1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. 'Feryat ediyorum, Türkiye için, Hepimiz için'
'Feryat ediyorum, Türkiye için, Hepimiz için'

'Feryat ediyorum, Türkiye için, Hepimiz için'

Güneydoğu'da devam eden çatışmalar sokağa çıkma yasakları, ortalık kan gölüne dönmüş durumda.

A+A-

Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Selin Ongun, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) EşBaşkanı Hatip Dicle ile konuştu. DTK EşBaşkanı Dicle, sadece Erdoğan'lı değil Özal'lı yılların “açılımlarına” da tanık olan bir isim. Sadece İmralı Heyeti üyesi değil Habur'un da mihenk taşlarından biri. Barış Bloku'nun konuşmacısı olarak İstanbul'dayken Dicle'ye sorduk.

- Selahattin Demirtaş'ın “özür dilenmeli” çağrısını ve PKK'nin “Ölen sivil ve çocuklardan dolayı üzüntü duyuyoruz” açıklamasını nasıl yorumladınız?

Evet, üzüntü beyanı geldi. Bu beyan bir anlamda özürdür. PKK daha önce de sivillere yönelik can kaybı olduğunda benzer açıklamalar yapmıştır.

- Diyarbakır, Çınar'daki saldırı, Şırnak, İdil'deki okullara atılan ses bombaları... Bu haberleri aldığınızda içinizde neler oluyor?

İçimizden acıdan başkası geçmiyor. Başka ne olabilir ki? Gözünüzün önünde o insanlar. Kaç yıllık bir acı bu? Çok uzağa gitmeyin. Birkaç yıl önceki demeçleri hatırlayın: Analar ağlamasın, çocuklar ölmesin. Şimdi kimse inkar edemez herhalde. Her iki tarafta da mantığın, aklın sesi duyulmaz oldu. Savaş böyledir. Öfke galip gelir. Zaten savaşın en tehlikeli yanı aynı bir yangında olduğu gibi nereye varacağını kestirememektir. Açık söyleyeyim. Bildiğimiz için söylüyorum bunu. Şu anda dağlarda yaklaşık iki metre kar var. Ve gerilla hareket halinde değil. Sayıları nedir; biz de bilemiyoruz. Devletin istihbaratına göre dağlarda olan binlerce insandan bahsediliyor. Karlar erimeden, yani nisan sonuna kadar bu savaşa dur diyemezsek çok daha fazla alanı kapsayan, hatta metropolleri de içine alan bir şiddet dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz. Bunu dediğimizde, Kürt siyasetçi olduğumuz için, tehdit gibi algılanabiliyor. Hayır, amacımız tehdit değil, feryat ediyoruz. Feryat ediyorum! Bu tehlike önümüzde. Hepimiz için, Türkiye toplumunun her bireyi için, hatta uluslararası barışı bile etkileyebilecek boyutta bir tehlike bu. Bunu önlemek, sorumlu davranmak zorundayız. Siyasetçiler, aydınlar, yurttaşlar, hepimiz bu yangına benzinle değil, suyla gitmeliyiz. Aklın, mantığın sesini öne çıkarmalıyız. Devlet cephesine baktığımızda yine korkunç bir çılgınlık hali var. En basiti, akademisyenler bildirisi sonrası yaşananlar. Onlar bir vicdan azabı duyarak kaleme aldılar o bildiriyi. Bizim muhatabımız devlettir dolayısıyla önce devletin hukuksuzluğunu öne çıkarıyoruz, dediler. Karşı tarafta hukuksuzluk yok, demediler. Ve bir tavır ortaya koydular.

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLA

HABERE YORUM KAT