1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Dr İlhan Diken’in hayatından bazı önemli kesitler
Dr İlhan Diken’in hayatından bazı önemli kesitler

Dr İlhan Diken’in hayatından bazı önemli kesitler

Dr. İlhan Diken, yaşamını yitirmesinin yıldönümünde anılıyor.

A+A-

Dr. İlhan Diken, yaşamını yitirmesinin yıldönümünde anılıyor
İlhan Diken, kadim Diyarbekir’in Hasırlı Mahallesinde eski, bazalt taş bir evde 1960 yılında dünyaya gelir.

Lice’den Diyarbakır’a göçmüş ve hayata sahici bir emekçi olarak başlayan Kadri ile Ayten çiftinin üçüncü çocuğudur. Çocukluğu Sur içinin Hasırlı Mahallesinde ve Cumhuriyet İlkokulunda geçer. Sonrasında Diyarbakır Lisesi ve ardından D.Ü. Tıp Fakültesi.

Önceleri hekimlik mesleğine çok meyilli değildir. Ama ikinci sınıftan sonra daha bir istekle sahiplenir doktorluk mesleğini Lise yıllarından itibaren abisinin Siyasal’da okuması ve Diyarbakır’daki politik sol atmosfer nedeniyle devrimciliğe meyleder. Mahalle ve okul arkadaşları ile hem sol kitapları okumak hem de mücadelenin bir köşesinden omuz vermek onur meselesi olur İlhan için.


Zor yıllardır o yıllar, hem çok zor yıllar… Devletin baskısına, şiddetine, sürgün, göç ve cinayet politikalarına karşı Kürtler özgürlük ateşi yakmışlardır.

İnsanın çocukluğunu, ilk gençlik yıllarının coşkusunu, maceraperestliğini, gezip eğlenme devinimini pek yaşamaya fırsat bulamadığı yıllardır aynı zamanda. Kirli bir savaşın içindedir kent ve coğrafya. Vicdan sahibi gençler üzerine düşeni yapmak sorumluluğu altındadır.
İlhanın, 1986 yılında tıp fakültesinden mezun olduğunda en çok istediği çocuk cerrahı olmaktır.

Öğrenciliğinin son iki yılında çocuk kliniğine çok emek verir ve klinik başkanı olan hocası ona asistanlık vaadinde bulunur.

Ancak verilen sözler tutulmaz. Hocası ona”Ölümden öte her şey kazançtır İlhancığım, bunu böyle bilesin” deyip teselli yoluna gider. Dr. İlhan, yaşamının ilk darbesini yemiştir. İlhan üzgün ve kırgın olarak mecburi hizmet kurasını çekerek, Sivas, Koyulhisar’ın yolunu tutar 1986 yılının sonunda.

Koyulhisar halkı etnik yapı ve siyasi düşünce bakımından İlhanla taban tabana zıt bir yapıya sahip olmasına rağmen çalışkan, dürüst ve humanist kişiliği sayesinde kısa sürede sevilir, çevre edinir ve o ilçenin aranılan doktoru olur. Mecburi hizmetini tamamlayıp Koyulhisar’dan ayrılırken onlarca araçtan oluşan konvoy eşliğinde uğurlanır Doktor İlhan.


Askerliğini GATA’da tabip teğmen olarak tamamlayıp memleketine geri döner. Büyük sevinç ve heyecan içinde Bismil sağlık ocağında göreve başlar. Bölge en karanlık yıllarını yaşıyordur. Her gün onlarca “faili meçhul”, satırla veya tek kurşunla yargısız infazlar yapılıyordur doksanlı yılların başında.

Hekim kimliği ile Kürt özgürlük hareketinin mücadelesine katkı sunuyordur Doktor İlhan. Bu nedenle devletin kolluk güçleri tarafından yakın takibe alınır. Kısa sürede gözaltılar gelmeye başlar.Ancak gönül işlerinden de geri kalmaz.

 Dr. İlhan. 1990 yılının Haziran ayında üniversitede asistanlık yapan Hüda Oflazoğlu ile hayatını birleştirir. Kısa sürede Bismil halkının büyük beğenisini ve hayranlığını kazanır. Mütevazı ve sade bir hayatı vardır. Bir çocuk babası olan İlhanın yükü ve sorumluluğu artmıştır. Üç-dört defa gözaltına alındığı o süreçte kararlı mücadelesinden asla taviz vermez.

Bismil’de iken gözaltı sürecinde yaşadığı bir durumu şöyle anlatmıştı; “Beyaz Reno’ya bindirdiler ve gözlerimi de bağladılar. Bismil’den Diyarbakır’a doğru hiç konuşmadan geldik. Diyarbakır’a yaklaştığımızı katettiğimiz yol ve süreden hissettiğim bir noktada aracı durdurdular. İndirdiler beni araçtan. Yolun kenarına çöktürdüler. Sonra arkamdan biri kahkaha atarak ‘buraya kadar doktor, son duanı et, artık yaralı teröristleri tedavi edemeyeceksin’ dedi.

Silahın şakırtısıyla namluya mermi sürdü. Ve o an film şeridi gibi otuz yıllık hayatım gözümün önünden akıp geçti. Buraya kadarmış, dedim kendime. Tek el silah sesi duydum. Ama sağdım. Ve o polis bir kahkaha daha atarak ardından; ‘Bu kadar kolay mı sandın doktor’ deyip tekrar araca bindirdiler. Geldik Diyarbakır’a sorgular, birkaç günlük gözaltı ve bıraktılar.”


Bu gözaltı olayından sonra ve ilk çocuğunun dünyaya gelmesi üzerine Dr. İlhan Diyarbakır’a tayin ister. Diyarbakır Çocuk Hastanesinde göreve başlar. Orada çok uyumlu bir ekiple çalışır. Ancak İlhan artık geceli gündüzlü sürekli takip altındadır. Kendisi de bunun farkındadır.


Yapacak bir şey de yoktur, çalışmak ve halkına hizmet etmekle yükümlüdür. Dönemin HEP İl başkanı katledilen Vedat Aydın’ın cenazesinin kaldırıldığı gün tekrar gözaltına alınmaktan kılpayı kurtulur. Mardinkapı’dan Hewsel Bahçelerine yuvarlanan ilk grubun içindedir İlhan.  Kendine ambulansta görevli doktor süsü vererek oradaki çokça yaralıya ilk müdahalede bulunur. 1992 yılının sonlarına doğru bir gün sabah saatlerinde hastaneden alırlar doktoru. O yıllarda gözaltı süresi 15 gündür. 15. Günün akşam saatlerinde tutuklanır. Gerekçe; yaralı bir PKK’li gerillayı tedavi edip devlete haber vermemektir.


Tutuklandığı günün ertesi sabahı Çocuk Hastanesine giden sivil polis zafer kazanmış bir komutan edası ile hastanenin koca salonunda orta yere herkesin duyacağı sesle: “Doktorunuzun işi bitti en az beş sene yatar. Bu da oınun gibi düşünenlere ders olsun”der.


Gözaltında sorgulanırken sorar sorgucular; “Hadi, Hipokrat yemini ettiğini biliyoruz, teröristi tedavi ettin. Neden ardından bize bildirmedin!” İlhan’ın cevabı şu olur; “Ben hekimlik mesleğim ve yeminim gereği benden talepte bulunan her kim olursa tedavi eder, gereğini yaparım. Yaptığımda benimle hastam arasında sır olarak kalır. Eğer sakıncalı bir durumu var ise o zaman da siz takip eder yakalarsanız gereğini yaparsınız.”


Hızlı bir yargılama sonucu “Yasadışı PKK terör örgütüne yardım ve yataklıktan üç yıl dokuz ay” ceza verilir. Dosya temyize gitmişti. TTB’nin katkılarıyla, Ankara Hukuk Fakültesinden bir bilirkişi dosyayı inceler ve 25 sayfalık bir rapor hazırlar temyiz duruşmasına.  Sonuç İlhan’ın lehinedir. Duruşma öncesi ön incelemeyi yapan yargıca ulaşılır. Yargıcın sözü ironiktir.

 “Dosyanın üzerinde kırmızı mühür var. İnsani olarak da, hukuki olarak da bu dosyanın bozulması gerekir. Ama ben mecburen ve siyaseten bu dosyanın onanması yönünde görüş belirtmek durumundayım” der. Öyle de olur.
Hemen her gün, güpegündüz yurtsever insanların devlet eliyle katledildiği günlerdir.

“Dışarıda olsaydı, kesin öldürürlerdi” ruh haliyle aile adeta cezaya rağmen teselli bulur. Dosyanın onayının akabinde, Diyarbakır’dan Adıyaman’a, oradan da Gölbaşı cezaevine nakledilir doktor. Gölbaşı cezaevinde iken yaşadığı bir olay aslında bütün bir önyargılı savaş halinin çarpıcı bir örneğidir!
 
“Bir gece geç saatte koğuş kapısına bir gardiyan dayandı yanında da iki asker. Cezaevi güvenliğinden sorumlu rütbeli askerlerden birinin çocuğu ateşler içinde kıvranıyormuş. Cezaevi lojmanlarında kalıyorlarmış. Biri demiş ki ‘içerde Doktor İlhan isminde bir pkk’li var. İyi de bir hekim diyorlar onun için. Acaba rica etsek gelir bir bakar mı?’
 
“Döndüm arkadaşlara baktım kararı bana bırakmışlar gibi. Olur dedim ve yanımda bir arkadaşla gittik. Hasta çocuk, hakikaten çok kötüydü. Eldeki olanaklarla ilk müdahaleyi yaptım. Hemen bir reçete yazdım, gidip nöbetçi eczaneden ilaçları alıp getirdiler. Bir süre sonra çocuğun ateşi kısmen düştü ve biraz rahatladı. Ama sabah mutlaka çocuk hastanesine götürmeleri gerektiğini de tembihledim.


Tekrar koğuşa dönmeye hazırlanırken kapıda çocuğun komutan babası, dönüp dedi ki; ‘Doktor, ben çocuğuma bakmayı kabul etmeyeceğini düşünüyordum. Sonuçta ben bu cezaevinde devleti temsil ediyorum. Sizlerse, ülkeyi bölmek isteyen teröristlersiniz.’
 
Gülümsedim ve işte aramızdaki fark bu. Ben bu cezaevine bir yaralı gerillayı tedavi etmekten hüküm yiyip geldim. Onlarcasını da tedavi ettim.

Bugün çıksam ihtiyaç olsa yine yaparım. Ama sizin çocuğunuzun da tedavisini yaptım.”
Üç yıllık cezaevi serüveninden sonra beş yıl kamu görevlerinden men edilen Dr. İlhan İş yeri hekimi olarak bir fabrikada çalışır.

Cezaevi öncesi başlattığı Diyarbakır Tabip Odasındaki çalışmalarına devam eder. 1996 yılında TTB’nin düzenlediği Dr. Cengiz Kılıç Demokrasi Ödülünü değerli dostu rahmetli Dr. Ata Soyer’in elinden alır. Beş yıl sonra kalkan kamu görevlerinden men kararına rağmen devlette çalışmayı tercih etmez.


Dr. İlhan, Türkiye hekim hareketinin öncü isimlerindendi. Hekime ihtiyaç duyulan her yere koşar adımlarla giderdi.

Marmara depreminde TTB’ye bağlı “Olağan Dışı Durumlar” kolu bünyesinde Diyarbakır Tabip Odası aktivisti olarak katılır. 2004-2006 yıllarında Diyarbakır Tabip Odası Başkanlığı ve öncesinde genel sekreterlik görevleri esnasında; İnsan Hakları Komisyonu, İşçi Sağlığı Komisyonu, Pratisyen Hekimlik Komisyonu üyeliklerinde bulunur. 2008-2010 yılları arasında TTB merkez konsey üyeliği yaptı. Vefatına kadar uzun yıllar Toplum ve Hekim Dergisi Yayın Kurulu üyeliğinde bulundu. TTB Örgüt Okulu toplantılarına titizlikle hazırlanır ve keyifle katılırdı.


Hikâyenin asli kahramanı Doktor İlhan geçtiğimiz yıl 19 Haziran 2014 günü elli dört yaşında kalp krizinden sonsuzluğa göçüp gitti. Liseli yıllarından ölünceye kadar geçen kırk yıllık zaman dilimi içinde iki dönem Sur ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi olarak görev yaptığı belediyecilik yılları dahil örgütlü mücadeleye inanmış biriydi doktor. Belediye meclis üyeliği görevi esnasında iki yıl Osman Baydemir döneminde başkan vekilliği görevinde bulundu. Sur Belediyesi meclisinin içişleri bakanlığınca fesh edilmesi üzerine vekillik görevi de son bulur.

Sonrasında başkan danışmanlığı görevinde bulunup belediyenin sağlık politikalarını yönetir.
Dr. İlhanın son gözaltı olayı 2012 yılındaki KCK operasyonlarında yaşandı. Öldüğünde davası devam ediyordu, ölünce davası düşmüş oldu.

 İlhan Diken dostluğu ile gönüllerde yer edinmişti. Sessiz, sakin ve siyah giyinmeye olan tutkusu ve müzik ile hep iç içeydi. Dost meclislerinde doyumsuz sohbet ile çalıp, söyler ortam yaratırdı… Hele haydar haydar’ı ondan dinlemek…


Bir yaşam boyu eşitlik ve sağlık için mücadele etti. Mesleki açıdan Hipokrat yeminine, siyasi açıdan da halkının özgürlük mücadelesine bağlılık sözüne ölünceye kadar sadık kaldı Dr. İlhan DİKEN.  Ruhu Şad Olsun.
 
 
 

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler