1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. DTK 4. Olağan Genel Kurulu sonuç bildirgesi
DTK 4. Olağan Genel Kurulu sonuç bildirgesi

DTK 4. Olağan Genel Kurulu sonuç bildirgesi

Özyönetim gündemi ile toplanan DTK 4. Olağan Genel Kurulu sona erdi. Sonuç bildirgesini açıklayan DTK, DAİŞ’e karşı ulusal ve uluslar arası ortak tutum çağrısı yaptı.

A+A-

Öz yönetimin demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olduğu belirtilen bildirgede, AKP’nin Öcalan’ı tecrit ederek sahte muhataplık arayışlarına giriştiği söylendi.

Bildirgede sokağa çıkma yasakları ile ilgili de “devletin Cizre, Farkin, Nusaybin, Silopi gibi kentlerimize düzenlediği öldürmeyi, yok etmeyi, irade kırmayı amaçlayan saldırılara karşı halkın kendini her boyutta savunması doğaldır, meşrudur” denildi. DTK, “sokaklardayız, direniyoruz ve yasaklara karşıyız” kampanyasına destek çağrısı yaptı.

Diyarbakır'da özyönetim gündemi ile toplanan ve 2 gün boyunca bu çerçevede tartışmalarını sürdüren DTK 4. Olağan Genel Kurulu, sona erdi. İki gün süren toplantıda, özyönetim ile 8 boyutu ele alınırken, Dil ve Eğitim Komisyonu, Diplomasi Komisyonu, Sosyal Komisyonu, Halklar ve İnançlar Komisyonu, Ekoloji Komisyonu, Ekonomi Komisyonu, Gençlik Komisyonu, Kadın Komisyonu, Toplumsal Uzlaşı Komisyonu, Kültür ve Sanat Komisyonu, Siyasi Komisyonu ile Hukuk ve Statü Komisyonu'nun sunduğu raporlar tartışıldı. Raporların tartışılması ardından Genel Kurul sona erirken, sonuç bildirgesi de açıklandı.

DAİŞ’e karşı ortak tutum çağrısı

14 Kasım aynı zamanda, Dersim direnişinin önderi Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin yıldönümü olduğuna dikkat çekilen sonuç bildirgesinde, Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı. DAİŞ’in Paris katliamının kınandığı sonuç bildirgesinde, “Genel kurulumuzun hemen öncesinde Paris’te DAİŞ çeteleri tarafından bir katliam gerçekleştirildi. Bu katliam Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlar serisinin son  halkasıdır. Genel kurul olarak katliamı   şiddetle kınıyor, tüm  uluslararası toplumu ve Türkiye toplumunu DAİŞ vahşetine karşı daha duyarlı olmaya ve tutum almaya davet ediyoruz. Faşist DAİŞ çetelerinin insanlığa yönelik gerçekleştirdiği  katliamlara  karşı, büyük bir mücadele veren Kürt özgürlük savaşçıları, DAİŞ’in işgali altında olan Şengal’i özgürleştirdiler. Bu özgürleştirme hamlesini selamlıyoruz” denildi.

‘Türkiye, Rojava’ya karşı imhacı ve tehdit politikasını öne çıkarmaktadır’

Rojava ile ilgili değerlendirmelerin de aldığı açıklamada şunlar belirtildi: “Rojava Devriminin ulaştığı düzey ve yarattığı olağanüstü gelişmeler halkımıza ve Kürt özgürlük hareketine büyük ilgi ve destek kazandırmıştır. Bu devrim aynı zamanda Ortadoğu halklarının geleceği için demokratik bir model ve kazanım ortaya çıkarmış, demokrasi güçlerine ilham vermiştir.

Başta Türkiye olmak üzere bölgedeki müttefikleri ve destekçileri, halklara üçüncü bir yol öneren bu kazanımdan ürküntüye düşmüşlerdir.  Kürt halkı ve diğer demokratik güçlerin mücadelesi ekseninde bir araya gelen Suriye demokratik güçlerinin daişe karşı kazandığı mevzilerden rahatsız olan Türkiye, Rojava devrimine yönelik inkarcı, imhacı ve tehdit politikasını öne çıkarmaktadır. Devlet ve AKP hükümetinin  inkar, imha ve tehdit politikası Kürt halkını bu yüzyılda statüsüz bırakmaya dönük bir politikadır. Bu politikanın ısrarı ve devamı halinde  Kürdistan halkının kendi statüsünü kurmak ve geliştirmek için topyekun direnişi ile cevap vereceği açıktır.”

‘Öz yönetim, demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur’

Bildirgede demokratik öz yönetim ile ilgili şunlar yer aldı: “Demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Bu tespit evrensel demokrasi prensipleri tarafından belirlenmiştir. Nasıl kendine göre demokrasi olmazsa, öz yönetimsiz, güçlendirilmiş yerel yönetimsiz demokrasi de olmaz. AKP hükümetinin Kürt sorunundaki çözümsüzlük politikası 7 haziran seçim sonuçlarıyla beraber bariz bir biçimde ortaya çıkmıştır.7 haziran seçim sonuçları ile Türkiye tarihinde ilk defa demokrasi güçleri önemli oranda tüm çeşitliliğiyle mecliste temsiliyet yakalamıştır.  Bu ana kadar egemenlerce yürütülen tekçi paradigmaya karşı  çoğulculuğun ve güçlü bir demokrasi iradesinin ortaya çıkması karşısında, AKP ve derin devlet ittifakı sonucu bu irade yok sayılıp, parlamento fiilen devre dışı bırakılarak darbe siyaseti ile Türkiye  tekrar seçime götürülmüştür.”

‘AKP, sahte muhataplık arayışlarına da girişmiştir’

Yaşanan siyasal sürece de dikkat çekilen açıklamada, “Bu politikalar gereği, topyekun savaş konsepti devreye sokularak , her türlü imha yöntemi ve araçları kullanılmıştır. Kadınlara yönelik, egemenlerin ‘önce kadınları vurun’  politikası uygulanmış, kadın bedenini teşhir etmek dahil her türlü katliam yöntemi mubah görülerek saldırılar gerçekleştirilmiştir.  

Çocuklar ve gençler sokak ortasında infaz edilerek  bir toplum geleceksiz kılınmak istenmiştir. Yüzlerce insanımız katledilmiş, binlerce insanımız tutuklanmıştır. Halkın manevi değeri olan şehitlikler özel operasyonlarla tahrip edilmiş, cami, cem evi gibi kutsal mekanlar yıkılmıştır. Tüm bu saldırıların yanı sıra sahte ‘çözüm’ ve muhatap arayışlarını da dillerinden düşürmeyen hükümet, inkar ve imha siyasetinin gereği olarak toplumun bazı kesimlerine siyasi koruculuğu dayattığı gibi, Kürt sorununun çözümünde sahte muhataplık arayışlarına da girişmiştir. Bu politikaların sonucu olarak, Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan a yönelik ağır tecrit devreye sokulmuş, Kürt Özgürlük mücadelesinin temsiliyeti ve kurumları çözümün öznesi olmaktan çıkarılmak istenmiştir” şeklinde değerlendirmelerinde bulunuldu.

Sonuç bildirgesinde DTK Genel Kurulu varılan ortak sonuçları şöyle sıraladı:

“1- Türkiye de  Demokrasinin gelişimi, Kürt sorunun çözümü sn Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ile doğrudan bağlantılıdır. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın tarihsel rolünü oynayabilmesi için, tecrit e derhal son verilmeli, görüşmelere başlanılmalıdır. Geliştirilen çözüm süreci ve yol haritası Dolmabahçe mutabakatı ile ortaya konmuştur ve bu belge geçerliliğini korumaktadır.

2- Demokratik özerlik ve özyönetim bir statü talebidir. Halkımızın ilan ettiği ve yaşamsallaştırdığı özyönetim ilanlar tüm bileşenler tarafından sahiplenmelidir.

3- Son aylarda, devletin Cizre, Farkin, Nusaybin, Silopi gibi kentlerimize düzenlediği öldürmeyi, yok etmeyi, irade kırmayı amaçlayan saldırılara karşı halkın kendini her boyutta savunması doğaldır, meşrudur. Bu insani ve toplumsal refleksi sadece ‘hendek’ ve ‘barikat’a indirgeyen AKP hükümeti, aslında yürüttükleri  kirli savaşa, bir meşruiyet yaratmak istemektedir. Öte yandan bu saldırılarını ‘kamu düzeni’ yaratmak adına yapıyor olması da bir aldatmadan ibarettir. Zira hükümet ve Cumhurbaşkanı yasa ve anayasayı hiçe sayarak, yargı ve yasama gücünü kendi dar politik amaçlarına uygun hale getirerek, bizzat kendileri ‘kamu düzeni’ni ortadan kaldırmışlardır. Bu keyfi uygulamalar karşısında halk ve demokratik siyaset, baskı ve imha saldırılarına karşı ’öz yönetimle’ cevap vermiştir.

4- Yukarıda da vurguladığımız gibi devlet ve AKP hükümetinin  çözüm adına  geliştirdikleri söylemin özünde muhatapsızlık ve çözümsüzlük olduğu iyi bilinmelidir. Herkes biliyor ki Kürt halkının siyasal temsilcileri bellidir.  Şimdi başka muhataplar arayarak çözümsüzlüğü bir çözüm gibi göstermekte ve Kürdü kürde karşı kullanmanın zeminini yaratmak istemektedir.   Tüm Kürdistanlı siyasi parti ve kişiliklerini, dini ve aşiret önderlerini,  sivil toplum örgütlerini, iş çevreleri ve kanaat önderlerini iktidarın dayattığı bu kirli politik tuzağa düşmemeye çağırıyoruz.

5- Bu gelişmelerin yanında, 1 Kasım seçimlerinden sonra kurulacak olan yeni hükümetle birlikte yeni anayasa tartışmaları da Türkiye gündemine gelecektir. Türkiyenin demokratikleştirilmesi  için  yeni Anayasada Kürt halkının temel hakkı olan statüsünün belirlenmesi, güçlendirilmiş yerel demokrasi ve evrensel hukuk gözetilerek ele alınırsa Türkiye gerçek anlamda bir çözüm sürecine kavuşabilir. Aksi halde yeni Anayasa,merkezi,oligarşik,otokratik rejimler  üretmekten öteye geçemeyecektir.

6- Şengal’in özgürleştirilmesi insanlığa bir müjdedir. Bir kez daha Kürdistani halkların birliğinin, askeri ve siyasi öncülüğünün insanlık için  ve demokrasi için ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmıştır. KDP ve diğer Kürdistani güçlerin bu bilinçle hareket etmelerinin önemini vurgularız. Ezidilerin,  gelecekte bir daha aynı katliamlara maruz kalmaması için kendine yeterli ve öz savunma ile güçlendirilmiş bir özerk bölge olarak yeniden inşa edilmelidir. Ancak bu yolla 74. ve daha fazla katliamlardan kendilerini koruyabilir, yaşamlarını ve kültürel değerlerini sürdürebilirler.

7- Devletin imha ve inkara dayalı saldırılarına karşı Kürt halkının  başlatmış olduğu “sokaklardayız, direniyoruz ve yasaklara karşıyız” kampanyasının tüm bileşenlerimizce desteklenmesi çağrısında bulunuyoruz.

8- Farqîn, Silopi, Sur, Gewer, Nusaybin gibi devletin sokağa çıkma yasaklarının uyguladığı yerlerde halkın maddi ve manevi zararlarının tespiti ve giderilmesi için tüm halkımızı duyarlı olmaya ve katkı sunmaya çağırıyoruz.

9- DTK genel kurulu tüm bileşenlerini 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücedele de duyarlılık geliştirmeye ve bu konu ile ilgili yapılacak etkinliklere katılım sağlamaya çağırır, Demokratik ulusu inşa çalışmalarımızı hızlandıracağımız sözünü halkımıza veriyoruz. 

Bu haber toplam 1870 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler