1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Evli Türk ve Kürt doktorun örnek hayatı
Evli Türk ve Kürt doktorun örnek hayatı

Evli Türk ve Kürt doktorun örnek hayatı

DİYARBAKIR- Diyarbakır'da görev yapan Dr. Lokman Balyen ile eşi Dr. Lütfiye Seçil Balyen yaklaşık 10 yıldır birlikteliklerini farklı kültür ve diller üzerinde inşa ederek yaşıyor.

A+A-

İkisi de doktor olan Balyen çifti, tüm önyargıları kırarak, 10 yıldır birlikte yaşıyor. Lütfiye Seçil Hataylı, Lokman Balyen ise Diyarbakırlı.

Biri Türk, diğeri Kürt asıllı olan doktorların tanışmaları doktorluk alanında uzmanlık eğitimi gördükleri anda başladı. Diyarbakır'da tanışan çift, daha sonra hayatlarını birleştirmeye karar verdi. Lüftiye Seçil, Türk olmasına rağmen Kürt dilini, kültürünü, edebiyatını, folklorunu ve daha bir çok değeri benimseyerek öğrendi. Balyen çifti, bütün önyargıları kırarak, iki dilli ve iki kültürü bir arada yaşıyor. Balyen çiftinin 8 yaşında Melisa Zehra adında bir kızları var. Melisa da hem Kürtçe hem de Türkçeyi konuşabiliyor ve iki kültürü birlikte yaşıyor.

Hayat felsefesini anlatan Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Lokman Balyen, eşiyle birlikte sürdürdüğü yaşamı, “Farklı fırça dokunuşları ve farklı renklerin bir tabloya kazandırdığı sanatsal değer ve güzellik, farklı enstrümanların ve farklı notaların iyi organizasyonu ile elde edilen farklı melodik seslerin uyumu ve ahenginin konserde sağladığı müzikal ve sanatsal estetik, farklı renklerle dizilmiş farklı geometrik taşların uyumu ile mozaikte elde edilen doğallık ve sanatsal ahenk, farklı renk ve çiçeklerin bir bahçede oluşturduğu göz alıcı güzellik ve zenginlik gibi; şüphesiz farklı diller, kültürler, kimlikler, renkler, düşünceler ve inançlar da bir toplumu ve bir ülkeyi dolayısıyla dünyayı da yan yana kalabildikleri kadar zenginleştiriyor ve güzelleştiriyor” sözleriyle dile getirdi.

Gelişmiş bir ülke olmak ve ileri demokrasi ile tanışmak için yasakçı zihniyetlerden vazgeçilmesi gerektiğini anlatan Balyen, “Dil, kültür, kimlik, düşünce, ifade ve inanç özgürlüğü devleti bölmez, tam tersi demokratikleştirir, özgürleştirir, zenginleştirir ve en önemlisi vatandaşların devlete olan saygı, sevgi ve bağlılığını arttırır. Sosyal yaşamın içinde ne kadar farklılıklara yer verilirse hayat o kadar anlamlı ve değerli olur. Şüphesiz farklılıklar ülkelerin mozaiği, zenginliği, milli serveti, gücü, kuvveti gibi algılanmalı ve değerlendirilmelidir, bu bağlamda farklılıkları muhafaza etmek, yaşatmak, geliştirmek ve geleceğe taşımak devletlerin temel politikaları arasında olmalıdır. Farklı kimlikler, diller, kültürler, renkler, düşünceler ve inançlar zenginlik olarak algılanmalı ve bu bağlamda toplumun bütün kesimleri tarafından kabul görülmesi, içselleşmesi ve sosyalleşmesi önem taşıyor.

Ayrıca empati, hoşgörü, tolerans ve uzlaşma ile farklılıkların kabulü ve içselleşmesi mümkündür. Elbette bazı konseptlerin, toplumun bütün kesimleri tarafından kabul görmesi ve içselleşmesi kolay olmayıp dolayısıyla konseptlerin benimsenmesi ve önemsenmesi zaman alabilir. Bu yüzden bu süreçler kurumlar tarafından iyi yönetilmelidir ve algı yönetimi ile kamuoyuna planlı, sistemli ve projeli bilgi akışı sağlanmalıdır” dedi.

"TARİH BOYUNCA KÜLTÜRLER HEP BİRBİRİNİ BESLEMİŞTİR"

Uygarlıklar ve kültürler, çağımıza kadar, hiç birbirlerine zarar vermediklerini anlatan Lokman Balyen, aynı zamanda birbirlerini yıkmadığını söyledi. Balyen, “Tarih boyunca kültürler hep birbirlerini beslemiş, birbirlerini etkilemiş, birbirlerini aşılamış ve birbirlerini zenginleştirmişlerdir. Medeniyetler ve kültürler arasında sağlıklı diyalog, iletişim, etkileşim ve en önemlisi toplumsal, yerel ve küresel barış için farklılıkları muhafaza etmek, yaşatmak, geliştirmek ve geleceğe taşımak çok büyük önem taşıyor. Bu yüzden farklılıklar; kültürel miras olarak algılanmalı, yaşatmalı, geliştirilmeli ve gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Kültürel miraslar, insanlığın ortak mirası ve ortak değeri olarak idrak edilmelidir.

Anadolu çok kültürlü, çok dilli, çok kimlikli, çok dinli ve çok renkli bir coğrafya idi. Şüphesiz çok kültürlü, çok dilli, çok kimlikli, çok dinli ve çok renkli özellikler Anadolu'nun karakteristik özelliği idi. Bu bağlamda Anadolu kültürleri, tarih boyunca insanlık kültürüne kaynaklık etmişlerdir. Maalesef Anadolu'da tek kültürlü, tek kimlikli, tek inançlı ve tek renkli bir devlet kurma isteği bir asırdır planlı, projeli ve sistemli bir şekilde yürütülüyor.

Maalesef mevcut tablo Türkiye'nin her türlü zenginliğini, çeşitliliğini ve güzelliğini yok etmiş durumdadır. Her şeye rağmen hiçbir şey için geç değildir ve hiçbir şey imkansız değildir. Yani umutsuz olmamak lazım ve yeni ilişkiler ve diyaloglar için zaman kaybetmeden hemen çaba göstermek gerekir. Bozulmuş ve hasar görmüş ilişkilerin inşası için yeni konseptler ve formatlar geliştirip ve yeni diyaloglar ve yeni müzakereler gerçekleştirmek gerekir. Dünya değişiyor, toplumlar değişiyor, insanlar değişiyor ve mikroorganizmalar değişiyor. Şüphesiz değişim ve gelişme ile kalıplaşmış fikir ve düşüncelerimizin değişeceğine ve rasyonel yolu bulacağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

TÜRK DOKTOR, HASTALARIYLA KÜRTÇE KONUŞUYOR

İç Hastalıkları Uzmanı Uz.Dr.Lütfiye Seçil Balyen ise, 10 yıldır Diyarbakır'da yaşamasından dolayı büyük bir memnuniyet duyduğunu anlatarak, burada olduğu süre içerisinde Kürt kültünü ve dilini de tanımaya çalıştığını ifade etti. Hastalarıyla Kürtçe konuştuğunu söylen Seçil Balyen, farklı, zengin, çok kültürlü bir evlilik yaşadıklarını belirtti. Balyen, “Atalarımız Malazgirt savaşı, Kurtuluş Savaşı ve Kıbrıs Savaşı'nda aynı hayaller, aynı rüyalar, aynı hedefler ve aynı çıkarlar doğrultusunda savaşmadılar mı?

Cephelerde kucak kucağa şehit olup yatmıyorlar mı? Aynı kaderi ve hayalleri paylaşmadılar mı? Kürt halkıyla Türk halkı 1000 yıldır kardeş kardeşe yaşamıyorlar mı? O zaman bu suni ayrışmalar ve kutuplaşmalar nedir? Tarihimizle ve geçmişimizle yüzleşme zamanı gelmedi mi? Mevcut ve malum realite ile yüzleşme ve helalleşme zamanı gelmedi mi? Ya bütün duyu organlarımızın dış dünya ile olan ilişkisini ve bağlantısını keseceğiz ya da bölgenin ve dünyanın gerçekleriyle yüzleşerek rasyonel ve reel bir yol izleyeceğiz” dedi.

"ÖN YARGININ OLUŞTURDUĞU NEFRET AYRIŞTIRMAYA NEDEN OLUR"

Diyarbakır'a gelmeden önce kendisi ve ailesinin bölgeye karşı bir ön yargılarının olduğunu belirten, Lütfiye Seçil Balyen, bölgeye geldiğinde Kürt kültürünü, dilini, yaşam biçimlerini öğrendikten sonra ön yargısının kırıldığını dile getirdi. Dr. Balyen, “Ön yargıların bilişsel, duygusal ve davranışsal yönleri vardır. Ayrıca ön yargıları biyo psikososyolojik yönden incelemek ve tartışmak gerekir. Ön yargının en aşırı ve çirkin noktaları olan nefret suçları ve soykırım, sosyolojik ayrışmalara ve kutuplaşmalara sebep olur.

Ön yargıyı azaltmanın en güvenilir yolu şüphesiz ''onlar''ı bir şekilde ''biz''in içine dahil etmektir. Örneğin iki grup veya toplum arasındaki farklılıkları değil de benzerlikleri vurgulamak, ya da ortak hayaller ve amaçlar doğrultusunda beraberce çalışmak ayrıca gruplar ve toplumlar arasında sağlıklı diyalog, iletişim ve sosyal etkileşimi sağlamak ve en önemlisi empati kurmak önyargıyı azaltır. Empati ile yaklaştığımızda başka kültürlere ve o kültür içinde yaşayan insanlara karşı çok daha serinkanlı ve sağduyulu bir şekilde yaklaşırız.

Kendi kültürümüz, dilimiz ve dinimiz bizim için ne kadar anlamlı ve değerliyse başka kültürlerin, dillerin, ve dinlerin de onun üyeleri için o kadar değerli ve anlamlı olduğunu artık fark etmeliyiz ve saygı göstermeliyiz. Bu algının toplumun bütün kesimleri tarafından içselleşmesi ve sosyalleşmesi gerekir. Ayrıca eğitim ve algı yönetimi ile toplumun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi; sosyal, demokrat ve hukuk devlet anlayışının hakim kılınması; toplum arasındaki kıskançlık ve rekabetin ortadan kaldırmakla empati, uzlaşma, sevgi, saygı, hoşgörü ve toleransın hakim kılınması ile her türlü ayrımcılığın ve önyargıların önüne geçebiliriz” diye konuştu.

"FARKLI KÜLTÜRLER ZENGİNLİKTİR"

Balyen çifti, sosyal iletişimi ve etkileşim, diyalog olmadan birlikte ortak yaşam biçiminin olamayacağını bu yüzden Kürtlerin, Türkçeyi öğrendiği gibi bütün Türklerin de Kürt dilini ve kültürünü öğrenmelerini tavsiye ederek, şunları anlattı: “Sonuç olarak; farklı dillerin, kültürlerin, kimliklerin, renklerin, düşüncelerin ve inançların bir toplumu ve bir ülkeyi dolayısıyla dünyayı da zenginleştirdiğini ve güzelleştirdiğini toplumun bütün kesimleri tarafından idrak edilmesi gerekir. Bu bağlamda bu algının bütün kurumlar tarafından içselleştirilmesi ve sosyalleştirilmesi önem taşıyor.

Ayrıca empati, hoşgörü, tolerans ve uzlaşma ile farklılıkların kabulu ve içselleşmesi mümkündür. Bununla beraber ortak yanlarımızı öne çıkartıp bizi birbirimize yaklaştırabiliriz, bizim hayatımızı kolaylaştıracak benzerlikleri ortaya çıkarmakla her türlü ayrımcılığın ve ön yargıların önüne geçebiliriz. Şüphesiz etik, toplumsal değer ve normlar açısından da her türlü ayrımcılığın yapılmaması ve ön yargılı olunmaması gerektiğine inanıyorum.

Dolayısıyla bu algı ile her türlü ayrımcılığın ve önyargıların önüne geçmiş oluruz ve bu algı ile ön yargıları yıkmakta en önemli basamak olduğunu düşünüyorum. Ayrıca ayrımcılık ve ön yargıları azaltmak için; kurumsal ilişkiler sisteminin planlı, projeli, sistemli ve stratejili çalışması gerekir. Şüphesiz algı yönetiminin de doğru ve zamanında yapılması çok büyük önem taşıyor.”


(ÜN-AKK-Y)

HABERE YORUM KAT