1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Ilısu Barajı ihalesi davası
Ilısu Barajı ihalesi davası

Ilısu Barajı ihalesi davası

DİYARBAKIR- Danıştay 10. Dairesi, Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali inşaatının yapımına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı'nın iptali istemini ikinci kez reddetti.

A+A-

Danıştay 10. Dairesi, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, avukat Kemal Vuraldoğan ile Hasankeyf Belediyesi, Türkiye Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odası ve Anadolu Sanat Tarihçileri Derneği'nin, Bakanlar Kurulu'nun 16 yıl önce Ilısu Barajı inşaatına ilişkin aldığı ihale kararının Hasankeyf'in SİT alanı olduğu ve 22 korunması gerekli taşınmaz kültür varlığını barındırdığı ve işlemin 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla ihalenin iptaline ilişkin istemini yeniden değerlendirdi.

Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santraline ilişkin projenin 1982 yılında tamamlandığı, dava konusu Bakanlar Kurulu kararı ile baraj inşaatının yapımına başlandığı kaydedilen kararda, Dicle Nehri üzerinde inşaa edilecek bu projenin uygulanması konusunda İsviçre şirketler grubuyla imzalanan sözleşmenin ''zımnen reddine'' ilişkin iptali istemiyle Diyarbakır İdare Mahkemesi'nde de dava açıldığı anımsatıldı.

Bilirkişi incelemesi sonucunda, "Kültür varlıklarının korunmasının ve bakımının bulunduğu yerde yapılmasının esas olmakla birlikte üstün kamu yararı gereği yapımı zorunlu olan faaliyetlerin başka yerde gerçekleştirilmesinin olanaksız olması halinde kültür varlıklarının taşınarak ya da başka yöntemlerle korunmaları yolunun seçilebileceği, barajın başka bir yerde yapımının olanaksız olduğunun tespit edildiğine" yer verilen kararda, projede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle reddedildiği kaydedildi.

Kararda, şunlara yer verildi:

"Projenin uygulanmasına ilişkin olarak ise İsviçre şirketler grubuyla imzalanan sözleşmenin ihracatçı kredi kuruluşlarıyla imzalanan anlaşmaların görev tanımında belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle iptal edilerek, yürürlükten kalktığı gerekçesiyle dava sözleşmesinin iptali istemine ilişkin kısmı bakımından ise karar verilmesine yer olmadığı yolundaki mahkeme kararının Danıştay 9. ve 14. Daireleri Müşterek Kurulu'nca 9 Temmuz 2013 günü onandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nca bekletici mesele olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilen dava sonucunda verilen kararla, Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali Projesi'nin hukuka uygun olduğuna hükmedildiği dikkate alındığında, dava sonucunda Bakanlar Kurulu Kararı'nda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle davanın reddine, kararın tebliğini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyize başvurulabileceğine oy birliğiyle karar verildi."

- 14 yıl önce dava açılmıştı

Bakanlar Kurulu, 1997 yılında Ilısu Barajı ve HES inşaatının Fulser-Hydro AG, Zürih-İsviçre idaresinde DSİ ve UBS Bankasınca yeterliliği kabul edilecek inşaat firmaları arasında kurulacak ortaklık tarafından yapılmasına karar vermişti. Yine aynı kararda, projenin elektro mekanik teçhizatıyla hidrolik aksamının imal ve montajının Fulser-Hydro Ag, ABB-Brown Boveri, Baden-İsviçre firma grubu tarafından yapılması kararlaştırılmıştı.

Bakanlar Kurulu'nun kararından sonra avukat Kemal Vuraldoğan ile Hasankeyf Belediyesi, Türkiye Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odası ve Anadolu Sanat Tarihçileri Derneği SİT alanı içinde bulunan Hasankeyf'in sular altında kalıp, kültürel değerlerin yok olacağını ileri sürerek, kararının iptali istemiyle 1999 yılında Danıştay'a başvurmuş, Danıştay 10. Dairesi ise ihalenin iptal istemini reddetmişti. Bunun üzerine davacılar, Danıştay 10. Dairesi'nin kararına itiraz ederek, bozulmasını istemiş, itirazı görüşen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Danıştay 10. Dairesi'nin kararını bozmuştu.

- "Kültürel ve turistik ilgiyi arttırmamız tek tesellim oldu"

Ankara Barosu avukatlarından Vuraldoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 14 yıl önce dava açıldığı dönemde üniversite öğrencisi olduğunu belirterek, üzerine düşen tarihsel ve mesleki sorumluluk nedeniyle dava açtığını söyledi.

Bu davadaki hukuksal umudunu 10 yıl önce kaybettiğini ifade eden Vuraldoğan, şöyle konuştu:

"Yine de sorumluluğumuzu yerine getirmek için kararı temyiz edeceğiz. Hasankeyf'in korunması meselesi kültürel, ekonomik, sosyal ve uluslararası boyutları olan bir meseledir. Yargı, böyle içiçe geçmiş sorunları çözebilecek güce ve yetkinliğe sahip değildir. Bu süreçte Hasankeyf'i daha da tanınır hale getirmemiz ve bölgeye olan kültürel ve turistik ilgiyi arttırmamız tek tesellim oldu. Maalesef, idari yargıya başvururken adil yargılanacağımızı, hukuka uygun bir karar verileceğini düşünerek başvurmuyoruz."

HABERE YORUM KAT