1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Diyarbakır'da katrilyonluk arazi gaspı
Diyarbakır'da katrilyonluk arazi gaspı

Diyarbakır'da katrilyonluk arazi gaspı

1890'dan beri tapusu Işık ailesinde olan Kutlu köyündeki 17 bin 900 dönümlük arazi kayıtlara rağmen dağıtıldı. Aile dava açtı

A+A-

Liceli iki kızkardeş 1500'lü yıllardan beri miri olarak, 1890'dan beri olarak da tapulu olarak kendilerine ait 17 bin 900 dönümlük arazilerinin gasp edildiğini söyleyerek hukuk savaşı başlattı. Yasal tapularına, vergi kayıtlarına, kroki-haritalarına ve devletten alınan gelir desteği belgelerine rağmen, köylerine giren kadastronun bütün topraklarına el koyarak köylülere dağıttığını söyleyen Dilaviz ve Uğur Işık kardeşler, Silvan Barajı'nın suları altında kalacak köyün arazilerinin bedelinin katrilyonu bulacağını söylüyor.

Dilaviz Işık (70) ve Uğur Işık (58), Lice beylerinin iki kızı. Yavuz Sultan Selim döneminde beylik verilen ailenin yaşayan iki varisi. Dilaviz Işık emekli bir avukat, kızkardeşi Uğur Işık ise bir nükleer tıp uzmanı. Eğitim hayatları ve meslekleri nedeniyle topraktan uzak bir şekilde geçiren iki kızkardeş 1987'de babaları Sıddık Işık'ın ölümüyle onbinlerce dönüm arazinin sahibi oldu. Bu arazilerin önemli bir kısmı Lice'nin en büyük köyü olan Kutlu köyündeydi. 1994'te yakılan köy uzun süre boş kaldı. 200 yılında devletin de teşvikiyle köylüler köylerine geri döndüler. Köyün arazisinin 16 bin 900 dönümüne sahip olan Işık kardeşler de, köylülerin kendi tapulu arazilerini kullanmasına izin verdi. Ancak her yıl vergilerini ödediler, köylülerle sembolik kira sözleşmeleri yaptılar. Ne olduysa 2011 yılında köye kadastronun girmesiyle oldu. Kadastro çalışmaları sırasında, Işık kardeşlerin iddiasıyla köy muhtarı ve Diyarbakır Kadastro Müdürlüğü'nde var olduğu düşünülen bir çete aracılığıyla bütün topraklarına el kondu. Hem de ellerinde tapuları, krokileri, haritaları, dava kararları olmasına rağmen. Bu öyle bir gasptı ki; kendilerine ait topraklardan bir karış bile alamayan Işık kardeşlerin toprakları, köyün bütün hanelerine dağıtıldı. Hem de aynı haneden kocaya, karıya, oğula, kıza olmak üzere bol keseden. Hatta bir kişiye köyün değişik yerlerinden 5-6 kez toprak bile verildi. Bu olaydan sonra muhtarın Audi A-3 ile gezdiği köyde, iki kızkardeş bir yıldır topraklarını geri alma mücadelesi veriyor ve bunların başlarına kimsesiz iki kadın olduğu için geldiğini söylüyorlar. Yakında yapımına başlanacak Silvan Barajı'nın altında kalacak olan arazinin değerinin katrilyonları bulduğu belirtiliyor.


1891'DEN TAPULU ARAZİ

Bir dönümünün milyarlar ettiği ve oldukça verimli topraklara sahip arazilerle ilgili bir yıldır hukuk savaşı başlatan Uğur ve Dilaviz Işık'la Diyarbakır'daki evlerinde buluştuk. Işık kardeşler, yaşadıklarına inanamıyor ve ellerindeki bütün yasal belgelere rağmen, topraklarının ellerinden alınmasının üzüntüsünü yaşıyor. Kadastro çalışmalarının 15 Ekim 2012'de sonlandırıldığını söyleyen kardeşler, babalarından 2005 yılında adlarına tescili edilen 16 bin 900 dönümlük arazinin bir karışının dahi bu kadastro çalışmalarında kendilerine yazılmadığını söyleyen kardeşler şunları anlatıyor: "İlgililerden bilgi sorduğumuzda bize hiçbir bilgi verilmedi. Fakat bize ait bütün parsellerin malik hanesi açık-davalı bırakıldığını gördük. Bu konuyla ilgili verdiğimiz bütün dilekçelerde bunun haksızlık olduğunu belirttik ama haykırışlarımız hiç kaale alınmadı." Tapuca maliki ve zilyeti oldukları araziyle ilgili kimseye açtıkları ve kimsenin de kendilerine açtıkları bir davanın olmadığını, dolayısıyla bu ifadenin kanunu yanıltmak olduğunu söyleyen Uğur Işık, düzenlenen sahte belgelerle topraklarının ellerinden alındığını söylüyor. Işık ailesinin arazilerinin şöyle bir özelliği var: Kardeşler eski takvime göre 1309'dan (1891) beri toprakların kendilerine ait olduğunu, 1938'den beri tahrir kayıt defterlerinden başlayarak ailenin vergileri ödediğini, 1957-1958-1962 ve 2005 yıllarına ait tedavül kayıtlarıyla topraklarla ilişkilerini kanıtlıyorlar. Ayrıca söz konusu 16 bin 900 dönüm için Tarım Bakanlığı'ndan doğrudan gelir desteği aldıklarını, çiftçi kayıt defterleri ve ilçe tahkim komisyonu kararlarıyla da belgeliyorlar. Üstelik bu belgelerde Diyarbakır Valiliği'nin de oluru var. Öte yandan 2005 yılında köyde keşif yapılarak hazırlanmış ve İl Tarım Müdürlüğü tarafından düzenlenen inceleme raporlarıyla, 2007-2008-2009-2010 yıllarına ait doğrudan gelir desteği aldıklarını ve bu arazileri kiraya verdiklerini, noter tastikli kira kontratlarıyla da ispatlamış durumdalar. Öte yandan 1958'te ve 1970'te yapılan toprak reformları döneminde kesinleşmiş mahkeme kararları da onların bu toprakların tek sahipleri olduğunu gösteriyor. Bütün bu belgelerine rağmen, hiçbir itirazları ve kanıtları dikkate alınmayan kızkardeşler, karşı karşıya oldukları uygulamanın keyfilikten öte, açık bir hak gaspı olduğunu belirtiyor.


"ARAZİMİZİ ULUFE GİBİ DAĞITTILAR"

Bir yıldan beri arazilerini almak için savaş veren kızkardeşler; Kadastro İl Müdürü'nün kendilerine "Ben bilmiyorum, muhtar ve bilirkişiler yönlendirdi, ekibimdeki teknisyenler yaptılar, ben ne getirdilerse onayladım" dediğini aktarıyor. Sadece köy muhtarının kendi arazilerinden 5000 dönümünü kendi adına tescil ettiğini anlatan Dr. Uğur Işık; "Muhtarın ve bilirkişilerin hak gaspına kadastrocuların göz yummasının basit bir yanlışlık olmadığı ortadadır. Malımızı ulufe gibi dağıtmışlar" diyor. Arazilerinin gaspıyla ilgili Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'ne başvurduklarını da söyleyen Işık; 16 aydır dilekçelerine yanıt verilmediğini, bu süreden sonra Diyarbakır Bölge Müdürlüğü tarafından gönderilen bir uzmana tapu kayıtları, genel arazi tahrir ve vergi kayıtlarını, mahkeme kararlarını, parselasyona ilişkin toprak tevzi komisyonu zamanındaki bilirkişi raporlarını ve bu raporlara ilişkin çizilen harita-krokileri teslim ettiğini söylüyor. Bu belgelerin yok sayıldığını ve yıldırma politikasına tabi tutulduklarını söyleyen Işık sözlerini şöyle sürdürüyor: "TC antetli en son 2005'te tarafımıza intikali yapılmış tapulara 'eski tapu', mahkeme kararlarına 'sahte karar', o dönemki mühürlere 'patates mühür', çizilen krokilere 'yanlış ve yanlı çizilen krokiler' ve bize de sahtekar deniliyor." Diyarbakır Kadastro İl Müdürü Mahmut Alyakut ile Mehmet Hamidanoğlu, Mehmet Emin Türk, Süleyman Demir ve Mehmet Doğan hakkında suç duyurusunda da bulunmuş.


DİLAVİZ IŞIK: "1500'LÜ YILLARDAN BERİ AİLENİN TOPRAKLARI"

"Bu topraklar babamın. Köylüler icar usulü ekip biçiyordu. Sanayinin çok etkili olmadığı dönemlerde, güç olarak toprağa yatırım yapılmış. 120 yıllık tapularımız var. Ama onun öncesinde miri olarak da bizim topraklarımızmış. Bizim ailemiz Lice Beyleri olarak bilinir. Ama halkıyla hemdert olmuş bir beylik. Son derece mütevazı yaşamışlar, hem yokluğu hem varlığı yaşamışlar. Dönem içerisinde sürgünler de yaşamışlar. 1500'lü yıllarda Yavuz Sultan Selim zamanında Lice-Atak beyliği bizim ailemize verilmiş. Abdulhamit zamanında miri topraklar, mülkiyete de alınmış satın alınarak. Ailemiz Şerefname'de de anılır; Vakıf Ahmet Bey, Mir Ahmet Bey, Mir Hüseyin bey ailemizin bilinen simaları. Babam 1986'da vefat etti; o seneye kadar bu toprakları ekip biçti. Bizim kızları olarak çiftçi kimliğimiz yok, ama hep Diyarbakır'da yaşadık, hep bir ayağımız köylerimizde oldu. Biz kendi topraklarımızı yoksullarla paylaşmaya hazırız ama maruz kaldığımız hırsızlığı içimize sindiremiyoruz. Ama bu insanlar bizim bütün varlığımızı aldılar, çünkü bizi iki sahipsiz kadın olarak görüyorlar. Defalarca Ankara'ya gittik, gelip yaptıkları incelemelerin raporlarını bile bizden gizlediler. Noterden ihtarnamelerle bilgi edinebildik sadece. Üstelik arazimizi sulu tarım arazisi göstermişler, halbuki orada sadece kuru tarım yapılıyor. Bunun nedeni köy sular altında kaldığında, sulu arazinin bedelinin çok daha yüksek olduğu."


UĞUR IŞIK: "İYİLİK YAPTIK, KÖTÜLÜK GÖRDÜK"

Bizler eğitimli insanlarız. Ben toplum meseleleriyle ilgileniyorum, tıp doktorluğu yapıyorum, sanatla ilgileniyorum. Ben görgüsüzlük yapmadan, orası benim toprağım demeden, topraklarımı kullanmalarına yıllarca izin verdim. Bizim zulüm yapan bir geleneğimiz yok. Bizim efendiliğimize, iyiliğimize teşekkür etmeleri gerekirken; köylüler ve kadastro çetesi el birliğiyle topraklarımıza el koyacak kadar pervasızlaştılar. Bu bizim için artık bir onur meselesi haline geldi. Birkaç hafta önce suç duyurusunu da yaptık. Görevini ihmal eden herkesin görevden alınmasını ve topraklarımızın bize iadesini istiyoruz. Bizim tapu dahili sattığımız 6 bin dönüm arazi var, ama geri kalan 16 bin 900 arazi kesinlikle satılmış değil. Ama muhtar, ki dedesi bizim kahyamızdı, babamın bu arazileri 1970'lerde sözlü olarak sattığını ileri sürüyor. Yok böyle bir şey çünkü babam ömrünün sonuna kadar orada yaşadı, orada buğday, meyve, fıstık, pamuk ekip biçti. Burası muz cumhuriyeti mi? Bu yapılan bir gasptır, hırsızlıktır. Bizim arazimizin böyle dağıtılması için ölmüş olmamız, tapusuz olması lazım. Ama biz yaşıyoruz ve elimizde tapularımız, kira kontratlarımız ve birçok belgemiz var."

HABERE YORUM KAT