1. HABERLER

  2. TANITIM VE KÜLTÜR

  3. Diyarbakır'ın deli ve kabadayı yanı
Diyarbakır'ın deli ve kabadayı yanı

Diyarbakır'ın deli ve kabadayı yanı

Diyarbakır'ın şehir efsanesi olmuş kabadayılarından, delilerine ve ilginç simalarına kadar birçok ismi bulabileceğiniz bir kitap: “Diyarbakır Kabadayıları Delileri ve Pışo Meheme”

A+A-

Diyarbakır'ın şehir efsanesi olmuş kabadayılarından, delilerine ve ilginç simalarına kadar birçok ismi bulabileceğiniz bir kitap: “Diyarbakır Kabadayıları Delileri ve Pışo Meheme”

Resim altı ya da ortaya bir yere spot

Şair ve Yazar Yılmaz Odabaşı kitap için, “Kendi dünyaları içinde mert, kendi dünyalarının kuralları içinde tutarlı ve bıçkın insanların hikayeleri. Kanımca bu ülkede yıllarca makam koltuklarını beyhude işgal etmiş bürokratların hikayelerinden veya biyografilerinden çok daha anlamlıdır” diyor

Mustafa Gazi'nin Lîs Yayınları tarafından yayımlanan “Diyarbakır Kabadayıları Delileri ve Pışo Meheme” adlı kitabı Diyarbakır'ın kabadayılarını, tanınmış simalarını ve delilerini anlatıyor.

Yazarlığının yanında birçok bestesi de olan nam-ı diğer Seyda'nın, Xerîb im, Fîsqaya, Aşiqê Te Me, Bê Te Nabe, Bêrîvan, Roja Min, Hesreta Welat, Çi Bêjim, Go Na Na, Kejê, Dunya Bi Dor e gibi birçok bestesi de bulunuyor.

Bu yılın Mart ayında yayımlanan kitabın 1. bölümde Diyarbakır'ın en çok tanınan şahsiyetlerinden Pışo Meheme'nin hayatı anlatılıyor.

Mustafa Gazi, kitabında şöyle anlatıyor Pişo Meheme'yi:

1940′lı yıllarda Diyarbakır'da doğmuştu. Kürt'tü, Kürtçe'yi de çok iyi bilirdi. 1.60 boylarındaydı. Gençliğinde çok yakışıklıydı. Her zaman bıyık uzatırdı. Pantolon, yelek ve ceket giyerdi. Yaşlı olduğu dönemlerde biraz zayıflamış, hafiften kamburlaşmış, saçları önden hafif seyrelmişti. Ceketini omuzuna atar ya da elinde taşırdı. Ceketini elinde taşıması, kavgaya girdiğinde, ceketini sol eline sarıp hasmının bıçak darbelerini savuşturmak içindi. Başına kasket takar, tesbih kullanırdı.

Devamlı şarap içer ve genelde sarhoş dolaşırdı. Ayık olduğuna pek şahit olan yoktu. Çok cesur biriydi. Kimseden korkmazdı. Saldırgan değildi ama kendisine sataşana hiç tereddüt etmeden saldırırdı. Usta bir hırsızdı. Geçimini de yankesicilik yani cepçilik yaparak sağlardı. Genelde Batman, Kurtalan, Bismil vb. yerlere giden trenlere binip cepçilik yapardı. Ama Diyarbakır'da cepçilik yapmaktan kaçınırdı. En büyük özelliği çok iyi bıçak kullanmasıydı. Bıçağı onun gibi ustaca kullanan biri daha yoktu memlekette.

Kendini savunmak ya da mecbur kaldığında adam yaralamak için kullanırdı bıçağı. Asla bıçaksız dolaşmazdı. Bıçağı kendisiyle özdeşleşmişti adeta. Savurduğu bıçak asla boşa gitmezdi. İsmi bıçağı kullanmaktaki becerisiyle anılırdı. Bıçağı parmaklarıyla ayarlar, karşısındaki kişide istediği şekilde yara açardı. Adama vurdu muydu muhakkak yaralardı ama asla öldürmezdi. Kızdığında söylediği en meşhur laf “bi piçağ ataram ha” ya da “attım mı mıhlaram ha” idi.

2. bölümde Diyarbakır'ın meşhur kabadayılarından Selax Sait, Cenneh Kado, Keşe Memed, Kasap Selahattin, Icur Mıhê, Sofi Şıko, Aliparlı Kutbettin, Fil Mıho, Kireççi Seydo, Adanalı Memed, Kürdo Meheme, Hêc Kâmil gibi isimler yer alıyor.

Gazi, kitabın bu bölümüyle ilgili olarak, “Aslında kabadayıları yazarken amacım o feodal, kaba kültürü canlandırmak değildi. Böylesi bir gerçekliği kamuoyuyla, yeni nesillerle paylaşmak istedim” der…

Kitabın kafasında nasıl oluştuğuyla ilgili Gazi, “Diyarbakır'da kabadayı ve kabadayılık kültürü bir gerçeklik. Eskiden bu kültüre sahip pek çok insan vardı ama bugün bunların nesli tükenmek üzere. Kabadayıları çok önceden yazmak istiyordum. Diyarbakır'ın Sur ilçesinde, Dengbêj Evi'nde çalıştığım süreçte yazma isteğim doruğa çıktı ve araştırıp yazmaya başladım.” diyor.

Bu bölümde Mustafa Gazî, Diyarbakır'ın en meşhur kabadayısı Kürdo Meheme'ye şöyle anlatıyor:

Asıl ismi Mehmet Altın'dı. 1945'lerde Diyarbakır merkeze bağlı Hacidel köyünde dünyaya gelmişti. Meşhur Têrkan aşiretine mensuptu. Annesi Horê (Huriye), babası Halil (Xellê Sinco) adında itibarlı bir adamdı. Boyu 1.85, ağırlığı 90 kilo civarındaydı. İri yarı, güçlü kuvvetli biriydi. Katlık elbise ve gömlek giyerdi. Bazen şalvar giydiği de olurdu. Sarı renk bir paltosu vardı, genelde omzuna atardı. Üzerinde devamlı olarak tabanca ve bıçak taşırdı.

Anadili Kürtçe'nin yanı sıra Türkçe de konuşurdu. Babası Halil bir zamanlar hayvan pazarı olan eski borsa hanında canbazlık yapardı. Kürdo Meheme babasının hayvan tüccarlığı yaptığı dönemde Çarşiya Şewitî'de terzi çıraklığı yapardı. Sonradan terzi ustası oldu. Bir süre sonra da terziliği bırakıp kabadayılığa başladı. Diyarbakırlı ve Kürt olduğu için batıda Kürdo lakabını takmışlardı kendisine. Kürdo Meheme, Diyarbakır'da herkes tarafından takdir edilen, beyefendi bir kabadayıydı. Sigara ve içki içmezdi. Çok güçlü ve gözü kara biriydi. Yüreğinde korkunun zerresi dahi yoktu. Yürüdüğünde yeri titretirdi. Kavgada kimse bileğini bükemezdi. Pek çok vukuatı vardı. 25 yıla yakın bir süre İstanbul, Ankara, Sinop, Kayseri, Antep, Elazığ vb. cezaevlerinde yatmıştı. Bir kaç sefer cezaevinden firar etmişti.

Elazığ'da cezaevindeyken bir gün bakar ki, adamın biri ağlıyor. Niçin ağladığını sorar. Adam, kendisine zulmettiklerini, ana avrat küfrettiklerini, karşı koyacak gücü olmadığı için çaresizliğinden ağladığını anlatır. Kürdo Meheme bunları duyunca çok etkilenir. Büyük bir kızgınlıkla gider herkesi koğuşa sokar, piknik tüpünü yakıp koğuşa atar, sonra da hepinizi yakacağım der. Cezaevi müdürü ve savcı kendisiyle konuşup ikna ederler. Böylelikle koğuştaki insanlar yanmaktan kurtulur. Hiçbir cezaevi müdürü Kürdo Meheme'nin kendi cezaevine nakledilmesini istemezdi. Çünkü Kürdo Meheme aşırı belalı biriydi ve nereye gitse beraberinde bin bir türlü bela da götürürdü. Mesela söylentilere göre Sinop cezaevi müdürü, “Kürdo Meheme buraya nakledilirse istifa ederim' demişti. Dosyasında “azılı mahkûm” diye yazarmış. Onu bir cezaevinden başka bir cezaevine naklederlerken tedbir olsun diye zincirle bağlarlarmış.

Kürdo Meheme cezaevinde güvercin beslermiş. Güvercinlerinin arasında posta güvercini de varmış. Posta güvercini vasıtasıyla dışarıdaki adamlarıyla mesajlaşırmış. Günün birinde kendisini Elazığ Cezaevi'ne nakledeceklerini öğrenir, adamlarına posta güvercini vasıtasıyla mesaj yollayıp kurtarmalarını ister. Jandarmalar onu nakil aracına bindirip Elazığ'a doğru yola koyulurlar. Adamları yolda nakil aracını durdurup jandarmaları öldürdükten sonra Kürdo Meheme'yi kurtarırlar.

Eskiden Özel Veni Vidi Hastanesi'nin bulunduğu yerde Tüccarlar Lokali vardı. Kürdo Meheme iki cinayetten arandığı bir sırada lokale gidip 150 bin lira xûgî (haraç) ister, lokaldekiler oyunların daha başlamadığını, kasada sadece 50 bin lira bulunduğunu, o parayı alıp gitmesini söylerler, Kürdo Meheme 150 bin lirada ısrar eder. Lokaldekilerden biri gizlice gidip polisleri arayarak Kürdo Meheme'yi ihbar eder. Polisler çok çabuk ve çok da kalabalık bir şekilde gelip lokalin etrafını çepeçevre sararlar. Kürdo Meheme kaçamayacağını anlayınca çaresiz teslim olur.

Evliydi. Bir kaç yıl evvel (2000 sonrası) kendi eceliyle öldü.

3. bölümde ise Diyarbakır'ın meşhur delilerinden (bazıları evliya olarak niteliyor) Elişan, Xalê Hüs, Çolo Meheme, Küçük Kafalı Heno, Deli Hikmet, Sakızcı Memo, Deli Selim, Deli Çeto, Arivız, Deli Cewdo, Bomba Tekel, Çıtpıt, Deli Yaşo, Deli Cahit gibi deliler yer alıyor.

Kitabın son bölümünde ise, İçki Kado, Asker Meco, Neno, Değirmenci Yaşo, Gur Mıho, Awêl Kemal, Otobos Reco gibi bazı ilginç simalar yer alıyor.

Kitabın sunuş yazısını şair-yazar Yılmaz Odabaşı kaleme almış. Kitabın editörlüğünü ise bir yine Diyarbakırlı olan şair-yazar Şeyhmus Diken üstlenmiş.

HABERE YORUM KAT