1. HABERLER

  2. ALINTI YAZARLAR

  3. Diyarbakır'dan Londra'ya uzanan tek kişilik film
Diyarbakır'dan Londra'ya uzanan tek kişilik film

Diyarbakır'dan Londra'ya uzanan tek kişilik film

Hayatı Diyarbakır'da başladı, papaz olmak için çocuk yaşta İstanbul'a geldi.

A+A-

Ama kader onu Londra'nın en büyük tiyatro sahnelerine, Spielberg setlerine kadar götürdü. Birçok ünlü filmde rol alan mütevazı oyuncu Kevork Malikyan'ın kendi hayatı bir film gibi...

Diyarbakırlı fakir bir Ermeni ailesinin en küçük oğlu olarak dünyaya gelen, Londra'ya gidip birçok ünlü film ve tiyatroda rol alan Kevork Malikyan'ın kendi hayatı bir film aslında. Şimdi bu filmi 61 yıl geriye sarıp oynatmaya başlayalım. Fakir bir aile... Bir odada altı kişi... Anne de baba da 1915 olaylarından kurtulmuş, Sivas-Divriği-Kestel Köyü nüfusuna kayıtlılar. Baba Mardiros Toros, çul diken bir zanaatkar ama mükemmel derecede Ermenice, Kürtçe, Zazaca, Fransızca ve Türkçe konuşuyor.

Diyarbakır'da tercüman olarak herkesin mektuplarını yazan, belediyeden çağrılınca koşan bir yardımsever. Anne Tuma ise ev hanımı. Küçük Kevork'un o günlerden aklında kalan hatıra, babasıyla üç-dört yaşında gittiği kilise ile babasının fikrinin ve kalbinin zenginliği. Şu an 71 yaşında olan Kevork "Bana çocukken ezanı babam öğretti. O kadar güzel ezan okuyordum ki, unuttum ama. Camide okusaydım çok hoşuma giderdi. Yaşadığımız toprakların ortak yaşama kodlarını kabul etmeliyiz. Ayrılığı düşünmeyeceksin.

Günün sonunda birisine bağlanıyorsak, hepimizin gittiği yer de O'dur" diyor araya kattığı İngilizce kelimelerle. Gülümsemesi ve esprileri her an patlamaya hazır bir çehreye sahip. Ama bu yüzün arkasında ne acılar gizli bir bilseniz! Filme kaldığımız yerden devam edelim. Sabahları ilkokula gidip öğleden sonra bir terzinin yanında çalışan 10 yaşındaki küçük Kevork'un kaderi, Diyarbakır'a gelen ve ruhban okuluna öğrenci seçen bir papazla değişir. Annesi ona banyo yapıp hazırlanmasını söyler. Babası "Param olmadığı için üç kardeşini okutamadım, hiç olmazsa sen kendini kurtar" düşüncesindedir. Ve Kevork, sorulan birkaç matematik sorusunu doğru cevaplayarak İstanbul'un yolunu tutar. Yıl 1953'tür.

PAPAZ OKULU'NDAN LONDRA'YA

Şişli'de dört ve beşinci sınıfı Karagözyan İlkokulu'nda okur ve ardından yedi yıl sürecek Üsküdar Surp Haç Tıbrevank Ruhban Okulu günleri başlar. Kader onu papaz olarak değil bir aktör olarak seçmiş olacak ki, okulda İngilizce ders veren, Oxford mezunu papaz onu tiyatro için seçer. Ve 1963 yılında Türkiye'yi terk eder, Londra Rose Bruford Collage'dan mezun olur. Birçok ünlü yönetmen ve oyuncuyla film ve dizilerde çalışır. Roger Moore'la The Man Who Hunted Himself, Alan Parker'la Geceyarısı Ekspresi, Sigourney Weaver ve Michael Caine'le Half Moon Street, Anthony Hopkins'le Peter & Paul bunlardan sadece birkaçı.

Londra'nın ünlü tiyatrolarında Shakespeare'i tam 20 sene oynayan Malikyan'ın bu başarısı Türkiye'deki birçok oyuncunun ancak hayal edebileceği şeyler elbette. Ancak o bu başarılara imza atarken babası 1974'te vefat eder; üstelik tam da Londra'da bir ev alıp anne ve babasını davet edeceği ay. Askerlik sorunu nedeniyle ülkeye dönemez ve babasının cenazesine katılamaz. İşte filmin bu sahnesinde Kevork'un gözyaşları devrede: "Babam öldüğü sabah uyanıyor. 'Kendimi iyi hissetmiyorum Tuma, bir çorba yapar mısın?' diyor. Sonra 'Kevork'un fotoğrafını ver' diyor. Ona imzalı fotoğrafımı göndermiştim, yatağının başucuna asıyormuş. Fotoğrafımı eline alıyor. Ona bakıyor son kez ve yatıp bir daha da uyanmıyor..."


ANNE DE ÜLKE DE BİR VATAN...

Aynı sorunu tekrar yaşamamak için mecburen Türk vatandaşlığından çıkar Kevork, 1982'de annesi hastalanınca 19 yıl sonra İstanbul'a gelir. Annesi 1984'te vefat eder ama o ölmeden önce annesini Londra'daki evine götürecektir. "Vatan tamam da anne daha başka bir vatan. Bir vatandaşlığı kaybettim ama annem de bir vatan. İkisi birbiriyle anlaşırsa daha güzel bir şey olur. Hiç olmazsa annem Londra'da sekiz ay kaldı, ama hiç sevmedi. Uyanıyor, komşunun sesini işitmezse ne anlamı var? Biz böyleyiz.

"Ünlü yönetmen Spielberg'in Indiana Jones Son Macera filminde de Harrison Ford ile kamera karşısına geçen Kevork, 1986'da Londra'ya gelen Spielberg tarafından kadroya alınmış. "Onu bir odada gördüm. 'İşittiğime göre sen burada dizilerde oynuyormuşsun. Acaba ABD'de görmüş olabileceğimiz bir filmin var mı?' diye sordu. Geceyarısı Ekspresi'nde oynamıştım' deyince parmaklarını bana doğru uzattı, 'Sen bizim zavallı Amerikan çocuğunu hapishaneye gönderen savcıyı oynadın değil mi? Vayyy!' dedi. Öyle seçildim" diyen Malikyan, yedi başrol oyuncusuyla birlikte filmin çekileceği İspanya'ya özel jetle uçtuklarını kaydediyor.

İlk sahnesi çekildikten sonra Spielberg'in kendisine doğru yürüyüp elini uzatarak "Aileye hoşgeldin" dediğini belirten Kevork "Böyle bir adamla çalışıp büyüklüğü gördüğün zaman başka bir şey düşünemiyorsun ki?" dese de "Biz mütevazı olmayı Spielberg'den değil, Anadolu'dan öğrendik" demekten de geri durmuyor.

SHAKESPEARE'İ TÜRKÇE OYNADI

Peki mesleğinin zirvesindeyken neden Türkiye'ye döndü Kevork? Bunun ilk nedeni 1962 yılında edebiyat öğretmeninin onu İstanbul Konservatuvarı'nda sınava sokması ve o zamanki büyük sanatçıların "Türkçe'yi iyi bilmiyorsun" diye Kevork'u reddetmeleri nedeniyle biriken hırs. Şimdi onlara İngilizce ders verecek durumda Kevork ama bu yaşadığı ona büyük acı vermiş. "İçine doğduğum bir dil Türkçe; devletimin, milletimin dili" diyor gayet anlaşılır bir Türkçe ile. Zaten Kürtçe'yi unutsa da Türkçe'yi unutmaması bu yüzden.

İkinci nedeni de Globe'da iken Shakespeare'in 38 oyununun 38 dilde yapılacağı bir festival olmuş. Kreatif direktörden oyunun Türkiye ve Ermenistan'da da oynanmasını isteyen Kevork, "Türkiye'de ve Ermenistan'da tiyatro var mı?" sorusu ile karşılaşınca, Haluk Bilginer'i adres göstermiş."Büyük rüyam bu iki eski dost kardeşleri dünyaca meşhur sahnede yanyana görmekti. Haluk bana 'Sen de oynayacaksın?' dedi. Ermenistan'da bana 'Ermenice senin oynaman lazım?' dediler ama ben Türkçeyi tercih ettim. Vatanım, doğduğum yer burası."

71 YAŞINDA TÜRK VATANDAŞI OLDU

2011 yılının sonlarında Türkiye'ye dönen ve dört ay önce tekrar Türk vatandaşı olan Kevork Malikyan, şu an Reaksiyon dizisinde Başbakanlık Müsteşarı Öktem karakterini canlandırıyor ve Kadir Has Üniversitesi'nde öğrencilere İngilizce tiyatro eğitimi veriyor. Onun bu başarılarını bir Türk oyuncu gerçekleştirse herhalde kendini yere göre sığdıramazdı. Ama Kevork o kadar mütevazı ki... "Kendimi büyük oyuncu olarak görmüyorum. Türkiye'ye dönerken havaalanında kırmızı halılarla karşılanayım istiyordum ama başka bir gün olur belki. Abartılacak bir şey yok, ben o dünyayı anlayamıyorum. Büyük isimlerle çalıştım ama onlar büyük insan, küçük insan olmasını da biliyor.

Burada herkes büyük oyuncu, belki hakları da var, biz anlamıyoruz" diyor gülümseyerek. Şimdiye kadar en sevdiği karakteri oynamadığını belirten Kevork, Avrupa'da bizim ruhumuzu anlayan çok az adam olduğundan şikayet ediyor: "Türkleri katil, hırsız, kaçakçı, mafya olarak oynattılar hep. Menajerime 'Daha farklı ve iyi roller istiyorum' dedim. Ve birdenbire dünyam değişti. Algıyı değiştirdim" diyerek Türk oyuncular için açtığı yola vurgu yapıyor. Şu an rol aldığı Reaksiyon dizisinin tartışılmasını Türkiye açısından önemli bulan Kevork, son dönemde yaşanan olaylara bakınca neler döndüğünü anlamakta zorlandığını belirtiyor ama buraya da hızlı bir şekilde uyum sağlamaya çalışıyor.


TÜRKİYE'DE KALSAM BAŞPATRİK OLURDUM

Indiana Jones'u çekerken bir gece geç saatte otele dönen Kevork Malikyan asansörden indiğinde iki adamın karşısına geçerek kendisini sorguya çektiklerini söylüyor. Ancak ertesi gün Spielberg sette "Ya Kevork dün otelde bir macera yaşamışsın. Çok özür dilerim" deyince durumu anlıyor. "O dönem alevlenen Filistin meselesi nedeniyle Sbielberg'in belki çocuklarını kaçırırlar diye ailesini MOSSAD ajanları koruyormuş" diyor gülerek. Spielberg, Kevork'ta Al Pacino, Robert De Niro, Dustin Hoffman'ın yüz ifadesini bulsa da onlardaki şöhret ve paradan uzakta bir hayat sürmesini Malikyan, bunu ajansının teklifini reddetmesine bağlıyor. George Clooney gibi büyük isimlere sahip ajansı ona 1967'de ismini değiştirmesini ve ABD'ye gitmesini teklif edince bunu o zaman anlayamamış Kevork.

"Ben bunun anlamını seneler sonra anladım. Robert De Niro, Al Pacino gibi isimler onların gerçek ismi değildir. Ne ismimi değiştirdim, ne Amerika'ya gittim. Onun için meşhur olamadık" diyor kahkahalar atarak.

HAYATIM ŞANSTAN İBARET

Peki Londra'ya gitmeyip Türkiye'de kalsaydı? "Burada kalsaydım eminim ki papaz olurdum. Hayatım hep şanstan ibaret olmuştur. Keşke papaz olarak kalsam dediğim zamanlar oluyor. Sınıf arkadaşlarımdan biri Almanya'nın başpatriği oldu. Buraya döndükten sonra şimdiki patrik Ateşyan 'İyi ki gidip oyuncu olmuşsun. Burada olsaydın bu sandalyede sen oturuyor olurdun' dedi" diyor gülümseyerek ve ekliyor: "Kevork'un anlamı lider demek, şans beni itiyor." Diyarbakır'da başlayıp Londra'da devam eden ve tekrar İstanbul'da sonlanan bu olağanüstü hikayede acı, şans, kader, başarı, hüzün, aşk var. Bir filmde olan ne varsa yani...


SEÇİLMİŞ HÜKÜMETİ TAKDİR EDECEKSİN

"Millet tarafından seçilen bir hükümet varsa iş bitmiştir, söylenecek söz yoktur. Takip edip idare edeceksin, anlamadığını anladığın kadar bileceksin. 12 sene önce bir parti kurulmuş ve üç seçimi de aldığına göre takdir edeceksin, ki takdir edilecek de çok şeyi var. Bizim vazifemiz budur. Dünyanın her yerinde seçilen hükümetlerin eksiği vardır. Oynadığım Reaksiyon dizisi bütün bu olayların göbeğinde. Şimdiki iktidarda olan hükümetin vizyonu yeni bir Türkiye. Bizim dizimizde bu Yeni Türkiye'nin ne olduğunu, kimin için yeni olduğunu biz de gelişmelere bakarak görüp takip edeceğiz.

Yeni Türkiye'yi istemeyenler dışarda da var. Bu tür olayların olması beni üzüyor. Niye burada ve İslam dünyasında bu kavga var? Neyimiz eksik, kimin oyunları var, ne istiyorlar?"

 

H.Salih Zengin

Bu haber toplam 4583 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT