1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Ekonomi özyönetimin olmazsa olmazı
Ekonomi özyönetimin olmazsa olmazı

Ekonomi özyönetimin olmazsa olmazı

Ekonominin özyönetimin olmazsa olmaz boyutlarından olduğunu söyleyen Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Yerel Ekonomiyi Güçlendirme Daire Başkanı Necati Pirinççioğlu, toplumun dahil olmadığı bir ekonomik modelin hayat bulma şansının olmadığını belirtti.

A+A-

"Fabrikalaşma önce işçiliği sonra işsizliği getirir" diyen Pirinççioğlu, en büyük özsavunmanın, kapitalizmin her zaman hedeflediği göçün önüne geçmek olduğunu kaydetti.

 

Pirinççioğlu, yerelde yaptıkları çalışmalar için de "Örgütlüyoruz, komünleştiriyoruz" sözleriyle özetledi.


DBP Yerel Yönetimler'in "özyönetim" buluşmasına katılan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Yerel Ekonomiyi Güçlendirme Daire Başkanı Necati Pirinççioğlu, ekonominin özyönetimin olmazsa olmaz boyutlarından olduğunu söyledi.

 

Ekonomik modeli olmayan sistemlerin çökmeye mahkum olduğunu ifade eden Pirinççioğlu, demokratik özyönetim için de topluma dayalı ekonomik bir sistemin inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekti. Pirinççioğlu, "Karar alma, yürütme ve uygulama süreçlerinde toplumun olmadığı bir ekonomik modelin hayat bulma şansı yoktur. O açıdan yaşadığınız coğrafyanın toprağına, iklimine göre de toplumun kendi karar vereceği sistemi geliştirmek gerekiyor" dedi.
 
Köylerden kentlere ekonomik model örülmeli


Yerel ekonomik faaliyetlere vurgu yapan Pirinççioğlu, üst politikalarla yereldeki bir ekonominin örülemeyeceğinin altını çizdi. Pirinççioğlu, "Örneğin, üst politikanın Siirt'teki, Bingöl'deki ekonomiye karar verme durumu olmamalı. Her il, ilçe ve köy kendi modeline karar verip oturtmalı. Köyden büyük kentlere kadar ekonomik modeller örülmelidir.

 

Ekonomide en önemli nokta demokrasidir. O doğaya uygun, o yerelin kabul edebileceği, o yerelde yetişen ürünlerin çalışmalarını yürütmek gerekir. Onu da zaten yerel halk bizden daha iyi bilir. Yerel halkın ekonomik bilgisini katmak gerekiyor. Bu yöntemle merkezle de bağı koparmış oluyorsunuz. Halkın sistemle ilişkisini ancak bu şekilde kopartabilirsiniz" dedi.
 
'Fabrikalaşma önce işçiliği sonra işsizliği getirir'
Sanayileşmeye dikkat çeken Pirinççioğlu, sanayi durumu olmayan bir alana sanayi getirmenin hiçbir anlamının olmadığını söyledi. Pirinççioğlu, kapitalist sistemin işsizliğe çare olarak sunduğu fabrikalaşmanın yarattığı tahribatları şöyle aktardı:


 “Fabrikalaşma, önce işçiliği sonra da işsizliği getiriyor, çoğaltıyor. Seni bir yerde işçi olarak çalışmaya zorluyor, sonra seni işsiz bırakıyor.

 

Kendi toprağında işsiz kalıyorsun. Bu açıdan büyük sanayi hamleleri işsizliği, yoksulluğu sonradan da kendi topraklarından göçü getiriyor. Kendi toprağında kiracı olmaya başlıyorsun. O açıdan bir şey yaparken bu ayakların hepsini düşünerek, tartışarak yapmak lazım. Böyle bir sistem toplumu tembelliğe de alıştırıyor.

 

Üretmeden kendine bağlı kılmayı, sadaka kültürünü geliştiriyor. Önce yoksul bırak, kendine bağımlı kıl, sonra da yönet mantığı var. Sonunda işsiz kalma riski olduğu için o sistemi savunur hale geliyorsun. Fabrikanın, patronun batmaması için çaba sarf ediyorsun. Bu anlamıyla yoksullar, bu kapitalist sistemi büyütür hale geliyor. O açıdan bunların hepsini boşa çıkartacak sistem, toplumcu ekonomiye dayanan sistemdir”
 
'Sistem her zaman göçü hedefliyor'


Halkın direkt üretimin içinde olduğu özyönetimle bu sistemin ortadan kaldırılabileceğini belirten Pirinççioğlu, özyönetimin üretimden koparılmış toplumun yeniden üretimin içine çekildiği bir sistem olduğuna işaret etti. İnsanların iş bulamadığı anda göç ettiğini ve kapitalist sistemin bir şekilde insanları kendine bağımlı halde tuttuğuna vurgu yapan Pirinççioğlu, göç ve kapitalist sistem arasındaki bağı şu sözlerle özetledi:


 “Sistem, 1990'lı yıllarda köylerde üretici bir pozisyonda olan insanları göç ettirdi ve sistemin içinde yok etmeye, bağımlı kılmaya çalıştı. O dönemki politikaların asıl amacı da buydu. Bir tanesi, gerillayı o bölgede yanlışlaştırmak da istediler, bir boyutu da kendi ayakları üzerinde durabilen insanları sisteme bağımlı hale getirdiler. Göçün en iyi faydacıları kapitalist sistemdir. Çünkü ucuz iş gücü olarak görüyor ve onun için savunuyor.

 

Tüm kapitalistler göçü hedefleyerek, daha fazla kentleşmeyi sağlayarak, bunu yapmaya çalışır. Köyde her evin kendi ekonomik bağımsızlığı vardır, ama kentte onu yapma şansın yok. Sistem her zaman göçü hedefliyor. Savaşların çıkarılma nedenlerinden bir de bu sistemleri beslemek üzerinedir”
 
“En büyük özsavunma göçün önüne geçmektir”


Ekonomik sistemin oluşmasıyla göçlerin önüne geçileceğini, en büyük öz savunmanın ise bu olduğunu belirten Piriççioğlu, “Biz ekonomik sistemimizi oluşturduğumuz zaman ekonomik göçleri de engellemiş oluruz. Bu özsavunmanın temel yapısıdır. Her alan özyönetimin bir parçasıdır. Bugün özsavunmanın bir boyutunu yansımasını görüyoruz. Bugünden yarına bütün ayaklarını oturtmak herkesin sorumluluğundadır” dedi.
 
Kadın emeğini yeniden görünür kılmak


Ekonomi için en önemli alanlardan birinin kadın ve doğa olduğunu belirten Pirinççioğlu, kadın emeğinin hiç tartışılmadığı, özellikle de Kürdistan'daki ev içindeki emeğin tartışılmadığı bir durum olduğunu vurgulayarak, "Kadın emeğinin yeniden görünür kılınacağı bir çalışma yürütmek lazım. Ürettiğimiz tüm şeylerin doğa ile uyumlu olması lazım. Doğa da kendini koruyor, doğa ile ayakta durmazsanız, yerelle ekonomik kaynaklarla çalışmanızı yürütemezseniz insanlar göç eder" diye ifade etti.
 
Ekonominin inşası için çalışmalar yürütülüyor


Ekonomik boyuta ilişkin iki yıldır tartışmalar yürütüldüğüne, kongreler ve atölyeler yapıldığına işaret eden Pirinççioğlu, bu yürütülen tartışmalar ışığında ekonomik alanın yüze 50'sinin belediye tarafından örgütlenmesine karar verildiğini ve büyükşehir belediyelerin de Yerel Ekonomiyi Güçlendirme Daireleri ve diğer belediyelerde ise birimlerin kurulduğunu söyledi. Pirinççioğlu, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Yerel Ekonomiyi Güçlendirme Dairesi kapsamında yürütülen çalışmaları da aktararak, Bismil Ambar'da mevsimli işçi göçünü engellemek amacıyla halkın kullanımı için tarlalar ve kent merkezinde de kent bahçeleri oluşturulduğunu kaydetti.
 
'Örgütlüyoruz, komünleştiriyoruz'


Yapılan faaliyetlerin komün ekonominin yeniden örgütlenmesinin bir ayağı olduğunu belirten Pirinççioğlu, şöyle devam etti: "Kent bahçeleri ile kadınlar, binaların arasında domates, biber, salatalık yetiştiriyor. Dün göçe giden kadınlar, kent bahçelerinde üretime dahil oluyor. Kentin de bu tarz mekanlara dahil olduğunu bizim öğretmemiz lazım. Belediyelere bu anlamda ciddi bir rol düşüyor. Halkın talep ettiği, önceden de yürüttüğü çalışmalara destek oluyoruz.

 

Örgütlüyoruz, komünleştiriyoruz, kurdukları örgütlere destek veriyoruz. Böylelikle yerelden yürütüyoruz. Bir sanayi, sömürü çağrısı yerine yerelden halkın ekonomisini nasıl güçlendirebiliriz? Halkın kendi ekonomisini inşa etmek adına güç ve perspektif vermeye çalışıyoruz”

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler