1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Diyarbakırlı Şark Bülbülü Celal Güzelses
Diyarbakırlı Şark Bülbülü Celal Güzelses

Diyarbakırlı Şark Bülbülü Celal Güzelses

DİYARBAKIR – Gazete Kültür – Sanat sayfasını her Cuma günü Diyarbakır’ın Sanat anlamında emek vermiş önemli isimlere yer vermeye devam ediyor.

A+A-

Bu hafta Şark Bülbülü unvanlı Kürt kökenli ses sanatçısı Celal Güzelses’i anlatıyoruz. Asıl ismi Mehmet Celalettin olan sanatçı 1934 yılında Güzelses soyadını almıştır. Babası Derviş hasanın vefatı ile Annesi Latife Hanım tarafından mahalle mektebine verilir. Birinci Dünya savaşı yıllarında Rüştiyenin lav edilmesi ile öğrenimini tamamlayamaz. Okula giderken 1913'ten 1921'e kadar Ulu Cami'deki müezinlik görevini devam ettirir. 1900 yılı Diyarbakır doğumlu sanatçı 1 Şubat 1959 yılında hayata veda etmiştir. 

HAYATI

Diyarbakır'ın en ünlü halk musikisi sanatçısıdır. Fevzi Efendi’nin torunu, Derviş Halil Efendi’nin oğlu olan Celal Güzelses 1315 (1899) yılında, Diyarbakır’da, Reisoğlu Mahallesi’nde dünyaya gelmiştir. Bazı kaynaklarda ve yapılan açıklamalarda doğum tarihi 1900 olarak belirtilmektedir. 13.12.1956 tarihinde Diyarbakır Nüfus Müdürlüğü’nden Celal Güzelses’in aldığı nüfus cüzdanı suretinde doğum tarihi (1315) olarak yazılmıştır. Bu da 1899 yılına tekabül etmektedir.

Asıl ismi “Mehmet Celalettin” olan Celal Güzelses altı yaşında iken babasını kaybeder. Annesi Latife Hanım ve kız kardeşi Adalet Hanım ile yaşar.

İlkokula devam ederken babasının da mensubu olduğu Rufai tekkesine devam eder ve bu tekkede Kuran kursu alır. Dokuz yaşında Hafız Kuran olan Celal Güzelses camilerde cüz ve Kuran okuyarak ailesinin geçimine katkıda bulunur.

İlkokuldan sonra Rüştiye’ye devam eder. 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Rüştiye kapatılır ve tahsilini yarıda bırakmak zorunda kalır. Bu arada Rufai tekkesine Şeyh Zeki Efendi’nin müridi olarak devam eder ve “arabana” çalarak tekkedeki tasavvuf musikisi çalışmalarına katılır. Sesinin güzel olması, makamları bilmesi, usullere riayet etmesi ile bu tekkenin sevilen gençleri arasına girer ve Ulu Cami’de müezzinlik yapmaya başlar.

Rufai tekkesinde Şeyh Zeki Efendi’nin müridi olmak pek kolay değildir. Bunun için bazı merhalelerden geçmek gerekir. Bu merhalelerden en önemlisi de Şeyh Zeki Efendi’nin huzurunda canlı canlı akrep yemektir.

Celal Bey tekkede Şeyh Zeki Efendi’nin huzurunda diz çökerek oturur. Sağ tarafındaki kavanoz içerisinde Diyarbakır’ın yedi boğumlu akrepleri, sol tararındaki kavanoz da ise tuz vardır. Celal Bey sağ elini kavanoza sokar canlı akreplerden birini alır ve sol tarafında bulunan kavanozdaki tuza batırır ve “Bismillah” diyerek Şeyhin huzurunda yer. Böylece Şeyh Zeki Efendi’nin en gözde müritleri arasına katılır.

Şu anda Antalya’da ikamet eden ve Diyarbakır PTT Müdürlüğünden emekli olan İbrahim Etmem İplikçi aynı işlemi yapmak için şeyhin huzuruna çıkar fakat cesaret göstermeyerek akrebi yiyemez ve şeyhinden el alamayarak huzurdan ayrılır.

Artık Rufai tekkesinin baş sazende ve hanendesidir. Bu arada cümbüş çalmayı öğrenir ve Diyarbakırlı divan şairlerinin eserlerini besteleyerek okumaya başlar.

Okuduğu bu ilahiler ile göz doldurmuştur ve Rufai dervişleri Celal Bey’i el üstünde tutmaya başlamışlardır.

Yıl 1917. Celal Güzelses, birkaç arkadaşıyla Seman Köşkü’nün (Daha sonraları Gazi Köşkü adını alacak olan köşk) alt kısımlarındaki dutluklarda oturup eğlenirlerken türkü, şarkı, gazel ve hoyratlar okur. Mustafa Kemal, “Hanginiz o türküleri okuyordunuz?” diye sorunca Celal Bey, “Ben okuyordum” der. Mustafa Kemal “Senin ismin ne?” diye sorunca Celal Bey “Mehmet Celalettin” der. Mustafa Kemal, “Peki burada da okur musun?” deyince Celal Bey de “Evet okurum” diye cevap verir. Askerler Diyarbakır’ın ipli kürsülerinden getirirler ve Celal Güzelses ve arkadaşları bu kürsülere otururlar. Celal Güzelses okumaya başlar. Bir hayli eser okur ve Mustafa Kemal kendisine teşekkür eder ve Celal Güzelses arkadaşları ile beraber Mustafa Kemal’in huzurundan ayrılarak şehrin yolunu tutar.

Celal Güzelses Diyarbakır’ın Lice ilçesinde, askerlik şubesinde vatani görevini yerine getirerek Diyarbakır’a döner.

29 Haziran 1924’te Diyarbakır Valiliği Evrak Kalemi’nde “Tevzi Memuru” olarak memuriyete başlar ve bu arada Nevriye Hanım’la evlenir. 11 Ocak 1925 yılında katipliğe yükselir ve 1929 yılında Özel İdare Müdürlüğü evrak memurluğuna atanır. Celal Güzelses memuriyeti yanında musiki çalışmalarını aksatmaz bilhassa mensubu olduğu tekkede yapılan tasavvuf musikisi çalışmalarını aralıksız devam ettirir.

Celal Güzelses’in İstanbul’da plak firmaları ile teması sürerken bir gün Feyzi Pirinççioğlu, Celal Güzelses’i Dolmabahçe Sarayı’na götürerek Atatürk'e tanıtır.

 “İşte Diyarbakır’dan plak yapmaya gelen gencimiz” der. Atatürk, Celal Güzelses’e ismini sorunca o da “Mehmet Celalettin” der. Atatürk, “1917 yılında Seman (Gazi) Köşkü’nde bana şarkı ve türkü okuyan sen miydin?” diye sorunca Celal Güzelses de “Evet efendim bendim.” diye cevap verir.

Atatürk, Dolmabahçe’de bulunan zevata Celal Güzelses’i tanıtır ve 1917 yılındaki karşılaşmalarını anlatır. burada Güzelses'i yeniden dinler. Celal Güzelses’in sesinden ve musiki bilgisinden etkilenmiştir. Celal Güzelses’in daha önce Diyarbakır Ulu Camii’nde müezzinlik yaptığını öğrenince Celal Güzelses’e şu soruyu yöneltir “Celal bana Peygamberi anlat nedir, nasıl biridir?” Celal Güzelses ummadığı bir soruyla karşılaşınca duraklar ve nasıl cevap vereceğini düşünür ve mevlit okumaya başlar. Selam kısmında herkes ayağı kalkar el bağlar. Okuduğu mevlit bitince şu açıklamayı yapar: “Efendim siz ki yoktan bir vatan yarattınız. Cihana kafa tuttunuz, herkes sizin önünüzde diz çöktü. İşte hiç görmediğiniz zat-ı muhteremin önünde ayağa kalktınız el bağladınız işte peygamberimiz budur.” deyince Atatürk, Celal Güzelses’i tebrik eder ve orada bulunan “Colombia” plak firmasının yetkilisine dönerek “Celal’in okuduğu bu mevlidi de plağa doldurun” der. Atatürk’ün bu isteği üzerine Celal Güzelses iki adet mevlit plağı doldurmuştur.

Celal Güzelses’in dolduracağı plakların üzerine ne yazılacağı konuşulur ve “Şark Bülbülü Celal” yazılması önerilir. Celal Bey: “Ben Diyarbakırlıyım Diyarbakır Bülbülü veya Dicle Bülbülü” yazsınlar der. Bunun üzerine orada bulunan zevat bu iki düşünceyi oylar ve 24 kişinin 20’si “Şark Bülbülü Celal” yazılsın diye kanaat bildirirler. Atatürk de bu görüşe katılarak plak firması sahibine Celal’in dolduracağı plaklara “Şark Bülbülü Celal” yazılması talimatını verir. Böylece Celal Güzelses ölene kadar Atatürk’ün vermiş olduğu “Şark Bülbülü” unvanıyla anılır.

Atatürk doktorunu çağırtarak Celal’i muayene etmesini ister. Celal Bey huzursuz olur; “Ben hasta değilim neden muayene etsinler ki?” der. Doktor Celal’in boğazını ölçer ses tellerini muayene eder ve herhangi bir şey bulamaz ve ses oktavının yüksek olduğunu, ses tellerinin sağlam olduğunu ve okuduğu eserler kadar ses tonu değişmeden tekrar okuyabileceğini belirtir. Doktorun verdiği bu bilgi üzerine Celal Güzelses rahatlar.

Kendisinden, oradaki sanatçılar İstanbul’da kalmasını isterler. Fakat Celal Bey Diyarbakır’dan ayrılamayacağını belirtir.

Rahmetli Safiye Ayla Hanım’la 1979 yılında İzmir’de yaptığımız bir görüşmede bana, Celal Güzelses ile Dolmabahçe Sarayı’nda tanıştıklarını böyle bir sesi bugüne kadar dinlemediğini, hatta kendisine bizzat “İstanbul’da kal hepimiz sana yardımcı oluruz. Şöhretin Türkiye’ye yayılır, burada çok para kazanırsın” dediğini, fakat Celal Bey’in Diyarbakırsız yaşayamayacağını ve içkili gazinolarda sahneye çıkamayacağını belirttiğini anlatmıştı.

İzmir’de zaman zaman sohbet ettiğim Celal Güzelses’in oğlu Erdem Güzelses, Safiye Ayla’nın kendisini Yaşar Özel Bey ile Ali Ağa’daki evinde ziyaret ettiğini ve aynı şeyleri Safiye Ayla’nın kendisine de anlattığını bir sohbetimizde bana nakletmişti.

Celal Güzelses İstanbul’a bu ilk gidişinde 18 plak birden doldurmuştur.

Biz Diyarbakırlılar Veteriner Mahmut Karındaş’a teşekkür etmeliyiz. O plak doldurmasaydı belki Celal Güzelses de bilinmeyecekti. Diyarbakır’ın günümüze kadar gelen şarkı, türkü, uzun hava, gazel ve mayaları bilinmeyecek, bugünlere kadar gelmeyecek unutulup kaybolup gidecekti.

Bu hususla ilgi Diyarbakır’da yayınlanan Sesleniş gazetesinde 1953 yılı temmuz ayında İzzet Yıldız’ın Celal Güzelses ile yaptığı röportajda şu bilgiler verilmektedir:

“ ... Beni plak doldurmağa sevk eden âmil, bundan yirmi dokuz sene evvel başlar. Belediyeye karşı bahçeli kahvede, Veteriner Yüzbaşı Mahmut Karındaş’ın seyyar satıcıların hâl ve hareketleri ile beraber, şivelerindeki hususiyeti belirten, daha doğrusu karikatürize eden; (Vurur sonra sakın der; Ahmet kahve getir) bu ve daha buna yakın birçok mevzulardan ibaret olan tenkitleri; yine bu mevzulara yakın musikiye meyyal sesindeki o istihza dolu sözleriyle doldurmuş olduğu plâkları ister istemez beni böyle bir teşebbüse sevk etti...”

“... Diyarbakır’ın ilim, felsefe, ahlak ve dinde nasıl ki bir mümtaziyeti varsa ve dünya çapında Ziya Gökalp, Süleyman Nazifler, yetiştirmek bahtiyarlığına nail olmuşsa hiç şüphesiz ki musikide de layık olduğu mevkii bulmuştur...”

“ ... Yalnız şunu da itiraf ve ilave edeyim ki, Mahmut Karındaş bilerek veya bilmeyerek Diyarbakırlılara iyilik yapmıştır."

Halk müziğinde yeni bir tarz ortaya koymayı başararak ünü kısa zamanda bütün ülkeye yayıldı, hatta Türkiye sınırlarını aştı. 1932 yılı sonlarında plakları yurdun her yanında, bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve Müslüman komşu ülkelerde aranır, kahvelerde, gazinolarda çalınır oldu. Hemen her her yıl İstanbul’a giderek yeni plaklar doldurdu. Vefat ettiği zaman, doldurduğu plak sayısı 66 olmuştu.

Celal Güzelses, 1929’da getirildiği Özel İdare Müdürlüğü evrak memurluğu görevinden 1950 yılına emekliye ayrılmıştı. Emekli oluktan sonra kendisini tümüyle folklor çalışmalarına verdi. Ancak aynı yıl, Diyarbakır Halk Musiki Cemiyeti’ne yapılan resmi ödenekler ve belediye yardımlarının kesilmesi üzerine cemiyetten ayrıldı. 1956 yılında ise arkadaşlarının kendisinden ayrılarak Yıldız Kulübü’nde toplanmaya başlamasına çok üzüldü. Ulu Cami baş müezzinliği için vilayete başvurdu ve bu görevi 1956 yılından ölümüne kadar sürdürdü. Öldüğünde cenazesi Ulu Cami’den eller üzerinde ilahi ve tekbirlerle alınarak, vasiyeti üzerine, Mardin Kapı Mezarlığı’nda Şeyhi Zeki Efendi’nin gömülü olduğu mezarın alt kısmında toprağa verildi. Diyarbakırlıların gönlünü fethetmeyi başaran Celal Güzelses’in ölümü, çevresinde büyük bir üzüntü yarattı. 

Celal Güzelses’ten yaklaşık olarak 46 kadar türkü derlenmiştir. Bunlar; Ağlama Yar Ağlama, Bülbülün Kanadı Sarı, Dağlar Dağımdır Benim, Esmerin Ağı Gerek, Mardin Kapı Şen Olur, Nare Esvap Yıkıyor, Vallahi O Yârdir... gibi türkülerdir.

 

HAKKINDA SÖYLENEN

“Dürüst, çalışkan, fedakâr bir zattı. Paraya değer vermezdi. Ankara ve İstanbul üniversitelerinde okuyan Diyarbakırlı gençlerin her yıl düzenlemeyi gelenek hâline getirdikleri ‘Diyarbakır gecesi’ toplantılarına katılır, verdiği konserlerle dinleyicileri coşturur, gecelere neş’e ve renk katardı. Bu konserler için, zorunlu masraflar dışında hiçbir para almazdı. Her yılın yaz ve sonbahar aylarında, Halkevi bahçesinde ‘Hafta Sonu Konserleri’ verir, Bahçede toplanan insanlara müzik zevk ve kültürünün aşılanmasına hizmet ederdi. Sohbetine doyum olmazdı. Çok sevdiği arkadaşları bile, birlikte çıktıkları piknik gezilerinde ona şarkı söylemeyi teklif etmekten çekinirlerdi. Ama, sohbet arasında, o, kendiliğinden bir müzik ziyafetiyle arkadaşlarının isteyip açıklayamadıkları arzularını yerine getirirdi. Kısacası, rica ile şarkı söylemekten hiç hoşlanmaz, bunu hakaret sayardı.”

 

ALBÜM: Sanatçının pek çok sayıda eseri;  çeşitli plak, ses kasedi ve CD’de derlenerek yayımlanmıştır. Son yıllarda çıkan “TRT Arşiv Serisi 112 / Celal Güzelses - 1952-53 Ankara Radyosu Kayıtları” bunlardan biridir.

 

KİTAP: Diyarbakır Halk Türküleri (Notalarıyla birlikte, 1937).