda, öncelikle köyün muhtarını soruyoruz. Muhtarın evde olmadığını öğrenince, isimlerinin yazılmasını istemediklerini belirten köylülerle sohbet etmeye başlıyoruz. Aileler, sözlerini seçerken özellikle dikkatli davranıyor: “Neticede düşmandırlar. Keşke olmasaydı ama bize bir şey düşmez, iki aile de köylümüz.”

Genç bir delikanlı, Mardin'deki cinayetlerle bir “ilk” yaşandığını, kan davasında kadın ve çocuklara kesinlikle dokunulmadığını anlatıyor: “Bu nedir, caniliktir. Ne kadın ne de çocuk vurulur. Töremiz böyle değildir. İnsanlık dışı bir olay.” İpek ve Süer aileleri, 25 sene önce ekonomik nedenlerle Diyarbakır'a göç etmiş. Bir süre sonra ise Savur'a dönerek,  köylerine 3 kilometre uzaklıktaki bir arazide tarla ekip biçmeye başlamışlar. İşte o sıra, Erkan ailesi ile aralarında husumet yaşanmış. Bu husumet sebebiyle yaşanan kavgada, Ali ve Osman Erkan yaşamını yitirmiş. Abdülkadir Süer, Celil Süer ve Mehmet İpek, olayın ardından tutuklanmış.

'Kökünüzü kurutacağız!'
İki kişinin öldüğü, 3 kişinin cezaevine gönderildiği kavga sonrası, İpek ve Süer aileleri yeniden Diyarbakır'ın yolunu tutmak zorunda kalmış. Köylüler, cinayetlerin ardından köyü terk eden aileye kundaklama olayından sonra valilik tarafından koruma verildiği yönündeki iddiaları, acı bir gülümseme ile karşılıyor: “Koruma verilmiş 'diyorlar'. Hep derler zaten, hayatımız 'denilenler' ile geçiyor. Hiç valilik, yani devlet, korusaydı, bunlar yaşanır mıydı?”

İpek ve Süer ailelerinin terk ettiği İşgören Köyü'nde akrabalarının dahi bulunmadığını öğreniyoruz. Erkan ailesinin bir bölümünün bir başka köyde yaşadığını öğreniyoruz. Ancak konuştuğumuz herkes, köye gitmemizi, ailenin kimseyle görüşmek istemediğini söylüyor. Konuştuğumuz bazı sürücüler de köye gitmek konusunda isteksiz. Herkeste, olaya taraf olmamak endişesi hakim. Kimse o köye de gitmek istemiyor.

Saldırıya uğrayan ailenin izini bulmak ise daha zor. Erkan ailesinin, “Kökünüzü kurutacağız” diye tehdit ettikten sonra kadın ve çocukları hedef aldığı söyleniyor. Aile fertlerinden kimsenin izini ne köyde ne Diyarbakır'da bulabiliyoruz. Taziye geleneği bile yerine getirilmemiş. Cenazeler apar topar defnedildikten sonra kimse ortalıkta kalmamış. Nerede olduklarını bilen de yok.

PKK çekilince...
Halk arasında, son dönemde arazi anlaşmazlıkları nedeniyle yaşanan cinayetleri barış sürecine bağlayanlar da var. Genç bir adam, kan davasından kaynaklı olayların artışında, PKK'nın çekilmesinin etkili olduğunu düşünüyor: “İnsanlar onlardan korkardı, bu korkudan böyle şeyler bir ara kesilmişti.” Diğer bir etken olarak ise BDP'nin özellikle Nevruz'dan sonra sürece odaklanarak benzer anlaşmazlıklarda üstlendiği arabuluculuk rolüne yeteri kadar zaman ayıramamasını gerekçe gösteriyor.

HABERE YORUM KAT