1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Diyarbakır'ın fethi kutlanmalı mıdır?
Diyarbakır'ın fethi kutlanmalı mıdır?

Diyarbakır'ın fethi kutlanmalı mıdır?

Diyarbakır'ın Fethini kutlamak, bence yerind eolmayan ve İslami duyarlılığa da zarar veren bir etkinlik biçimi.

A+A-
27 Mayıs Diyarbakır'ın Müslüman Araplar tarafından alınışının yıldönümü. Buna ister işgal deyin, isterse fetih deyin farketmez. Olayın mahiyeti kelimelerle değişmez. Bu konuda bazı milliyetçi Kürtler ile İslamcılar aşırıya kaçmaktadırlar ve de bu tarihi olay hakkında sağlam bilgilere sahip değildirler.
 
Evvela şunu bilmekte fayda vardır. Hz. Muhammed (SAV)'in hayatında Arap yarımadası dışında askeri işgal eylemi olmadığı gibi, Arap toprakları dışında Peygamber'in (AS) bizzat iştirak ettiği veya gayriarap unsurlarla savaştığı da vaki değildir. Bir iki seriyye'nin Bizansa karşı gönderildiği doğrudur, lakin bunun da sebebi Bizans'ın Medine'ye saldırmak için hazırlık yaptığı şayiası üzerine olmuştur.
 
Birinci Halife Hz. Ebubekir'in iktidarı iki  kusür sene devam etmiş, Onun vefatı ile iktidara gelen ikinci halife ile beraber, Arap yarımadası dışındaki fetihler Hz. Ömer (ra) döneminde başlamıştır.
 
Bu fetihleri tetikleyen islami tebliğ ile beraber; toprak kazanmak, zenignliğe ve iktidara kavuşmak, köle ve cariye eidnmek veya bunların tekabül ettiği fidyeden istifade etmek de bu savaşlarda etkili olmuştur; aksini iddia etmek olayın tabiatına aykırıdır. Çünkü; Mekek'den Medine hicret eden Müslümanlar arasında bile dünya içn veya hür bir kadınla evlenmek için Müslümanlara katılan kölelerin olduğu bile iddia eidlmiştir. Kur'an-ı Keirm ve Hadisi Şeriflerde buna ilişkin veya bunu ima eden beyanlar vardır.
 
Hz.Muahmmed (SAV) ve dört halifenin, özellikle de Haz. Ömer devrinde Medine merkezli İslam devletinin Arapları birleştirdikten başka, Kudüs'ün, Mısır'ın, İran'ın, Kürdistan'ın fetki siyasi, askeri ve başka açılardan takdire şayandır.  Dağınık kabileler olarak yaşayan Arapların toprakları da Şam ve Filistin Bizansın, Irak ve Yemen ise İran'ın elindedi. İslam arapları birleştirdikten başka, İran'a egemen olmalarını, Mısır'ı almalarını ve Kuzey Kürdistan'dan da Bizansın kovulmasını sağladılar. istanbul'un alınamsı ise bin yıl sonra Müslüman Türklerin öncülüğünde islam ordularına nasip oldu.
 
Bu izahattan da anlaşıldığı gibi, Diyarbakır işgal edilirken veya fethedilirken veya alınırken; Kürdistan devleti yoktu, Diyarbakır Bizansın elindeydi. Güney Kürtleir ise İran ile muttefikti ve İran'ın boyundurluğu altındaydı. Zaten Kürtler İrani bir kavim, dilleri de İrani bir dildir.
 
Elbette Müslüman Araplar kılıçla ve İslami değerlerle geldiler. Lakin Bizasn ve İran'a göre daha avantajlı ve daha sağlıklı bir dini inanç ile adalet anlayışına ve fiiliyata sahiptiler. Birçok muhalif Hıristiyan ve başkaca dine mensup insan Bizans'ın resmi dini anlayışına karşı Müslüman aarpları desteklediği gibi, İran'ın da dini, felsefi hayatı çörümüştü. Çünkü; Hıristiyanlık Bizansın elinde Hz.İsa (AS)'ın öğretisinden sapmış, tevhid inancı (Allah'ın birliği) kaybolmuş, teslis (Üç umde-Hz.İsa, Kutsal Ruh ve Baba Rab-İlah) inancı hakim olmuştu. resmi görüş dışındaki mezhepler yasaklanmış ve büyük acılar yaşanmıştı.
 
İran ve Kürdistan'da da Hz.Zerdeşt'in ilahi öğretisi ve tevhid inancı tahrif edilmiş, dine ikilik sokulmuştu. Aydın ve Karanlık Hz. Zerdeşt öğretisinde Hak ve batılı temsil ederken; bu iki terim mecazi bağlamından koparılmış Karanlık ve Aydınlık birer ilah mertebesine yükseltilmişti. Yani Müslüman Araplar ellerinde Kur'an-ı Keirm gibi sağlam bir tevhid kaynağı, bir de İslam'ın etrafında kenetlenmiş bir bütünlük ile İran'ı dize getirdiler. Kürtler ise Araplardan hemen sonra Müslüman olan ikinci kavim idi. Sonrasında Farslar ve Türkler Müslüman oldu.
 
Kürtler hem Arapların hem de Türklerin müttefiki olarak her büyük savaşta İslam ordularının öncüleri oldular. Anadolu'nun alınamsında da Kürtlerin emeği inkar edilemez. Kudüs de de öyle.
 
Kuzey Kürdistan'da Araplar bir müddet doğrudan yönetimde kaldılarsa da, zamanla Kürtler etkin olmaya başladı ve büyük devletler kurdular. Kürdistan'ı biirnci olarak Büyük İskender (M:Ö), İkinci olarak da Moğollar tahrip ettiler. Arapalrın, Türklerin tahribatı az oldu. Osmanlı-Safevi savaşlarında da Doğu Kürdistan İran'a bağlı kaldı, göreceli olarak Osmanlı'daki Kürtler özerk yaşadılar.
 
Birinci Dünya Savaşında Kürdistan'ı bölen İngilizler ve onların Lozan'daki müttefiki Kemalistler oldu. Sonrası ise herkesin malumudur. Ağrı ve Dersim katliamı, öncesi 1925 ve diğerleri; Enfal ve Halepçe vs.
 
her şeye rağmen Diyarbakır'ın fethinin kutlanmasına karşıyım ve bunu faydalı görmüyorum. Gerekçem de şudur; sıradan halkın algısıyla bakarsak, Diyarbakır bilinmeyen bir atrihten beri, belki de Hz.Adem (AS)'dan beri İslam beldesidir.haliyle Müslüman arapların Diyarbakır'ı alışını kutlamak bu algıya zarar verir. İkincisi; bazı Kürtlerin nazarında Diyarbakır'ın fethi aynı zamanda bir işgaldir ve itici gelmektedir. Din farklılığı olan milletler bu gibi günleri hatırlarlar (İstanbul'un Fethi gibi) lakin Araplar ve Kürtler Müslüman olduklarından bu olayı hatırlatmak uygun değildir.
 
Zaten İslam'a göre Hz.Adem, Hz.İbrahim ve tüm peygamberler İslam peygamberidir. Haliyle asli haliyle İsevilik ve Zerdüştlük de İslam'dır. Hz. Muhammed (SAV) ise İslam'ın son peygamberidir, temsilcisidir, tebliğcisidir, insanlığın öğretmenidir. Demek ki Diyarbakır'ın İslam ile müşerref olması ilk defa Müslüman Araplarla değil daha önceleri de bir kaç kere gerçekleşmiştir.
 
Bir de bu açıdan bakmayı densek daha iyi olmaz mı?
 

HABERE YORUM KAT