1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Diyarbakır'lı gençler Kuvve-i Hayaliye'yi konuştu
Diyarbakır'lı gençler Kuvve-i Hayaliye'yi konuştu

Diyarbakır'lı gençler Kuvve-i Hayaliye'yi konuştu

Diyarbakır'lı gençler bu hafta Diyarbakır Kültür Merkezi'nde Kuvve-i Hayaliye'yi konuştu.

A+A-

Fen Fakültesi Matematik bölümü öğrencisi Mehmet Emin Gülsüm'ün sunduğu seminer alışılmış seminerlerin dışında orijinal konusu ve içeriğiyle dikkat çekti.

Seminerine hayal hakkında yanlış bilinen şeylere dikkat çekerek başlayan Gülsüm, "Hayalin tembellik, başıboşluk, gevezelikle eşdeğer tutulduğu günümüzde; hayalin tanımlanması ihtiyacını hissettim. Böyle zengin ve rengin bir konuyu farkındalık düzeyine çıkarmak, zorluklarıyla beraber keşifleri de barındırdı. Zamanımızın üçte birini hayal kurarak geçirdiğimizin farkına varmak gerektiğinin düşüncesiyle algılarımıza bir yenilik katmak istedim." dedikten sonra hayalin ne olduğu ile ilgili düşüncelerini aktardı

"Peki hayal nedir?

"Zannetmek ve benzetmek" anlamlarına hayal, terminolojik açıdan "Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, imge, hülya" diye tanımlanırken, psikolojik açıdan "Algılanan nesnelere veya gerçekten var olmayan nesnelere ilişkin zihinsel imajlar ve fantazmalar oluşturma yetisi" olarak tanımlanabilir.

Tüm bunların yanında hayal bir keşşaftır. Bilimin temelini oluşturur. Örneğin; Hayal-Bilim (Bilimkurgu) öncülerinden sayılan Jules Verne; "Denizler Altında Yirmi Bin Fersah" adlı hayali öyküsünde Kaptan Nemo'nun Nautilus adlı deniz altısıyla yaptığı hayali yolculuğunda, denizaltı ve oksijen tüpünün henüz bilinmediği bir dönemde, gelecekteki gelişmelerin birçoğunu en ince ayrıntısıyla öngörmüştür. Hayal, süslendirme sanatkarıdır. En iyi bildiğimiz ressamdan daha iyi süsler."

Hayalin beş duyunun fonksiyonel bir devamı olarak kabul edilse de onun beş duyuyla sınırlandırılamayacak bir fonksiyonunun olduğunu söyleyen Gülsüm, şu sözlerle devam etti:

"Kalpteki hislerin hayalde resmedilmesi hayale kazandırılan yeni bir fonksiyondur. Bunu Bediüzzaman Hazretleri şu şekilde ifade etmektedir. "Manalar kalpten çıktıkları vakit; suretlerden çıplak olarak hayale girerler. Hayal ise, her vakit bir sebep tahtında bir nevi suretleri nesceder. Ehemmiyet verdiği şeyin suretlerini yol üstünde bırakır" Tıpkı bir terzi gibi sürekli imajlar, suretler, şekiller dokur. İnsanın hayali ne kadar güzel, zengin ve ulvi şeylerle meşgul olursa; manalar o kadar nezih ve mükemmel bir şekilde hayal terzisi tarafından giydirilir.

Kimi zaman hayal terzisi bazı sebeplerden ötürü çirkin, mülevves, pis, murdar ve fantezi şeylerle dokuma yapabilir. Hayal terzisi onların modasına göre libas giydirir.

Kalpteki ulvi manalar hayale uğradıktan sonra çıplak çıkmazlar. Mutlaka hayalde kendilerine layık libası giyerler, öyle çıkarlar.

Hayalin belki de en fazla kullanılan fonksiyonu; hayal gücü olarak bilinmektedir. Albert Einstein; "Hayal gücü bilgiden daha değerlidir." İfadesiyle hayal gücünün şöhretini daha da arttırmıştır. Peki bize verilen hayal gücü gerçekte güç müdür? Evet güçtür. Farkında olmadığımız bir güçtür. Ancak şurada biraz da reklam kokan bir cümleyle şunu söylemek gerekir ki; kontrolsüz güç güç değildir."

Hayali doğru yolda kullanmanın önemli olduğu aksi takdirde kurduğumuz hayallerle farklı dünyalara dalabileceğimizi söyleyen Gülsüm, şunlara değindi:

"Bediüzzaman Hazretlerinin ifadeleriyle: "Mahiyet-i insaniyenin bir hizmetkârı" ve "Saltanat-ı faniye sultan-ı insaniyetin en hakir hizmetkârı veyahut şairi veyahut san'atkar ve tasviri" olan hayali nasıl terbiye edeceğiz? Nasıl kontrol edeceğiz ki kuruntu, fantezi, ütopik bir saplantıdan kurtulabilelim.

"Biri menfaatleri celb, diğeri mazarratları def etmek üzere terbiyenin iki esası vardır" ifadesiyle Bediüzzaman Hazretleri (r.a.) terbiyenin iki asli unsurunun; iyi olanı almak, zararlı olanı def etmek olduğunu söyler.Temelde beş duyunun hayalle ilişkisini kontrol altına almak -gerçi bu kişisel olarak kalabilse de- etkilidir. Her duyuya bir kapıcı bırakmak ve kontrollü geçişi sağlamak gerekir.

Hayalin kontrolünün gerekliliğini bir örnekle açıklayacak olursak; hayale binmiş ve süratle ilerlerken birden yol ikileşir. Birinci yol esfel-i safilin, ikincisi ala-yi iliyyin. Hayale bu noktada müdahale etmek be "dizginler kimin elinde olmalı?" Sorusuna cevap verip kontrolü sağlamak gerekir.

Hayalde aynı anda hem oyuncu hem de seyirci olunabilir. Hatta insanoğluna bu filmin yönetmenliği dahi bahşedilmiştir. Ahsen-i takvim suretinde yaratılan insan, hayalindeki suretleri bu yola kanalize edebilmelidir. Bu noktada hayale ödevleri hatırlatılmalı, Onu bol bırakmamalı, Ona ulvi meşguliyetleri yüklemelidir."

Gülsüm, seminerinin son bölümünde şunları söyledi:

"Hayalin en tesirli terbiyecisi olan ölümü hatırlamalıdır insan. Kendi cenazenize ve taziyenize hayalen gidin; döndüğünüzde çok önemli şeyler fark edeceksiniz. Ödevler demişken, hayalin mutlaka hedefleri, bir vizyonu olmalıdır, Yoksa "Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenasi edilse, ezhan enelere dönüp etrafında gezerler." Hayalin eline verdiğimiz hedef bizi bencil yapmamalı, kişisel gelişim cazibesine kapılıp etkilenmemeliyiz.

Evet bir hedefimiz olmalı...

"İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olanıdır." Hadis-i Şerifinin kazandırdığı imani bakışla gaye-i hayalimizi oluşturmalıyız...

Vizyonumuz olmalı...

İnsan gaye-i hayali kadar büyüktür. Hayaline ulaşması ya da hayal kırıklığına uğramaması bazı şartlara dayanır. Ancak hedefin büyüklüğü, insanın ruhen büyüklüğünü, aklen ve kalben yüceliğini gösterir.
Allah (cc) hakkımızda hayırlı olan hayalleri nasip etsin. Âmin..."

HABERE YORUM KAT