07 Aralık 2016 Çarşamba
  • Diyarbakır7 °C
  • İstanbul7 °C
  • Ankara5 °C
  • Antalya18 °C
  • İzmir13 °C
  • IMKB
    0.00
    %
  • Altın
    129,029
    %-0.37
  • Dolar
    3,4257
    %-0.40
  • Euro
    3,6711
    %-0.41

Diyarbakırda Suyun Tarihçesi

Diyarbakırda Suyun Tarihçesi

27 Temmuz 2008 Pazar 17:56

Diyarbakır’ın bilinen en eski su isale hattı, kesin tarihi belli olmamakla beraber 1535 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Şehre 14 km mesafede bugün Serapgüzeli köyü diye bilinen ve Gözeli mevkiinde bulunan kaynaktır. Diyar

Diyarbakır’ın bilinen en eski su isale hattı, kesin tarihi belli olmamakla beraber 1535 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Şehre 14 km mesafede bugün Serapgüzeli köyü diye bilinen ve Gözeli mevkiinde bulunan kaynaktır. Diyarbakır tarihinde önemli bir yere sahip olan kaynak Hamravat Suyu adıyla ünlüdür. Hamravat Suyu’nun şehre getiriliş tarihi, ilgili kaynaklarda değişik olarak verilmiştir. Evliya Çelebi, suyun h. 941(m. 1535) tarihinde getirildiğini yazar. Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Zahuri Danışman Yayını, c. 6, s. 127, 1970.  Evliya Çelebi Hamravat suyu için der ki: “….Eski bilginler, bu Hamravat suyu içine pamuk koyup sonra yine tartmışlardır….İstanbul’da Eski Saray kapısı önündeki biricik çeşme suyundan ıslanıp kuruyan pamuk ile, bu Diyarbekir Hamravat Suyunun pamukları beraber tartılmıştır. Bu kadar hafif sudur. Eğer pamuğu ağır olsa, acı olup faydasızlığına delalet ederdi. Bu Hamravat Suyu’nun safra, soda ve balgamı mahveylediği tecrübe ile malumdur. Hatta Osmanoğullarından İbrahim Han bu suyun vasıflarını duyunca, “Elbette bana Diyarbekir’den Hamravat Suyu gelsin!” diye hat-ı şerif ile dergah’ı ali kapıcı-başısı, memuren Diyarbekir’e  gelmiştir. O zaman efendimiz Melek Ahmet Paşa, Kara-Amid valisi idi. Paşa, padişah emrini görünce baş üstüne deyip, onar okka su alır, altı adet gümüşten ve altı kurşundan ve altı adet tutyadan ve altı adet çam boduçlarından, toplam olarak 24 adet gümgümlere sular doldurup ve ağızlarını mühürleyip, gelen kapıcı-başıya on kese de ihsan verip teslim eyledi. Onatlı kese dahi gümgümlerin masrafını çekip ılgar ile Hamravatı İbrahim Hana gönderdi. Allah’ın hikmeti bu soğuk saf su İstanbul’a girdiği gün, yeni padişahın tahta oturduğu gün olup, bu Hamravat Suyu, Sultan İbrahim’in oğlu Dördüncü Mehmet Hana nasip olmuştur. 1056 Recebinin onsekizinci Cumartesi günü, ikindiden sonra tahta oturduğu vakit, ilk olarak Hamravat Suyu içti. Sözün kısası bu Hamravat Suyu Diyarbekir’in yüz suyudur.” Basri Konyar da aynı görüşe katılmakta ve şunları eklemektedir:“Kanuni bu suyun yayılan şöhretine alaka göstermekten fariğ olamadı. Mimar Sinan’ın kalfası Kastamonulu Kasım Çelebi’yi bu hayırlı işi başarmaya memur etti. Şehre 14 kilometre mesafede bulunan bu su, fen erbabının bugün bile hayretle gördükleri en ince ve derin hesaplarla, kaynağındaki irtifa seviyesini, geçtiği ivicaclı ve tümsekli yerlerde hiç kaybetmemek için tünellerden geçirilerek ve Bağlar mevkiinde Hükümet Konağının bulunduğu yerden otuz bir metre yüksekliği sağlanarak bu suretle en yüksek evlerin en üst katlarına çıkabilecek bir boy ve durumda kalması temin edilmiştir. *  Diyarbakır da ilk şebekenin tarihi 1935’li yıllara gitmektedir. Vakıflar İdaresi tarafından yaptırılan şebeke font olup, şebeke kayıpları yüksektir. Diyarbakır kentinin artmakta olan içmesuyu ihtiyacını karşılamak amacıyla ilk planlı ve sağlıklı çalışmalar 1972 yıllarında başlamıştır. Gözeli Kaynağından 11 km. uzunluğunda 1000 mm çapında öngerilmeli beton borularla bir isale hattı teşkil edilmiş ve bu hattın sonunda 9000 m3 hacimli bir toplama deposu inşa edilmiştir.1990' lı yıllarda artan yoğun göç nedeniyle mevcut su miktarı ve tesisler ihtiyacı karşılayamaz hale gelmiştir. Gözelide ilave kuyular açılmış ve isale hattının 1 km.’si yenileme çalışmaları başlatılmış ancak devam etmemiştir.1995 yılında altyapının tamamen felç olması nedeniyle şehrin 2030 yılına kadar sorunsuz su temini için yeraltı suları yerine yüzeysel su kaynakları alternatifi üzerinde durulmuş; evvela Devegeçidi Barajı daha sonra kirlilik nedeniyle vazgeçilerek Dicle Barajı’na yönelenmiş ve kaynak olarak seçilmiştir.Son yıllarda yaşanan göçle, kent nüfusunun artması ve şebeke sisteminin eski ve kayıplarının fazla olması nedeniyle büyük oranda su sorunu yaşanmakta idi. Diyarbakır İçmesuyu Arıtma Tesisi Projesi kentin içme, kullanma ve endüstri suyu gereksinimini 2025 yılına kadar karşılayacaktır. Proje 2 kademeden oluşmaktadır. Şu anda işletilen kısım projenin 1. kademesini oluşturmaktadır. Kentte su sorununun oluşmasıyla birlikte 2. kademe programa alınacak ve ihale edilecektir.Önceki yıllarda kentin ihtiyacına cevap veremeyen su üretimimiz, 2001 Haziran ayında DSİ tarafından yapılan ve şu an DİSKİ tarafından işletilen Diyarbakır İçmesuyu Arıtma Tesisi’nin devreye alınmasıyla yeterli hale gelmiştir.Diyarbakır’ın kullanımına verdiğimiz su; son derece kaliteli ve Avrupa Topluluğu Standartları ve TSE 266 Standartlarına uygundur.“ Çağdaş bir kent”  olgusunun en önemli temel taşlarından biri olan altyapı konusunda DİSKİ çalışmalarını son yıllarda hayata geçirdiği dev projelerle daha modern ve etkin hale getirdi. 

* Basri KONYAR Diyarbekir Yıllığı    Ankara 1936, sf 207, 211-212KAYNAK: Şevket BEYSANOĞLU Anıtları ve Kitabeleri ile Diyarbakır Tarihi 2. cilt(DİSKİ)

 

Mustafa Akif Tütenk  Diyarbakır suları ile ilgili makalesinde; Diyarbakır sularının sur içindeki kaynaklar ve şehre dışarıdan getirtilen menbaalar olarak ikiye ayırır. Sur içindeki Ayn-ı Zülal (Aynzele, Balıklı), Ali Dede ve Kal’a suyu olmak üzere üç kaynağın varlığını ifade eder ve ekler Tütenk: “Şehir içi menbaalarında Çift Kapıdaki Ayn-i Zülal (Anzele) suyu İç Kale (Kal’a) suyundan daha büyük ve bol olup birçok caminin ihtiyacını giderdikten sonra (Mardin Kapıda’ki) Sultan Şuca Çeşmesi’ne kadar varmaktadır.”1874 tarihli Diyarbakır Salnamesi incelendiğinde görülür ki; şehirde (sur içinde) 130 çeşmenin varlığı söz konusudur. Bugün geriye dönüp baktığımızda bu çeşmelerden hemen hiçbirinin yaşamıyor olması ilginçtir. Bir kısmının yerinde eskiden çeşme olduğuna dair fiziki yapılar olmakla birlikte (İçkalede Aslanlı Çeşme, Mardin Kapı’da Hatun Kastal) suları akmamaktadır. Arbedaş’taki, Arbedaş kaynağı ise özel bir şahıs tarafından etrafına küçük bir havuz yapılarak ticari amaçla kullanılmaktadır. Üzerindeki kitabenin ise kimse farkında dahi değildir.

arbedaş

Evliya Çelebi ;Böyle bir ara anlatımdan sonra tekrar Anzele’ye dönersek; Anzele’nin hikayesini belki de en ironik anlatan Evliya Çelebi’dir. Sonuçta Diyarbakır’ın 1950’lere kadar Sur içinde yaşadığı düşünülür ve Anzele’nin de Sur içindeki üç su kaynağından biri olduğu dikkate alınırsa Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nin Diyarbakır’la ilgili bölümündeki anlatımların önemi daha net anlaşılır olur. Çelebi’nin sözlerini günümüz Türkçesi’ne aktardığımızda ortaya şunlar çıkıyor: “Balıklı, şehirde önemli bir kaynaktır. Eski bir havuza akıp içinde binlerce çeşit balık bulunur. Ama kimsecikler de avlamaya cesaret edemezler. Bu balıkları avlamaya yeltenen birkaç kişi felç olup ağızları ve burunları eğilmiştir. Anlatacağımız bir garip hikayedir. Bağdat Fatihi Sultan Murad Han (1623-1640), Bağdat’ı fethedip (1638) bir dolu insanın başını ateşle traş ettiğinde bu balıklar kendiliğinden yaralanıp havuz kan deryasına dönmüştür. Hatta Bağdat fethinden sonra Murad Han Diyarbekir’e gelip Şeyh Aziz Mahmud Urmevi’yi şehit edince Balıklı havuzu kan ile dolmuştur. Bizzat Murad Han bu Balıklı’daki kanı görüp şeyhi katlettiğine pişman olunca, havuzun içinden dört adet iri balığı tutturup solungaçlarına altın ve gümüş küpeler geçirip azad ettirmiştir. İşte bu Balıklı, ab-ı hayat bir sudur. Bir dolu insan soyu bu suda yıkanıp humma ve cüzzam gibi hastalıklarından, kırk gün yıkanarak ölümden kurtulmuşlardır. İşte bu su böyle bir sudur. Ve bu suyun bir ayağı Ali Paşa Camisi’ne, oradan da Mardin Kapı’daki hamama gider.”Evet, Evliya Çelebi ve bir dolu eski zaman kentlileri ve gezginleri, beş bin yıllık Diyarbakır sur içinin eski bir su kaynağı olan Anzele hakkında bunları söyler. Peki Anzele ve kent sakinleri neyi bekler. Sular savaşının yaşandığı bir yeni çağda tıpkı binlerce yıllık surlarında olduğu gibi suyuna da sahip çıkılmasını bekler.

Bu suları M.Mergen şöyle anlatıyor;

Anzele,Arbedaş ve Ulu bedenSeni görmeyince soruyor nedenHamravat içerdin sen habenedenUnuttuysan yazık Diyarbekirlim

(Tahsin Figençiçek’in katkılarıyla)

 

Anzele türküsü

Anzele suyunda yıkarlar halıSanırsın düğündür,eller kınalıHalı'da dokunur aşkın masalı

Balıklı havzını görseydin hele,Nasıl da kıydılar sana Anzele,

Eyvana benzerdin kantarman vardı,Ali Par köyünden suyun akardı,Tokmaklar türküyle iner kalkardı

Hatunlar türküyü dolardı dile,Geçmişte pek şendin Anzele,

 

Havzında balığın,mescidin nerde,Düşürdün seveni,sen büyük derde,Adın kaldı şimdi Diyarbekir'de.

 

Bilirim hasratesin,menekşe güleşResmin takvimlerde kaldı Anzele

 

Urfa'da Anzelha,Amid'de sendin.Örüldü kantarman yıkıldı bendin,Silinmez tarihsin bir efsaneydin,

Kapıldık birlikte bir garip seleUnut,unutanı,unut Anzele (M.Mergen)

 

Diyarbakır’ın önemli su kaynakları şöyle özetlenebilir-Urfa kapısının hemen dışında,sur duvarının eteğinde,tepe üzerinde bir su fışkırmaktadır-Kente girdiği yerde Ulu cami ve çeşmelere doğru kollara ayrılan,dereyi andırır(Bakıla) bir 3.kaynaktan-Kale içinde yer alan 3 çeşmeyi ve buna bağlı bir çok değirmeni çalıştıran bir su

Nasır-ı Hüsrev  beş değirmen taşını çevirecek kadar bir sudan sözediyor.Evliya Çelebi buna kent sularından kaynaklanan bir su,değirmenleri döndürüyor,saraya kadar ulaşıyor,şelale ve sel haline dönüşerek Dicle’ye karışıyor bilgisini ekler.Bilindiği gibi,Diyarbakır surlarını batı ve kuzey yönünde bir yapay kanal savunmada yardımcı olmak üzere dolanıp,Fis kayasından aşağıya akıyordu.Bu kaynaklar,böylesine bir kanalı besliyor olabilir.Bilindiği gibi Urfa kapısının biraz güneyinde içeride,sur duvarına bitişik günümüze gelen bir değirmen vardıDiyarbakır batıdan doğuya (bağlar semtinden kente doğru) az inişli(eğimli) bir düzlük üstünde olduğundan kentin(suriçi) batı yakasından surlarla beslenmesi topoğrafyasından kaynaklanır.Ali pınar köyü ve kaynağı,Hamravat suyu,Çift kapının hemen içindeki Ayn Zeliha gözesi hep bu yöndedir.Kentin kuzeydoğusunda yer alan İç kale suyunun nereden geldiği gizli tutulduğu için bilinmemektedir ve buradan doğuya akan suları günümüzde de birkaç değirmen çalıştırıp,bahçeleri sulayarak Dicle’ye karışır(O.Cezmi Tuncer.Diyarbakır Evleri.Büyükşehir Belediye yayi.1999.s.10)

Diyarbakır Çeşmeleri

Diyarbakır’da irili ufaklı çok sayıda çeşme bulunmaktadır. Bu çeşmelerin büyük çoğunluğu Osmanlı döneminde yapılmışlardır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Hamravat Kemeri ile şehre su getirmesinden sonra şehirde çeşmeler çoğalmıştır. Evliya Çelebi de şehrin sularının Ayn-ı Ali Pınarı, İçkale kaynağı Suyu ve Ayn-ı Şakkil-Acuz sularının şehrin su gereksinimini karşıladığını belirtmiştir. Bu sulardan ötürü Diyarbakır da su sıkıntısı çekilmemiş, ayrıca evlerin içerisindeki avlularda havuzlar, selsebiller ve su depoları yapılmıştır.1290 tarihli Diyarbekir Vilayeti Salnamesi şehirde 130 çeşmenin bulunduğunu yazmaktadır.Diyarbakır çeşmeleri kendi başlarına bağımsız olanlar ile herhangi bir yapının duvarına yapıştırılmış veya bir yapının cephesine yerleştirilmiş çeşmeler olarak iki ayrı gurupta toplanmışlardır.

 

Kanuni’nin Karacadağ’dan su getirdiği Gözeli’deki belediyeye ait su merkezi

 

 

İçkale Çeşmesi (Merkez)Diyarbakır’da İçkale’de bulunan, halk arasında Arslanlı Çeşme olarak tanınan bu çeşmenin kitabesi olmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.Çeşmenin musluk yerinde bir arslan başı vardır ve sular buradan akmaktadır. Büyük olasılıkla bu arslan başka bir yapıdan buraya getirilmiştir. Çeşme kesme taştan yapılmıştır. Çeşmenin üst kısmında iki kısa beyaz sütun üzerine bir üçgen alınlık konulmuştur. Bunun da çeşmeye sonradan eklendiği sanılmaktadır.

 

içkale

                                               (İçkale çeşmesi(aslanı alınmış şekilde)

 

İçkalede aslanlı çeşme

suca çeşmesi

 

 

 

tesisHatun Çeşmesi (Merkez)Diyarbakır’da Mardin Kapısı çıkışında bulunan bu çeşmeye halk arasında Hatun Çeşmesi veya Hatun Kastalı denilmektedir. Bu çeşmenin de ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir.Kesme kare taştan yapılan çeşme üç yönlüdür. Her bölüm sivri kemerli ayna taşı, musluk ve yalaktan meydana gelmiştir. Çeşmenin batıya yönelik kısmı düzdür. Doğu cephesinde ise büyük bir kemer bulunmaktadır. İç kısmında üç beyaz taş kullanılmıştır. Burada bulunan iki satırlık kitabe oldukça bozulmuş, bu yüzden de okunamamıştır. Kuzey ve güney yönündeki bölümleri oldukça dar olup buradaki dar bir oluktan su akmakta,üzerini de bir niş kapatmaktadır. Çeşmelerden her üçünün önünde birer yalak bulunmaktadır.Zinciriye Medresesi Çeşmesi (Merkez)Diyarbakır Zinciriye Medresesi’nin ön cephesinde bulunan bu çeşme kesme kaştan yapılmıştır. Ayna taşa yalak ve musluğun bulunduğu kısım yuvarlak bir kemer içerisine alınmıştır. Bu çeşmenin Zinciriye Medresesi ile birlikte XII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.Örfizade Çeşmesi (Merkez)Diyarbakır Örfizade Tekkesi önünde bulunan bu çeşme yaslandığı duvardan biraz dışarı taşkındır. Üzerinde taş konsollar bulunan çeşmenin ayna taşı muslukları ve yalak kısmı sivri bir kemer içerisine alınmıştır. Kemerin köşelerine süs amaçlı küçük sütunlar yerleştirilmiştir.Ömer Şeddad Çeşmesi (Merkez)Diyarbakır Mardin kapısı içerisinde, Ömer Şeddad Camisi’nin önünde yer alan çeşme geniş bir kemerle sınırlandırılmıştır. Bu çeşmenin içerisinde üç niş bulunmaktadır. Bunların üzerindeki kitabe bozulduğundan tam olarak okunamamıştır.

Arbedaş Çeşmesi (Merkez)Diyarbakır Nasuh Paşa Meydanı’nda, Saray kapısına giden yolun sur duvarları ile birleştiği yerdedir. Çeşmenin üzerindeki kitabede Kanuni sultan Süleyman zamanında l531 yılında yaptırıldığı öğrenilmektedir. Cadde seviyesinden aşağıda olan çeşmeye altı basamaklı bir merdivenle inilmektendir. Önünde bir havuzu bulunan çeşmeye iki musluktan su akmaktadır. http://sudemle3.blogcu.com/3499347

Anzele türküsü

Anzele suyunda yıkarlar halıSanırsın düğündür,eller kınalıHalı'da dokunur aşkın masalı

Balıklı havzını görseydin hele,Nasıl da kıydılar sana Anzele,

Eyvana benzerdin kantarman vardı,Ali Par köyünden suyun akardı,Tokmaklar türküyle iner kalkardı

Hatunlar türküyü dolardı dile,Geçmişte pek şendin Anzele,

 

Havzında balığın,mescidin nerde,Düşürdün seveni,sen büyük derde,Adın kaldı şimdi Diyarbekşr'de.

 

Bilirim hasratesin,menekşe güleşResmin takvimlerde kaldı Anzele

 

Urfa'da Anzelha,Amid'de sendin.Örüldü kantarman yıkıldı bendin,Silinmez tarihsin bir efsaneydin,

Kapıldık birlikte bir garip seleUnut,unutanı,unut Anzele (M.Mergen)

 

 

 

Şimdi bu suların kaybolmasıyla ilgili sitemler vardır.Şair şöyle der:

Kurudu kastalın hamravat suyuSöküldü havuzlar,kapandı kuyuAnaram damdaki rahat uykuyuAyrıldı taht’ımla sıtaram bibi(M.Mergen

1949 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden gazeteci Cahit Beğenç izlenimlerini Ulus gazetesinde yazmış ,Diyarbakır ve Raman isimli kitabında da bu izlenimlerini detaylandırmıştır.’1928’de Vali Nizamettin Ataker ,Kanuni’nin getirdiği suyu demir boruya aldırmıştır.Suyun kaynağında saniyede 160 litre su akar.1948 yılında Bayındırlık bakanlığı 1.841.184 lira vermiştir.3600 tonu bulan su borusu ,Karabük Demir ve Çelik fabrikasına ısmarlanmıştır.Su davasının bu şekilde halledilmesi ile Diyarbakır’ın 5o senelik inkişafının ihtiyacı da karşılanmış olacaktırCahit Beğenç:Diyarbakır ve Raman.Ulus Basımevi.Ankara.1949.s.16

 

 

içme suyu tesisi

 

Diyarbakır içme ve kullanma sularının temin yerleri:

  1. Gözeli suyu kaynağı(Kaptaj):Ana kaynak serap gözelidir.Bu kaynak Urfa istikametinde 16.5 km. mesfededir. 5 sertlik derecesinde olan bu sus 1000 mm.lik borular vasıtasiyle 850 lt/sn.lik bir debiyle bağlarbaşındaki depolardan birine depolanarak kente verilmektedir
  2. Anzele kaynağı:Kaynağı sur içinde,şehir merkezinde olan anzele su deposunıun gözeli Alipınar kaynakları istikametindedir,Debisi 150 lt/sn.dir.İçilebilen bu su 5 sertlik derecesindedir.İskenderpaşa,Yenişehir,Alipaşa,Melik Ahmet paşa ve Lalabey mahallelerinin su ihtiyacını karşılamaktadır.
  3. İçkale kaynağı suyu 12 sertlik derecesindedir.Fatihpaşa,cevatpaşa ve Dabanoğlu semtlerinin su ihtiyaçlarını karşılamaktadır.
  4. 4.Alipınar:Su deposuna toplanan su şehrin batısındaki bir kaynaktan çıkmaktadır.debisi 150 lt/sn olan bu su 6 sertlik derecesine sahiptir
  5. Koşu meydanı kaynağı:Sondajla çıkartılıp koşu meydanı su deposuna toplamam 0 sertlik derecesindedir ve debisi 10 lt/sn’di.Bu depo bağların bir kısmı ile cezaevi civarının su ihtiyacını karşılamaktadır

M.Faruk Albayrak:Diyarbakır Merkez İçme Suları.D.Ü.Coğrafya eğitimi bölümü.Diyarbakır.1996.s.19

 

Silvan’da çeşmelerAltıbulak (Kanıya derge) çeşmesiAltı bulak çeşmesi ilçenin güneyindeki surun alt kısmında bulun­maktadır. Çeşme 6 bulaktan oluşmaktadır. Adını da buradan almaktadır. Daha önceleri çeşmenin üzerinde iki kitabe varmış ancak altın arayıcı­ların hüsranına uğramış. Halk dilinde «Kaniya Derge» olarak geçmek­tedir. Tarihi hakkında her hangi bir esere rasthyamadık. Ya Eyyübiler'-den ya da Artuklulardan kalma bir eser olduğu tartışmasızdır.e7 Kızlar çeşmesi7 Kızlar çeşmeleri İlçenin güneyindeki surların alt diplerinde, 50 metre aralıklıklarla uzaklıktadırlar. Batıdan doğuya doğru 1. çeşmenin adı Belkisa, 2. Fatma, 3. Ayşa, 4. Zübeyr, 5. Hamide, 6. Melika, 7. ise Geza olarak bilinmektedir.Bazı rivayetlere göre 7 kız kardeşin Eyyübilerden olduğunu, savaş­larda şehit düştükleri söylenmektedir. Şimdi bu çeşmeler ziyaretgah ola­rak bilinmekte olup özellikle suyu alerji,, romatizma ve korkulara iyi gel­mektedir. Yapılan deneyler sonucunda gerçekten bu suların şifalı olduğu anlaşılmıştır.Ması çşmesiAltıbulak çeşmesinin 20 metre yukarısında bulunan Ması çeşmesi için İlçenin yaşlıları, burada bir kral kızının boğulduğunu ve o gün, bugün kralm kızı Ması'nm bu nedenle kullandığını söylüyorlar.

Büyük ve küçük çeşmelerBüyük ve küçük çeşmeler halk arasında ziyaretgah olarak kullanıl­maktadır. Bu çeşmelerle ilgili olarak herhangi bir esere rastlanılmamış­tır. Her iki çeşme şehrin su ihtiyacının tamamını karşılıyabilmektedir. Arta kalan sular ise Belediye tarafından her yıl ihalesi yapılarak tarla tarımında kullanılmaktadır.Albat dağının »eteklerinde bulunan çeşmenin şehirden uzaklık mesa­fesi 1,5 km. dir. Suyun soğuk oluşundan 42 derece sıcaklıkta bu suya girmek için cesaret ister. Kışın ise bu su sıcak olur.Yaşar Parlak.Silvan.Ank.1997.

 

Diyarbakır Su Sistemiİlimizdeki mevcut içmesuyu iki ana gruptan ibarettir; kaynak suları ve derinkuyulardan dalgıç pompalarla çıkarılan sular.Gözeli su kaynakları ve 20 kuyudan dalgıç pompa ile çıkarılan sular Bağlarbaşı anasu deposuna isale hattı ile gelmekte ve dağıtımı yapılmaktadır. Ayrıca şehirdeki mevcutdepolardan dalgıç motorlarla su çıkarılıp dağıtılmaktadır.İçmesuyu ana kaynaklarının başında Gözeli su membası gelmektedir. Diyarbakır’ınen eski su kaynağıdır. Zamanla kaynağın su kapasitesi artırılmıştır. Bu kaynaktan sağlananiçme suyu 810 L/s kapasiteli bir isale hattı ile şehir şebekesine verilmektedir. Ayrıcaşehrimizin değişik semtlerinde bulunan 3 kaynak ve bir su sondaj kuyusu mevcuttur.Bunlardan Alipınar su kaynağı 50 L/s civarında bir debiye sahip olup kaynak üzerindekurulmuştur.               Aynı şekilde pompa sistemi ile suları şehir şebekesine verilen Anzele su kaynağı150 L/s, İçkale su kaynağı ise 40 L/s’lik bir debiye sahiptir. Koşuyolu su sondajkuyusunun debisi ise 15 L/s’dir. Bu su direkt olarak şehir içme suyu şebekesineverilmektedir. Halen 34 su kuyusu mevcuttur.İlimizde kullanılan yıllık ortalama içme suyu miktarı 30000000 m3’dür.İlimizde içme ve kullanma suyu ile ilgili paket proje kapsamında Dicle Barajı şehiriçme suyu isale hattı, isale hattı üzerinden yapılacak hamsu arıtma tesisleri, şehir içi içmesuyu projesi, şehir içi kanalizasyon şebekesi projesi, yüklenici firma tarafından yapılmayabaşlanmıştır.Su kirliliği için özel klorlama cihazları kullanılmaktadır. Klorlamanın sağlıklıyapılıp yapılmadığı her gün Çevre Sağlık Müdürlüğü teknisyenlerince şehrin çeşitliyerlerinden alınan su numunelerin tahlili ile denetlenmektedir. İlimizde içme ve kullanmasularının Hıfzıssıhha Müdürlüğü tarafından kimyasal ve bakteriyolojik analizleriyapılmakta olup Çevre Sağlık Müdürlüğü’nce kontrolü yapılmaktadır.Atık Su Sistemi, Kanalizasyon ve Arıtma Sistemi:Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, atık su arıtma tesisi DİSKİ Genel Müdürlüğütarafından faaliyete geçirilmiştir. Büyükşehir Belediyesine tabi olan atık su arıtma tesisi, şuanda % 30 verimle, mekanik olarak arıtma yapmaktadır.Şehirdeki evsel atıksular yaklaşık 300 km uzunluğunda toplama sistemi iletoplanarak, toplam 17 km uzunluğunda çapları 700 mm ile 1800 mm arasında değişenkolektör hatlarına bağlanarak 2000 mm’ lik tek bir kolektör hattı ile cazibeli bir şekildearıtılmak üzere Atık su arıtma tesisine verilmektedir.

Kent içindeki atık suların toplanıp bunların tekrar kullanıma sunulması amacıylayapılan toplama sistemleri üç alt kademe belediyesinden, Suriçi ve Yenişehir Belediyesisınırları dahilinde tamamlanmış olup, Bağlar Belediyesi sınırları dahilindeki yerleşimalanlarında tamamlama çalışmaları sürdürülmektedir. Alt yapısı tamamen yenilenmiş olanSuriçi Belediyesi sınırları dahilinde evsel atık sular ve yağmur suları için ayrı toplamasistemleri yerleştirilmiş olmakla birlikte, büyük oranda eski toplama sistemlerininkullanıldığı diğer yerleşim alanlarında evsel atık sular ve yağmur suları henüz aynısistemle toplanmaya devam etmektedirKaynak: Diski Genel MüdürlüğüAtıksu arıtma tesisi çamur arıtım ünitesinden çıkan çürümüş çamurlar gerekli analizve araştırmalardan sonra uygun bulunursa tarım arazilerinde toprak iyileştirici ve gübreşeklinde kullanılması düşünülmektedir. Çıkacak olan metan gazının ise ısınma amaçlıkullanılması planlanmaktadır.T.C.DİYARBAKIR VALİLİĞİİL ÇEVRE VE ORMAN MÜDÜRLÜĞÜDİYARBAKIR 2004İL ÇEVRE DURUM RAPORUDİYARBAKIR - 2005

 

Diyarbakırda su tarihindeKaracadağEsma   OCAKDiyarbakır'ı tarihten değil, Tarihi Diyarba­kır'dan öğrenebilirsiniz. - Tarihçi sözü.Eski tarihlerin birinde, Diyarbakır'ın güneybatısını genç mi genç, yeşil mi yeşil bir dağ kaplar, bağrından püsküren lavla­rın karattığı bazalt taşların altından, ya­nından yöresinden sular fıskmrmış. Altına güneş geçirmez sıklıktaki ağaçlarla kaplı bu yeşilli karalı dağın adı KARACA­DAĞ 'mış. Eteklerine konup kalkan aşiret­lerin, yaylasında otlayan sürülerin, ya­maçlarında yayılan atların, düzlüğüne çö­küp kalkan develerin ağaçları arasında tur atan kuş çeşitlerinin oğul veren an kovan­larının haddi var, hesabı yokmuş.Yüzyıllar boyu sürdüregeldiği misafir­perverliği gereği, sonu gelmez kervanlara, tilki, geyik, kurt, kuş katarlarıyla, yaban keçisi sürülerine kol, kucak açar, dorukla­rında uçuşan bulutlara baş değdirebilmek sevdasıyla dinçleştikçe dinçleşirmiş. Am­ma ve lakin günün birinde görkemine göz diken azılı bir canavar, varlığını yok et­mek ihtirasıyla üstüne doğru yürüyüp, dipten doruğa yalayıp yutmak suretiyle, bugünkü duruma düşürmüş zavallıcığı.Asırlardan beri az ötesindeki topraklann altında yatıp uyuyan bu canavann adı bakır madeni, dürtükleyip uykudan uyandıranı da, devletmiş. Eşe dese devire, çevire altını üstüne getire kazmalaya damanna parmak basınca, öyle bir öfkeyle silkinip, başım topraktan çıkararak kükremiş ki, korkudan ödü kopan Karacadağ, olduğu yere siniver-miş. Nasıl sinmesin ki? Boynuna geçirdik­leri kemendi ellerinde tutan devlet adamla­rının, bu canavarı hale yola sokmak için yakmayı planlayıp, altına verilecek odunu kendisinden temin etmeye kalkışabilecek­leri korkusuna kapılmış. "Aman! yaman" diyemeden de korktuğuna uğramış.Devrin boş beyinli idarecileri kafa ka­faya vererek, bir sürü istişarede, fikir alış verişinde bulunduktan sonra, akıl almaz bir sorumlulukla katline ferman hazırla-mışlar. Koca Karacadağ'm.Bulunan madeni eritip bakıra dönüş­türmek için, o bölgeye bilmem kaç katır yükü odun getirecek olanlann askerlikten affedilecekleri yasasını çıkarmışlar. Yasa ilan edilir edilmez, eli balta tutan herkesle birlikte, çevre kent, ilçe ve köylerden akın akın, ordular halinde gelenlerin tecavüzü­ne uğramış. O devletten bu zillete, o beka­retten bu saldırıya uğrayışa nasıl dayansın cömertliği, mertliği, güzelliği ile göğsünü bir kalkan gibi sivriltip duran Karacadağ? Kahrından, utancından yerin dibine gir­mek istercesine suyunu selini karnına çe­kip, ölüm gibi ağır bir uykuya dalmış.İsterseniz biz sizinle Karacadağ'm bu günkü hallere düşmeden önceki yıllara doğru şöyle hayali bir yolculuk yapıp, ta­rih ve edebiyetaımza damgasını vuran bir olayı birlikte yaşayalım.1554 yılında İran seferinden hasta ola­rak dönen Muhteşem Süleyman o hüküm­darlar hükümdarı Kanuni Sultan Süley­man, konaklamak üzere, otağını Karaca­dağ'm eteğindeki ormanlığa kurdurtarak istirahate çekilmiş, ciğerlerinden rahatsız-mış. Yorgunluğuna, stres ve heyecanlarına eklenen terleyip üşümelerden, iştahsızlıkla yoklayan ateşlerden zayıflayıp bitkin dü­şen bu ülkeler fatihi dev yürekli, narin ya­pılı hünkann gönlü, ölüme yenik düşerek bu güzelim dünyayı, bu koca imparatorlu­ğun hükümdarlığını bu yaşta ve böyle feci bir şekilde bırakıp gitmeye razı gelmedi­ğinden, Azraille cedelleşmeye başlamış. Tutuştukları güreşten yenik çıkmak üzere olduğunu algılayınca, zaptettiği kalelerin, kazandığı zaferlerin, sahibi bulunduğu debdebe ve daratın tümü nazarında sıfıra inmiş. Müthiş bir yıkım içine girdiğinden, yüzüne, acılı, hüzünlü, sert çizgiler otur­muş. Başucunda bekleyen hekimlerinin önerileriyle yapıp sundukları ilaçları red­deder bir umutsuzluk içinde yıkılıp kaldığı yatağında ateşin etkisiyle sayıklayıp, öteki dünya seferine hazırlanırken, ilerleyen günlerin, ciğerlerini zorlayannefesine ra­hatlamaya benzer bir hafiflik getirdiğinisezgileyerek, cılız da olsa yaşama dönebi­leceği gibi bir umuda kapılmış.Bu Karacadağ'ı kuşatan ağaçların sal­gıladığı oksijeni soluyup, eşi benzeri gö­rülmemiş kalitedeki HAMRAVAT suyunu içerek, şifalı otlarıyla beslenen koyunların yağından, yoğurdundan, arıların çiçekle­rinden derledikleri baldan az az da olsa yiyebilmenin sağladığı iyiye doğru gidiş, Hükümdara önceden verdiği yola devam emrini erteletmiş karan aldırmış..Bir rivayete göre kırk gün, diğer bir söylentiye göre de iki ay burada kalarak, iyiden iyiye sağlığına kavuştuktan sonra yol hazırlıklarını başlatmış.Geçirdiği hayal kırıkhğıyla dolu ateşli, acı veren evreler, sağlığın, hatta bir tek soluk alıp verişin bile hiç bir görkem, hiç bir şan ve şöhret, hiç bir rütbe ve varlıkla kıyaslanamayacak değerde bir nimet ol­duğunu ruhuyla benliğine çok etkileyici bir biçimde yerleştirmiş olacak ki;Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıh­hat gibi.Dizelerini atlattığı bu badireden sonra Karacadağ eteklerinde yazıp söylemiş.Tamamen sağlığına kavuşup İstanbul'a döndükten sonra, kendisine yeni bir hayat bahşeden Karacadağ'la, bağrından fışkırt­tığı suya karşı duyduğu minneti ödemek kadirbilirliğiyle, baş ustalarından Kasım Çelebi'yi Diyarbakır'a gönderip, ilkel, uyduruk arklar, su yollarıyla kente ulaşan HAMRAVAT suyunu mazbut ve gizli ka­nallarla bir yere kadar getirttikten sonra, yaptıracağı su kemerlerinin üstünden sur içindeki depoya ulaştırmak suretiyle kent halkını çok temiz ve sağlıklı bir suya ka­vuşturması göreviyle vazifelendirmiş.Kanuni Sultan Süleyman hazretlerinin emri şahaneleriyle iki buçuk üç yıl içinde yaptırılan su kemerleriyle kanalların böy­le hoş bir anısı vardır.(Surlu Kentin Sırlı Suyu. Öyküler.1994-1995)

Okunma Sayısı : 7874

PUAN DURUMU

1.Medipol Başakşehir1394031
2.Beşiktaş1385029
Detaylı Puan Tablosu>>
LİNKLER
Güvenli bir şekilde paykasa satın alın!
Copyright ©2007 Diyarın Sesi. Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya
<-- end Facebook video code--> <--end kaynak-->
Yukarı Çık