
Diyarbakır'ı Doğru Tanımak ve Tanıtmak
20 Kasım 2011 Pazar 14:28Bir şeyi korumak için onu sevmek, sevmek için de onu iyi tanımak lazımdır.
Binlerce yıldan beri tarih sahnesinde yer alan Diyarbakır'ın doğal, kültürel ve tarihi değerlerinin büyük ölçüde yıkıma uğramış olmasının nedeni Diyarbakır'ın gereğince tanınmaması ve taşımış olduğu yüce değerlerinin yeterince bilinmemesinden kaynaklandığı kanaatindeyim.
Diyarbakır'da doğup büyümüş birisi olmama rağmen ben de yıllarca Diyarbakır'ı benden soranlara “Diyarbakır etrafı surlarla çevrili, karpuzu meşhur tarihi bir şehirdir.” Demekten öte bir laf edememiştim. Ne hazindir ki; Diyarbakır'ın bir cümleye değil kitaplara sığamayacak kadar büyük bir şehir olduğunu “Küçe Kapısı” adlı kitabım yayınlandıktan sonra bana “Araştırmacı yazar” kimliğini yakıştıran gençlerimizin Diyarbakır hakkında yönelttikleri sorulara sağlıklı ve doğru cevaplar verebilmek için araştırma yaptığım zaman öğrendim. Yıllar süren araştırmalarım sonunda yazılı ve sözlü kaynaklardan edindiğim bilgileri “kutsal birer emanet” olarak kabullenerek imkânlarım ölçüsünde CEVAHİR ÇIKINI adlı derleme kitabıma aktardım ve kitabın yüzlercesini bana inanan ve güvenen dostlarıma armağan ettim. İnanıyorum ki yıllar sonra onların torunları Diyarbakır nasıl bir şehirdi? Dedelerimiz, ninelerimiz nasıl insanlardı? Nasıl oturup kalkarlardı? Diye merak ettiklerinde bu kitabı okuyarak meraklarını bir nebze olsun giderebilecektir.
Belki bazı kimseler bana “Kapı gitmiş sen şakşağını arıyorsun” diyeceklerdir. Ben de biliyorum ki; ne Diyarbakır'ın yıllar önceki şehir dokusunu ne de o şehri anlamlı kılan insanlarının coşkusunu geri getirebiliriz. Fakat inanıyorum ki Diyarbakır'ın onurlu adını ve onu kutsal kılan manevi değerlerini gerek yazılı gerekse sözlü anlatımlarla gelecek kuşaklara aktarabiliriz. Çünkü 15 yıl önce çok sevdiği Mimarlık mesleğini bırakarak imkânları ölçüsünde çocuklarımıza ve gençlerimize Diyarbakır'ı anlatmaya ve tanıtmaya çalışan birisi olarak bizzat yaşadım ve gördüm. Bu tarz çalışmalarımı çocuklara ve gençlere yönelik yapmamın nedeni ise büyüklerimizin “Bir kumaşı boyayacaksan beyaz ve temiz olan kumaşı seç. Çünkü beyaz ve temiz olan kumaş daha iyi renk tutar” sözü olmuştur. Bu anlamlı sözün ışığında gerek söyleşilerimle gerekse KÜÇE KAPISI ve CEVAHİR ÇIKINI adlı kitaplarımla çocuklarımızın ve gençlerimizin tertemiz ve pırıl pırıl dimağlarına Diyarbakırlı'lığı aktarmaya çalıştım. Şimdi de bu kutsal görevin hazzını tatmış ve semeresini görmüş birisi olarak çocuklarının nüfus cüzdanına “DİYARBAKIRLI” adını yazdıran babalara sesleniyorum:
Lütfen Diyarbakır'la ilgili kenarda köşede kalmış ne kadar bilgi ve belge varsa araştırıp bulunuz. Diyarbakır'ın geçmişte nasıl bir şehir olduğunu ve Diyarbakırlılar'ın ne tür davranışlar sergilediğini çocuklarınıza anlatınız. Anlatınız ki; Diyarbakırlı değerli şairimiz Cahit Sıtkı TARANCI'nın “DİYARBAKIR'I SEVMEK BİR VAZİFE HEM DE İHMAL EDİLEMİYECEK MUKADDES BİR VAZİFEDİR” sözünün ne anlama geldiğini çocuklarımız da anlasın ve Diyarbakır sevgisi onlarla beraber büyüsün. Onlar Diyarbakır'ın adını yüceltirken Diyarbakırlı'nın ahlak anlayışı da onları toplum nezdinde yüceltsin.
Söz ahlaktan açılmışken ahlaka ilişkin olarak CEVAHİR ÇIKINI kitabımda yer alan bir bölümü buraya aktararak yazımı sevgi ve saygılarımla sonlandırıyorum.
DİYARBAKIRLI'NIN AHLAK ANLAYIŞI
AHLAK, bütün büyük dinlerin ortak alanını meydana getirmektedir. “Kıyamet gününde bana en yakın olanlarınız ahlakı en güzel olanlarınızdır”, “Ben ancak mekarim-i ahlakı (beğenilen ahlak) tamamlamak için gönderildim.” Diyen bir Peygambere inanan ve gönül veren Diyarbakır halkı, ahlaki değerlerin korunmasını herzaman herşeyin üstünde tutmuştur.
Bu halkın içinden çıkan, Osmanlı ediblerinin en büyüklerinden hikmet sahibi, faziletli, tarihçi yüksek bir zat olan Diyarbekir'li Said Paşa “Ahlak” manzumesinde
Sen usandırma eli, el de usandırmaz seni
Hilekârlık eyleme kimse dolandırmaz seni
Dest-i a'dâdan soğuk su içme kandırmaz seni
Korkma düşmenden ki ateş olsa yandırmaz seni
Mustakim ol Hazret-i Allah utandırmaz seni, demiştir.
Diyarbakır'ın “ahlak numuneleri”nden biri de,
Ahlak yolu pek dardır;
Tetik bas, önü yardır
Sakın “hakkım var” deme,
Hak yok, vazife vardır!
Ne derece hizmetin
Varsa, odur himmetin;
Kıymetim var deme ki,
Gerçek ola kıymetin.
Diyen, Diyarbakır'ın yetiştirdiği değerli sosyolog Ziya Gökalp'tir. “Küçük Mecmua”nın 26 haziran 1922 tarihli 4 üncü sayısında “Ahlaka Doğru” başlıklı makalesinde şunları kaleme almıştır:
“Bir insanın ahlak yönünden eksikliğini, onun ilimde ve dehadaki üstün meziyet ve kudret sahibi oluşu telafi edemez. Bir insanın ilmine hürmetle, onun ahlak yönünden işlediği uygunsuz, çirkin ve yakışıksız hareketler görmemezlikten gelinemez. Herkesi hayran bırakan eserler meydana getiren sanatkarların işledikleri ahlaki suçlar, dehaları hürmetine affedilemez.
Çünkü; ahlak her kıymetin üstündedir.
Bir milletin fertlerini birbirine ve milletine hiç ayrılmaz surette bağlayacak manevi bağ yalnız ahlaktır. Ahlaksız cemiyetlerde milletdaşlar birbirini sevmedikleri, beğenmedikleri için dayanışma bağları kuvvetli olamaz. Ahlakı zayıf olan cemiyetlerde aile içinde babanın, vatan içinde hükümetin manevi nüfuzları zayıftır.
Bir yerde ahlak kuvvetli değilse hukukun, kanunların kuvveti de az olur. Zira, kanun fertleri korkuttuğu için değil, umumun vicdanından doğduğu, milletin ahlakına uyduğu için mukaddes ve itaat olunandır.
Ahlak; irademizin kurucusu, yapıcısı olduğuna göre terbiyenin de esasıdır.”
(Cevahir Çıkını- 2009… M. Kadri GÖRAL)


SON HAFTANIN SKORU



Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya


































































