1. HABERLER

  2. SPOR

  3. Eğrisiyle doğrusuyla Yılmaz Börükoçin röportajı
Eğrisiyle doğrusuyla Yılmaz Börükoçin röportajı

Eğrisiyle doğrusuyla Yılmaz Börükoçin röportajı

Diyarbakır'da spor camiasının yakından tanıdığı saygın isimlerden biri olan spor yazarı Yılmaz Börükoçin Diyarinsesi.org'nin röportaj konuğu oldu.

A+A-

Çok uzun yıllardır Diyarbakırspor'u yakınen takip eden, spor camiasında yaptığı objektif yorumları, analizleri taraflı tarafsız bir çok kesim tarafından takdir edilen Börükoçin'le Diyarbakırspor'u ve Amedspor'u enine boyuna konuştuk. Zevkle okuayacağnız bu röportaj kimisi için hatalarıyla yüzleşmek ve tam bir yol haritası olabilecek çok değerli açıklamalarla işte sevgili Börükoçin'le gündem..

C.G- Sevgili Yılmaz Börükoçin, sizi uzun yıllardır sosyal medyadaki yazılarınız sonrasında bazı internet sitelerinde ve bir spor dergisindeki yazılarınızdan tanıyoruz. Yılmaz Börükoçin'in çok büyük bir Diyarbakırspor arşivine sahip olduğu bunları ara ara sosyal medyada paylaşımlar yaptığınızı, ayrıca sizi okuyan takip eden çok sayıda spor taraftarları var.Bize biraz kendinizden bahsedermisiniz? Bize bu konuda neler söyleyeceksiniz.

Y.B -Öncelikle bana bu imkanı tanıdığınız için sevgili Celal Güney sana ve Diyarinsesi.Org’a teşekkür ederim.Bu güzide internet haber sitesinin sizinle beraber kurucusu ve uzunsüre yazarlığını da yapan biri olarak röportaj isteğinizi geri çeviremedim ve bundan mutlu olduğumu belirtmeliyim.

12670204_10207846493498843_5923438782069281081_n-002.jpg


1972 Diyarbakır doğumluyum.Türkiye’nin ilk futbol dergisi olan ve ulusal aylık yayınlanan Futbol Plus Dergisinin yazarlığının yanı sıra Güneydoğu Anadolu temsilcisiyim. Ayrıca Güneydoğunews haber sitesininde koordinatörlüğünü yürütmekteyim.

1995 yılında internetin hayatımızda yaygınlaşmasıyla birlikte,daha Diyarbakır’da hiçbir spor internet sitesi yayında değilken, Diyarbakırspor’la ve özellikle futbolla ilgili yazılarımla futbol bloglarında,futbolun tartışıldığı özel zeminlerde, Dergi ve gazete spor eklerinde kısa kısa makaleler yazıyordum. Özellikle Diyarbakırspor’u konu etmemin sebebi de 7 yaşından beri taraftarı olduğum klübün daha iyi tanınması ve potansiyel bulması amacı güdüyordu.

Sonrasında Diyarbakırspor’un 2000-2001 futbol sezonunda Süper Lig’e yükselmesiyle Diyarbakırspor.com’un yani klübün ilk resmi internet sitesinin açılması için de yöneticilere  fikirlerimle ön ayak olmuştum.Klübün ilk resmi sayfasına da o dönem kısa kısa yorum yazanlardan biriydim, Seninde o dönem yorumlarını sitede görüyor ve okuyordum. Sonrasında Diyarinsesi.Org’un kurulma aşamasında senin teklifini kabul edip sitenin açılması ile birlikte 2003’te köşe yazısı yazmaya başladım ve yaklaşık 2012 yılına kadar hem sitenin yönetiminde bulundum hem de yazılarım rutin olarak sitede yer aldı.

12973596_10208410205711296_7595152165864154781_o.jpg
Yazılarımın yanı sıra Gün Tv, Amed Tv, Can Tv ve Söz Tv’de spor programlarında yorumculuk yaptım. Yurt içinde çeşitli paneller’de davet edilip konuşmacı ve moderatör olarak ta yer aldığım etkinlikler de bulundum.

Diyarbakırspor’la ilktanışmam 1979-1980 sezonunda 2-2’lik  bir Diyarbakırspor-Beşiktaş maçıyla oldu. Bilirsiniz bizim nesil çocukluğumuzda büyüklerimiz tarafından elimizden tutulup maçlara götürülerek takım tutmuşuzdur. Benim de öyle oldu fanatik bir Diyarbakırspor’lu olan Halam oğlu elimden tutup maça götürürdü. O günden sonra takımın peşinden koştum.

1979 sonrası Diyarbakırspor’u izlemem sebebiyle iyi bilirim. Tribünde yetiştik,Şehir stadyumunun her tribününde maç izlemişimdir, Diyarbakırın en meşhur ve ilk tribün gruplarından Kardeşler grubuna daha ortaokul yıllarında girdim, O yıllarda öyle bir bağlılık ve sevgi başladı ki, bırakın maçı antrenmanları dahi kaçırmaz oldum.

1979 öncesi Diyarbakırspor’u  iyi araştırıp belgelerini toplayarak en az 1979 sonrası kadar da çok  iyi bilirim. Arşiv konusuna gelince; hafta sonları maçları şehir stadyumunda izler, hafta içide ise Diyarbakır’da gazete bayilerinde satılan popüler ulusal futbol dergisi Hayatspor dergisinin sayılarını alır toplamaya başladım.O dergide tüm ligleri takip edebildiğim gibi Diyarbakırspor’un deplasman maçlarının ve lig maçlarının kritiğini ünlü yazarlardan okuma imkanı buluyordum. Hatta Diyarbakır’da Kardeşler Grubunun kahvesi vardı, eskiler çok iyi bilir Diyarbakırspor’un nabzı, gündemi orada tutulur, kritikler burada yapılırdı,

12718373_10208254694583615_4436244924574519450_n.jpg

Diyarbakırspor’lu futbolcular da sürekli o kahveye gelirlerdi. Klüp binasından farkı yok desem abartmam. Ayrıca o kahvede Hayatspor dergisinin eski yıllara ait birçok sayısı bulunurdu, özel bir köşede bir raf dolusu spor dergisi kahvenin içinde bir kütüphane köşesi gibi raflarda yer alırdı.

9 yaşındayım hem Diyarbakırspor’lu futbolcuları görmek hem de Hayatspor’un o eski sayılarını okumak için sürekli Kardeşler kahvesine giderdim, çocuk yaşta olsam da dergi okumaya geldiğimi bildikleri için beni çok hoş karşılarlardı. Ben nerdeyse tüm boş vakitlerimde gider Kardeşler Kahvesinde sürekli o dergileri okurdum.

1993’te ise Hayatspor’un Diyarbakırspor’un yer aldığı tüm eski sayılarını İstanbul’da sahafları tek tek dolaşarak bulup büyük bir heyecanlı satın aldım. 1979 öncesi Diyarbakırspor’u o dergilerden araştırıp maçların çetelesini tutmaya başladım. Böylelikle bu alanda çok zengin bir arşivim oluşmaya başladı,

1979 sonrası sezonları ise izlediğim maçlar hep hafızamda ve ayrıca gazetelerde çıkan o maçların kritikleri,sezon bilgilerini de arşivliyordum.

12832428_10208147407741511_7815374753240972407_n-002.jpgBu yönümü bilen ve Diyarbakırspor’la ilgili yazılarımı takip eden bir çok çevre var. Eski Diyarbakırspor’lu futbolcular, idareciler, taraftarlar, spor basınından eskiler bilgiye ihtiyaç duyduğu zaman ararlar ,gerekli bilgiler bende varsa onlara bunları sunardım. Bu nedenle birçok eski Diyarbakırsporlu futbolcu ile hem oynadığı yıllarda hemde futbol yaşantılarından sonra dostluğumuz oluştu, tanıştık. Bunlar çok güzel şeyler.
CG- Teşekkür ediyorum sevgili Yılmaz.  izin verirsen sorularımıza kentin ve bölgenin göz bebeği Diyarbakırspor'dan başlamak istiyoruz. 2009 yılında süper lig, ardından 2012 yılından itibaren  amatör liglere çok hızlı kadar iniş. Sizin de bu süreç içerisinde çok yazılarınız, yorum ve kritikleriniz oldu, bir zamanların ünlü Diyarbakırspor'un yok oluş süreci hakkında neler söylersiniz? 
 

Y.B- Bakınız, bu konuşacaklarımı ben defalarca söyledim,yazdım…Diyarbakırspor, maalesef seçilmiş ve bazıları da atanmış yönetimlerce yıllarca kötü idare edilmiştir.
Futbol klübü idareciliği zihniyetinden uzak, ilişkili olduğu disiplinler hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan,üstlendikleri misyonu unutup kendi kişisel vizyonlarını Diyarbakırspor sırtından geliştirme çabasına girip klübün menfaatlerine hizmet etmeyen ve tabiri caiz ise ''sonradan görme'' moduna girip her şeyi zaman içinde alt üst eden yönetimler bu tahribatın baş sorumlularıdır.

Bakın Diyarbakırspor’da 1979'dan sonra hiçbir zaman multi disipliner bir yönetim anlayışı hakim olmadı. Gelen yönetimler İletişim kanalları hep kapalı kendilerine dönük,dışa kapalı bir dünya kurdular.Klüp; her defasında yazılarımda da belirttiğim gibi kendi tarihsel evrelerini oluşturdu ve bu evreler 3 bölüme ayrıldı.
Ben Klübü anlatırken 3 dönem belirliyorum ve onları açıyorum.
1968-1980,1980-2000 ve 2001 sonrası yok oluşa giden süreç… 

12376287_10207533764200806_7895556586519764091_n.jpg1968-1980 dönemi klübün iyi idare edildiği,belirli bir düzen ışığında disipliner bir yapıda yönetildiği, şeffaf ve taraftarı ile barışık bir bütün olarak kentin tüm desteğini de arkasında hissederek vede bölgesinde 1 numara olarak bölgedeki diğer klüplerce örnek alınan bir model yöneticilik tarzı ve başarısı yakalayarak öncü olan bir klüp görmekteyiz ki; bu dönem klübün tarihinde en başarılı olduğu yıllar olarak karşımıza çıkıyor.Yani iyi idare tarzı = Başarı.

1980-2000 yıllarını kendi içinde 2 bölüme ayırıyorum.1980 den başlayıp 1990'ların ilk çeyreğine kadar uzanan ve bölgede yaşanan hadiselerden belirli çevrelerce sahiplenmeye çalışılan ve kendi içinde bu tarzı kutuplaşmalara yol açan bir klüp olan Diyarbakırspor bu dönemde bir çok sevenini de taraf olarak kaybedince klüp çoğunlukla siyasilerce belirlenen yönetim kurullarınca idare edilmiş ve ''Devlet Takımı'' etiketi de işte tam da bu dönemde sırtına geçirilmiştir. Fakat bu dönemde bir kaç yöneticiden bahsetmeden geçemeyeceğim,her türlü zor ortama göğüs gererek klübe bu yıllar içerisinde iki ayrı dönem başkanlık yapan İhsan Özbek ve yönetimi klübü 3. lige düşmekten kurtarmış,Sedat Yıldız şampiyon yapmış, Belediye Başkanı Nurettin Dilek destek sunmuş,Yaşar Şerbetçi ise klübün tekrardan yerelleşmesi adına İstanbul merkezli bir idarecilik tarzı oluşturmaya çalışmıştı

Fakat Yaşar Şerbetçi Başkanın ömrü vefa etmedi. Görev başında iken vefat etmesi belki de klübün tekrardan özüne dönme çabalarınında bir anlamda önünü kapatmıştı.

Yine Mehmet ipek, kendi dönemi içinde yaklaşık 6 yıllık süreçte klübü kanımca iyi idare etmiştir.  Mehmet İpek döneminde asla kimseye el açmamış,ve her yıl kendi liginde play off oynayarak Diyarbakırspor klübünün tekrardan başarılı olma yıllarının başlangıcının startını vermiştir. Bu dönemde Mehmet İpek yanlış ve doğruları ile hep eleştirilmiş ve nihayetinde görev yaptığı süreçte bir şekilde kanımca başarılı olmuştur.

12931171_10208379616866594_464581651589756251_n.jpgDiyarbakırsporun adeta yok oluşuna ve bugünkü durumuna yol açan dönem ise 2001 ve sonrası  dönemidir.
Bu dönemde Abdurrahman Yakut Başkanlığında ki takımı tekrardan şampiyon yapan yönetim dışında, hortlayan ehilsiz yönetim kadrolarının klüp üst makamlarında söz sahibi olmaları, Endüstri haline gelen ve ticarileşen futbol sektörü ve akabinde özellikle rant'a dayalı etik olmayan yönetim zihniyetinin egemen olması adeta klübün adım adım yok olmasına zemin yarattı.

Yine özelikle 2001 ve sonrası yıllar arası mevcut parasal olanaklar ve kaynaklar verimli kullanılamadığı için kulüp bütçesi sürekli açık verdi. Bu süreçte özellikle 5 sezon üst üste süper ligde yer almamız sebebiyle Klübe gelen gelirler yönetimlerce heba edildiği gibi Giderler ve yöneticilerin klübe verdikleri paraları astronomik bir şekilde kayıtlara geçirtip daha sonra faizi ile beraber icraya verip tahsil etmek istemeleri, Diyarbakırsporu sömürmeleri ,bunun yanında klübün ileri yıllara daha güvenle bakabilmesi ve ayakta durabilmesi için gerekli olan Mali başarı,sportif başarı,tesisleşme gibi standartların es geçilmesi  de hep yukarıda da belirtiğim gibi kurumsallaşamamanın beraberinde getirdiği ve gelen yönetimlerce de benimsenen bu kötü ''idari Model'' sayesinde oldu.


Bu durum zaman içinde kulübün finansal gücünü zayıflatıp dibe vurma sürecine yol açınca Zayıflayan ve açık veren mali yapı adeta klübün önünü tıkadı ve kulübün bir çok kurum ve kişiye borçlu hale gelmesine yol açtı.
Özetle,1968'den 2013'e kadar geçen 45 yıllık koskoca sürede Diyarbakırspor Klübünün sürdürülebilir kurumsal bir yapıya kavuşturulamaması klübün çöküşünün ana temel sebebidir.


Diyarbakırspor klübü kısa ve net söylüyorum.İşinin uzmanı idarecilerle,Kurumsallaşma+sportif başarı=Mali başarı denklemiyle ancak ayakta kalabilirdi. Bu denklemi hayata geçirebilecek bir idari yapılanma sağlanmadı ve  Diyarbakırspor'un yaşaması ve ayakta kalması geçici pansumanlar ile mümkün olmadığı içinde klüp şu an o trajik sonu yaşayıp tarihine ve popüler vizyonuna ve temsil ettiği kitleye yakışmayacak şekilde amatör olarak yoluna devam ediyor.

12670204_10207846493498843_5923438782069281081_n-001.jpg
CG - Diyarbakırspor'un kapanmasının ardından önce Yeni Diyarbakırspor, sonrasında Diyarbekirspor AŞ kulübü bu misyonu yüklenmek adına ortaya çıktı. Peki şunu soralım, size göre bu takım tam olarak eski Diyarbakırspor'un yerini alabilecek mi, taraftarın bakış açısı nasıl acaba? 

YB -Şimdi Diyarbekirspor’a baktığımız zaman farklı bir durum var. Öncelikle Diyarbakırspor misyonunu yükleniyoruz demek ne kadar gerçekçi buna bakmalıyız. Öyle söylemlerle koskoca bir klübün misyonunu yüklenmek pratikte bir şeyleri ortaya koymadan olmaz. Hukuki altyapısı elverdiği ölçüde Federasyonun normlarına uyan bir yapıda bir dönüşümü Diyarbakırspor klübü veya Diyarbekirspor A.Ş. ne kadar istiyor? Bunu tarafların ortaya koyacağı tavırlarla anlayabiliriz.
10410906_10203942014409306_1776896660117675691_n.jpg
Geçen sezon başı bir isim mevzusu ortaya atılmıştı Yeni Diyarbakırspor’un  Amatör ligde oynayan Diyarbakırspor’un ismini alma konusunda taraflar bir araya gelmişti sonrasında ne olduysa konu içinden çıkılmaz bir hal aldı  sonrasında Yeni Diyarbakırspor yoluna Diyarbekirspor ismi ile devam etme kararı aldı. Açıkçası o gün fikrim alınmadığı için ve o görüşmelerde bulunmadığım için neler konuşulduğunu da bilmiyorum, bilmediğim bir konuda yorum da yapmak istemiyorum.O gün orada masanın etrafında iki taraftan da kimler varsa onlar çıkıp konuşmalı kamuoyu da gerçekleri bilmeli.

Şunu söyleyebilirim; Bence bir şirket takımı olan, bütün mali yükünü  kişisel bir takım olduğu için haliyle sadece başkan Feyzi İlhanlı’nın yüklendiği  ve tamamen tasarruf hakkı yine şirket yönetiminde olan bir klüp olan Diyarbekirspor A.Ş. özünde bir halk takımı hüviyetinde yıllarca liglerde mücadele eden Diyarbakırspor’a bu tarz idare şekliyle misyonunu yükleniyorum tarzında bir söylemde ve iddiada bulunmamalı,’’Ben Diyarbekirspor’um’’ benim Diyarbakırspor misyonunu yüklenme, adını yaşatma gibi bir iddiamda yok demesi daha gerçekçi olur ve kendilerinin gerçek güçlerini de görmüş olurlar.

12717748_10207889360410489_463649379903707053_n.jpgDemem o ki; bu tarz bir söylem ortaya pratikler konulmadan somut temellerde bir yapı oluşmadıktan sonra gerçek ve geçerliliği olan bir söylem olmaz.Onun için gerçek içi doldurulmadan yapılan açıklamalar Kamuoyunu yanıltan ve oyalayan söylemlerden öteye bir adım geçmez.


Öte yandan baktığımız zaman Diyarbekirspor A.Ş.’nin üst liglere yükselmesini en çok isteyenlerdenimdir.Ama bakın 3 sezondur 2 final, 1 yarı final oynamış olan bir takım iyi bir bütçe harcamasına rağmen lig çıkamıyor. Bu Kenti temsil eden ve sıfırdan gelen borçsuz bir klüp olan Diyarbekirspor A.Ş. neden lig çıkamıyor,nerede yanlış yapılıyor bunun cevabına bakmalı.Verilen emekler, daha dün 2.ligin kapısından üçüncü defa dönülmesinin bir muhasebesi yapılıyor mu?

Gelen giden hocalar aynı,menajerler aynı,danışmanlar aynı,yöneticiler zaten aynı…Her sezon bitiminde aynı şey yapılıyor. Klüp tarafından spekülatif açıklamalar havada uçuşuyor. Başarısızlığın üstü örtülmemeli, başarısızlığın hesabı kesilmeli ki klübün sürekliliği olsun.Yoksa her sezon oyalama sezonlarıyla geçer.Oynadığın En alt profesyonel ligde her sezon başarısız ol ve bunu kendine yeterli gör,böyle bir şey yok,çünkü kamuoyu her sezon kendini oyalayan böyle bir avutma takım istemiyor.


Diyarbekirspor için profesyonel ligde geride kalan iki sezonun ardından yeni sezona başlarken,gözlemlerime dayanarak sezon başından beri hep şunu düşündüm, savundum,söyledim ve görüyorum; "Yola çıkarken Takım içi 'Doğru seçim ve planlamalardan uzak' her oluşum,tercih,karar ve hamle, hedef yolunda mutlaka sekteye uğrayacaktı ve öylede oluyor maalesef.Peki nasıl bir dönüşüm içerisine girilecek te bu klüp geleceğine yön verecek bunu düşünmelerini isterim.


Taraftarların bakış açısı nasıl diye soruyorsun.Açıkçası taraftarlarında kafası karışık.
Diyarbakırspor-Diyarbekirspor A.Ş. arasında kalmış durumdalar.Tam olarak birbirliktelik yok. Kafaları haliyle karışık,Taraftarların çoğu Diyarbakırspor’un isminin liglerde olmasını istediği için 3 yıldır Diyarbekirspor A.Ş.’nin söylemleri üzerinden Diyarbekirspor A.Ş.’ye sempatileri var,önemli bir tribün desteği de sunuyorlar ama öte yandan Diyarbekirspor A.Ş.’nin Diyarbakırspor’un misyonunu üstlenmeleri yönünde atacağı adımları da 3 sezondur bekliyorlar,yani taraftarlarda artık bazı adımların pratikte atılmasını bekliyorlar.Bu durum böyle sürerse ne yazık ki taraftarlar’da tribünlerden uzaklaşacaktır ve Diyarbekirspor A.Ş. belki hayal edemeyeceği o müthiş taraftar desteğini de bundan sonra ki süreçte arkasında bulamayacaktır.Tüm bunların hesabının klüp yönetimi tarafından yapılması gerek.

CG - Diyarbekirspor da yapısal anlamda bir değişikliğe gidildi, geçtiğimiz günlerde Hasan Çelik gibi çok tecrübeli bir isim futbol direktörğüne getirildi. bu kavram ülkemizde çok az takımda var, tam olarak futbol direktörü nedir, teknik direktörden ayrılan özellikleri ve son olarak Hasan Çelik i soralım. Diyarbekirspora ne katar, neler söyleyeceksiniz.?

Futbol Direktörü veya Sportif direktör Klüplerde Teknik direktörlere teknik birikimiyle destek olan, teknik kadro ve 10434243_10208105906744012_3594821898082438087_n.jpgyönetim arasındaki köprü konumunda bulunan ve futbolcuların özel sorunları da dahil her konuda onlara destek olan bir mevkiidir.Avrupa’da modelleri çoktur.Türkiye’de ki klüplerde de son yıllarda gördüğümüz bir pozisyondur.Bana sorarsanız klüplerin futbol branşında ki teknik biriminin CEO’su olarak görüyorum.Genelde klüplerde çok eskilerde ‘’Genel Kaptan’’ sonraları ise ‘’Futbol Şube Sorumlusu’’ gibi görevlendirilmeler olurdu.Futbol Direktörü ise görev tanımı bunlara benzemekle birlikte statü olarak daha bir üst profesyonel yapıda yer alır.
Diyarbekirspor’da Hasan Çelik bu göreve play off maçları öncesinde getirildi.Açıkçası Diyarbekirspor 3 sezondur ilk defa spor’un içinden gelmiş,futbolculuk ve teknik adamlık yapmış,Diyarbakırspor’da da futbolculuk döneminde 1 final 1 şampiyonluk yaşamış ve camiayı iyi tanıyan bir futbol adamıyla bu görevde çalışıyor.Daha önce iki menajerler çalışılmıştı bu defa daha farklı bir görev tanımı olan Futbol Direktörü ile çalışılma kararı alındı ve Hasan Çelik göreve getirildi. Bana sorarsanız bilgi birikimi,tecrübesiyle başarılı olacağı kanısındayım.Hayırlı olmasını diliyorum.

Sezon bitti, Diyarbekirspor yine Play-Off finalini geçemedi, Ofspor gibi bir takıma elendik. Namık Altınsoy hocamızı da soralım nasıl bir sezon geçirdi?

Namık Altunsoy’u  Diyarbekirspor’a geldiği ilk sezon beğenirdim hatta takımın oynadığı sistem ve oyunuda takdir ederdim.Hoş bir şekilde klüpten ayrılmamıştı,biliyorsunuz takımı iyi durumda bırakıp yönetimle ters düşerek İstifa edip gitmişti.Tekrardan bu sezon sonradan takımın başına döndü,  Ben tekrar dönmesini istemezdim,bu hem onu hem yöneticileri yıpratırdı çünkü. Bu sezon özellikle bazı futbolcuları oynatmakta çok ısrar etti,düzenli bir 11 kuramadı,her hafta takım başka bir kadroyla sahaya çıkıyordu ve geldiği ilk sezonda ki takıma oynattığı sistem ve futboldan da eser yoktu.Tabi hoca takımı kurmadı geldiğinde bir takım vardı ama ara transferde neden takımda eksik gördüğü bölgelere transfer yapıp telafi yoluna gitmedi onuda anlayabilmiş değilim.Çünkü sezon başında gerçekten hem iç transfer hem dış transferde yanlışlar yapıldı,gitmesi gereken oyuncular takımda tutuldu,dış transferde ise yine yanlış transfer hatasına düşüldü.Ama genel olarak Hocayı bu sezon başarısız buluyorum.


CG- Tam da burada Amedspor'u da konuşmamız lazım, bu yıl kupada müthiş bir çıkış yaptılar. Çeyrek finale kadar bir çok haksızlıklara rağmen geldiler. Fenerbahçe'ye elendiler. Ligde 3 puanları silinmese halen Play-Off'a gidebilecek bir lig geçirdiler. Amedspor için neler söyleyeceksiniz. Gerek yönetimsel, gerekse gelecek açısından süper lig özlemini giderecek boşluğu doldurabilecek mi? Süper ligde neredeyse doğu ve güneydoğu'dan takım kalmadı. Takımlar bir bir kapanma noktasına kadar geldi. İşte Diyarbakırspor, Malatyaspor, Erzurumspor, Vanspor daha da örnekler çoğalabilir. Burada şunu sormak istiyorum, yaygın olarak TFF'nin bölgeye bakış açısı ve temelde bu takımların yok olmasının siz ce sebepleri nelerdir? 


Melikahmetspor, Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor, Diskispor ,tekrar Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor ve son olarak Amed Sportif Faaliyetler ismini alarak Diyarbakır futbolu için şu an en üst lig olan 2.Ligde  temsil eden güzide bir klübümüz AMED. Yanlış bilmiyorsam 13 branşta, 40 takım ve 2 bin lisanslı oyuncuya sahipler, yani bir futbol klübünden ziyade bir spor klübü yapısındalar.

Sezona biliyorsunuz birazda o klasik içe dönük yönetimsel yapısının dışına çıkarak başladı.Klüp camiasının dışından yeni idareciler yönetim kuruluna girdi,isim,renkler ve logo değişti,Hatta iyi hatırlıyorum,kongrede görevi bırakan klüp eski Başkanı İhsan Avcı Önlerinde ki sezonda kendi dayandığı tabanıyla, halk kitlesiyle daha büyüyerek,daha gelişeceklerini. Klübün yaşadığı sıkıntıların dönemsel, olduğunu dayanışma içerisinde,halkın gerçek dayanışmasıyla Genel Kurul’un  yeni bir çıkış olacağını söylemişti.Yani yeni yönetim  ve yeni İsim ile bu açıklamalardan sonra kanımca Amedspor’un sorumluluğu daha da artmıştı.


Sezona yerli bir teknik heyetle kadrosundan önemli oyuncularını kaybetmiş ve üstüne üstlük fazlada oyuncu transfer yapamayarak başladılar. Hatta geçen sezon takımda az süre almış oyuncularla yeni birkaç transferle harmanlama bir takım ortaya çıkarıldı. Ben Amedspor’un sezonu iyi geçirdiğine ve de başarılı olduğuna inanıyorum. Sahaya çıkaracak 11 temel oyuncuyu ,oyuncu kadrosu nedeniyle çoğu zaman sahaya sürmekte zorlanıp,bunun yanında yedeklerde alternatif oyuncu sayınız az iken,maddi problemlerde ara ara baş gösterirken bu denli bir performans başarıdır. Çünkü Amedspor bir dönem Diyarbakırspor’un yaşadığı ırkçı,şoven ve milliyetçi hassasiyetlerden kendilerine pay çıkaran kesimler tarafından  gittiği birçok deplasmanda hakaretlere uğradı, cezalar aldı, haksız şekilde oyuncuları cezalandırıldı. Bunlar spor’un özüyle uyuşmayan toplumsal barışa hizmet etmeyen ayrıştırıcı ve ötekileştirileyici,spor zeminlerinde görmek istemediğimiz görüntülerdi.

Yani açıkçası Amedspor haksızlıklara rağmen bu ligde kalmasını bildi, önü kesilmese, puanı silinmese, cezalar almasa Play Off’lara kalıp PTT 1.Lige çıkmaması inanın benim için sürpriz olurdu.
İşin birde Türkiye Kupası tarafı var. Amedspor’u Türkiye Kupasında popüler yapan, isminin dahada duyulmasını sağlayan bir başarı öyküsüdür Türkiye Kupası öyküsü

Ligden ziyade Türkiye Kupası başarısıyla  Amedspor Diyarbakır halkına çok sevinçler yaşattı. Biliyorsunuz Türkiye Kupasında küçük takımlar kolay kolay gruplara kalamaz iken Amedspor önce gruplara kaldı, sonra gruplardan namağlup son 16’ya kaldı. Son 16’da Diyarbakırspor’un ligden düşmesine sebep olan Türkiye Liginin 5’inci şampiyon takımı Bursaspor’u tek maçta hem de Bursa’da mağlup ederek Diyarbakırspor’un hesabını yeşil zeminde gördü ve bir hesabı kapattı. Çeyrek finalde Fenerbahçe gibi bir markayı Diyarbakır’a getirdi,ağırladı,topunu oynadı rakip filelere 3 gol bıraktı,Kadıköy’de Saraçoğlun’da elenmesine rağmen iz bıraktı.Çeyrek final’e çıkmak,bu sevinçleri Diyarbakır halkına yaşatmak sezona damga vurdu.


Şurada Yönetim kuruluna ayrı bir parantez  açmak istiyorum.Amedspor Yönetim kurulunu idarede pek başarılı bulmadım açıkçası.
Önce ki sezonlarda özellikle Metin Kılavuz Başkanlığında ki yönetim kurulunu takdir eder. çok başarılı bulurdum.O yönetim Amedspor’a önemli başarılar kazandırdı, sevk ve idarede gayet iyi bir görüntü çizdiler, tesisleşme alanında büyük atılımlar yaptılar ve Klüp Ulusal lisansını da o dönemde aldı.

Ali Karakaş Başkanlığında ki yönetim ise açıkçası beklenenin altındaydılar, gönül isterdi ki Ali Karakaş başkanlığında ki yönetim kuruluna Metin Kılavuz döneminde görev yapan Ekrem Yeşil’in dışında birkaç yönetici takviyesi daha yapılabilseydi. O zaman daha tecrübeli bir yönetim kuruluyla takım daha başarılı olurdu. Belki iyi niyetle görevlerini yapmaya çalıştılar ama daha iyi bir idare beklerdim kendilerinden.

Futbol takımı ve teknik heyetin gösterdiği çabanın ve başarının çok gerisinde kaldılar.Amed yönetimine talip olacak kişiler bundan sonra ki süreçte Klübün hali hazırdaki mevcut olanakları ve yapılabilecekleri değerlendirip en azından beklenti içinde olan camiaya gerekli mesajlar kolay ve anlaşılır bir şekilde verebilmeli, ilişkili oldukları disiplinler hakkında yeterli bilgiye sahip olmalı.,Daha da önemlisi, pratik ve tecrübelerini sürekli yenileyerek, bu tecrübelerini teorik bilgilerle destekleyerek, spor klübü gibi karmaşık bir olguyu ve onun organizasyonunu kazanmış olmaları gerekir.Çünkü;Spor alanında gelişen bilim ve teknoloji,spor yöneticilerini daha nitelikli,çok yönlü,dikkatli ve başarılı olmaya zorlamaktadır.


Bakın Klüpler zor durumda Doğu Anadolu ve Güneydoğudan üst liglerde mücadele eden takım sayısı çok az. Süper ligde bu iki bölgeden sadece Gaziantepspor mücadele ediyor.TFF’nin zaman zaman haksızlıkları olsada bunun klüplerin başarısızlığına sebep gösteremem. Federasyon Yönetimi Doğu ve Güneydoğu takımlarını tasfiye etme planında olmaz. Eğer ki biz klüplerimizi evrensel normlarda idare etmesini becerebilirsek başarısızlığımıza da kılıf aramak zorunda kalmayız.Bahsettiğin klüplerin çoğu yönetim başarısızlıkları nedeniyle çöküşe girdi. Vanspor, Erzurumspor, Malatyaspor, Diyarbakırspor, Kocaelispor’un düşüş sebeplerine bir bakın hep yönetici etmenleri etkin olmuş,finansal olarak klübü idare edememişler, bunun sonucu alt ligler olmuş.

Bölgemizde Hangi Kulüp Lisans ve Finansal Fair Play Talimatı'nda aranan Sportif, Altyapı, Personel-İdari, Hukuki ve Mali kriterleri yerine getirmek için çalışıyor? Bu sorunun cevabını arayalım ondan sonra neden TFF'nin bölgeye bakış açısı ve temelde bu takımlarımızın yok olmasının sorusunu kendimize soralım derim. 

CG -Diyarbakır'da altyapıyı nasıl buluyorsunuz? diğer batı kentlerinde bu işin çok profesyonelce yapıldığı hatta hiç adını duymadığınız amatör takımların 1000'in üzerinde sporcuya sahip olduklarını her yıl bir çok kulübe sporcu gönderdiklerini okuyoruz. Bizim burada neden bunu başaramıyoruz. Neden alt yapıdan sporcularımız, gençlerimiz yetişmiyor. Nerede yanlış yapılıyor, neler yapmak lazım? 


YB- Diyarbakır’da Altyapı yetersiz.Bu salt tesis ile alakalı bir durum değil. İşin içinde eğitim eksikliği, donanımlı eğitici eksikliği, klüplerin bakış açısı vs. bir çok neden sayabiliriz. Esasında sorunu daha iyi anlamak için Türkiye’ye bakmak lazım,Türkiye-Avrupa karşılaştırması yapalım.Türkiye’de Futbolun en büyük sorunu bir kaç kulüp haricinde alt yapı eğitimlerine gereken önemin verilmemesi sonucu, yetenekli oyuncu sayısının az  olmasıdır.

Bucaspor, Altınordu, Gençlerbirliği  gibi kulüpler altyapı’ya büyük önem veriyorlar. Bu kulüpler her sezon özellikle Altınordu sattığı oyuncularla hem klübün altyapısına önemli ölçüde gelir sağlıyor hem de yeni yıldızlar yetiştiriyor, bunu artık sistematik bir zemine oturtmuş duruma getirdiler.

Galatasaray,Fenerbahçe,Beşiktaş’a baktığınız zaman ise tam tersi bir durum var.Altyapıdan oyuncu yetiştirmek yerine her sezon Altyapı’ya önem veren diğer klüplerde yetişen futbolcuları milyonlarca euro vererek kadrolarına katmaya çalışıyorlar. Bu da kulüplerin finansal olarak çöküşüne neden oluyor. Bakın Trabzonspor’un geçmişine tüm şampiyonluklarında karadeniz’li kendi öz futbolcuları var,kendi alt yapısından yetiştirdiği futbolcularla bir döneme damga vurdular.Ama şimdi? Bir futbolcu fabrikası olan Trabzon özünü kaybetti,özünü kaybetmesi klübe çok şey kaybettirdi.

Türkiye-Avrupa kıyaslamasına bakarsak sadece Almanya örneğini size versem bu konu başlığının gerçek cevabını vermiş olurum.Bakın Bundan 16 yıl önce, 2000 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda Alman futbolu dibe vurmuştu,gruptan çıkamadılar  turnuvaya veda ettiler.Takımda Matheus gibi yaşı 30’u aşmış bir çok eski gençliğimzde çoğumuzun izlediği futbolcular  top koşturuyordu. Almanlar  adeta bu başarısızlığı bir milat olarak kabul edip, futbol sistemlerini radikal bir kararla baştan aşağı yenileme kararı aldılar.Yapılandırma sürecinde 1. ve 2. Bundesliga'da mücadele eden tüm profesyonel kulüplere akademi, altyapı okulu kurma zorunluğu getirildi. Akademisi olmayan takımlar ligde oynama lisansını alamıyordu. Almanya çapında, 5-6 yaş grubundan başlamak üzere geniş çaplı bir yetenek taraması yapıldı ve fazla değil sadece 10 yıl sonra başarıyı yakaladılar.10 yıl sonra Bundesliga’da  yaş ortalaması da bu sistematik çalışmalar ve gençleştirmelerle 27.09'dan 25.77'ye düşürdüler. 2010 Dünya Kupası'nın en genç milli takımı olan Almanya'nın 23 oyuncunun 15'i 24 yaşın altında, takımdan 19 kişi ise yine Bundesliga akademilerinden yetişmeydi. Bir Alman yazardan okumuştum, Almanya Bundesliga’da tüm oyuncuların yüzde 52,4’ü altyapı akedemilerinden yetişen futbolculardan geliyormuş.yani yarısından fazlası demek. Düşünün Türkiye Süper Liginde 18 takımın toplam oyuncularının yarısından fazlası kendi klüp altyapılarından yetişmiş olsun.Var mı? yok. Olabilir mi böyle bir şey? Olabilir,yeterki sende o rol modeli kendi ülkene  uyarla.

CG - Diyarbakırlı hocalarımız için de sormak istiyorum. Çok başarılı olmalarına rağmen Diyarbakırlı hocalarımızı diğer kulüplerde görev alamadıklarını görüyoruz. Yine Diyarbakır'da da yeterince sahip çıkılmadığı yönünde serzenişler var. bunun için neler söyleyeceksiniz? 

YB -Diyarbakır’da eskiden klasik yaşlı birkaç hocamız vardı.onlar uzun bir dönem hem amatör futbola hemde diyarbakırspor’a hizmet etiller.o nesilden sonra yeni bir jenerasyon,genç teknik adamlar yetişti, eskiler  tabiri caiz ise alaylı iken yeniler mektepli çoğunluktaydı.Diyarbakır’lı hocalarımıza şans tanınmıyor. Bakın fazla uzağa gitmeye gerek yok, Gaziantep’e bakalım.Gaziantep’li kaç tane hoca vardı bundan 15 yıl evveline kadar üst liglerde çalışan? Sadece bir Sakıp Özberk. Peki ne yaptı Sakıp özberk? Nasıl çıkardı Gaziantep’li hocaları futbol vitrinine?
Sakıp Özberk tüm yardımcılarını Gaziantepli Hocalardan seçti çünkü. Hüseyin Kalpar, Nurullah Sağlam, Mehmet Şahan bunlardan sadece bir kaçı. Ve yetiştirdiği her yardımcı hocada tek adamlık yaptığı dönemde teknik ekibine en az bir Gaziantep’li hocayı aldı ve ne oldu? Bir anda Yıllar içinde Gaziantep’li hocalar Kent dışına çıkıp farklı liglerde takımlarda çalışmaya başladılar ve sayıları haliyle arttı.

Şimdi gelelim Diyarbakır’a…Diyarbakır’da ne zaman takımlar maddi sıkıntı yaşar ise o zaman akıllarına Diyarbakır’lı teknik Adamlar gelir. Zor günlerde Diyarbakır’lı hocalar, iyi günlerde paralar saçılıp dışarıdan başarısız teknik adamlar getirtilir. Bir çok spor adamı varken tecrübelerinden yararlanılmaz. Diyarbakır’da bir Mehmet Budakın’dan,Murat Yiğiter’den ,Mehmet Altındağ’dan, Şeyhmus Suna’dan sportif direktör olarak yararlanmayı neden düşünmezler?  Hep soru işareti…Bakın yine güzel bir örnek vereyim Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor’da Turhan Özyazanlar göreve geldiği vakit iki Diyarbakır’lı antrenör Ramazan Erin ve Erdal Elgörmüş yardımcılığını yaptılar.  uzun süre.Sonra Özyazanlar klüpten ayrılınca iki Diyarbakır’lı antrenörüde beraberinde götürerek Sarıyer ve Bandırmaspor’da beraber ekip olarak çalıştılar. Ne oldu hocalarımız dışarıya açıldı,ama aynı hocalarımıza Diyarbakır’da Diyarbekirspor  güvenip 4 hafta tahammül edemedi. Eee şimdi nasıl olacak? Sen göreve layık görmez iken, onları vitrine çıkarmak istemez isen zaten hoca bolluğunun aşandığı Türkiye’de bu Diyarbakır’lı hocalarımız nasıl bir yerlere gelecekler? Unutmayalım her başarılı Diyarbakır’lı teknik Adam bir Diyarbakır’lı hocanın önünü açar,bunu unutmayalım.Yoksa daha çok bekleriz Diyarbakır’lı hocalarımızın Diyarbakır dışında çalışmalarını. 


Tabi bunları anlatırken Diyarbakır’lı hocaların ne kadar birlikteliği var ona da değinelim. Bakın Diyarbakır’lı hocalar her başarılı Diyarbakır’lı hocanın kendi önünü açacağının hesabını yapmıyor. Hocalarımız bir klüple sözleşme imzalarken ekip olarak gidiyorlar fakat teknik adam görevden ayrıldığında yardımcıları o klüpte devam ediyor.Böyle bir birliktelik olur mu? Siz onu yaparak önünüzü kapıyorsunuz farkında değilsiniz.Bunun örneklerini ben Diyarbakır’da gördüğüm için söylüyorum.Birde en önemlisi Teknik Adamlarımız kendilerini güncellemeliler. Futbol Dünya’da değişiyor ve bu gelişen ve değişen futbol Dünyasın da Teknik Adamlarımız TFF bünyesinde teknik adamlar için açılacak kurs, seminer ve sertifika programlarına katılım göstermeli ve kendi özel çabalarıyla iyi araştırıp gerekli donanımsal eğitimleri de kişisel olarak almalılar.

CG - Sertaç Küçükbayrak için de size şunu sormak istiyorum. Çok zor şartlar altında kısıtlı bütçe ve yine kısıtlı bir kadro ile neredeyse süper lig devlerine kafa tutan bir oyun anlayışı, göze hoş gelen oyun tarzını herkes bu yıl izledi. Her yıl başarı çizgisini çok yukarılra taşıyan bu hocamızın başarısı için neler söylersiniz? 

YB -Sertaç Küçükbayrak çok yakından tanıdığım aynı zamanda aynı okulda beraber okuduğumuz bir arkadaşım. Öncelikle işini çok seven saygın bir Teknik Direktör. Daha önce Diyarbakırspor’da uzun süre oynadı,Diyarbakır dışında başka takımlarda ter döktü ve Teknik Adamlığa başladı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor ve Kayapınar Belediyespor’da kanımca iyi bir tecrübe edinip bu sezon başında Amedspor’la anlaştı ve teknik ekibinide yine Diyarbakır’lı antrenörlerden oluşturdu. Faruk Türk,Mesut Önal ve Harun Kılıç’tan oluşturduğu teknik ekibiyle de bu sezon Amedspor’da iyi bir ekip oldular ve hem Türkiye Kupasında hemde Ligde tüm imkansızlıklara,onca yaşanan badirelere rağmen çok iyi bir sezon geçirdiler.

Futbol oynadığı dönemde ki oyun mantalitesini oyuncularına verebilen bir özelliği var.Bakın Amedspor çok alternatifsiz bir takım kadrosuyla bu sezon iki kulvarda yoğun maç trafiği yaşadı ve Sertaç Küçükbayrak bunun üstesinden gelebilecek bir çalışmayla tüm bu sürecin üstesinden gelmesini bildi. Bu pratikte ve mental anlamda çok iyi bir tecrübe ister, sevk ve idaresi zor olan bu durumun altından kalkmak,takımı idare etmek hem özveri,hem bilgi ister işte bunu ben Sertaç Küçükbayrak’ta gördüm.Bakın geçen sezon’un ikinci yarısında göreve gelen İsmet Taşdemir ve ekibine astronomik ücretler ödenirken Sertaç Küçükbayrak ve ekibi onların aldığı ücretin nerdeyse 4’te birine sözleşme imzaladı.Şimdi burada tüm bu kısıtlı imkanlara rağmen Sertaç’ı tebrik etmemek haksızlık olmaz mı? Sertaç Küçükbayrak başarılı oldu ve kanımca Diyarbakır’lı antrenörlerinde önünü açacak bir başarıya imza attı.Sertaç’la daha iyi şartlarda uzun süre çalışılması taraftarıyım.

CG -Diyarbakır'da spor basını için de ciddi eleştiriler var, siz çok uzun yıllardır yazılarınızda taraflı, tarafsız herkes tarafından sevilen takdir edilen bir spor adamısınız. Şunu sormak istiyorum sizinde içinde olduğunu spor basını için Özeleştiri yaparsanız genel anlamda neler söylersiniz? 

YB -Hakkımda ki düşünceleriniz için Teşekkür ederim.
 Eleştiriler’de haklı yönler var. Ama herkesi aynı kefeye koymamak gerek.Herkes kendine yakışanı yapar.Bir basın mensubunun görevi doğru bilgileri menfaatsiz  vermesidir.Çünkü sizi okuyan,takip eden kesimler sizden doğru bilgiyi vermenizi bekler.Spor Basınında bulunan arkadaşlarımız birlik olmasını becerebilmeli,kişisel düşünülmemeli. Birlik olunduğunda doğru bir yaptırım gücünüzde olur,ama çekememezlik,arkadaşının bir yerlere gelmesini istememezlik durumları birliğin önünde ki en büyük engeldir.Kaleminizi menfaatinize ve güçlüden yana kullanırsanız gün gelir saygınlığınızı yitirirsiniz,kitleniz düşer,kaleminiz kırılma noktasına gelir.Spor Basınına tavsiyem: Menfaat ilişkisine giren arkadaşlarınız varsa onları diskalifiye edin,içinizde soyutlayın.Çünkü; Futbolu,Spor’u yazmak,yorumlamak,yazmaktan zevk almak ve gerçekten okuyucuna yazıdan birşeyler almasını sağlayacak doğruluk ve objektiflik te bilgini de katarak yazmak; "Güzeldir" ve itibar görür.

CG -Diyarbakır, nüfusunun çok büyük bölümünün gençlerden çocuklardan oluştuğunu biliyoruz. Bu çocuklara spor yaptıracak tesislerimizin çok yetersiz olduğu, nüfusu 100 binin altında olan ilçelerde bile Diyarbakır'dan çok daha fazla tesisler var. Neler söyleyeceksiniz. Burada siyasetçilerimize, yerel yönetimlere, bürokratlarımıza da çok iş düşüyor sanırım? 

YB -Evet genç bir nüfusa sahip Diyarbakır. Bakın tesis yetersizliği klasik bir başarısızlığa yaklaşım sebebidir. Genç nüfusun işlenmesi, Altyapıların,tesislerin  gelişmesi hem kulüplerin, hem de federasyonun  hemde devletin,hem de yerel yönetimlerin sorumluluğundadır. Evet tesis sayımız az olabilir ama fazlada eksik değil.Bakın eskiden bu kadar olanaklar yoktu, doğru dürüst sahalarda yoktu ama sokak futbolu vardı, boş arsalarda futbolcu yetişiyordu. Bakın Diyarbakırspor bile yıllarca stadyumun yanında bulunan toprak sahada çalıştı, hatta poligonda antrenman yaptığını bile ben gördüm. 80 ve 90’lı yıllarda Diyarbakır’da bir çok futbolcunun bu şekilde yetişip liglerde oynadığını bilirim. Diyarbakır’da amatör futbol yine geçmiş yıllarda üst düzeyde oynanırdı, amatör klüpler kendi altyapılarından futbolcu yetiştirirdiler. Özellikle Diyarbakır’da müessese kulüpleri bu işe öncülük ederlerdi. Seyrantepe tesislerinin açılması ile birlikte Amatör futbol maçları şehrin merkezinden uzaklaştı, seyirci sayısı azaldı,ilgi kalmayınca oyun kaliteside haliyle düştü.akademiler yerine ranta dayalı spor okulları açılıyor ve bunların sporcu yetiştirmeye bir faydası yok.Şimdi sorarım size Tesisin fazla olsa ne yazar? Çünkü işin uzmanı eğiticilerle verilmesi gereken yeterli eğitim yok. Diyarbakır'da neden Altyapılardan futbolcu yetişmez? Çünkü eğitimciler yetersiz ve çoğu kusura bakmasın çeşitli yaş gruplarına ne kadar süre ve hangi antrenman metodunu uygulayacaklarını bilmiyor. Çünkü kendilerini geliştirmeye uzaklar, Çoğu spor okulu ve altyapı antrenmanlarını izlerken o çocuklara üzülüyorum,gelecekleri yetersiz Eğitimcilerin ellerinde köreliyor ve gelecekte bunun yansımaları hayatlarında önemli bir yer tutuyor.Ülke genelinde de bir kaç istisna dışında Akademilerin,Altyapıların,futbol okullarının durumu Diyarbakır'da kinden farklı değil maalesef.Hep İngiltere futbolunun başarısı konuşulur demi? Haklı olarak,bakın bir örnek vereyim, İngiltere’de Her tesiste 2 veya 3 UEFA B lisansı olan antrenör yarı zamanlı olarak görevlendiriliyor ve  Yaklaşık bin antrenör 2 milyonun üzerinde çocuğu her hafta sonu yaptığı maçlarda izliyor, takibini, gelişiminin çetelesini tutuyor.
İngiltere'de futbol akademilerinde donanımlı eğitimciler Antrenörlüğünde 16 yaşına kadar futbol eğitimi alan Oyuncuların eğitim sürelerine de batkımızda yine mükemmel bir sistem içerisinde eğitildiklerini görürüz.Futbolcular 6 yaşında futbol Eğitimine başlarlar.10 Yaşından itibaren haftada ortalama 10 saat futbol antrenmanı yaparlar.Yıllık ortalama 700 saat antrenman yaparlar.16 yaşına kadar toplam antrenman saati 7.000 saattir.Ve bunların sonunda 1.Takıma çıkıncaya kadar 10.000 saat antrenman yapmış olurlar.Peki Buyrun şimdi düşünelim Türkiye,Diyarbakır v.s.Buyrun öte yandan yukarıda bahsettiğim Almanya ve İngiltere


Bakın Diyarbakır’da Bazı hocalar işini doğru antrenman metodlarıyla uygulayabilir veya birbaşka Antrenör daha farklı bir metodla çalışıyordur,ama futbolda Eğitim'in evrensel normları vardır,Alt yapılarda yaş gruplarına göre çalışma teknikleri ve Antrenman normları vardır,Antrenman izliyorum o küçük yaştaki çocuklara çoğu hoca maç antrenmanı yaptırıyor,daha bugüne kadar nabız ölçen bir antrenör görmedim,çocuklar sahada ölecek haberleri yok. Alt yapıda bir çocuk düşünün elinize geldi ona yapmanız gereken ilk olarak eğlencenin ve oyunun ağırlıkta olduğu bir ortamda o çocuğu futbolla tanıştırmanız gerekir,bu aşamada çok yönlü genel Özellikler edindirmeniz gerekir o çocuğa.9-12 yaş aralığında futbolu içeren beceriler ve hazırlıkları verirsiniz,13-16 yaşlarında yani gelişim çağlarında futbolun temel teknik ve taktik,kondisyonel özellikleri hem genel hemde futbolun genel ihtiyaçları doğrultusunda çalıştırılmaya başlanır.16-18 yaş arası ise müsabaka yaşıdır mental,teknik,kondisyonel beceriler tamamen futbolcuya verilmelidir.
Şimdi Diyarbakır’da gençler dezavantajlı durumda bence.Bir çok sorunla baş başa kalıyorlar,belkide spor’a zaman bile ayıramıyorlar.Ailelerin geçim sıkıntısı ortada,çocuk yetenekli olsa bile beslenemediği için sahada vücut direnci düşüyor ve yeteneğini geliştiremiyor ve kaybolup gidiyor.Avrupa’da Okullarda antrenman sahaları, sosyal konutlar ve idari birimler hepsi birarada.Yani gençlerin eğitim ve spor’la birlikte zamanlarını iyi kullanmaları amaçlanıyorAltyapı destek tesislerinde parlayan oyuncular bölgesel merkezlere yönlendiriliyor.Kalan zamanlarını ise federasyona bağlı amatör kulüplerde belirli bir gelişim programına tabi tutularak geçiriyorlar.

CG -Bu arada masterler dernekleri ile ilgili şunu sormak istiyorum. Nedir bu Masterler, amacı nedir. Her yıl Antalya'da çok renkli geçen turnuvalar oluyor. Çok ünlü isimlerinde bu turnuvalara katıldıkları görüyoruz. Neler söyleyeceksiniz. 

13076940_10208526183210661_8232806637909721273_n.jpg

YB -Masterler: Yaşı 40 ve üzeri olan, aktif olarak sporu bırakmış sporcularından oluşan,yine bu sporculardan oluşan masterler futbol takımını bünyesinde barındıran ve yurt içi ve yurt dışı futbol turnuvalarına katılıp kendi ilini temsil eden oluşumlardır.
2013 yılı içerisinde Antalya’da katıldığımız Masterler Futbol Turnuvasın da diğer illerden gelen Masterler spor kulübü dernekleri ile turnuva’da karşılaştık. Orada gördük ki, Türkiye’de bir çok ilde, hatta ilçelerde bile Masterler dernekleri faaliyet gösteriyor.Diyarbakır’a dönünce ilimizde de böyle bir derneği kurmamız gerektiği kararını arkadaşlarımızla bir araya gelerek aldık ve 10 Aralık 2013 tarihinde kendiminde kurucuları arasında bulunduğum,sevgili dostum Veysi Akar Başkanlığında 7 kişilik kurucu arkadaş grubumuzla Spor’a gönül vermiş,spor’un çeşitli kademelerinde sporcu,yönetici ve basın mensubu olarak aktif olarak yer almış olan dostlarımızla kolektif bir yapı oluşturup 2013 yılında Masterler Derneğini Diyarbakır’da kurduk. Derneği kurma amacımız Spor’un sosyal iletişim ve etkileşim aracı olarak toplumda gereken yeri almasını teşvik etmenin yanında,Türkiye’de düzenlenecek Turnuva ve organizasyonlara katılıp spor’un birleştirici ve güzel yüzünü ortaya çıkarıp,Kentimizin tanıtımını yaparak, Diyarbakır’da da konuk edeceğimiz takımlar aracılığıyla Kentimize gelecek misafirlerimize kentimizde ki güzellikleri gösterip, tanıtımını yapıp bu sayede Kentler arası kaynaşmanın,dialogların, spor aracılığıyla dahada gelişmesine katkı sunmaktı.Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; kuruluşumuzun üzerinden henüz 3 yıl geçmeden bir çok uluslar arası masterler futbol Turnuvasında kentimizi çok iyi temsil edip,tanıttığımızı bizlere gelen olumlu tepkiler ve söylemler sayesinde rahatlıkla söyleyebilirim. Bu tür turnuvaları sonuçlardan çok; birlik,beraberlik,dayanışma,farklı bölge ve iller ile kaynaşma ve dostluk köprülerinin atılması ve gelişmesi adına çok önemli buluyoruz ve bu sebeple önümüzde ki Masterler Futbol turnuvalarınada katılacağız. Sevgili Celal Güney burada Çok önemli bir hususa da değinmeden geçemeyeceğim.Gelinen noktada bizleri en çok sevindirense bizden sonra ilimizde bir çok Masterler derneklerinin kurulmasını görmek ve bu sayede futbolu bırakmış eski futbolcuların tekrardan koordine olmuş bir şekilde sahalarda buluşması olmuştur,buda ayrıca bizi çok sevindiriyor.


Müsaade edersen burada bir serzenişte de bulunmak istiyorum.Tabi Masterler Derneği olarak bu tür etkinliklere ve turnuvalara iştirak ederken Diyarbakır’da ki Kurum ve Kuruluşlardan destek görememek ve bu kayıtsız kalma durumları bizleri üzüyor. Dernek olarak bugüne kadar katıldığımız 4 turnuva ve diğer özel etkinliklerde kendi tüm olanaklarımızı kullanarak bugünlere geldik, bundan sonra da Diyarbakırımızı her organizasyonda temsil etmeye tanıtmaya kendi olanaklarımızla devam edeceğiz,buraya gelen konuklarımıza da fahri birer turizm elçisi gibi ağırlayıp kentimizi tanıtacağız.Başka illerin Masterler Derneklerine,STK’lar,Belediyelerin,Gençlik Hizmetleri Spor İl Müdürlüklerinin ve Valiliklerin yaptıkları katkıları görünce sitem etmeden duramıyorum.Biz Derneğimize katkı sunmak isteyenlerden nakdi yardım istemiyoruz.Turnuvalara katıldığımızda,Ulaşım,Malzeme, Diyarbakır’ı tanıtıcı kültürel döküman Desteklerini bekliyoruz.Diyarbakır’ı temsil ederken bu çorbada onlarında tuzlarının olmasını istiyoruz.

CG -Bizlere vakit ayırdığın için, sorularımıza içtenlikle, cevapların ve nu güzel sohbet için, Sevgili Börükoçin'e çok teşekkür ediyoruz.başarılar diliyoruz...
YB- Ben teşekkür ederim Sevgili Celal Güney.Yayın hayatında her daim Diyarinsesi.Org’a başarılar dilerim.

RÖPORTAJ: CELAL GÜNEY / DİYARİNSESİ.ORG

HABERE YORUM KAT