1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. DÜ genel sekreterinden şiddet yorumu
DÜ genel sekreterinden şiddet yorumu

DÜ genel sekreterinden şiddet yorumu

DİYARBAKIR- Diyarbakır Dicle Üniversitesi (DÜ) Genel Sekreteri Sosyolog-Germenanist Prof. Dr. Sabri Eyigün, Diyarbakır'daki şiddet olaylarının büyük bir kısmının etnik sorun kılıfı altında gerçekleştirildiğini ancak, sorunun çok farklı boyutlarının bulunduğunu söyledi.

A+A-

Sosyal olguların çok boyutlu olduğunu dile getiren Eyigün, İHA muhabirine yaptığı açıklamada Diyarbakır'ın bazı bölgelerinde zaman zaman meydana gelen ve medyaya yanlış aksettirilen şiddet olaylarının da birden fazla sosyal ve kültürel nedeni olduğunu söyledi. Eyigün, ancak bunu yapanların, eylemlerine bir haklılık kazandırmak, bir meşruluk vermek için Kürt sorunu ile ilintilemekte olduklarını kaydetti.

Bazı gençlerde gördüğü şeyin bir kuralsızlık olduğunu, bir kimlik ve benlik arayışı olduğunu ve ayrıca bir kin ve nefret duygusu olduğunu dile getiren DÜ Genel Sekreteri Sosyolog-Germenanist Prof. Dr. Sabri Eyigün, "Diyarbakır Fiskaya'dan geçen her türlü araç taşlanıyorsa, hiçbir ayrım yapılmadan, hasta, öğretim görevlisi, hatta eylemcinin kendi yakını da taşlanıyor ve yakılıyorsa, bu gencin ve çocuğun bir etnik sorundan ziyade, bir sosyal ve psikolojik sorunu olduğunu gösteriyor" dedi.

Böyle bir şiddet eyleminin tek bir nedene indirgenmesinin doğru olmadığını belirten Prof. Dr. Eyigün, yalnızca işsizliği azaltarak bu sorunu çözmenin mümkün olmayacağını söyledi. Eyigün, "Bunun kültürel, sosyal ve siyasal boyutları vardır. Nitekim Diyarbakır'daki şiddeti besleyen etkenlerin yüzde 80'i Kürt sorunundan değil, sosyal ve kültürel sorunlardan kaynaklanıyor. Ancak buna demin de söylediğim gibi, siyasal bir kılıf giydirilerek kamuoyunda haklılık kazandırılmaya çalışılıyor. Belki de o perdenin arkasından bunlar yapılıyor. Yani doğrudan şiddet uygularken haklı bir gerekçe aramak gerekiyor. Çünkü haksız bir şiddet kamuoyunda kabul görmeyeceği için, böyle bir kılıfa büründürülüyor. Gerçek neden bu değildir. Çünkü Kürt sorununu konuşan insanlar, bunu rahatlıkla konuşuyor, tartışıyor, anlatıyor. Nitekim de kamuoyu buna şahittir. Bu açıdan konuyu yalnızca siyasal nedenlere veya ekonomik nedenlere indirgemek bu çocukları anlamamak olur” diye konuştu.

"ŞİDDET KADINA DEĞİL, ERKEĞE ÖZGÜ OLARAK ALGILANIYOR"

Şiddetin kültürel boyutuna çok önem verdiğini aktaran Eyigün, özellikle kırsal kesimde yaşayan veya göçle gelen ailelerde iletişim biçiminin diyaloga dayanmadığını güce ve şiddete dayandığını söyledi. Eygün, "Yaptığımız kamuoyu araştırmalarında, babaların ve annelerin çocuklarıyla olan iletişimi, sorun çözmeye yönelik diyalogdan ziyade, şiddete yöneliktir. Ayrıca özellikle bizim toplumuzda erkek çocuğuna çok yanlış bir anlam yükleniyor. Bizde kabadayı erkek en iyi erkektir. Kabadayı demek, yani vuran, kıran çocuk bizde gerçek bir erkektir. Dolayısıyla çocuk gerçek bir erkek olduğunu ispatlamak için vuruyor, kırıyor, buda babanın hoşuna gidiyor. Oysa bakın kız çocuğu taş atmıyor.

Neden? Çünkü kız için “kabadayılık” ayıptır. Oysa ki kız çocuğu da Kürt sorunu hakkında en az diğeri kadar hassastır. Ama kadın şiddete başvurmuyor. Kadın o anda taş atmıyor, araç yakmıyor. Çünkü şiddet kadına özgü olarak değil, erkeğe özgü olarak algılanıyor. Bu algının da değişmesi gerekiyor. Toplum şiddeti hiçbir şekilde meşru görmez ise bu azalacaktır. Yani ekonomikte olacaktır, kültürel de olacaktır, eğitim boyutu da olacaktır. Tek boyut dersek yetersiz kalırız” ifadelerini kullandı.

"TAŞLAR ARAÇLARA DEĞİL, ÇOCUKLARIN GELECEĞİNE ATILIYOR"

Güneydoğu toplumunda, toplumu ayakta tutan değerlerin çürütüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Sabri Eyigün, bu bölgedeki insanları ayakta tutan manevi değerlerin olduğunu söyledi. Eyigün, "Referans aldığımız değerler var burada. Bu tüm dünyada böyledir ancak özellikle bizim toplumumuzda referans aldığımız geleneksel değerler sosyal yaşamımız için çok önemlidir. Son dönemlerde özellikle göçten sonra, yaşanan bir takım sosyal sorunlardan sonra, Diyarbakır'ın bazı bölgelerinde bir kültürsüzlük, bir kökten yoksunluk söz konusudur. Yani insanların dayandığı, referans aldığı geleneksel değerlerin çürütülmesi veya çürümesi söz konusudur.

Artık ne aile büyüklerine, ne dine, ne de kültürel değerlere, hiçbir değere dayanmayan, hiçbir değeri kabul etmeyen değersiz bir kuşak yetişiyor. Bir insan, manevi değerlerini kaybederse, dayandığı değerlerini kaybederse, sosyal kültürünü kaybederse, o zaman bütün toplumu kuralsız olarak görüyor. O zaman da kuralsızlık baş gösteriyor. Olayları böyle algılayan birey, kuralsız davranmaya ve kaos çıkarmaya çalışıyor. Sosyal ve kültürel değerler değişti, toplum değişti, insanlık değişti, ayrıca Güneydoğu'da daha önce olumlu olumsuz dayanılan birçok değer değişti, ancak bu değerlerin yerine yeni değerler konulmadı. Bildiğimiz gibi, insanlar insani, ahlaki, dini değerlerle gider, bunların hepsi yıkıldı, hiçbir kültürel değeri de olmayan, ne Türk ne Kürt ne dini değeri olan, garip bir kuşak yetişiyor şu anda. Bu kuşağın bir değeri olmadığı için de bütün dünyayı ve bütün toplumu değersiz ve kuralsız olarak algılıyor. Bu kuralsızlık onu kuralsız davranmaya itiyor.

Dolayısıyla bu şiddettin ana nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bunun ötesinde eğer dayandığı bir siyasal ideoloji yoksa, ya da gerekçe gösterdiği bir olgu varsa, kendince haklı gördüğü bir yere dayandırıyorsa, o zaman şiddeti meşrulaştırır. İşte benim en çok en çok korktuğum, en çok üzüldüğüm, dert ettiğim, derdim dediğim konu budur. Bu gençlerde şiddetle sorun çözme meşrulaşmıştır. Bu gençler zaman içerisinde darda kaldıklarında, beyin güçleriyle, bilimle, alın teri ile sorun çözmek yerine, şiddetle çözme alışkanlığı kazanıyorlar. Bana göre öncelikle aileleri bu konuda bilinçlendirmek gerekiyor. Daha sonra da toplumun tüm kurumlarıyla beraber bu gençleri sosyal kültürel tüm yönleriyle eğitilmesi gerekiyor. Çünkü normal hayatında da bu gençler aile kurduklarında ailesine şiddet uygulayacaktır. Yarın iş hayatında iş yerinde şiddet uygulayacaktır.

Dolayısıyla bu böyle devam edip gidecektir. Bu anlamda Diyarbakır'daki sosyal ve sivil toplum kuruluşlarına çok büyük görev düşüyor. Bu bizim yaramızdır. Atılan taşlar araçlara atılmıyor aslında. Çocukların kendi geleceklerine atılıyor. Yakılan araçların lastikleri değil, Diyarbakırlı çocukların geleceğidir. Onun için buna seyirci kalmak kimsenin hakkı değildir, kalamaz da. Bunlara seyirci kalmak yerine hep beraber olursak daha iyi sonuçlar alırız. Bu gençlerinde geleceklerini yakmaktan kurtarırız” şeklinde konuştu.

HABERE YORUM KAT