1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. İnkar paradigma değişmiştir!
İnkar paradigma değişmiştir!

İnkar paradigma değişmiştir!

AK Parti Diyarbakır Milletvekili Ensarioğlu: ''Kürt sorunu bir unsurun inkarı meselesiydi. Diyarbakır Meydanı'nda Başbakan Erdoğan'ın ilk defa 'Kürt sorunu vardır ve benim sorunumdur, devletler yanlış yapmıştır' demesiyle bu paradigma değişmiştir'' CHP Konya Milletvekili Atilla Kart: ''Bakanlar Kurulu'nda bir tasarı çalışması var.

A+A-

AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip  Ensarioğlu, ''Kürt sorunu bir unsurun inkarı meselesiydi. Diyarbakır Meydanı'nda Başbakan Erdoğan'ın ilk defa 'Kürt sorunu vardır ve benim sorunumdur, devletler, yanlış yapmıştır' demesiyle bu paradigma değişmiştir'' dedi.

Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü'nün (DİSA) düzenlediği ''Eğitimde Anadil ve Çokdillilik'' toplantısı, Boğaziçi Üniversitesi'nde (BÜ) gerçekleştirildi. B.Ü Rektörlük konferans salonunda, Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği (GÜNSİAD) Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu'nun moderatörlüğünü yaptığı toplantıda konuşan AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, ''Kürt Sorunu''nu Türkiye'nin en önemli meselesi olarak gördüğünü ifade etti.

KÜRT SORUNUN ANLAŞILABİLMESİ

Ensarioğlu, ''Kürt Sorunu''nun çok iyi anlaşılabilmesi toplum genelinde sürekli konuşulması gerektiğini belirterek, şunları söyledi: ''Bir dil, eğer resmi ya da pazar dili değilse onu koruyabilmek de mümkün değildir. Osmanlı döneminde Kürtçe, eğitim diliydi. Bu dönemden sonra da medreseler sayesinde, Zazaca ve Kürtçe eğitim dili olarak halk arasında kullanıldı. Kürtçe'nin bugünlere kadar gelmesinde en önemli etken medrese kültürüdür. Bu medreselerde yetişen değerli şair, edebiyatçı ve din adamlarının bugünlere taşınan binlerce eseri var. Bu sayede o dil ayakta durdu.''

Ensarioğlu, ana dilin serbest bırakılmasının bir ülkeyi bölemeyeceğini savunarak, şöyle konuştu:

ANA DİLİN SERBEST BIRAKILMASI

''Kürt sorunu bir unsurun inkarı meselesiydi. Özellikle, Diyarbakır Meydanı'nda Başbakan Erdoğan'ın ilk defa ''Kürt sorunu vardır ve benim sorunumdur. Devletler yanlış yapmıştır' demesiyle bu paradigma değişmiştir. Kürt sorunu etnik bir inkardan çıkıp halklarının ne olduğu ve nasıl alınacağı meselesi oldu. O süreçten sonra kursların açılması, basın-yayın alanında bazı engellemelerin kaldırılması..Bize şimdi çok anlamsız gelse de cezaevlerinde Kürtçe konuşulmasının yasak olmaktan çıkarılmasından, bugünlere kadar geldik. Kültür Bakanlığı tarafından bazı eserlerin basılması ve en son 4 4 4 ile okullarda Kürtçe'nin seçmeli ders olarak okutulması çok önemli kazanımlardır. Bunları görmezden gelmeyi çok uygun bulmuyoruz. Ama yeter mi? Yetmez.''

YENİ BİR KANUNA İHTİYAÇ YOKTUR

Toplantıya katılan CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, ana dilde   savunma hakkını önemsediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bu noktada Bakanlar Kurulu'nda bir tasarı çalışması var. Aslında bunun uygulamaya geçmesi için yeni bir kanun düzenlemesine ihtiyaç yok. İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. ve 10. Maddesi'nin yanı sıra Lozan Anlaşması'nın maddeleri bile buna engel değil. Ama şu gerçeği de görmek gerekiyor. Türkiye'de geldiğimiz noktada yaratılan bir iklim var. Birilerinin izin verdiği kadar demokratikleşmeyi konuşabiliyoruz.''

BDP Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş ise ana dilde eğitim hakkının, cezaevlerindeki açlık grevlerinin taleplerinden birisi olduğunu belirtti.

AÇLIK GREVLERİ VE CEZAEVLERİ

Beştaş, cezaevindeki açlık grevleriyle ilgili olarak ise şunları kaydetti: ''Cezaevindeki açlık grevlerine giren mahkumları, BDP'nin yönlendirdiğini söyleyen var. Vallahi biz koymadık arkadaşlar. Bizim öyle bir gücümüz yok. Yani biz kimse adına ölüme yatın diye karar almayız. Bu birçok açıdan mümkün değil. Ama biz bu taleplerin savunucusuyuz, sahibiyiz. ana dilde eğitimi ve savunma hakkını bugün onlar açlık grevine girdi diye savunmuyoruz. Ya da tecritin kalkmasını bugün açlık grevi var diye savunmuyoruz. Programımızda ve yaptığımız anayasa teklifinde var.''

HABERE YORUM KAT