
"Hep Aynı Pencereden Bakmak Usandırır"
28 Aralık 2011 Çarşamba 08:57Bir manzara hep aynı pencereden seyredildiğinde, bakılan nesne, ne çok güzel olsa da bir zaman sonra gözü hem de beyni yorulur insanın.
Bu sefer önceki kadar güzel olmasa da diğer pencerelerdeki manzaralar ilgi çekmeye başlar. Bir de hoşlanmadığı halde hep aynı pencereden bakma inadı olanlar vardır. Zorunlu bakışlarda, seyir penceresi bir tane ise sıkıcı olsa da yapılacak başka ne olabilir ki.
Pencere değiştirmenin gerekliliğini sadece manzara seyretmekle, bakmakla sınırlı bir olay olarak görmemek gerek. Esas amaçlananın insanın insana veya insanın eşyaya bakış tarzını değiştirmesi olmalıdır. Şöyle ki; zamanında zarar gördüğümüz veya gönlümüzün çekmediği insanlar olabilir. Bunları yok saymak veya zamanında görülen bir haksızlık nedeniyle karşındakine aynısıyla karşılık vermek ne dinimiz ne de insan ilişkileri yönünden tasvip edilecek bir yaklaşım tarzı olmasa olmamalı.
Herkesin bizim gibi düşüneceği, bizi seveceği diye bir şey yoktur. O zaman geriye tek bir şey kalıyor, 'Başkalarının düşüncelerini benimsemesek, katılmasak da onlara saygı duymak ve hoş görmek.' Haklılık veya haksızlık kişilerin yorumlarına kalmışsa onları değiştirmenin yolu baskı ve şiddet olmak yerine hoşgörü, sevgi, saygı ve affetme duygusunu öne çıkarmak olmalıdır. Eğer güç bende, ezmeye olanak varken gereğini yapayım dersek, yarın ezilen kişinin ezen durumunda olmayacağını kim bilebilir ki.
Bugün yaşanan ortamı şöyle bir izleyecek olursak görebileceğimiz en dikkate değer şeyler insanlar üzerinden yapılan kazanımlar olarak görülür. Bu siyasette, alışverişlerde, iş ve kazanç ilişkilerinde kendini sıkça göstermektedir. Bir siyasetçi rakibini alt etmek için asla ağza alınmayacak sözler sarf edebilmekte hatta çirkin üslubunu mahremiyetlere kadar taşıyabilmektedirler.
Bu ticarette ve diğer insan ilişkilerinde de ne yazık ki bazen böyle olabilmektedir. Kul hakkı gözetme konusunda son derece zaafı olanlar bulunduğu gibi, kaba kuvvetle mazlumları ezme sevdasında olan ve bundan çıkar umanlar da bulunmaktadır. Ne yazık ki şu söz akla hiç getirilmemektedir 'Zulüm ile abat olan kahır ile berbat olur.' Evet, belki bu dünyada abat olunur ama her şeyin dünyevi hayatla sınırlı olmadığı akıldan çıkarılmamalıdır.
Hiçbir kimse helal kazanmadığı lokmayı gönül rahatlığı ile yiyemez. Öyle görünür sadece. Allah insanların günah ve sevaplarını yazmak için görevlendirdiği meleklere sevabı yazmada aceleci, günahı yazmada daha sabırlı olunmasını bu arada günahı olanın belki pişman olabileceği ihtimali düşünülmektedir.
Hiç kimse Sultan Süleyman kadar uzun ömürlü olabileceğini sanmasın. O bile sonunda dünyada neyi varsa hepsini geride bırakarak uhrevi hayata göçmüştür. Bu olguyu aklı başında herkesin bilmesine rağmen bu hırs, bu insanları ezme sevdası neden bir türlü sona ermiyor anlaşılması oldukça zor. Her yokuşun bir inişi vardır ve hiç kimse bulunduğu güçlü ve süslü yaşamda kalıcı değildir. Ezersen günü gelir ezilirsin. Bu konuda 'Keser döner sap döner günü gelir hesap döner.' sözü örnek alınacak en güzel atasözüdür.
Ben bu konuyu işlerken dediğim gibi gayem manzaradan rahatsız olunca pencere değiştirmenin düşünülmesi değil. Elbette bir evde bir pencere bulunmaz ve insan hep aynı pencereden de bakmaz. Sıkılır yatak odası penceresinden, bir sonra mutfak penceresi daha olmadı salon penceresine geçebilir. Bakılan pencereler manzara yönünden iyi olmasa da, 'Olanaklar bu kadar yapılacak bir şey yok' der kaderimize razı oluruz ve mesele kalmaz.
O nedenle, konuyu insan ilişkileri açısından ele aldım. Nedenine gelince 'İnsan yükü ağır yüktür.' Çünkü bu yük kul hakkı ile ilgili ve uhrevi hayatta da insan sırtından inmeyecektir ta ki hesabı verilinceye kadar.
Her insan yaşamı süresince az veya çok muhakkak birisine zarar vermiş veya birilerinden zarar görmüş olabilir. Ama o hep zarar gördüğüne takılı kalmaması gerekir. Bu konuda 8. Emevi Halifesi Hz. Ömer'in torunlarından Ömer Bin Abdülaziz güzel bir sözünde, 'Affın en güzeli, hasmını ezmeye müsaitken yapılandır'. Bu söz insanların ne olduğu değil ne ve nasıl olurlarsa olsunlar onlar hakkında hayırlı ve olumlu düşünülmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Peygamberimiz(S.A.V)kendisine zulüm edenlere asla karşılık verme yolunu seçmemiş, hatta sahabelerine,'Onlara karşılık vermeyin, bizim doğruluğumuzu onlar görmese de evlatları, torunları mutlaka anlayacaktır.' deme hoşgörüsüne sahip, affı önde tutan bir yüceliğe sahiptir. Çünkü insanlar sadece hataları nedeniyle değerlendirilir ve cezalandırılırsa dünya üzerinde saf ve hatalardan arınmış kişi bulmak oldukça zordur.
Ayrıca bir insanın yüreğini bilmek de çok zordur. İyi gününde yanında olanı da dost görmemek gerek, zira o sadece arkadaştır kişi için. Kişinin gerçek dostu çok azdır ve bana göre en iyi ve kalıcı dostluklar menfaate dayalı olmayan dostluklardır. Çünkü menfaat bitince dost denilen o kişiyi yanınızda bulamazsınız.
Hasım sandığınızla da aranızdaki mesafeyi, ilişkileri sınırlı tutabilirsiniz, ancak olanaklarınız ve gücünüz yetiyor diye ona eziyeti reva görmenin de bir mantığı ve anlamı olmamalıdır.
Hayat hep güçlünün zayıfı ezmesi üzerinde kurulu olsa, bu dünyada dirlik ve düzenlik olacağı sanılmasın. Yukarıda bahsettiğim gibi güçlünün dünyada hep güçlü kalacağı diye bir kayıt ve şart da yoktur. Yüce Mevla belki bu dünyada değil, ama uhrevi hayatta insanların kendi aralarındaki hesaplaşmasını kendilerine bıraktığı, yaptıklarının hesabını veremeyenlerin ise diğer şartları yerine getirmiş olsa bile affedilmeyeceği asla unutulmamalıdır.
Bayram ÖZKAL
bayramozkal@hotmail.com
Karadeniz Gözde Gazetesi


SON HAFTANIN SKORU



Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya


































































