1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. En kanlı dönüşüm
En kanlı dönüşüm

En kanlı dönüşüm

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Suriçi’ni Toledo yapacağız” açıklamasının ardından dikkatlerin bir kez daha yoğunlaştığı Diyarbakır’ın Sur ilçesinde, kentsel dönüşüm rantı endişesi yaşanıyor.

A+A-

Sosyal çalışmacılar, hak savunucuları, yerel yöneticiler ve teknik uzmanlar, yapılacak böylesi bir dönüşümün başarılı olamayacağını belirtirken, Sur’un çok kültürlü kimliğini tekleştirileceğini, asimilasyonun bir başka şekilde uygulanacağını, kentsel dönüşümün de en kanlı bir biçimde gerçekleştirilmiş olacağını vurguluyor.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, Sur’da 1990’lı yıllarda yaşanan zorunlu göçlerdeki hak ihlallerini katbekat aşan bir durumun ortaya çıktığına dikkat çekti. Başbakan’ın Toledo söyleminin üzücü bir açıklama olduğunu da kaydeden Bilici, şöyle dedi:

Kimse Toledo peşinde değil

“1990’lı yıllarda birçok köy, şehir yerle bir edildi ama hiçbiri yapılmadı. Bu işin bir boyutu. Sur’da şu anda bir imha operasyonu yürütülüyor. Orada insanlığa karşı bir suç işleniyor. Onlarca insan yaşamını yitirdi. Bizim Sur’da ve sokağa çıkma yasağı boyunca Diyarbakır’da çıkan bazı olaylarda yaşamını yitirdiğini tespit ettiğini sivil sayısı 40’ınn üzerindedir. İnsanlar aç, susuz, perişan, sağlığa erişemiyor, haberleşme özgürlüğü kısıtlanmış, kendi evinde mahsur kalmış, göçe zorlanıyor. Başta yaşam hakkı olmak üzere birçok insan hakkı ihlal ediliyor ve edilmeye devam ediyor. Bugün bile bize 20’ye yakın başvuru geldi. Zorla evlerinden çıkarılmışlar, bir iki saat süre vermişler evlerini terk etmeleri için. Dolayısıyla bu yaklaşım sorunun özünü çarpıtmak, özünden uzaklaşmak ve dikkatleri uzaklaştırmaktır. Burayı Toledo yapmak bir bütün olarak imha sürecini ortadan kaldırmıyor. Kimse Toledo peşinde değil, kimse lüks peşinde değil, insanlar kendi hayatını kurtarma ve onuruyla yaşama peşindedir”

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUDER) Diyarbakır Şube Başkanı Serkan Delidere, Sur’daki kentsel dönüşüm konusunun asıl mesele olmadığını söyledi. Yapılması gerekenin insanların sosyal hayat dokularının bozmadan bir dönüşüme tabi tutmak olduğunu belirten Delidere şöyle konuştu:

İlişkileri öldürmek anlamına geliyor

“Böyle olmadığı sürece zorla yerinden etmiş olmak, ilişkilerini öldürmek anlamına geliyor ve bu da sorundur. Devlet politikası olarak zaten bir yerinden etme politikası yürütülüyor. İnsanlar bulundukları yerden alınıyor, çıkarıyor, başka yerlere gönderiliyor. Bu akıllara 1990’lı yılları getiriyor. Köy boşaltmaları vardı o zaman, insanlar batıya büyük şehirlere göç ettiler. Oralarda dillerini, kültürlerini unuttular. Bu Kürt kimliği üzerinden yürütülen bir politikaydı. Bugünlerde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bugünlerde başka illerden sosyal hizmet uzmanı ve psikolog getirtmiş buraya. Sur’dan göç eden ailelere psikososyal destek vermek amacıyla getirildiklerini söylüyorlar. Bu ulusal ve uluslar arası kamuoyuna bir izlenim vermek için yapılıyor. Ama çalışma tarzına bakınca gerçekçi olmadığını görüyoruz. Devlet tarafından böyle durumlarda bir yama olarak kullanılıyor sosyal hizmet çalışmacıları. Onlar üzerinden izlenim yaratılıyor” dedi.

Çok kültürlü yapıyı tekleştirmek istiyorlar

Sur ilçesinin bir önceki belediye başkanı olan Abdullah Demirbaş ise Toledo yaklaşımının gerçekçi olmadığını belirterek “Burada hükümetin yapmak istediği rant politikası ve bunun da ötesinde Sur’daki mevcut çok kimlikli, çok kültürlü yapıyı tekleştirmektir. Sur’un ve oradaki insanların geçmişle bağı koparılmak isteniyor. Geçmişte Diyarbakır’la yaşıt Babil ile Ninova kentleri vardı. Onlar artık bir mitolojik öyküye dönüştü. Görünen o ki dimdik ayakta duran Diyarbakır da bu kentsel dönüşümle bir mitolojik varlığa dönüştürülmek isteniyor. Yapılması gereken bizim orada yaptığımız koruma amaçlı planla birlikte Sur’u, özellikle insani dokusu korunarak, açık hava müze kent haline getirmek olmalıdır. Kültürel miras korunurken sosyal miras da korunmalıdır. Yani siz Sur’da kapı komşuluk ilişkilerini öldürerek bir dönüşüm yaparsanız bu işe yaramaz. Bu yüzden bütünen kültürel doku korunmalıdır. Bu demografik yapıyı yerinden söküp yerine yeni bir yapı koymakla dönüşüm yapılmaz. Bu kültürel mirası korumak olmaz, tırnak içinde güzelleşme hiç olmaz. Oradaki halk ile, sivil toplum örgütleri ve bilim çevreleri ile birlikte karar verilmelidir. Sulukule örneğinde gördük. Burayı New York yapacağım, Toledo yapacağım demekle, güzel binalar yapmakla bu iş olmaz” dedi.

 5 bin yılda yıkılmadı, 6 ayda yıktılar

Diyarbakırlı olan CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise Toledo söyleminin bir algı operasyonu olduğuna işaret edip “Toledo binlerce yıllık tarihi geçmişinde onca savaş ve çatışmaya rağmen hiç zarar görmeden günümüze gelmiş bir kültür mirasıdır. Diyarbakır’ın Sur ilçesi ise onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış bir kültür mirası olarak, 5 bin yıldır çatışma ve savaşlardan hiç zarar görmediği halde, son 6 ayda hiç görmediği kadar zarar görmüş, tanklar ve toplarla yıkılmıştır. Hükümet Toledo söylemiyle yeni bir algı operasyonu yürütmektedir. Sur gibi bir tarihi dokuyu yeniden inşa edemezsiniz” dedi.

Modern kent diye insanları betonlara hapsetmek doğru değildir

Amed Göç Der Eşbaşkanı Fatma Esmer ise TOKİ eliyle gerçekleştirilecek bir dönüşümün yeni bir göç dalgasına neden olacağını belirterek “Bir insanı yerinden yurdundan etmek, yaşam tarzından etmek hiç kimsenin hakkı değildir. O mahallelerde büyümüş bir insanı bağlarından koparmak insani ve etik de değildir. Bir insanın hayatına müdahale etmek hele hele Sur gibi Diyarbakır’ın tarihi merkezine el uzatmak hükümetin işi değildir. Sur’da böylesi bir girişim kentte yeni bir göç dalgası, yeni imar anları, kent merkezine yeni bir yığılma demektir. Ama ondan önemlisi insanların istekleri dışında bir yere göç ettirilmesi kabul edilemez. Modern kent diye insanları betonlara hapsetmek doğru değildir. Sur’daki halihazırda ikamet eden insanlar zaten 1990’lı yıllarda göç etmiş insanlardır. Onlara ikinci bir travma yaratmak insani değildir” dedi.

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Diyarbakır Şube Başkanı ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Yol Yapım ve Altyapı Koordinasyon Dairesi Başkanı Turan Kapan, her kentin kendi kültürel kimliği ile yaşayabileceğini belirterek, şöyle dedi:

Başbakan istedi diye Sur, Toledo olmaz

“Sur’un da kendisine özgü bir tarihi birikimi ve kültürel nitelikleri var. Başbakan istedi diye Toledo olmaz. Sur içi sokakları, tarihi kültürel geçmişi, birbirine uyumlu mimarisi ile özgün bir yapısı olan bir kenttir, Buraya Toledo demek, Milano demek akıl tutulmasıdır. Başbakan istedi diye Sur Toledo olmaz. Yapmak istedikleri modernist bir yaklaşımdır. TOKİ’lerin bu çerçevede yaptıkları ortadadır. Dar ve orta gelirliler için inşa edilen TOKİ konutlarının altyapı ve inşaat sorunlarını biliyoruz. Bunlar ciddi sorunlardır. Sur içini de böyle yapmak istiyorlar. Bunun Sur içinde uygulanması mümkün değildir. Sur içinde kentsel dönüşümün telaffuz edilmesi bile suç olmalıdır. Tarihi kültürel değerlere böyle bir bakış suç olmalıdır. Kentsel dönüşüm böyle dokular olan bölgelerde uygulanamaz. Kentsel dönüşümün tanımında yıkıp yeniden yapmak vardır. Daha çok afet odaklı yaklaşımdır. Ama burada yaşanan doğal afet değil, insan eliyle yaratıymış bir afet vardır. Bunlar Toledo söylemleri ile örtbas edilmeye, yok edilmeye çalışılıyor. Toledo demek Sur içini yok etmektir. Yapılması gereken bir an önce Sur’u ne kadar kaldı ise o haliyle bırakmak ve o dokusuyla hayatın sürmesine olanak sağlamaktır. O sokak kültürünü, o dokuları ortadan kaldırmaya kimsenin hakkı yoktur”

Sur’da girişilecek bu çaplı bir kentsel dönüşüme hem İMO hem de belediye olarak karşı çıkacaklarını, Diyarbakır halkının da karşı olacağını belirten Kapan, şöyle devam etti:

Ulusal ve uluslar arası hukuka başvuracağız

“Kentsel dönüşüm yasası kapsamına alınırsa şöyle bir durum var. Merkezi hükümet Anayasa ve yasaların üzerinde bir yetki ile donattı kendini. Kendi birimlerine müthiş bir yetki tanıdı. Bunun içinde belediyelere de aktarılan yetkiler var ama işin içine Diyarbakır girince merkezi hükümet, bu hükümet yetkilerini vermiyor. Öyle olsa idi bu söylemler ortaya atılmadan önce bizimle görüşüp, uygulanılacak dönüşüm konusunda ortak nokta aranırdı. Ama o kadar yetkileri var ki yasaların üzerindeler. Zaten yasalar geçerli olsa idi Cumhurbaşkanı bugün yasaları, mevzuatı bir kenara bırakın diyemezdi. Hukuk tanımaz, kültür tanımaz, bilim tanımaz, etik tanımaz yöntemlerle, Tiran anlayışıyla, kentlere, insanlara yaklaşıyorlar. Bu yaklaşıma rağmen bizler STK temsilcileri ve yerel yönetimler olarak Türkiye’de hukuka başvuracağız, iç hukuk tükendiğinde uluslar arası hukuka gideceğiz. Kent sakinleri de en doğal hakkı olan mülklerine el konulmasına karşı dava açacaktır. Mülkiyetsizleştirmelere karşı duracaktır. Direnç gösterecektir”

 

(Mahmut Oral)

Bu haber toplam 4826 defa okunmuştur
Etiketler : , ,

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler