1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Evren'in ölümünün hatırlattıkları
Evren'in ölümünün hatırlattıkları

Evren'in ölümünün hatırlattıkları

12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren'in ölümünden sonra biz darbe mağdurlarına en çok sorulan soru, Evren'in ölümüyle ilgili ne hissettiğimiz sorusudur.

A+A-
12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren'in ölümünden sonra biz darbe mağdurlarına en çok sorulan soru, Evren'in ölümüyle ilgili ne hissettiğimiz sorusudur. Benim bu soruya verdiğim cevap şu; bir 'yarım kalmışlık duygusu'.
 
Kenan Evren'in başında olduğu 12 Eylül darbesi Türkiye toplumunun doğal gelişme seyrine çomak soktu, ülkeyi apak, dipsiz bir karanlığa yuvarlattı. Ülkeyi bir mezbahaya çevirdi; hukuksuzluğu, baskı ve işkenceyi rutin bir yöntem haline getirdi. Ektiği şiddet ve kötülük tohumlarıyla Türkiye ve Kürdistan'ı 35 yıldır devam eden bir yangın yerine dönüştürdü. Askeri cunta yaptığı 1982 anayasası ve öteki kurumlarıyla darbe rejimini kurumsallaştırdı, onu yeni darbelere gerek bıraktırmayacak güvencelerle donattı.
 
Bugün geriye dönüp 12 Eylül darbe rejimine baktığımızda iki temel şey söylemek mümkün.
 
Birincisi, her şeye rağmen 12 Eylül rejimi geçen dönem içinde aşındı. Toplumun ileriye doğru akan seyri birçok açıdan darbe rejimini aştı. Yapılan birçok yasal ve anayasal değişiklikle 82 Anayasası önemli oranda rötuşlandı. Son olarak 2010 yılında referanduma sunulan anayasa değişikliği paketi ile darbecileri yargılamaktan koruyan 15. madde zırhı kalktı ve böylece darbeciler bakımından yargılamanın yolu açıldı.
 
12 Eylül darbesinden tam otuz yıl sonra yapılan referandumun ertesi günü, 13 Eylül 2010 tarihinde HAK-PAR Genel Başkanı olarak ben ve arkadaşlarım Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına giderek başta 12 Eylül darbe lideri Evren ve arkadaşları olmak üzere, dönemin askeri ve sivil sorumluları, sıkıyönetim komutanlıkları ve bağlı görevliler ile Diyarbakır 5 Nolu cezaevinde yapılan işkence ve katliamlardan sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduk. Bizim yaptığımız suç duyurusuna benzer binlerce başvuru Türkiye'nin başka yerlerinde de yapıldı. Sonuçta 04 Nisan 2012 tarihinde Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde Kenan Evren ve darbe liderlerinden hayatta kalan dönemin Hava Kuvvetleri komutanı Tahsin Şahinkaya hakkında dava açıldı. 12 Eylül darbesi ile ilgili başlatılan bu dava hiç kuşkusuz sembolik düzeyde önemliydi. Şimdiye kadar yapılan darbelerden dolayı hiç kimseden hesap sorulmadığı düşünüldüğünde, bu bir ilkti. Yargılama sonucunda Evren ve Şahinkaya hakkında müebbet hapis cezası verildi ve rütbelerinin sökülmesine hüküm edildi. Ne var ki yargılama aşamasında Evren ve Şahinkaya hastane yatağında yatıyorlardı. Onları hâkim huzuruna çıkartmak mümkün olmadı. Bu arada cezaları henüz Yargıtay tarafından onanmadan Kenan evren yaşamını yitirdi. Böylece 12 Eylül darbesi hakkında sembolik düzeyde başlayan dava, sonuçları bakımından da sembolik bir çerçevede kaldı.
 
Oysa 12 Eylül darbesi emir komuta zinciri içinde yapılmış, geçmiştekileri kat kat aşan ileri düzeyde organize bir darbeydi. Yıllar öncesi altyapısı hazırlanmış, psikolojik koşulları oluşturulmuş, dış destek bakımından garanti altına alınmış dört başı mamur bir faşist darbeydi. Böylesine uzun erimli planlanmış bir darbenin hayat bulması ise devlet aygıtının bir bütün olarak seferber edilmesini gerektiriyordu. Sıkıyönetim komutanlıkları, Jandarma, Emniyet Örgütü, İstihbarat Teşkilatı, Cezaevi sorumluları ve alt düzeydeki işkenceci ve tetikçilere kadar uzanan bir ağdan oluşmuş koca bir aygıt darbenin gerçekleştirilmesinde fiilen iş gördü. Darbenin siyasi, yargı ve basın alanındaki ayakları da bu dönemde büyük
 
hizmetlerde bulundu. Özetle 12 Eylül darbesi Kenan Evren ve dört kafadarın bir sabah kalkıp giriştikleri bir maceradan öte bir derinliğe sahipti.
 
13 Eylül 2010 tarihli suç duyurumuzda bu gerçeği olduğu gibi ortaya koyduk ve yargılamanın da bu temelde yapılması gereğinin altını çizdik. 04 Nisan 2012 tarihinde Evren ve Şahinkaya hakkında Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan davaya hem bireysel hem de parti olarak müdahil olma talebinde bulunduk, ancak bu reddedildi. Evren ve Şahinkaya sadece bir anayasa ihlali olarak darbe suçundan yargılandılar. Onlardan darbenin yol açtığı ve bizzat bilgileri dâhilinde gerçekleştirilen onca katliam, idam ve işkencelerin hesabı sorulmadı. Başka bir ifade ile Kenan Evren'e bu ülkede dökülen onca kan ve yaşanan işkencelerden dolayı tek bir soru sorulmadı, bundan dolayı sorumlu tutulmadı. Söz konusu suçların hiçbir faili yargı karşısına çıkartılmadı. Üstelik bireysel olarak yaşadığımız mağduriyetlerin maddi ve manevi olarak telafisi yönündeki taleplerimizin tümü karşılıksız kaldı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığımız suç duyurusu talebi reddedildi. Söz konusu ret kararına ilişkin itirazımız da reddedildi. İş şimdi Anayasa Mahkemesine taşındı. Ancak oradan da bir sonuç çıkacağı beklentimiz yok.
 
12 Eylül darbe rejimi ile ilgili yapılacak ikinci temel tespit, bu rejimin anayasası ve temel kurumlarıyla varlığını hala sürdürdüğü gerçeğidir. Başka bir ifade ile Kenan Evren öldü ama onun ruhu bir hayalet gibi aramızda dolaşmaya devam ediyor. Böyle bir ortamda 12 Eylül ile gerçek anlamda bir hesaplaşma iradesi ortaya çıkamadı. Koşulların dayattığı ölçüde ve artık başka türlü bir tutum almak mümkün olmaktan çıktığı için darbenin önü açıldı. Ancak bu adım eksik iradeden dolayı eksik ve yarım kaldı. Benim Kenan Evren'in ölümüne ilişkin hissettiğin söz konusu eksiklik ve 'yarım kalmışlık duygusu' esas olarak bu işin yarım kalmış olmasından kaynaklı.
 
12 Eylül darbesi ile ilgili altı çizilmesi gereken bir nokta da şu. Sorun sadece Kenan Evren olmadığı gibi, yalnızca 12 Eylül darbesi de değil. Evet, 12 Eylül darbesiyle kapsamlı ve çok yönlü bir hesaplaşmaya ihtiyaç var. Ancak esas sorunun cumhuriyetin kuruluşuna kadar uzanan Türk devlet yapısının tekçi, ırkçı, inkârcı ve militarist karakterinden kaynaklandığı unutulmamalı. 12 Eylül darbesinden önce Türkiye'de tıkır tıkır işleyen bir demokrasi mi vardı, her şey güllük gülistanlık mıydı sanki? Elbette ki hayır. 12 Eylül darbesinde yapılan şey, devletin daha önce yüzüne taktığı demokrasi maskesini atarak gerçek karakterini ortaya çıkarması oldu. Yoksa 12 Eylül sonrasında yaşananların hiç biri esas olarak bu coğrafyada yaşayanların yabancısı olduğu şeyler değil.
 
O halde cumhuriyetin kuruluşuna kadar uzanan geçmişe dönük kapsamlı bir yüzleşme ve tartışmaya ihtiyaç var. Demokrasi ve Kürt sorununun çözümünde eşik atlamak için geçmişin sırtımıza yapıştırdığı kamburdan kurtulmak gerekiyor.
 
 
(Özgür Haber)
 

HABERE YORUM KAT