23 Mayıs 2012 Çarşamba
  • Diyarbakır12 °C
  • Ankara13 °C
  • İstanbul18 °C
  • Antalya17 °C
  • İzmir18 °C
  • IMKB
    57.079
    %0.95
  • Altın
    623,04
    %-0.54
  • Dolar
    1,8245
    %-0.33
  • Euro
    2,3295
    %-0.26
SON DAKİKA:
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Diyarbakır'ın arkadaş şakaları (Kadri Göral)

Diyarbakır'ın arkadaş şakaları (Kadri Göral)10 Aralık 2011 Cumartesi 12:28

İnsan dediğin nedir ki? Ne eti yiyilir ne derisi giyilir, güler yüzü, tatlı dili olmazsa neye yarar?


 Yunus Peygamber Diyarbakır için dua ederken “ Eliniz vilayetiniz ma'mur u abadan ve halkınız daima mesrur ı şadan olup olup cümle evlad u iyalleriniz muammer u muammere olup necib u reşid olsunlar (İliniz vilayetiniz bayındır ve bakımlı, halkınız devamlı sevinçli ve neşeli, bütün çoluk çocuğunuz uzun ömürlü, soylu ve doğru yolda olsunlar) demiş. Onun bu mübarek duası hürmetine olsa gerek Diyarbakırlı hanımlar ve beyler nüktedanlıklarıyla bulundukları ortama her zaman neşe saçmışlar, arkadaşlar arasında saygı sınırlarını aşmadan ve biribirilerini rencide etmeden yapılan şakalarla da hoşca vakit geçirmişlerdir.

 

Cevahir Çıkını adlı kitabımda yer alan arkadaş şakalarını yazmadan önce amcamın oğlu Sait GÖRAL' ın bana yaptığı şakayı sizlerle paylaşmak istiyorum:
1965 senesinin Haziran ayı idi. Ziya Gökalp Lisesinde “Lise Bitirme Sınavları” nın biri daha yapılıyordu. İmtihan salonunu derin bir sessizlik ve imtihan heyecanı kaplamıştı. Bir yandan sorulan zor sorular öte yandan da Diyarbakır'ın Haziran sıcağı herkesi teril teril terletiyordu. Dışarıdan kopya gelmesin diye kapalı tutulan pencereler nihayet merhamete gelen imtihan komisyonunun izniyle birer birer açılıyordu. Pencerelerin açılmasıyla beraber amcamın oğlu Sait GÖRAL' ın dışarıdan gelen sesi de talebelerin saatin zembereği gibi gerilmiş olan sinirlerini boşaltıyor  ve hepimizi kahkahaya boğuyordu:
-Kadriiiii! Hamur eşkimiş anan seni çağıriiiii!
Sevgi ve saygılarımla. M. Kadri GÖRAL
 
 
Madem öyle, işte böyle
Diyarbakır'ın nur yüzlü, sevimli ve de ilim deryası müftüsü Halil ÖZAYDINLI efendi ile Osman OCAK bey çok samimi iki dost ve arkadaş idiler. Bir gün beraberlerken Halil efendi lokantanın birine evine gönderilmek üzere kebap sipariş verir. Bunu gören Osman bey bir ara fırsatını bulur Halil efendinin yanından ayrılır, yanına da bir hammal alıp doğruca kebapçıya gider ve:
-Müftü Halil efendinin selamı var. Dedi ki “kebapçıya söyle kebabı kendileri eve göndermesin bu hammala versinler o götürsün.”
Kebapçı söylenenlerin altında nelerin yattığını bilmeden kebapları, ayranları, çakıl ekmeklerini bir sinin üzerine koyar hamalın başına verir gönderir.
Osman bey önde, hammal da arkasında olmak üzere yola koyulurlar. Önceden planladıkları üzere arkadaşlarının toplandığı yere giderler. Orada oturup, güle konuşa kebapları afiyetle yiyerler. Müfü efendi ise evde kebapların gelmesini beklemektedir. Nafile bekleyişin sonunda birisini kebapçıya gönderir. Kebapçı cevaben:
-Osman beg hammalnan geldi, kebapları müftü efendinin evine göndermah için aldi. Der. Böylece mesele müftü efendi tarafından anlaşılmış olur. Fakat işin en kayda değer tarafı müftü efendinin hiçbir şey olmamış gibi Osman beye bunun lafını etmeyişidir.
Gel zaman, git zaman birgün Halil efendi öğrenir ki Osman beyin evinde kavurma pişiriliyor. O gün, öğlen namazını kıldırdıktan sonra Halil efendi cemaatin camiyi terk etmesini bekler bakar ki geriye 20- 25 kişi kaldı, cemaate der ki:
-Muhterem cemaat bir arkadaşımız evinde kavurma bişirmiş bahan heber gönderdi “Cemaati topla kavurma yemağa gelin” dedi. Buyurun bereber gidah!
Müftü efendi önde, cemaat arkada Osman beyin evinin yolunu tutarlar. Kapıyı çalarlar. Osman beye:
-Kavurma yemağa geldih hocam! Derler. Osman bey onları içeri buyur eder, otururlar bir nıkra kavurmayı bir güzel yiyip bitirirler.
 
Islığın notası
Diyarbakırlı'lığı ruhunda ve bedeninde hem taşıyan hem de yaşayan; sözde değil özde Diyarbakırlı olan, onurlu duruşu ve davranışıyla Diyarbakılı'lığı temsil eden Erdal İNAL kardeşimizin dedesi Maarif Müdürü merhum Sıtkı İNAL beye, milletvekilliği görevi sona eren arkadaşı Osman OCAK bey, Lise öğretmenliği için başvuruda bulunur.
Kanun gereği Osman OCAK bey öğretmenlik sınavına girmesi gerekmektedir. Maarif Müdürü Sıtkı bey görevlilere:
-Osman beyi müzikten imtihan edecek komisyona beni de dahil edin ve imtihan gününü bana bildirin. Der.
İmtihan günü, Osman bey odadan içeri girer karşısında Maarif Müdürü arkadaşı Sıtkı beyi görünce rahatlar ve son derece memnun olur.
Müzik öğretmeni ilk soru olarak Osman beye:
-Gam çık. Der. Osman bey:
-Do- re- mi… diye notaları saymaya başlar.
-Sol anahtarı nedir? Diye sorar, ona da doğru cevap alır. Sıtkı bey:
-Bir soru da ben soracağım. Der ve ıslıkla bir şarkı çalmaya başlar. Islık çalmayı şarkının bir yerinde keserek Osman beye döner ve:
-Çaldığım ıslığın notasını tahtaya yaz. Deyince Osman bey beklemediği bu soru karşısında Sıtkı beye dönerek:
-Ben sahan ele bi ıslıh çalaram ki; Bethowen gelse notasını yazamaz. Deyip odayı terkeder.
 
Orta şekerli kahve
Hepisi  hakkın rahmetine kavuşmuş olan Refiî Helvacıoğlu, Nizami Sadıkoğlu, Mehmet Arcak, Celal Gülşeni, Hakkı Gören ve, adının açıklanmasını oğlunun istemediği (S… bey) trenle İstanbul'a seyahat ederken, kahveye düşkünlüğünü bildikleri S… beye şaka yapmaya karar verirler. Sabah S… bey uyurken bunlar kalkıp restorana giderler birer kahve alırlar ve gelip kompartmanda yudumlamaya başlarlar.
Kahvenin mis gibi kokusunu alan S… bey gözlerini açar açmaz:
-Kahveyi nerden bulduz?” diye sorar. Arkadaşları gayet ciddi bir edayla imdat frenini göstererek,
-Şuradaki kolu çektıh, garson geldi biz de kahveleri ısmarladıh. Derler.
S… bey uyku mahmurluğu içersinde imdat frenine asılır. Freni çekmesiyle beraber tren olduğu yere çakılır. Birazdan kapı açılır içeriye giren kondöktör heyecanlı bir sesle:
-Hayrola, kötü bir şey mi oldu? Deyince S... bey:
-Bahan orta şekerli bi kahve getir! Der.
İmdat frenini çekmenin cezası olan parayı tahsil eden kondöktör S… beye orta şekerl kahve yerine para makbuzunu uzatır.
 
Hani bahan?
Diyarbakır'da kim erkekliğinden bahsederse herkes o adamdan kıcıh kapardı. Bu gibilerine gereken ders de muhakkak surette verilirdi. Oturup kalktığı her yerde çok cesur olduğunu söyleyerek erkekliğinden bahseden birine arkadaşları bir oyun hazırlarlar ve derler ki:
-Bah kardaş! Eger sen, bu bir kilo helvayi bu gece karanlıh bastıhtan sonra kabristana götürüp baban mezerinin üzerine koyarsansa biz de diyerıh ki “He vallah sen erkek adamsan!”
Adam  bu da bir şey mi? Der ve teklifi kabul eder. O gece yatsi ezanından sonra doğruca kabristana gider. Babasının mezarının üzerine helvayı bırakır bırakmaz yandaki mezardan bir el çıkar:
-Hani bahan? Diyer. Bunu gören “soğan erkeği” tabana kuvvet önce mezarlıktan, daha sonra da kendisine ders vermek için gündüzden mezar açıp içine birini gizleyen arkadaşlarından köşe bucak kaçamaya başlar.
 

Cevahir Çıkını… M. Kadri GÖRAL

Okunma Sayısı : 4759


Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
  • Akşam
  • Birgün
  • Bugün
  • Cumhuriyet
  • Dünya
  • Fanatik
  • Fotomaç
  • Fotospor
  • Güneş
  • Haber Türk
  • Hürriyet
  • Milli Gazete
  • Milliyet
  • Posta
  • Radikal
  • Sabah
  • Sözcü
  • Star
  • Takvim
  • Taraf
  • Tercüman
  • Türkiye
  • Akit
  • Vatan
  • Yeni Asya
  • Yeni Şafak
  • Zaman
  • İstanbul Ticaret

SON HAFTANIN SKORU

3
1
Bugsaşspor
Diyarbakırspor
Copyright ©2007 Diyarın Sesi. Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya