Kimi bekâr, kimi dul; kimi lider, kimi kul.

Kimi bekâr, kimi dul; kimi lider, kimi kul.

31 Temmuz 2008 18:56

Dedesinin ninesiyle tanıştığı günün yıldönümlerinde; dedesinin eve bir buket çiçekle geldiği kaç bakanımız, kaç müsteşarımız, kaç militerimiz, kaç valimiz, kaç siyasetçimiz var?

Dedesinin ninesiyle tanıştığı günün yıldönümlerinde; dedesinin eve bir buket çiçekle geldiği kaç bakanımız, kaç müsteşarımız, kaç militerimiz, kaç valimiz, kaç siyasetçimiz var?*     *     *Evliliklerin, bir çaresizlik beraberliğiyle formalitesi olarak gerçekleştiği toplumlarda; çocuklara da bulaşan psiko-patolojik ruhsal sakatlıklar da çınarlaşmıyor mu acaba?*     *     *“Erkek millet” olmakla övünme, “kadın”ı da bir küfür ve aşağılama salçası olarak kullanma anomalisi; özellikle erkekleri, “kimliğini” küçük mutluluk bahçeleri yaratma yerine, “kabadayılık” da kanıtlamaya yönlendiriyor belki de...Bir de buna “yoksulluk” ve “adam yerine konmama” çaresizliklerini eklerseniz...*     *     *İsmet Paşa iktidardan düştükten sonra, bir gün kendisine Meclis’teki grup odasında:- Maliye Nazırı Cavit Bey niye idam edildi, diye sormuştum.- Ben kendisini, siyasetten çekil bir çiftlik al, diye çok ikaz ettim, demişti; ikazımı dinlemedi, arkadaşlar da ona ceza yaptılar, astılar.*     *     *İstiklal Mahkemeleri’nin belgesel bir filmi yapılsa...Sonra da idam kararlarını verenlerle, idam edilmiş olanların çocukluklarına ve aile ortamlarının ayrıntılarına inilebilse...*     *     *Türkiye’nin, çalkantılı bir dönemden geçmekte olduğunu kabul etmeyen kalmadı.Bir de Osmanoğulları döneminde, Yeniçerilerin kaç yüz kez “kazan kaldırmış” olduğunun dökümüyle, “Celali İsyanları”nın süresine bakılsa...O zaman anlaşılır ki, Türkiye sadece şimdi geçmiyor çalkantılı bir dönemden; çalkantılı bir dönemden geçmediği hiç olmamış.Sadece ekranlarda, evlerin içinden görünmemiş o çalkantılı dönemler.*     *     *İstanbul’un çok sevdiğim parklarında, korularında, deniz kıyılarında bazen bir köşeye çekilmiş oturur, bazen de azıcık dolaşırken neler görmüyorum ki?Sarmaş dolaş dudak dudağa öpüşen genç çiftler; sevdalısıyla el ele yürüyen, topukları çıplak, eşarplı tazeler; çocuk arabalarında torunlarını gezdiren büyük babalarla büyük anneler; oraya buraya koşuşan, zıplayıp hoplayan küçük çocuklarıyla hava almaya çıkmış genç karı kocalar; yaşlarını reddeden şişmanca şık hanımlarla, sırım gibi olduğu görüntüsündeki bazı emekli erkekler; yanlarında ihtiyar eşleriyle, yahut genç torunlarıyla ellerinde bir baston, adım adım yürümeye çalışan, iki büklüm ihtiyarcıklar...*     *     *Ve bir yanda da Ergenekon davalarıyla, parti kapatma davaları; ABD Başkonsolosluğu önünde ölmeler öldürmelerle, Güngören’de patlayan bombalar ve sıram sıram cenaze.Sonra da bol bol nutuk, yorum, öneri...*     *     *Hayat bu ne yapacaksınız?Acaba hayat gerçekten bu mu?*     *     *İktidara geldiğinde, nasıl bir bütçe yapacağını açıklamış tek bir siyasi partinin bile bulunmadığı ve her liderin, her lideri “çapsızlık” ve “ihanet”le suçladığı bir ülkede...Acaba bebekler nasıl büyüyecek, gençler nasıl yaşayacak?Parklarda, deniz kıyılarında rastladığım eli bastonlu, beli bükük ihtiyarcıklar da bir zamanlar bebekti. Onlar acaba nasıl yaşadılar?Şayet Avustralya’da, yahut Afrika’da, yahut Kanada’da doğmuş olsalar nasıl yaşayacaklardı?*     *     *İnsanların doğduğu yerler, neden bu kadar keskin belirliyor ki yaşam rotalarıyla yaşam düzeylerini?*     *     *21. yüzyılın küreselleşme süreci; insanları, doğdukları yerlerin çarmıhına gerilmişlikten kurtarma doğrultusunda...Daha şimdiden Kenyalı bir ailenin torunu, ABD’de başkan adayı olmaya başladı bile...*     *     *100-150 yıl sonra, ha Kabil’de doğmuşsun, ha Londra’da; yaşam farkları hiç de bugünkü kadar fay hatları derinliğinde olmayacak.*     *     *Fizikçiler, Kozmos’un verilerinin, insan yaşamlarını kolaylaştırmakta kullanılmasını artırdıkça; Kozmos da, kendi riyasız, yalansız, hamasetsiz doğallığı içine alacak “yer” gezegeninde yaşayan “İNSAN” türünü.*     *     *1888 yılında ABD’deki The Forum dergisi, bir öykü istemişti Jules Verne’den.Jules Verne de “2890 Yılında” diye bir öykü yazıp gönderdi.Aykut Derman’ın Türkçeye de çevirmiş olduğu öyküde, televizyona da rastlıyorsunuz, okyanuslar altında giden ve kıtaları kıtalara bağlayan hızlı trenlere de...*     *     *İnsanoğlu, bilimsel platformda gerçekleşemeyecek hiçbir şeyi düşünemez.Eski Yunan mitolojisindeki kahramanlara bakın; örneğin denizlerde şarkılar söyleyen yarısı balık, yarısı kız “sirenler”e...*     *     *“Balık” da var, “kız” da, “deniz” de, “şarkı” da.Bunları birleştirmek sadece bir “kompozisyondur”. Balık diye bir canlı türü bulunmasa, sirenlerin de yarısı balık olamazdı.“Zenginlik” diye bir şey olmasa, yoksullar da zengin olmayı düşünemezdi.*     *     *Çalkantılar ülkesi Türkiye’mize gelince...Meslek sahipliliğinin getirisi ve itibarı; Hazine’den geçinmeli “mevki sahipliği”nin getirisini ve itibarını aştığında; aileler de damat olarak, “mevki sahipleri” yerine, “meslek sahipleri”ni yeğlemeye başladığında; “önemliler, değersiz”, “değerliler de, önemsiz” yamukluğu başlar düzelmeye...*     *     *AB üyeliği de; bir türlü “gelişmiş” olamamanın ve “yaşam kalitesi” açısından  Yunanistan’ın 65 basamak altında kalmışlık kompleksinin, en sağlıklı reçetesi...*     *     *“Erkek milleti” olmak yerine, “gelişmiş ve çağdaş olmak”; zart zurtla birbirinin gözünü sürekli oymaya kalkıp durmaktan daha çekici değil mi?

Okunma Sayısı : 381
DİĞER HABER BAŞLIKLARI

PUAN DURUMU

1.Medipol Başakşehir1394031
2.Beşiktaş1385029
Detaylı Puan Tablosu>>
Copyright ©2007 Diyarın Sesi. Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya
<-- end Facebook video code--> <--end kaynak-->
Yukarı Çık