1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Dün Diyarbakır'da olmak vardı (Soli Özel)
Dün Diyarbakır'da olmak vardı (Soli Özel)

Dün Diyarbakır'da olmak vardı (Soli Özel)

YOL ne kadar engebeli olacaksa olsun, arada sinirler ne kadar gerilecekse gerilsin, siyasetin farklı alanlarında ne tür sorunlar yaşanacaksa yaşansın, Türk ve Kürt gençlerin ölmeyeceği bir hedefin önünün açılmasına ancak sevinilir. Çok dolambaçlı yollardan kıvrılarak, çok uzak geçitlerden saparak bazen ters yöne girerek de olsa Türkiye doğru yola çıkmayı becermiş gözüküyor. Şimdi yalnızca varış noktasına bir an önce ve sağ salim varılmasını dilemek gerekir.

A+A-

Bu yola nihayet çıkılmasını sağlayan unsurlar ileride etraflıca incelenecektir. Bunlar niyetlere, şahsiyetlere, vizyonlara, ruhlarda yanan ateşlere indirgenemeyecek kadar karmaşık olabilir. Bu unsurlar ancak daha yapısal analiz taşları yerine yerleşince önem ve anlam kazanır.

Daha önce benzer koşullarda işin bu noktaya kadar ilerleyememesini de herhalde tüm şartların oluşmamış olmasına bağlamak gerekir. Ya da özellikle Suriye'deki gelişmelerin ardından o meşhur "devlet aklı"nın daha akıllıca çalıştığına hükmetmek. O zaman da iktidar partisinin hakkını teslim etmemek olmaz. Tayyip Erdoğan ve siyaset yoldaşları cesur bir adım atmışlar, muazzam bir risk yüklenmişler, yerleşik kalıpları dağıtmışlardır. Üslup veya yöntem hataları nedeniyle bu durum görmezlikten gelinemez.

Diyarbakır'daki Newroz kutlamalarında Pervin Buldan tarafından Kürtçesi Sırrı Süreyya Özden tarafından Türkçesi okunan metinden Abdullah Öcalan'ın kendisine sunulan bu tarihi anı değerlendirmek için iyi bir hazırlık yaptığı anlaşılıyor. Okunan mektup kısa ve özlü. Mesajlar fazla dolandırılmadan ve kafa karışıklığına yol açmayacak şekilde veriliyor. Bu söylem ve ona uygun dilin İmralı'daki uzun müzakere süreçlerinde geliştirilmiş olması ihtimali yabana atılamaz.

Bu bağlamda elbette en önemli, kamuoyunun zihnine en hızlı yerleşecek mesaj "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun noktasına geldik" cümlesindedir. Öcalan'a göre "Artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir. Yüreğini bana açan, bu davaya inanan herkesin sürecin hassasiyetlerini sonuna kadar gözeteceğine inanıyorum". Kısacası hedef ulvi olduğu kadar erişilmesi zor ve saldırılara da açıktır diyor.
Öcalan'ın analizi ve sorunun bunca zaman şiddet sarmalına hapsolmasıyla ilgili yorumu Türkiye'deki ana düşünce akımlarının bir bileşimi olarak formüle edilmiş. İktidar partisinin ideolojik söylemine ters düşmeyen motifler bol. Sol siyaset çizgisinin anti-emperyalist söylemi ve vurgularıyla İslamcı düşüncenin modernite ve uluslaşma karşıtı yaklaşımı analizin kuramsal çerçevesini oluşturuyor: "Etnik ve tek uluslu coğrafyalar oluşturmak, bizim aslımızı ve özümüzü inkar eden modernitenin hedeflediği insanlık dışı bir imalattır."

Buna Türkiye'deki tüm düşünce akımlarının ortak noktası olan Batı düşmanı milliyetçilik ve hele hele Çanakkale'deki birliktelik de eklenince ortaya şu vizyon da çıkıyor: "hepimizin Ortadoğu'nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarlıklarına uygun şekilde demokratik modernitemizi inşa etmeye çağırıyorum... Son doksan yılın tüm hata, eksiklik ve yanlışlıklarına rağmen bir kez daha yanımıza, mağdur edilmiş, büyük felaketlere uğramış halkları, sınıfları ve kültürleri de alarak bir model inşa etmeye çalışıyoruz."

Öcalan'ın mektubu Kürt siyasi hareketine şiddetle tüm göbek bağını kesme çağrısıdır da. Şiddetin yerine "zamanın ruhunu" okuyanların anlaması gereken şudur: "Yeni mücadelenin zemini fikir, ideoloji ve demokratik siyasettir, büyük bir demokratik hamle başlatmaktır."Bahar çoktandır barış adına böylesine umut verici bir havayla başlamamıştı.

HABERE YORUM KAT