07 Aralık 2016 Çarşamba
  • Diyarbakır6 °C
  • İstanbul7 °C
  • Ankara3 °C
  • Antalya17 °C
  • İzmir12 °C
  • IMKB
    0.00
    %
  • Altın
    128,789
    %-0.56
  • Dolar
    3,4130
    %-0.77
  • Euro
    3,6613
    %-0.67

HANİ İLÇEMİZ

HANİ İLÇEMİZ

17 Ağustos 2008 00:15

Hani Kasabası Diyarbekir’e 60, Lice’ye 25 kilometredir. enizden 1200 metre irtifaında , şarktan garba uzanan iki silsilenin ortasında beş kilometre arzında gayet mümbit ve mahsuldar bir ova üzerindedir

HANİ İLÇEMİZİN TARİHİ  -Cumhuriyet Dönemi İl Yıllıklarında Hani

 Cumhuriyet Dönemi’nin ilk resmi il yıllığında Hani için belirtilen bilgiler:

 “Diyarbekir’den çıkılarak (Telalo) köyü altından sola sapılırsa (Baybuni) ve (Ağviran) köylerine uğranır. Ağviran’ın bir az ilerilerine kadar, çorak bir yükseklikte dümdüz uzanan ham bir yol takip edilerek birden Bodur meşelerle bezenmiş bir sırta çıkılır. Soldaki tepeler yemyeşildir. Bu ağaçların arasında kırmızı çamurdan yapılmış birkaç ev görünür. Az aşağısında bir pınar vardır. Fakat adı üç pınardır. Suyu derinden gelir ve toprak kokar.

 (Seypin) den sonra ağaçlıklar biter. Karşıyı saran sıra dağlar iki büyük ve güzel köyü yamaçlarında saklarlar. Yol üzerinde yıkılmış taşlıklar burada bir vak’a geçtiğine ve birinin öldürüldüğüne işarettir. Bu muhitte bir vak’ayı hatırlatmak için böyle basit ve amelî abideler yığılması yayğın bir adettir. Buradan sonra güzle bir şose , tekerleklerin altına serilmiş bulunur. İki taraf ağaçlıklıdır. Ve artık Hani görünmeye başlar.

 Hani Kasabası Diyarbekir’e 60, Lice’ye 25 kilometredir. enizden 1200 metre irtifaında , şarktan garba uzanan iki silsilenin ortasında beş kilometre arzında gayet mümbit ve mahsuldar bir ova üzerindedir. Suları güzel, havası sağlamdır. Hani’de 327 ev ve 46 dükkân mevcut bulunması iktisadi vaziyetini gösterir.Oldukça muntazam bir hükûmet konağına maliktir.

 

 Bu konak önünde meşhur ve eski bir kaynak olan (Aynı Kebir)) bulunmaktadır.

 Bu su, Hani dağının eteklerinden kaynar ve dokuz kemerli bentlerden çıkarak büyük bir havuz teşkil eder. Bu gözlerin yedisi havuz içine alınmıştır. “

 Yazar, ” Hani’nin bazı evleri taş yapı ve sıhhî şeraite muvaffaktır. Yalnız sokakları dardır.” Şeklinde genel bilgileri sıralar.

 Konyar’ın Hani hakkında verdiği diğer bilgiler:

 “1291 de Palo kasabasına merbut olan Hani bu gün Lice kasabasına bağlı otuz beş köylü ve on bin yüz elli üç nüfuslu büyük bir nahiyedir.

 Buğday, arpa, pamuk, darı mahallî mahsulatın başlıcalarını teşkil eder. Ziraat usulü iptidaidir. Civar dağlardaki meşelikler odun ihtiyacını temin etmektedir. Üzüm ve meyva bahçeleri çoktur. Güneşe mütevvecih cebhelerde hemen hüdayinabit denecek kadar az bir emekle mükemmel başlar vücuda getirilmiştir. Üzüm mühim bir varidat temin eder.

 Söğüt ağaçları burada zikre değer bir varlıktadır. Dağlık ve meşelikli olan arazide en çok beslenen keçidir. Koyun, at, öküz, eşek dahi beslenmekte ve mahsulâtı hayvaniyeden istifade edilmektedir.

 Bu gün belli başlı bir san’atı olmayan nahiyenin ihracatı hububat, pamuk, yaş ve kuru meyvalarla kereste, bilhassa ceviz tahtalarıdır.

 Çiftçilik ve çobanlıkla meşgul olan halk iptidaî bir saffet içindedir. Ev işlerini görmek, ekin ve harman işlerine yardım etmek bilhassa kasabalarda kurulan pazar yerlerine gitmek kadınların esas meşguliyetlerini teşkil eder.” (Diyarbekir İl Yıllığı-Basri Konyar)

 Tarihi Eserler

 Bu bölümde yaptığımız araştırmalardan elde edilen kaynaklardan İlçemize ait tarihî eserlere ilişkin verilen bilgiler aynen sunulacaktır. Kaynaklar arasında benzer yönler, tekrarın olmaması için gerekmedikçe alınmamıştır. Her bölüm sonunda kısa, eleştiri başlıklı düzeltmelerimiz olacaktır.

 Ya-Sin Minaresi

 Basri Konyar:

 “Hatuniye Medresesinin bir az ilerisinde kasaba haricinde kalmış bir minare ile harab bir cami görülür.Diyarbakır minareleri gibi dört köşeli olan bu minarenin üç katlı olduğu anlaşılıyorsa da üst kısmı yıkılmıştır. Birinci kısım 15-18 metre irtifadadır. İkinci kısım 12, üçüncü kat da 10 metre yükseklikte vardır. Birinci kemerin altında çepeçevre (Ayetülkürsi) yazılmıştır. İkinci kemerin altında ve şimale müteveccih cebhesinde diğer bir yazı mevcud ise de tesiratı havaiye ile okunamaz bir hale gelmiştir. İnşa tarzı ve yazıların fark edilebilen karakterine göre bu eser Artukoğullarına aid olmalıdır.”

 Düzeltme:Ya-Sin Minaresi’nin günümüzde sadece birinci katı ayaktadır. Yazarın belirttiği iki kat, ne zaman yıkılmıştır, bilinmemektedir. İlçe yaşlıları, Zeynebiye ve Ya-Sin Minaresi’nin taşları ile bazı yapıların o0narımlarının yapıldığını belirtmiştirYatırlar

 Basri Konyar:

 “Bu minarenin (Yasin) az ilerisinde Seyit Bedreddin yatırı vardır. Vaktile çocuğu olmayan kadınların, hastalığa tutulanların , müşkül vaziyette kalanların şifa ve necat umdukları bir makam imiş. Sık sık vaki olan ziyaretlerde kurbanlar kesilir, hep gelenlere helva ve ekmek dağıtılırdı.Kasabanın şimal tarafında bulunan küçük bir mescide (Caferi Tayyar) medfundur. Torunları merkadin etrafındaki evlerde oturmaktadırlar. Yakın zamanlara kadar bir iki köyle kasabadaki bazı evlerin zemini iş bu yatırın evkafından idi.Kasabanın iki saat garbı cenubisinde (Piri Leşkeriyan ) köyünde peygamber oğullarından Mehmed Askeri’nin kabri vardır. Bu da vaktile çok ziyaret edilen bir makam imiş.

 

 Kazım Baykal’ın 1939 Yılındaki tespitleri:

 “ Hani’de Şeyh Bedrettin Türbesinin yanında tepesi yıkılmış eski büyük bir dört köşe minare var. Okunması güç iki kitabesinden üstte dört yüzü kuşatan bir ayetel-kürsü ile altında yalnız (hams) kelimesi okunabilen ve diğer kelimeleri okunamayan evvelki kitabenin bir parçası var. Yazı Artık oğullarının Nesih yazısıdır. İsim ve tarih olmadığı için kime ait olduğu anlaşılamadı.

 Yine Kasabanın üstünde (Cafer Tayyar) dedikleri bir türbe ve minare var. Yanında metrûk bir mescit görülüyor. Türbede isim ve kitabe yoktu. Yalnız duvarlarında Artık-Beysan oğullarına ait süslü kûfi yazılı kitabe kırıntıları görülüyor. Minare dört köşe üstünde ve yan yüzlerinde küçük mihraplar var. Asıl makberin sandukasının baş ucunda mevcut lafzayı celâl diğerinde Allah, Muhammet yazılı. Bu madeni alem alevilik arzediyor. Halk asıl Cafer Tayyar’dır diyor fakat değildir. Çünkü o zat bu civarda ölmemiştir.Olsa, olsa Ali’nin ahfadından biridir.

 Hani’de bize bir kupa gösterdiler, on beş santim kutrunda sadeftir. İçinde oyma ve çok kıymetli sanat eseri olan ince yazılar var. Bu kupanın bir muhabbet tılısım tası olduğu zannedilir. Yazılar birkaç ayet, on iki imamın ve eshabı kehfin adlarını ihtiva ediyor. Kupanın bir köşesi kırılmış, bu çok kıymetli sanat eserinin iyi muhafaza edilmesi gerekiyor.”

 Eleştiri : Baykal’ın Cafer-i Tayyar hakkındaki tespitlerine katılmak mümkün değildir. Cafer-i Tayyar’ın medfun olmadığı bu türbede yatan zat, mutlaka şehid düşmüş biridir. Yazarın alemler için yürüttüğü mantık, kendi görüşüdür.

 Genelde bu tür alemler, halkın kıymet verdiği, saydığı, âlim, değerlere sahip şahısların türbesinin baş kısmına İslam’ın simgesi olarak dikilir. Bu alemleri yerinde görüp inceledik. Her iki alemin direği, ince, uzun hurma dalından oluşur. Yapılan boya işlemleri sebebiyle alemlerin temizlenerek, artıklardan arındırılması gerekir. Baykal’ın belki de yörede Seyyid olan kimi yerleşimcilerin tarihteki konumunu değerlendirerek, “Alevîlik” yakıştırmasında bulunduğu düşünülebilir. Bu tarz yaklaşımları olumlu kabul etmek düşünülemez. Küçük bir mescid ile kabir alanı bu gün bahçelik alanı, dinlenme yeri,

 camii ve diğer müştemilatı ile halkın bakımını yaptığı saygın bir yerdir

 Deprem sonrası, mezarlık alanın ortadan kaldırılarak çevre düzeltilmesine girişildiği, camiinin sol yönündeki mezarlığın halen düzeltilmemiş olduğu, bu alandaki mezar kitabelerinin çözümü ile Hani’de görev yapmış devlet adamları ile Zeynebiye Medresesinin geçmişine yönelik bilgiler gün ışığına çıkarılabilir.

 Araştırma Sonuçları: Seyyid Bedreddin hakkında kaynaklarda açık-net bilgilere ulaşmak mümkün olmamıştır.

 Türbede üç kabir bulunmaktadır. Kimisi, iki kabri kız ve erkek olarak yorumlamaktadır. Türbenin yakın zamanda onarım gördüğü bilinmektedir.

 Cafer-i Tayyar’a ilişkin açıklamalarda bulunan emekli imam Hüseyin Yıldız, kabirde yatan şahsın hakkında bilgi sahibi olamadıklarını, maneviyatta Cafer-i Tayyar olarak bildikleri makama dair açıklamalarda bulunmuştur:

 “İhtilaflıdır, bazıları Cesedi buraya gelmiş der. Bazıları yok demiş. Amman yakınında defnedildiğini kaynaklar yazar.”

 Yıldız, Hz. Muhammed (a) ile Cafer-i Tayyar’ın arasındaki akrabalık bağını belirterek, “Rasûlullâh, Cafer-İ Tayyar’ın şehadetinde ağlamış, sonra tebessüm etmiş. Kendisine sorulduğunda şehid olan Tayyar’ın kaybından duyduğu üzüntüden ağladığını belirtmiş, tebessümü de Tayyar’ın Cennet’te makam sahibi olduğuna yorumlamış. Molla Ahmed, el yazması defterde bu makamın Cafer-i Tayyar’a ait olduğunu belirtir.1975 Lice Depremi’nde zarar gören türbenin onarımına ön ayak olan fahri İmam Ahmet Yıldız, “ 1977 senesinde dönemin hükümetine gittim. 22 gün Ankara’da kaldım. Minarenin yarısı ve türbenin bir kısmı yıkılmıştı. Yetkililere durumu anlattım. Beklenmedik şekilde 1979 senesinde onarım başladı, 1980 senesinde bitti. Camii kısmı sonradan eklendi.” derken Yemlihan Aybal, mezarlık alanın depremle beraber ortadan kaldırıldığını belirterek, “Tarihî ve dinî değerler taşıyan mezarlığın kaldırıldı. Mevcut alan bakımsız.” biçiminde görüş belirtti.

 Şeyh Muhammed Mehdi Askerî’nin Leşkeriyan Köyü’nün karşısındaki tepede yer alan türbesi, Hani ve Dicle ilçe sınırındadır.

 Hani’ye daha yakın olan Türbe’deki incelememizde daha önce çektiğimiz sancağın solup, özelliğini kaybettiğini, dağıldığını gördük. Türbe girişinde Şecerenin dört parça olarak levhaya bırakıldığı dikkati çekerken, türbe kitabesinin 22 taş halinde türbe ön cephesinde baklava dilimi şeklinde dekoratif süs (!) olarak parça parça yerleştirilmesi olması, oldukça üzücü durumdur. Yasin Minaresi’ni incelediğimiz 2000/2004/2005 yılında yıpranmanın belirginliği söz konusudur. Seyyid Bedreddin Türbesinin ihata duvarının ortasındaki minare’nin tespitlerde belirlenen ilk katı vardır. Diğer katlar yıkılmıştır. Tedbir olarak beton bir tablanın atıldığı, onun da dağıldığı tepede tahribatın olduğu aşikârdır. Minarenin okunabilecek kitabe kelimelerinin çözümünün yapılması gerekir.

 

 Ulu Cami

 Basri Konyar:

 ” Kasabada iki cami bulunur.Büyük cami,sade ve metin bir tarzda işa edilmiştir. Minaresindeki mahkûkât üç asır evvel yapıldığını gösteriyor. Kapısı üstündeki kitâbe 1091 de tamir edildiğini bildirmektedir.”

 

 Kazım Baykal:

 “Hani’nin Ulu Camii de eski fakat kitabesi yok, tip Osmanlı tipidir. Sonradan tamir görmüş yanındaki ikinci parça yıkılmak üzeredir.”

 

 Ara Altun’un Tespitleri:

 Ara Altun, 1971 yılında Ulu Cami için şu tespitlerde bulunur:

 “Dikdörtgen bir alanı kaplayan ve kuzeyinde bir minaresi olan yapı, çeşitli onarımlara işaret etmektedir. Doğuda ve batıda birbirinden yükseklik farkları bulunan iki bölümden meydana gelmektedir. Özellikle doğuda fevkâni bir durumu vardır. Bir su kaynağının kenarında olması yüzünden yüksekçe bir setin üzerine yapılmıştır.

 Doğu kısmının altında bir sıra dükkân seçilir. Bunların basık kemerli dört kapısı sete açılır. Setin istinat duvarını meydana getiren taşlardan bazılarının işlenmiş oldukları görülür.

 (...)

 Minare bu gün yapıdan dışarıda kalmış, kuzeyde, evler arasına sıkışmıştır. Kare plânlı minarenin kesme taş yapısı ortada bir silmeyle ikiye ayrılmıştır. Şerefe bölümünde de konsolları çok aşınmış bir silme seçilirse de bundan yukarı kısmı yuvarlak ve geç devir eklidir. Birinci kısmın üst silmesinde kitabe bozuğu birkaç işli taş seçilebilir. ”

 Altun, incelemesinin sonunda “ Artuklu devrine konması şüpheli bir yapı olmakla birlikte bazı kısımları ve minaresi hakkında genellikle Artuklu yargısı bulunduğundan “ dolayı eseri çalışmasına aldığını belirtir. Ulu Camii hakkında vardığımız tespitler, bölüm sonunda yer almaktadır.

 

 Rahmi Hüseyin Ünal’ın Tespitleri:

 Ulu Cami:Hani ilçesi içinde, belediye ve kaymakamlık binalarının yer aldığı küçük meydanda, Ayn-i Kebir adı ile anılan su kaynağının kenarındadır. Muhtelif devirlerde geçirdiği onarım ve değişikliklerle ilk şekli bozulmuştur.

 Yapının batı yüzüne yerleştirilmiş taç kapıdan, bu gün avlu olarak kullanılan bir mekana girilmektedir. Caminin üzerinde yer aldığı arazi kuzey-güney yönünde eğimli olduğundan , güneyde, su kaynağına bakan cephenin zemin katına küçük dükkanlar inşa edilmiştir. Ortada iki dikdörtgen paye, yanlarında ise duvarlar üzerine dayanan üç kemer gözü avluyu ikiye bölmektedir. Bu bölmelerden kuzeydekinin üzeri açıktır. Güneyde kalan ve üzeri düz beton bir çatı ile örtülmüş olan kısım, silindirik sütunlar üzerine oturan üç kemer gözü ile cepheye açılmaktadır. Kırık kemerlerin güneye bakan yüzleri, bir dizi silme ile belirlenmiştir. Avlunun kuzeybatı köşesinde, biri batı, diğeri de kuzey duvarına yerleştirilmiş iki kapı görülmektedir. Cami hariminin iki ayrı bölümüne açılan bu kapılardan batıdaki alışılmamış formdan üç dilimli bir kemer içine açılmaktadır.(…)

 Muhtelif tarihlerde yapılan köklü onarım ve değişiklikler, yapının ilk şekli hakkında kesin önerilerde bulunmamızı engellemektedir.”

 Ünal’ın, batı harimi taç kapısı üzerinde yer alan kitabe çözümlemesi: 1093/1682 yılında yenilenmiştir. Sene 1093/1682 Minarenin çatıdaki kapısı üzerindeki kitabeyi de “1067/1656-57 yılında yenilenmiştir.” olarak kayda geçmiştir.

 Yazar, “Bu iki kitabeye göre 1657 ve 1682 yıllarında iki defa onarım görmüş olan yapının ilk inşa tarihi, (...) bilinmemektedir. İlk yapı muhtemelen Artuklu devrinde inşa edilmiş, tarihi bilinen ve bilinmeyen onarımlarla asli hüviyetini kaybederek bu günkü şeklini almıştır.” der.

 

 MEDRESE TESPİTLERİ

 Konyar, 1932 senesinde araştırmalarda bulunduğu Hani Medresesi için “Diyarbekir Yıllığı’nda şu bilgileri verir:

 “Hani’de en şayanı dikkat bir eser olan bu medrese görülmeğe değer bir san’at mahsûlüdür. Beyaz bir taştan kubbeli yapılmış ve biraz eksamı yıkılmış olmasına rağmen mimarı henüz içinden çıkmışa benzemektedir. Alınan fotoğraflar iç kısmın büyük eyvanını ve diğer aksamı göstermektedir. Eyvan, tavana kadar münakkaştır. Arka tarafa küçük fakat müsenna dört kapı açılmıştır. Büyük avlunun etrafında çok güzel hatt ile çepeçevre (İnnafetahna) yazılıdır. Asıl kapısı örtülüştür.

 İç havuza su giden kısmın etrafına da boydan boya (Yasin) yazılmıştır. Bu yazı ezıcık bozuktur. Medresenin en mühim kısmı dört kemer üzerine oturtulmuş olan ve şimdi kubbesi yıkılan parçasıdır. Burada da büyük ve okunaklı çok güzel bir sülüs ile çepeçevre (Ayetülkürsi) yazılıdır.

 Halk (Zeynep) adında bir kadın tarafından yaptırıldığını beyan etmektedir. 1292 Tarihli bir kayıtta Hani kasabasının Hatuniye medresesile merbutatından olup Mardin sancağına tabi Hasankeyf’te bulunan Zeynebiye zaviyesinden bahsedilmektedir. Mardin’e bağlı Kızıltepe’den ileride Hatuniye Kalesi vardır ki Sancar Şahın validesi tarafından bina edilmiştir. Buna (Suri Hatuniye) denilmektedir. Şu halde Hani’deki bu emsalsiz eser de kıymetli nümunelerindendir.”

 

 Kazım Baykal:

 “Hani’de Zeynebiye medresesinin yalnız kitabelerini ihtiva eden mihrabı var. Selçuk-Artık devri sanatının ilk enmüzecidir. Mihrabın üstünde müstatil bir şekil süs, iki tarafında sekiz köşeli ikişer yıldız görülüyor. Bunların içinde isim ve tarih yazılı fakat okunamıyor.”

 Aslı bozulmamış Zeynebiye medresesi süslemeleri, zamana direnmeye, olumsuz etkilere karşı halen eskisi gibi ayakta duruyor. Fakat, bu şaheser süslemelerin bölgemizde benzeri olmamasına karşın ilgisizlik, insanı üzen diğer bir husus.

 1971 yılında yaptığı incelemede, Metin Sözen’in ve Z. Yalazkan’ın incelemelerinden yararlanarak Ara Altun, şu açıklamalarda bulunur:

 “Bu gün sadece mihrap duvarı ile bunun iki yanındaki iki kubbeli mekan ile avlunun bir kısmına ait duvarlar ayaktadır. Bir eyvanın iki yanındaki kubbeli odalar düzeninin kuzeyinde muhakkak ki bir avlu vardı. Basri Konyar’ın kaydından avlunun kubbeli olabileceği bir anlam çıkmaktaysa da bu gün için bunu kesinlikle anlayabilmek mümkün değildir.”

 Ara Altun, incelemesinin sonucunda karşılaştırmalar yaparak, medresenin Artuklu yapısı olarak kabul edilmesinin şüpheli olduğunu belirtir:

 ”B. Konyar’ın ‘Üslûp Selçuk tarzının kıymetli numunelerindendir’ dediği ve Mardin/Kızıltepe Hatuniye Kalesi, Hasankeyf Zeynebiye Zaviyesi ile bağlantılar kurmağa çalıştığı yapı için M. Sözen, XIII. Yy. ortası ve sonunu ileri sürer. A. Gabrıel, yapıyı süsleme ve dinî kitabeler uslubundan XIV.-XV. yy. a koymak ister. Artuklu devri yapısı olup, Çermik / Haburman köprüsünü yaptıran Necmeddin Alpi’nin kızı Zübeyde Hatun tarafından inşa ettirilmiş olduğu görüşüne katılacak verilere sahip değiliz. Yapının Artuklu Mimar\'ı Uslubu hakimiyetindeki bölgede daha geç devirde XIII.yy.ın sonlarında yapılmış olabileceğini düşünmek mümkündür. Bu bakımdan şimdilik Artuklu devrine konması şüpheli bir yapı olarak görülmelidir.”

 Metin Sözen’in Tespitleri:

 “ XIII. Yüzyılın başlarından kalmış olması muhtemel ve bezemelerinin zenginliği ile beliren bir medrese örneği de Hani’de bulunmaktadır. Hatuniye Medresesi adıyla tanınan bu medresenin bir A r t u k o ğ u l a r ı D e v r i yapısı olması muhtemeldir. Aynı devirden kalma daha erken, 1211/1212 tarihli Harzem Medresesi gibi, Hani Hatuniye Medresesi de yıkılmış, çok az kısmı ayaktadır.”

 Medresenin günümüzdeki durumunu gösteren bu kareler, geçmişteki ihtişamlı günlerin zeval kabullenmez ahvalinin tam tersi bir manzara içindedir.

 R.Hüseyin Ünal’ın Tespitleri

 Zeynebiye(Hatuniye)Medresesi

 İlçe merkezinde, Ulu Cami’nin birkaç yüz metre güney-batısında , mahalle içindedir. Büyük bir kısmı harap olmuş, yalnız kıble eyvanı ile eyvanın iki yanındaki kubbeli hücrelerin temelleri ayakta kalabilmiştir. Kuzey kesimi tamamen yıkılmış,taş ve toprak yığını haline gelmiştir. 1940 yıllarında , kesme taşlardan bir kısmı sökülerek bir ilkokul inşaatında kullanılmıştır. Birkaç yıl önce, eyvanın ve yanlarındaki hücrelerin içindeki molozlar temizlenmiş, eyvanın ağzı kırma taştan bir duvarla kapatılmıştır. Temellerin büyük bir kısmı moloz yığını altında kaldığından, mekanların dağılışı tesbit edilmemekte ve yapının tamamının plânı çıkarılamamaktadır. Medreseyi nispeten sağlamken görmüş olan B. Konyar’ın verdiği bilgiler açık değildir. Tahminlere göre yapı avlulu medreseler grubundandı. Ortadaki avlu tamamen muhtemelen bir kubbe ile örtülüydü.”

 Ünal’ın Medrese’ye ilişkin diğer tespitleri:

 “Medresenin halen görülebilen kesiminde duvarlar içten ve dıştan düzgün kesme taşlarla kaplıdır.

 Güneybatı köşesindeki dikdörtgen plânlı hücreye(B) (5 m 10x6m 20 ), kuzeydoğu köşesindeki küçük bir kapıdan girilmekteydi. Bu hücrenin pandantifler üzerine oturan kubbesinin bir kısmı, 40 yıl kadar önce ayaktaydı. Küçük Bursa kemerlerinden oluşan bir kemerleme şeridinin üst kısmında, ikişer burmalı kaytan arasına alınmış bir ayet şeridi kubbe eteğini dolanmaktaydı. Ayet şeridinin üst kısmında da, ince bir mukarnas şeridi mevcuttu. B. Konyar’ın yayınladığı resimde, kubbe içinde nebati örnekli şeritlerin de yer aldığı görülüyor. Bu gün, yazı ve süsleme şeritlerin tamamı yok olmuştur.

 (...)

 Ünal, detaylı incelediği medrese ile ilgili bilgileri verirken mimari özelliklere değinir. Yazar, medresenin süsleme çizimlerinin önemli bölümünü çizmiş

 Medresenin farklı açılardan çekilmiş kareleri.Birinci karede avlunun genel açılımı yer almaktadır. İkinci kare, medresenin üsten sağ kısmını içine almaktadır.Kıblegâhın sağ kısmında yer alan havuz ise medresenin dinlenme, tartışma mekanına işarettir. Yapılan onarımlarda bu plânda eski fotoğrafların esas alındığı bilinmektedir. (Kültür ve Tabiat Varlıkları Bölge Müdürlüğü arşivinde medresenin siyah-beyaz bir fotoğrafı bulunmaktadır.)

 lışmalarını bir arada yayınladığı eserinin kapağına da mihrabın üst kısmında yer alan panolardan birine yer vermiştir.

 Diğer çizim örneklerini alıntıladığımız Ünal’ın medrese için belirttiği son tespitlerinden:

 “Yapının plânı tam çıkarılamadığından , plân yönünden benzer karşılaştırma yapmak mümkün olmamaktadır. (...) Yapının nisbeten ayakta kalabilmiş güney kesiminde, kırık kemer tonozlu bir eyvan ile eyvanın iki yanında kubbe ile örtülü birer hücre mevcuttur. Aynı zamanda mescit görevi gören eyvanlarının iki yanında kubbeli birer mekana sahip kapalı avlulu medreselerden tespit edebildiğimiz örnekler şunlardır:621/1224 tarihli Mübarizeddin Ertokuş Medresesi (Atabey, Isparta)), 649/1251-52 tarihli Karatay Medresesi (Konya) 1260-65 tarihli İnce Minareli Medrese (Konya) 677/1279 tarihli Çay Medresesi, 714/1314-15 tarihli Vacidiye Medresesi (Kütahya), 757/1356 tarihli Emir Musa Medresesi (Karaman) ve 836/ 1432-33 tarihli İbrahim Bey İmareti (Karaman) 849) . Büyük bir kısmı Konya ve yakınlarında bulunan bu medreseler 15. yüzyıl başlarına kadar uzanan bir tarih dilimi içinde sıralanmaktadır

 Hatuniye Medresesinin inşa tarihini gösteren herhangi bir kitabe mevcut değildir. Ayakta kalabilen kısımlarda taşçı markasına da Hatuniye Kalesi’ni Sancar Şah’ın annesinin inşa ettirdiğinden söz etmekte ve hiçbir delile dayanmaksızın Hatuniye Medresesi’ni de aynı hatunun inşa ettirdiğini öne sürmektedir. M.Sözen ise B.Konyar’ın verdiği tarihin müphemliğine işaret etmekte ve geçiş unsuru olarak pandantiflerin kullanılmış olması süslemelerdeki istifçilik ve örneklerin şekline dayanarak yapıyı 13. yy. sonları ile 15.yy. başlarına tarihlemektedir.

 A..Gabriel XIV-XV yüzyıl karakterine uygun olduğunu söylemektedir. (…) Söylediklerimizi özetleyecek olursak nebati süslemedeki özelliklere dayanarak medreseyi en geç 13.

 Medresenin geçiş sağlayan iki bölümü, bakımsızlığın, korunması gereken bu kültür varlığının durumunu gözler önüne sermektedir. Bir dönem, bölgenin önemli eğitim ve öğretim kurumu olan, üniversite konumdaki Zeynebiye Medresesi, esaslı onarım sonrası ilçenin sembolü olabilecek değere sahiptir.

 Yüzyılın ilk yarısına tarihlememiz mümkündür. Güney eyvanındaki tarih şeridi ile benzerlik arz eden diğer kitabelerin tarihleri , yapının tarihini biraz daha öne almamıza imkan vermektedir.Bu durumda medreseyi 12. yüzyılın sonu ile 13.yüzyıl başlarına tarihliyoruz.”

 Kesin bir tarihleme olmasa bile Zeynebiye Medresesi, Artuklu Döneminde yapılmış bir yapıdır. Hani’deki bu medrese şehre uzak çevrenin ihtiyacına binaen yapılmıştır. İlk iki karede medresenin avlu ve iç süsleme görüntüsü yer almaktadır.

 Üçüncü karede Aynkerib kaynağında yer alan Zeynebiye Medresesi’ne ait olduğunu saptadığımız nakışlı-süslü taşların olduğu gözeler görülmektedir.

 Dördüncü karede ise su kaynağında yer alan bu taşlardan ikisi yer almaktadır.

 

 Tespitlerimiz

 Bir çok defa incelemeler için gidilen çevredeki eserlerin onarımının yarıda bırakıldığını, koruma tedbirlerinin alınmadığını, yapılan onarımların yapıların aslî özelliklerine uygun olmayan biçiminin sanat açısından tedirginlik oluşturduğunu belirtebiliriz.

 …..

 Zeynebiye Medresesi’nin onarımının tamamlanmamış olması, yapılan onarımın yer yer şeklen oluşu, genel temizliğinin olmayışı, Ankerib’ten gelen suyun zamanla sızma yapmasının oluşturduğu tahribatın eserin onarımına gölge düşürdüğünü belirtebiliriz.

 Zeynebiye Medresesinin bir tabeladan bile yoksun bulunuşu, verilen tabloyla bütünleşen manzaranın tamamlayıcısıdır.

 …..

 Güneydoğu Medreseleri içinde gerek kuşak gerekse süslemeler yönüyle eşsiz olan yapının hakkında tespitlerde uzman isimlerin görüşlerini verdiğimiz için ayrıntılara girmeye gerek kalmadığını sanırız.

 

 Yıllıklarında

 Hani

 Hani hakkında tespit ettiğimiz bilgileri, Osmanlı Salnamelerinden ve Cumhuriyet Dönemi il yıllıklarından verirken, tekrar bilgiler, bilgiler arasında birbirini tekzip eden açıklamalar bulunabilir. Bu konunun araştıranı olarak, objektif kalma adına yazılanları vermek zorunda olduğumuzu belirtelim.

 1967 Yıllığı

 :”Diyarbakır’a 94 km uzaklıktadır. İlçenin yüzölçümü 415 km karedir.Toplam nüfusu 13.231 olup bunun 3.573 ü ilçe merkezinde, 9.658 i köylerdedir. Nüfus yoğunluğu 32 dir. 1965 nüfus sayımı geçici neticelerine göre ise ilçenin toplam nüfusu 15.831 dir. Bu nüfusun 4.766 sı ilçe merkezinde, 11.065 iköylerde oturmaktadır. İlçenin 17 köyü, bu köylere bağlı 12 mezrası ve merkezde 4 mahallesi vardır.”

 Yıllıkta geçen köylerle mezraların eski ve yeni isimleriyle nüfusları tablo olarak verilmiştir.

 1973 Yıllığı:

 ”Hani kasabası, Diyarbakır havzasının kuzey kenarında, yükseltisi 900 m.ye yaklaşan bir alanda kurulmuştur. 15 km.lik bir şoseyle Diyarbakır-Genç-Bingöl yoluna bağlıdır. İl merkezine uzaklığı 80 km.dir. Çok eski bir yerleşme merkezi olan Hani’de belediye teşkilâtı 1887 tarihinde kurulmuştur. Kasabanın nüfusu, 1970 genel nüfus sayımına göre 5.500 dür. Bunun 2.806 sı erkek, 2.694 ü kadındır. Çarşı, Dereğan, Hamşik ve Zirve isminde 4 mahallesi ve 900 hanesi vardır. Daha önceleri Lice’ye bağlı bir bucak merkezi iken 1958 de ilçe olmuştur.

 Hani ilçesinin yüz ölçümü 415 kilometrekaredir. Toplam nüfusu 18.192 olup bunun 12.692 si köylerde yaşar.”

 Yıllığın ilçeye ayrılan bilgileri, ilçeye bağlı köylerle meraların eski-yeni isimleri ve kadın-erkek nüfuslarını gösteren tablo ile sınırlıdır.

 

 

 1995 İl Yıllığı:

 “Tarihçesi: Kuruluş tarihi çok eski olan Hani ilçesinin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hani ile ilgili ilk bilgiler M.Ö. 8. yüzyılda başlar. Urartu Devleti ve Asurlular arasında önemli çatışmalara sahne olduğu bilinmektedir. Daha sonra Nirbi’lerin yerleşme merkezi olan Hani’nin tarihçesi Diyarbakır merkezinin tarihçesiyle koşul gitmiştir.

 1875’te Palo’ya bağlı bir bucak olan Hani, daha sonra Lice’ye bağlanmıştır.

 Hani’de belediye 1878’de kurulmuştur.

 Genel Durum: M.Ö. 1280 yılında Asur Hükümdarı I. Salmanasar ile yaptıkları savaşta yenilerek dağılan Nirbi’lerin yerleşme merkezi olan Hani, Cumhuriyet döneminde Lice’ye bağlı bir ilçe idi. Daha sonra gelişerek ilçe oldu.

 Denizden 1200 metre yüksekte, dağlık bir bölgede olan Hani, Artuklulardan kalan Hatuniye Medresesi, Ayn-Kebir Su Kaynağı, Yasin Minaresi ve Cafer-i Tayyar Yatırı ile tarihi bir zenginliğe sahiptir.

 Hani, dağlık bir bölgede kurulmuş olup , ilin küçük bir ilçesidir. Ancak Silvan’dan sonra nüfus yoğunluğu en çok olan bir ilçedir. Kilometrekareye 63 kişi düşer. Ayrıca 100 kilometrekareye ortalama 4 köy düşer. Köyler ilçenin kuzeyindeki küçük ova çevresinde toplanmıştır.

 .

 Hani’de geçim tamamen tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Buğday, arpa, pamuk ve darı önemli gelir kaynaklarındandır.Üzüm ve meyve bahçeleri de önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Güneşe bakan yerlerde bağlıklar oluşturulmuştur. Sağlık kısmındaki meşelikler odun ihtiyacını karşılar. Bir de önemli ölçüde söğüt ağaçları vardır.

 Dışarıya sattığı en önemli ürünler tahıl, pamuk, yaş ve kuru meyvalar ile birlikte ayrıca ilçeden her yıl kereste satışı yapılmaktadır.

 Dicle Nehri Hani’ye 18 km. uzaklıktadır. İlçenin kum ihtiyacı buradan karşılanır.”

 Yıllıkta “Turistik Yerleri” başlığı altında verilen bilgiler:

 “Hatuniye Medresesi: Sancar Şah’ın Validesi Zeynep Hanım tarafından 13. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

 Ulu Camii: Kesin olarak tarihi bilinmemekle beraber bir Selçuklu eseri olup, 15. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

 Aynkeris Şifalı Suyu: İlçe merkezinden 2 km. mesafededir, sarılık hastalığına iyi geldiği sanılmaktadır. Pek çok kişi ziyarete gel,ip yıkanmaktadır. Yıllık ziyaretçi sayısı 10.000 kişi dolayındadır.

 Koki Çayı Mesiresi: İlçe merkezinden 8 km. mesafededir. Burada kaynayan suda bol miktarda alabalık bulunur. Saniyede 6 metreküp su akmaktadır.

 Aynkebir Havuzu: Aynkebir su havuzu Ulu Camii ile Hatuniye Medresesi arasında bulunan büyük bir havuzdur. Bu su, Hani Dağı’nın eteklerinde kaynar ve 9 kemerli bentlerden çıkarak bir havuz oluşturur.

 Havuza 7 gözden su akmaktadır. Akan su ile ilçenin tüm arazileri sulandırılmaktadır. Ayrıca su ile 8 adet su değirmeni çalıştırılmaktadır. M. Ö. 2000 yılında Huriler tarafından yaptırılmıştır.”

 Hani’nin hakkında bu bilgiler verildikten sonra nüfusa ilişkin rakamlar, bazı istatistikler bulunmaktadır.

 

 Yıllıkta verilen bilgiler dönemin güncelliği ile bağdaşmamaktadır.

 

 2000’e Beş Kala Diyarbakır’da yer alan diğer bilgiler:

 “Hani ilçesinin bağlı bulunduğu Diyarbakır merkez ilçeye olan uzaklığı 97

 km.dir. Merkez, Çarşı, Dereli, Zirve Mahallesi olmak üzere ilçe merkezi 4 mahalleden ibarettir.Hani ilçesinin 1990 yılı genel nüfus sayımına göre toplam nüfusu 37.818 dir. Bu nüfusun 10.302 si ilçe merkezinde geri kalan 27.516’sı köylerde yaşamaktadır.İlçe merkezinde yaşayan nüfusun 5.298’i erkek, 5.004’ü kadınlardan oluşmaktadır.”

 Aynı yıllık çalışmasında Hani’de mevcut Resmi Kurum ve Kuruluşların Listesi:

 1-Belediye Başkanlığı

 2-İlçe Jandarma Komutanlığı

 3-Cumhuriyet Başsavcılığı

 4-Askerlik Şubesi Başkanlığı

 5-Emniyet Amirliği

 6-Merkez Sağlık Ocağı

 7- Milli Eğitim Müdürlüğü

 8-Mal Müdürlüğü

 9-İlçe Tarım Müdürlüğü

 10-Özel İdare Müdürlüğü

 11-Nüfus Müdürlüğü

 12-Tapu Sicil Müdürlüğü

 13-İlçe Müftülüğü

 14-Halk Eğt.Mrk. Müdürlüğü

 15-Ziraat Bankası Müdürlüğü

 16- Orman İşletme Şefliği

 17- TEK Şube Müdürlüğü

 18-PTT Müdürlüğü

 19- İcra Müdürlüğü

 20-Lise Müdürlüğü

 21-Sosyal Yrd. ve Day. Vakfı 22-Meteoroloji Memurluğu “

 Tespitler

 Yaptığımız araştırmalar neticesinde Hani’deki Camii için yaşlıların “Acem Camii “ dedikleri Ulu Camii, ilk yapanı belli olmamakla birlikte İranlılara mal edilmektedir. ”Acem”, yabancı anlamını taşır ki, bu da camii banîsinin Diyarbakırlı olmadığını gösterir. Aynı durum, Hazro’daki camii için de geçerlidir. Artuklu ya da Selçuklu yapısı Camii için kesin ifadeler kullanmamız zordur.

 Hani’deki Yasin Minaresi’nin mutlaka Camii olmalıdır. Bu minare, Silvan’daki minareye özenilerek yapılmış olabilir. Silvan’daki minarenin camii de bilinmeyen bir dönemde yıkılmış -yıktırılmıştır.

 Minarenin gözetleme kulesi olabileceği ihtimali düşünülse bile, yüksek bir noktada yapılmış olması gerekirdi.

 Konyar’ın minare yakınında kalıntılardan bahsetmesi, camii varlığını doğrulatmaktadır.

 İlçenin rakımı (Denizden yüksekliği) hususunda çelişkili bilgiler vardır. Cumhuriyet döneminin ölçümleri, eksiktir.

 İlçenin nüfusunun aşağı-yukarı aynı sayılarda seyri, ilçenin daima göç verdiğini gösterir.

 Diyarbakır Merkezde tahminen 8000 civarında Hani nüfusuna kayıtlı göç eden bulunmakla beraber, İstanbul, İzmit, Manisa, İzmir, Antalya ve Adana merkez ve ilçelerindeki Hani nüfusuna kayıtlı çoğu çalışan 20.000 civarında göç eden nüfus vardır.

 Hani’nin gelişiminin önünü tıkayan en büyük sebeplerden biri olan ulaşım zorluğu, yeni karayolunun faaliyete geçişi ile son bulacaktır.

 Artan mermer ocaklarının işlerliği ile çalışan kesimin artması dolaylı olarak işsizliği azaltmakta olup, ekonomik olarak ilçedeki daralmayı da önleyecektir.

 Pazarlamanın, dışa açılımın olmadığı ilçede son yıllarda belirgin biçimde tarım ve hayvancılık ile eğitim alanında hareketlilik görülmektedir.

 Hüseyin Yıldız:(1933): 24 yıl imamlık yaptıktan sonra rahatsızlığı sebebiyle emekli olmuştur. Zamanını okuyarak geçiren Yıldız, yazı ve şiirlerini yazma olarak 25 kitapta toplamıştır. Arapça, Türkçe, Zazaca, Kürtçe dillerinde yazan Yıldız’ın çalışmaları edebî ve dinî muhtevalıdır.

 

 Hani’de Basın- Yayın

 İlçemizde ilk yayınlanan gazete, Abdüssettar Hayati Avşar’ın çıkardığı Hani Gazetesidir.

 Hani Gazetesi, üç aylık yayın sonrası kapanmıştır. Avşar’dan gazetenin örnek sayılarını edinmemiz mümkün olmadığı için Hani’de yer alan bilgilerle haberler hakkında açıklamada bulunmak mümkün değildir.

 Hani Haber:

 Hani Sesleniş:Gazete, dört sayı çıkmıştıGazetelerde Hani ile ilgili haber kupürleri mevcut sadece taranacaktır

 Eserlerde Hani

 

 Yurt Ansiklopedisi-Diyarbakır :

 

 “Mimarlık tarihinde önemli yeri olan, Hatuniye Medresesi’yle ünlüdür.

 Ulu Cami: Belediye ve kaymakamlık yapılarının yer aldığı küçük alandadır. Yapım tarihi ve yapımcısı bilinmemektedir.

 Yazıtlarından 1657 ve 1682’de onarıldığı anlaşılmaktadır.

 Dikdörtgen planlı, birbirinden farklı yükseklikte, iki bölümden oluşan bir yapıdır. Eğimli bir alana kurulduğundan, güney yüzüne dükkânlar yapılmıştır. Batı yüzündeki taçkapıdan, iki sütunla bölünmüş avluya geçilmektedir.

 Ana mekân mihrap duvarına koşut üç neflidir.

 Hatuniye Medresesi: Ulu Cami’nin güneybatısındadır.Çok yıkıktır.

 Yalnızca mihrap duvarı, bunun yanındaki iki kubbeli mekân ve eyvan duvarları ayaktadır.

 Yapım tarihiyle ilgili çeşitli görüşler vardır. Bitkisel süslemesi ve yazılarıyla XIII. yy’da yapıldığı sanılmaktadır.

 Mihrap duvarı tonoza dek taş süslemelidir.

 Mihrap nişi halat kıvrımlı silmeyle çevrelenmiştir.

 Bunun dışında geometrik süslemeli çerçeve ve en dışta üç dizi mukarnas bezeme bulunmaktadır.

 İki yanda kubbeli mekânların bulunduğu, kapalı avlulu medreseler planında olduğu sanılmaktadır.”

 

 

 Tarihi Koki Çayı Köprüsü

 Ya-Sin Minaresi

 

 Mehmet Ali ABAKAY Borsa 21 Dergisi Sayı : 6

 

 “ Tarihte Asurluların, Urartuların hüküm sürdüğü alanlardan biri olan Hani, aynı zamanda Hurilerin, Nirbilerin merkezi bölgelerindendir. Nirbilerin başkentliğini yapmış Hani’de bu gün Nirbi adını taşıyan köyler halen bulunmaktadır. 40.000 civarında olan toplam nüfusun yaklaşık 11000’i ilçe merkezinde yaşamaktadır.

 Dicle Nehrine 18 km uzaklıkta olan Hani’de tarım, Aynkebir su kaynağından alınan suyla yapılmaktadır. Meyve bahçeleri, üzüm bağları, tarım ve hayvancılık geçim kaynaklarını oluşturur. Kereste üretimi de çevre illere ve ilçelere pazarlanmaktadır.

 1875’te Palu’ya bağlı bir bucak konumundan çıkartılan Hani, Lice’ye bağlandıktan sonra 1878’de belediyelik olmuştur. Daha sonra ilçe merkez olan Hani’de günümüzde nüfus, daha çok kuzeydeki ovada yoğunlaşmıştır.

 İlçenin Tarihi Eserleri-Turistik Yerleri:Hatuniye Medresesi Ulu Camii, Aynkebir Havuzu, Yasin Minaresi, Cafer-i Tayyar Türbesi.

 Aynkeris suyunun sağlık açısından sarılığa iyi gelmesi her yıl ilçe nüfusu kadar ziyaretçi çekmesini sağlamaktadır.

 Küçük ve şirin bir ilçe olan Hani, Kocaköy-Dicle-Lice ve Hazro ilçesiyle komşudur. Bingöl’ün Ayrıca ilçesiyle kısmen Elazığ’la sınırı bulunmaktadır. İlçenin Diyarbakır merkeze uzaklığı 97 km.dir.”

 Hani Nâhiyesi Kanunnâmesi

 

 Uzun Hasan zamanındaki kanun hükümlerine göre tanzim edildiği belirtilen kanunnâmede, Osmanlı kanunundan farklı bir hüküm mevcut değildir.

 Nâhiye-i Hani Tabi’î âmid-Tımar-ı Bâli Beğ Kethüdâ-i Diyarbekir Tafsîl-i Kanunnâme-i Nâhiye-i Hani Ber- Mûceb-i Kanun-ı Hasan Padişah

 Evvel nâhiye-i mezkûrede vâki’ olan re’yâdan resm-i çift deyü her çifti olandan dokuzar tenge alınur imiş ki, on sekiz Osman akçesi olur. Ve bundan gayrı gerü her çifti olan re’ayâdan tütüncek deyü gerü on iki tenge dahi alınur imiş ki, yirmi dört Osman akçesi olur. Ammâ çifti olmayandan nesne alınmaz imiş, gerü evvel üzere mukarrer kılındı.

 1- Ve ırgadiye içün nâhiye-i mezbûrede vâki’ olan çeltük arklarına ve zirâ’atine üçer gün hizmet ederler imiş, gerü kemâ kân mukarrer kılındı.

 2- Ve zirâ’atlerinden eğer Müslüman ve ger keferedir hums üzre alınur imiş, gerü eylece mukarrer kılındı.

 3- Ve resm-i bağ her yüz devekte bir buçuk tenge alınur imiş ki, üç Osman akçesi olur.

 4- Bağ resminin alınmasının mevsimi üzüm vaktindedir ve resm-i çift ve tütüncek alınmasının mevsimi nevrûzdadır, ol vakit alına.

 5- Ve resm-i mevâş-î, her yondan ve sağılur inekten birer tenge alınur imiş ki, iki osmânîdir, ol dahi nevrûzda koyundan ve keçiden ki, süt vere, anun dahi üçüne bir tenge ki, her başa üç rubu’ düşer.

 6- Ve resm-i kışlak, her süriden bir koyun. Bunun dahi mevsimi nevrûzdur.

 7- Ve resm-i arûsiye, her arûsiyeden bir koyun.

 Bu zikrolunan husûslar külliyen ber-karar-ı s’abık mukarrer kılındı.

 9-Ve resm-i âsiyab ve resm-i bostân, alınmaz imiş.

 Hani Nâhiyesi Kanunnâmesi

 Diyarbakır Eyaleti Kanunnâmeleri

 Ve resm-i îddiye, her karyeden bir davar alınur imiş, ol dahi ref’oldu.

 11-Ve harîr yükü geçüp gitse bâc deyü her yükten on iki tenge alınur imişl ki, yirmi dört akçe olur. Ve penbe ve sabun ve hınnaâ ve buna nisbet olan yüklerden, eğer satılsa, her yükden ikişer tenge alınur imiş ki, dört Osmanî olur. Ammâ geçüp gitse, nesne alınmaz imiş.

 Ve tabbâkhâneye gön ve post ileten kimesneler, her on posttan bir tenge verürlerimiş ki, iki Osmân akçesi olur.

 12-Ve bundan mâ’ad’â ne kim vardır ki, an kadîm verile-gelüpdür, külliyen kemâ-kân mukarrerdir.

Okunma Sayısı : 1184
DİĞER HABER BAŞLIKLARI

PUAN DURUMU

1.Medipol Başakşehir1394031
2.Beşiktaş1385029
Detaylı Puan Tablosu>>
Copyright ©2007 Diyarın Sesi. Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya
<-- end Facebook video code--> <--end kaynak-->
Yukarı Çık