1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Geri dönmek istiyorlar
Geri dönmek istiyorlar

Geri dönmek istiyorlar

Kulp ilçesinde 23 yıl önce köyleri yakılan ve o günü unutamayan köylüler, dönüş için hükümetin adım atmasını bekliyor. Kısmi dönüşlerin olduğu Alacaköy köyüne bağlı Aktulum mezrasında elektrik, su ve yol sorunu çözüm bekliyor.

A+A-

Başlatılan çözüm sürecinde, en çok gündeme gelen ve tartışılan konulardan biri de köye dönüş projeleri iken, hükümet köye dönüşler konusunda somut adım atmıyor. 1993 tarihinde yakılan Diyarbakır'ın Kulp ilçesi Alacaköy köyüne bağlı Aktulum mezrası sakinleri, köye dönüşler için hükümetin adım atmasını istedi. Mezralarında 1993′te 32 hane olduğunu belirten köylüler, şu anda 6 hanenin Alacaköy'e dönüş yaptığını, fakat ekonomik, ulaşım, su ve elektrik gibi imkânlarının olmayışı nedeniyle sıkıntı yaşadıklarını söyledi.

Kendi imkânları ile bazı temel ihtiyaçlarını gidermeye çalıştıklarını dile getiren köylüler, defalarca elektrik, yol ve su için Valilik ve Kaymakamlık yetkililerine başvuru yapmalarına rağmen bir sonuç alamadıklarını ifade etti. Köylüler, geçtiğimiz sene bin kişinin Kulp Kaymakamlığı'na, bu sene ise 600 kişinin İçişleri Bakanlığı'na başvuruda bulunduğunu kaydetti. Kendi imkânlarıyla köye geri dönüşü sağlayan köylülerin ortak temennisi: Köylerine geri dönerek, kendi topraklarında savaşsız bir şekilde yaşamak. Köylüler köye dönüş için başvuruda bulunmayı sürdüreceklerini söyledi.

'Göç etmek zorunda kaldık'

Köylerinin yakılma sürecini anlatan Kemal Başer (63), daha önce köylülerin birçoğunun hayvancılıkla uğraştıklarını ve köylülerin köy yakılmadan önceki ekonomik durumlarının iyi olduğunu belirtti. Köy yakılmadan önce köyde, yayla, bağ, bahçe ve ceviz ağaçlarının olduğunu kaydeden Başer, “1992′de birden başlayan askeri operasyonların sürmesi ile birlikte çok fazla sıkıntılar yaşadık. Askerler bize sürekli koruculuğu dayatıyorlardı. Biz korucu olmayı kabul etmediğimiz için baskılar daha da artınca 1992 yılının Ekim ayında 30 hane Diyarbakır'a göç etmek zorunda kaldık” dedi.

'Tüm ağaçlarımız kurudu'

1993 tarihinde köylerinin de içinde bulunduğu 32 haneli mezranın askerlerce basılarak, yakıldığını kaydeden Başer, “Askerler köyü bastıklarında bize, 'Çıkın biz evleri yakıyoruz' dedi. Bazı evlerden eşyalar çıkartarak, bazılarından eşyaların çıkartılmasına izin verilmeden yaktılar. Ceviz ağaçlarımız, bağımız bahçemiz yakılalı yaklaşık 23 sene oldu ve kullanılmaz hale geldi” diye konuştu. Askerlerin köylerini yakmadan önce her tarafta ceviz ve meyve ağaçları olduğunu ve kendi evlerinin ceviz ağaçlarından görünmediğini aktaran Başer, “Askerlerin kullandığı kimyasal silahlar nedeniyle tüm ağaçlarımız kurudu. Ceviz ağaçlarımızın içi kurudu ve çürüdü. 20 yıldır ağaçlarımız doğru düzgün meyve vermeyi bırakın, yeşillenmiyor bile” diye belirtti.

'Derme çatma evler yaptık'

Köyün yakılmasıyla birlikte, köylülerin Diyarbakır, Mersin, Bismil, Adana, Muş ve İstanbul'a kadar göç etmek zorunda kaldığını belirten Başer, göç eden insanların birçoğunun köye dönmek istediğini ancak, bunu karşılayacak ekonomilerinin olmadığını kaydetti. Köy yakılmaları ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne dava açtıklarını ve devletin kendilerine “Biz sizi memnun edelim” diyerek davadan vazgeçirdiğini aktaran Başer, “Devlet bize bir kira parası miktarında para ödedi. Bu alınan paralarla hiçbir şekilde geçim sağlayamadı insanlar ve alınan paraların çoğu da göç mağduru ailelerin kira parasını dahi karşılamadı” dedi. Şu anda köye dönüş projesi olduğunu söyleyen Başer, köylerine 2, 3 sene önce geldiklerini ve kendi imkanlarıyla derme çatma evler yaptıklarını ifade etti. Köylerinde elektrik, yol ve su olmadığını dile getiren Başer, “Ulaşım imkanları yok, çoğu araç köye dahi giremiyor. Bu konuda devletten yardım talebinde bulunduk fakat sonuç alamadık” dedi.

'Köye dönüş projesi gündemde yok'

Köylerinde su şebekesi olmadığını kaydeden Muhsin Başer, köyün su sorunun çözülmesi için Diyarbakır Valiliği ve Diyarbakır İl Özel İdaresi'ne defalarca başvuruda bulunduklarını fakat bir sonuç alamadıklarını söyledi. Başer, elektrik, yol ve su imkanlarının sağlanması için geçen seneden bu yana Kulp Kaymakamlığı, Valilik, Diyarbakır İl Özel İdaresi'ne yaptıkları başvurularda yetkililerin kendilerine, “Köye dönüş projesi gündemimizde yok” dediklerini aktardı. Başlatılan yeni sürece dikkat çeken Başer, “Eğer hükümet bu konuda gerçekten samimi ise, köye dönüşler konusunda pratik sergilemelidir” dedi. Köye 600 metre uzaklıkta baraj yapıldığını, bu kadar yakın mesafeye rağmen elektrik verilmediği gibi, barajın köyün doğasını olumsuz etkilediğini kaydeden Başer, nehirdeki balıkların barajdan olumsuz etkilendiğini ve baraj nedeniyle köyün yakınındaki nehrin de eskisi gibi akmadığını belirtti.

'Köy yolu tehlikeli'

Köylülerden Özcan Kaba, köyde su olmaması nedeniyle ağaçları sulayamadıklarını ve sulanmayan ağaçlardaki meyvelerin gelişmeyerek küçük kaldığını belirtti. Asfalt olmayan, toprak ve taşlarla dolu köy yolunun biran önce düzeltilmesi gerektiğini kaydeden köylülerden İrfan Kaba ise, köy yollarında can güvenliği olmadığını, virajlı ve yüksekliği fazla olan köy yolunun hem sürücüler hem de yayalar için tehlike oluşturduğunu kaydetti.

'1993′te tüm bu değerler yakıldı'

1993 yılında yakılan evlerinin önünde konuşan Hilmi Başer, askerlerin köyü yaktıklarında birçok insanın köyden başka şehir ve ilçe merkezlerine göç etmek zorunda kaldığını ve göçle birlikte ekonomik sıkıntıların baş gösterdiğini kaydetti. Daha önce köyde 24 hane olduğunu belirten Başer, köy yakılmadan önce köyde ceviz, meyve ağaçları, bağ ve bahçelerin bulunduğunu söyledi. Köylülerin 1993′te köylülerin gelirlerini bahçelerinden ve tarlalarından sağladığını kaydeden Başer, “Şuan köyde böyle bir durum söz konusu değil. Su, elektrik, yol imkânları yok” dedi. Köye geri dönmek istediklerini ve köylerinin ekonomik anlamda değerli olduğunu söyleyen Başer, “Geri dönüş yapabilmemiz için imkanlar sağlanmasını istiyoruz” diye belirtti. Evin yıkıntılarını gösteren Başer, “Burada gördüğünüz her bir taş parçasını babalarımız kilometrelerce uzaklıktan sırtında taşıyarak getirmiş. Yani buranın ekonomik değeri para ile ölçülmez. Babalarımız buraya canını terini koyarak yapmışlar, ama 1993′te tüm bu değerler yakıldı” dedi.

'Hatıralarımız yıkıldı'

Evi yakılan bir başka köylü Muhsin Başer, 1993′te köyün askerlerce yakılmadan önce evlerinin 2 katlı olduğunu, şuanda evden geriye kalan kalıntıların taş yığını olarak göründüğünü kaydetti. Evlerinin yakılması ile birlikte birçok hatıranın da yakıldığını dile getiren Başer, “Doğduğum oda karşımda duruyor. Evin yandığını anlatan bazı göstergeler halen mevcut, yanık odun parçaları 23 yıldır halen bozulmamış bir biçimde duruyor. Evin kalıntılarında vahşet izleri halen duruyor” diye konuştu. Başer, evlerinin yakında bulunan caminin de askerlerce yakıldığını, engellemek isteyen köylülerin askerlerce dövüldüğünü belirterek, “Camiyi ateşe verdiklerinde babamlar engel olmak istemiş, imam da Kur'an-ı Kerim'i dışarı çıkarmak istemiş ama askerler bırakmamış. Kur'an-ı çıkarmak isteyen imamı tekmelerle dövüp aşağıya atmışlar. Camiden geriye bu yıkıntı kaldı” diye konuştu.

'Köye dönüş istiyoruz'

Evi yakılan bir diğer köylü 69 yaşındaki Saniye Kaba, evlerinin yakıldığı günü halen unutamadığını ve etkisinden kurtulamadığını belirtti. Kaba, 1993′te askerlerce köyün yakıldığı gün askerlerin kendilerine eşyalarının dışarı çıkarılması için 5 dakika dahi müsaade etmediğini, evin erkeklerinin ellerinin arkadan halat iplikleri ile bağlanarak dışarı çıkarıldığını söyledi. Kaba, evlerinin yakıldığı günü anlatırken, adeta o günleri tekrar yaşadı. Köylerine geri dönmek istediklerini fakat köyün mevcut koşullarının yaşamı zorlaştırdığını belirten Kaba, köylerine yol, su ve elektrik istediklerini fakat her şeyden önce barış istediklerini ve koruculuk sisteminin kaldırılmasını istedi. Kaba, köye dönüşler için bugüne kadar herhangi somut bir adım adımladığını belirterek, 2003 tarihinde köyde elektrik olmadığı için eşi Hasan Kaba'nı gece abdest almak için dışarı çıktığında evin yanındaki uçurumdan yuvarlanarak yaşamını yitirdiğini ifade etti. Kaba, elektrik olmadığından eşinin cenazesine ancak sabah ulaşabildiklerini belirterek, daha fazla kişi yaşamını yitirmeden köye biran önce ulaşım, su ve elektrik sağlanması gerektiğini vurguladı.

Köyleri yakıldığı için göçebe bir şekilde yaşadıklarını kaydeden Yenice Başer, evleri yakıldığından bu yana göçebe bir yaşam tarzı sürdüklerini aktardı.

HABERE YORUM KAT