1. HABERLER

  2. TANITIM VE KÜLTÜR

  3. 'Diyarbakır'ı toprağım görmüyorum'
'Diyarbakır'ı toprağım görmüyorum'

'Diyarbakır'ı toprağım görmüyorum'

Diyarbakır Ulucami, Anadolu'nun en eski camisidir. 'Mar Toma Kilisesi'nden çevrilmiş olsa da Kâbe, Mescid-i Aksa, Mescid-i Nebevi ve Şam Emeviye Camii'nden sonra 5. Harem-i Şerif (Mukaddes Mabed) olarak addedilir.

A+A-

Dört mezhebe de hizmet etmiş, beş bin kişinin namaz kılabildiği yüz elli yıllık 'şadırvanlı' bahçesinde, 'sibernetiğin ve bilgisayarın babası' ilk robotun mucidi El Cezeri'nin güneş saati 800 yıldır, güneşe, aydınlığa ve karanlığa hürmet ve minnetle zamanı göstermeyi sürdürmektedir.

'Aslanla boğanın mücadelesini simgeleyen' kabartmaların yer aldığı ana 'Taç Kapısı'ndan girip, ister kiliseden camiye dönüştürülen 'Hanefiler' ister 'Şafiler' bölümünde, her halükârda döşemesinde '2 bin yıllık' tuğlaların döşeli olduğunu, tavanında hat sanatıyla 'Ayetel Kürsi' yazılı olduğunu, ahşap üzerine altın varak kaplı bir sanat ve kültür mabedinde iki rekat namaz kılmak, pek çok Müslüman'ın dileklerinden biri olmalı.

Bakımsız olduğu, hatta çatışmaların en yoğun, cenazelerin sokaklarda sahipsiz kaldığı 'şiddet ve korku iklimlerinde bile', ziyaretçileri eksilmemiş. Kimi varlığından hoşgörü yükselen mimarisini görmek, bilmek, tanımak, kimi de 'huşu içinde' her türlü düşmanlık, kin ve garezden arınmak amacıyla iki rekat namaz kılmak, dua etmek için gelmiştir. Herkese hitap etmiş, herkese kucak açmıştır. Ulucami, dün olduğu gibi, bugün de isteyene iyilik ve huzur yaymaya devam etmektedir.

Bu yüzden Kayseri Barosu Başkanı Av. Fevzi Konaç'ın birkaç gün önce internette yer alan, “Ben Diyarbakır'a kendi memleketim olarak artık bakamıyorum. Dolayısıyla Diyarbakır Ulucami'ye gidip rahatça namaz kılacağım gün gelmeden orayı toprağımın ve vatanımın bir parçası olarak kabul edemiyorum” şeklindeki sözlerinden ötürü doğrusu dehşete düştüm.

Oysa, Diyarbakır Barosu'nun 9-10 Mart 2013 günlerinde yapmayı planladığı Türkiye 'deki bütün baroları davet ettiği “Kürt meselesini Diyarbakır'da olgun bir ortamda tartışalım, bu mesele ile ilgili olarak Türkiye'ye bir mesaj verelim” çağrısına en çok sevinenlerden biriydim.

Nitekim benzer toplantılar geçmişte de yapıldı. Sonuncusu 2010'da yapılan 'Demokratik Açılım' konulu toplantıyla toplumsal ve siyasal sürece dair önemli tespitler yapılmıştı. Aralarında dönemin Kayseri Barosu Başkanı Ali Aydın'ın da bulunduğu 41 baro başkanı, kamuoyuna, 'eksiksiz demokrasi ve gerçek hukuk devleti, diğer sorunlarla birlikte 'Kürt Meselesi'nin de şiddet dışlanarak, özgürlük, eşitlik ve adalet temelinde, birlikte ve barış içerisinde çözülmesi; silahlı çatışma riskini ortadan kaldıracak tedbirlerin alınması' çağrısında bulunmuştu.

Konaç: “İmralı ve BDP 'lilerle yapılan görüşmelere şehit ailelerinin gösterdiği tepkileri makul karşıladığını… Bu duyguyu yaşayan her insanla da o duyguyu yaşıyorum çünkü … gaziler … mayın patlaması ile iki ayağını kaybetmiş … kendini komutanına siper edip ölen… arkasından dua ettiğim şehitler… biliyorum” demektedir.

Emin olsun ki, her birimizin, her bir Kürt'ün anlatacağı sayısız acı dolu, öyküleri var. Buna bir paragraf değil ciltler de ayrılsa yeridir. İki örnekle yetinelim.

İlki: Bolu Experss gazetesinin “..dağdaki pkk'nın peşinde koşmaktansa üç-beş mikrobu temizleyip bundan sonra 'Bir bizden beş sizden tamam mı, devam mı' demek gerekir…” şeklindeki yayınla ilgili önce takipsizlik sonra takipsizlik kararına yönelik itirazın Yargıtay tarafından reddedilme.

İkincisi: 34 sivil masum canın 'bilerek isteyerek uçaklarla bombalanarak parçalandığı', TBMM İnsan Hakları Komisyonu'nun 'raporunu bile yazamayacağı' kadar ağır bir suç örtüsü altına gizlenmek istenen 'Roboski katliamı'. Acıları yarıştırarak ikna etmeyi denemeyeceğim bile.

Şüphesiz, kararı yanlış. Gerekçesi de öyle. Herhalde, bir-iki iş için 'bölgeye' gelen avukat meslektaşlarından, çok daha büyük mesleki sıkıntılar çekmekteyiz. Anlamayı deneyeceği yerde Diyarbakır'ı, Diyarbakır Barosu'nu, Ulucami'yi ve esasında bütün Kürtleri 'ötekileştirmesini' anlamak mümkün değil. Yoksa 'yeterince ötekileştirilmedik mi?' sanıyor.

Ne demeli? Üzgünüm! Eğer Sayın Başkan, vatanı ve vatandaşı geçen yüzyıl içinde, sesi soluğu çıkmayan, 'inkârı da asimilasyonu da sineye çeken', hak-hukuk talebinde bulunmayan, anayasada kapsayıcı tarif, herkesi kucaklayacak ilkeler, çoğulcu toplum ve eğitimin önünü açan düzenlemelerde ısrar etmeyen bir coğrafya ve üzerinde yaşayan halk, vatandaş özlemi içindeyse, korkarım o özelliklerini kısmen sıraladığımız Ulucami'de namaz kılmaktan 'hayatı boyunca' tümden mahrum kalacak.

“Cin şişeden çıktı” tam da bu durumu ifade ediyor. Anlamak için kabullenmek mi yoksa kabullenmek için anlamak mı önden gelir. Kürtleri de tepkilerini de kabullenemediğine göre herhalde önce 'anlamayı' denemelidir.

Kaldı ki O da “…sorunun çözümü ile ilgili olarak bir adım atmamız lazım. Bu adımı kim atıyorsa onun elinden tutmamız lazım” diyor.Diyarbakır Barosu'nun davetinin anlamı, zaten kendileri de dahil, baro başkanlarının bir araya gelerek konuşması, tartışması ve mümkün olduğunca ortak paydalarda çözüme, barışa, demokrasiye, kardeşliğe dair 'kelam etmesi', karınca misali adım değil midir?
“Ben artık bu ülkede, 'Başbakanın diliyle konuşuyor' denilmesin ama anaların ağlamasına da Mehmet'in kanının dökülmesine de razı değilim” demiş olmak…

İyi, güzel, hoş. Açık değil mi ki, herkesin, herhalde en çok da bir 'vekil'in, bir 'vekiller başkanı'nın söyleyecek sözü, dinleyecek kulağı, ortaklaştıracak çabası herkesten önde olması gerekmez mi?
Akıl verecek durumda değilim. Ama emin olsun ki 'Kürtleri ötekileştirmek' şeklinde kendisini ortaya koyan tutumu, yani daveti reddetmesi binlerce yıldır gelip geçenlerin ardından bakınca, hele hele kaybedilenlerin muhasebesi yapılmaktayken “Diyarbakır'a ve Ulucami'ye küsme”ler, hiçbir şey kaybettirmez. Kaybeden, 'geleceğe dair sözünü' tam da olması gereken yerde söylemeyen/söylemekten kaçınanın olur.

Bu arada, biraz 'mart iklimi'nden, malum Kürtlerin ruhen bütünleştikleri 'Newroz Bayramı' –evet 'w' ile- bu ayın 21'inde olması, biraz da mayısta TBB'nin (Türkiye Barolar Birliği) kongresinin yapılacak olması sebepleriyle tasarlanan toplantı bir anlamda 'ertelendi'.

Erteleme, belki de başkanın Newroz günü, beş vaktin birinde Diyarbakır yerine Kayseri Ulucami'de kılacağı iki rekat namazda, “Diyarbakır'a, Kürtler'e, baroya ve özellikle de Ulucami'ye yaptığım haksızlık, nefret söylemi değirmenine taşıdığım su, ötekileştirmelerim ve amacımı aşan sözlerim için, affet beni Allahım!” diyerek yanlıştan dönme fırsatına vesile olur.

Bu haber toplam 9202 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT