1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Garantör barışın yüzde ellisidir
Garantör barışın yüzde ellisidir

Garantör barışın yüzde ellisidir

Mahmut ŞİMŞEK (Siyasi Analist)

A+A-

Gerçekten barış istiyor muyuz?
Konumlarını kaybedenler ülkeyi kavranması zor bir demokrasi virajındaymış gibi göstermeye, barışın dilini unutturmaya, sivil demokrasiye karşı her türlü sektarizmi bulaşıcı bir hastalık gibi topluma bulaştırmaya çalışıyorlar. Bu unsurlar, ülke yeni bir Anayasaya kavuşuncaya kadar her türlü kılıkta direnecekler. Göreceli de olsa açılımın ilk adımları aydınlatma fişeği gibi demokrasi yolunda kısa vadede Kürd hakları için yapılabilecekleri işaret etti. Demokratik Açılımın ikinci adımı orta vadede ülkeyi bölgeci, etnik milliyetçi politikalardan güvenlik refleksleriyle değil, demokratik haklarla korumaya alma süreci başlatacak diye düşünenler çoğunlukta.

Yeni Anayasayla orta vadeden daha da güçlenerek çıkacak olan Türkiye toplumu, uzun erimli özgür hedeflere, ileri demokrasinin bireysel ve toplumsal haklarının yaşanacağı bir ülke olmasını isteniyorsak; dedim, dedin, husumet ve sokak siyasetinden parlamentarist siyasete doğru bir değişim sağlanmalı. İşte bu toplumsal değişim için bizler; sıfırsız bir matematiğin niçin olamayacağını izah edecek kadar birbirimize zaman ayırır, konuşur, tartışır ve birbirimizi duyarsak; Kürd demokratik hakları olmadan adaletin, barışın, eşitliğin ve demokrasinin niçin olamayacağını daha kolay anlamış olacağız. Bir de, siyasi demokraside yer almak isteyenlerin, silahlı partide niçin yer almamaları gerektiğini, çünkü demokrasilerde silahlı partilerin olamayacağını bilmeleri gerektiği kanısındayız.

ÇÖZÜM İSTEYENLER BİR ADIM ÖNE

Barışı ve silahsızlanmayı gerçekten görmek isteyenler kadar, bu konularda her gün cırcır böceği gibi konuşanlar, çözüm teorisyeni geçinenler, taraflara ya da bir tarafa saldırarak önermeleriyle husumet yaratanlar, bu kanlı yarayla oynayanlar ya yarayı kangrenleştiriyor ya da magazinleştiriyorlar. Bu ülkede bu konuya ömrünü veren siyasetçilerin bile yıllara ve canlara mal olan boş-battal konuşmalarını duymak, insanın; “bunlar ya barışı istemiyor ya da barışın çözüm yolunda bu kadar da bakar kör olunmaz” diyesi geliyor. Barışı gerçekten istiyor muyuz?

Sosyal olaylara reçete yazacak kadar devlet veya parti diplomalı aydın ve siyasetçilerimiz bilmezler mi, her türlü barışta güçler dengesinden önce güven sağlamanın, gelenek, görenek, inanç ve onure edilmenin önemi göz ardı edilmez, hamasetle, husumetle barış olmaz. İçte oluşması gereken ortak bir mutabakat kadar, silahlının silahlarını varsa firarisini teslim edeceği “garantör” olgusunun konuşulmaması, gündeme taşınmaması, halktan gizlenmesi, tüm siyasetler için Kürd kartının uluslar arası bir anlamı ve önemi olmamasından mı? Müstakbel barışın müstakbel garantörünün adı, adresi kimselerin hatırına gelmiyor. Sanki siyasetçilerimiz konunun uluslar arası boyutu günün birinde Diyarbakır usulü “kendin pişir, kendin ye” mantığıyla self servis bir çözüm olarak masalarına geleceğini mi bekliyorlar, bilinmez. İktidarın devlet bürokrasisi üzerinden görüşmeleri içte ve dışta cesaretle uyguladığı yazılıp çizildiğinden, konunun uluslar arası boyutunu ve garantörünü de bu iktidar tek başına yüklenmek zorunda kalacağa benziyor.

Evet, bir ülkenin demokrasisinde eşit yurttaş haklarıyla yaşamak isteyen birey, gurup, parti veya etnik toplum temsilcileri, o devletin yönetenleriyle barış ve silahsızlanma gibi konularda mutabık kalmanın olmazsa olmazı, üzerinde konuşulacak bir taslak ve garantörlük yapacak üçüncü unsurda mutabık kalınmasıdır. Bu barış kadar önem taşır. Doğru garantör barışın yüzde ellisidir. Bizim hikâyemiz de eninde sonunda bu formülle bu kıvama gelecektir. İçte demokrasi yolunda kenetlenmek kadar, dışta da garantörün belirlenmesi halinde, Türkün Kürde, Kürdün dünyaya bağırmasına gerek kalmayacak…

KÜRTLER AYRILMAK İSTEMİYOR

Bir ulus devlette devletsiz bir ulusun bağımsızlık talebi silahla aranabilir, aranmıştır. Toprak talebi hariç hiç bir demokratik hak silahla aranmaz. Silahlı Kürd gövdesinin de 1999’dan beri böyle bir talebi yok. Ama demokrasilerde silahlı bir partinin olamayacağını bir türlü hatırlamak istemedikleri de orta yerde duruyor. Orta yerde duran yalnızca silahsızlanma sorunu değil, aynı zamanda güven sorunudur. Güven duyulup silah bırakılacak garantörün bulunmasından, yeni bir Anayasayı görmek beklentisine kadar, değişimi durup beklemek ülkeyi ve yaşayanlarını derin tuzaklara yem olarak bırakmaktır. Buna da hiç kimsenin hakkı olmasa gerek.

Orta vadeli Demokratik Açılım eşit yurttaşı yaratma, yaşatma ve tatmin etme projesi olarak her yurttaş gibi Kürd yurttaşı da rahatlatacak. “Türkiye’de yaşayan her yurttaş; başka bir devlette yaşamak özlemi çekmeyecek, ya da başka bir devlet kurmayı aklına getirmeyecek kadar kendisine eşit, özgür ve insanca yaşamak fırsatı ve güveni verildiğinde her çağdaş insan gibi Kürdün de tüm saplantıları ortadan kalkar….” söylemimizi, bu iktidar birkaç yıldır sistemin dinazorlarını devire devire yapmaya çalışıyor.

Demokratikleşen devlette, devletin paydaşı olmasında hiçbir kaygı duyulmaması gereken Kürd yurttaşların doğal olmayan yollarla hep demografileriyle oynandı. Tarihsel süreç içinde Kürdistan coğrafyasında insanlar zoraki oraya buraya serpiştirildi. Bugün gelinen noktada silahlı, silahsız Kürdlerin çoğunluğu ayrılmayı işaret etmiyor, ama demokraside silahsızlanma formülünü bir kesim bile bile silahla becermeye çalışıyor. Vesayetçi iktdarların geçmişte yaptıklarına duyulan güvensizliği, şartlanmışlığı üzerinden atamayan Silahlı Kürd hareketi çatışma ve talep çıtasını yükseltiyor. İktidarın demokrasi partneri olacağına iktidarı devletin şiddet yanlılarının yanına iterek onlardan daha tehlikeli görüyor. Deşifre olan görüşmeler, hamasetle küçümsenerek, garantör arama, mutabakat talep etme yerine, iradeci dayatmalar ve yönlendirmelerle yine çatışmacı gerginlikleri tercihte ısrar ediyor. Tüm vesayetçilerin direnmelerine rağmen, bu iktidarın yaptıkları değişimci ve dönüşümcü iyileştirmeleri silahlı Kürd siyaseti neden küçülterek unutturmak istiyor. Oysa her ideolojik devletin zayıf karnı sivil demokrasiye katılımı çoğaltmaktır.

ANAHTAR DEMOKRATİK ÇÖZÜMDE

Bizim buralarda sesli düşünmek hâlâ birkaç yönden akıl işi değil. Bereket versin ki, her yaştaki Kürd yurttaş artık devleti de PKK’yi de daha iyi tanıyor. Yine cesaretle söylemek gerekirse, Kürdler tarafların yol haritalarını ve gerçek niyetlerini bilmediği ve güvenmediği için, onlardan hâlâ korkuyor. Tam da burada; iktidarın son dönemlerdeki güvenlik stratejisi, demokrasi stratejisini boğmamalı. Öte yandan, alanlarda bireyi fetişleştirirken “PKK’ye özgürlük” bile demeyen PKK ve BDP ile Kürd Halkına Demokratik özgürlükler aynı tabakta servis edilebilir mi? PKK terörize edilmiş bir örgüt ve kuruluşunda toprak talebi vardı. Bilindiği gibi 20.yüzyıldaki tüm Ulusal Kurtuluş Hareketlerinin amacı demokrasi değil, topraktı. PKK’nin çıkışı da buydu. Aynı adlı PKK bunu unutalı ve Demokratik Cumhuriyet’in peşinde olduğunu söyleyeli yıllar oldu.

Sizce de demokrasi yolundan başka bir çıkış yolu var mı? Gelinen noktada varsayalım ki; bu gece Kandil’e Hava Kuvvetlerinin Eskişehir, Ankara, Konya, Malatya, İzmir, Adana, Diyarbakır filolarındaki bütün uçaklar kalktı ve PKK’nin bütün Askeri, siyasi, ekonomik, lojistik komuta kademeleri vuruldu. Dünyada ki tüm diyalog kaynakları derdest edildi. Abdullah Öcalan İmralı da Hakkın rahmetine kavuştu. PKK biter mi? PKK bitebilir, ama Kürd halkı bitmez. Doğrusu PKK’de bugünden yarına bitmez. Demokratik güvenliği sağlamak hariç, antidemokratik ortamların PKK’yi bitireceğini sanmak, opere edilen bir organda “metastaz”’ın olmayacağını sanmaktan öte bir anlam taşımaz. Bitti dediğiniz anda doğar. 12 Eylül kimi doğurdu. Daralan demokrasi çemberinde PKK marjinalleşse de yaşar. Daha fazla demokrasi Pkk’yi bitirir. Kürdlere baskı yapan bu sistem PKK’yi yarattı ve terörize etti. Kürdün, kendi topraklarından göçertilmesi kadar, ulusal demografik yapısının hızla değişmesini de tetikledi. PKK Parti Kürdünü yarattı, coğrafya Kürdünü bitirdi.

Bugün ülke genelinde militer, laik ve milliyetçi kesimler için Ak Parti’nin “Bölücü Kürtlerden” bir farkı yok. BDP nezdinde de; AK Parti’nin yargı ve polis üzerinden sürdürdüğü iddia edilen KCK operasyonları nedeniyle faşist, MHP den beter ırkçı ve tehlikeli “polis devletidir.” Yani AK Parti bölgesel ve ülkesel olarak hem siyasi rakipleri hem de siyasi dostları tarafından haksız ve seviyesiz bir kuşatma altında. Özünde AK Parti’siz ve yeni Anayasasız kalmak en çok da Kürd haklarını zora sokacak. Demokrasi için; görüşmek, konuşmak, tartışmak ve yeni anayasada anlaşmak lazım.

Son olarak ülkede birilerine statü değil siyasi demokrasi iklimi, dışarıda da silahların bırakılacağı garantör olmadan barış olmaz.

* Siyasetçi – Yazar (mahmutsimsek21@gmail.com)
NOT: Bu makale daha önce : 28.01.2012 tarihinde http://www.yenisafak.com/yerel/gercekten-baris-istiyor-muyuz-364518 yayınlanmıştır.
Sayın Şimşek’in bize yollamasıyla orjinal haliyle yayınlıyoruz.

Bu haber toplam 469 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT