08 Aralık 2016 Perşembe
  • Diyarbakır4 °C
  • İstanbul5 °C
  • Ankara-6 °C
  • Antalya11 °C
  • İzmir5 °C
  • IMKB
    0.00
    %
  • Altın
    127,562
    %-0.21
  • Dolar
    3,3741
    %-0.43
  • Euro
    3,6333
    %-0.34

Diyarbakır'da adliye

Diyarbakır'da adliye

27 Temmuz 2008 Pazar 17:52

Kuruluşundan itibaren şer’i kaza usulünü benimseyen Osmanlı’da yargı yetkisi şer’iyye mahkemeleri ve mahkemelerin idarecisi kadılardadır

Kuruluşundan itibaren şer’i kaza usulünü benimseyen Osmanlı’da yargı yetkisi şer’iyye mahkemeleri ve mahkemelerin idarecisi kadılardadırMedrses tahsili görüp icazet alanlar arasından  kadılar tayin edilirdi.Kadıların tayin,azl ve nakillerini Anadolu ve Rumeli Kazaskerlikleri dairesi yapardıİlmiye sınıfından gelen kadılar,ilmiye sınıfının dereceleriyle iç içe olan bazı derecelere ayrılmışlardı.Bu derecelendirmeyi genel olarak ikiye ayırabiliriz.Eyalet ve sancak kadılıkları ile büyük ve küçük kaza kadılıkları.Hiyerarşide meydana gelmesi muhtemel tıkanıklıkları önlemek ve mahalli halk ile yakınlaşmamaları için kadı’ların tayin süreleri kısa tutulmuştur.Bu süre mevleviye kadılıkları için bir yıl,kaza kadılıkları için 20 aydır         XVI. asırdan itibaren Diyarbakır kadılığı ‘mevleviyet’ payeli kadılıklar arasına girmiştir.XVI.yüzyıl ortalarından,XVII.Yüzyıl sonlarına kadar Eyüp ve Üsküdar kadılığından alınan kadılara Diyarbakır kaldığı verilirdi.Dihyarbakır’dan azlonunan kadılar Filibe ve Bağdat kadısı olurdu.        Mahkemelerde toplumun saygın kişilerinden seçilen,her mahkemede de genelde farklı olan şuhudü’l-hal ismi verilen jüriler bulıunmaktaydı.

.(İbrahim Özcoşar.315 no’lu Diyarbakır şeriyye sicili.D.Ü.Tarih Bilim dalı yüksek  lisans tezi.2000.s.259-264

 

Yargı alanında da gayrimüslimlerin etkin görevlerde bulunduğunu görmek mümkündür. Tanzimat ile ikiye ayrılan mahkemelerden, Şeriyye Mahkemeleri’nde gayrimüslimler yer almazken, Nizamiye Mahkemeleri’nde özellikle; istinaf hukuk, istinaf ceza, bidayet hukuk ve ticaret mahkemelerinde neredeyse gayrimüslimler eşit oranlarda yer almışlardır. 1301 tarihinde Diyarbakır’da bulunan avukatlardan biri Müslüman iken, 4’ü gayrimüslimdir. 1308’de Diyarbakır’da bulunan avukatların dördü de gayrimüslimdir. Bunlar; Bogos Efendi, İrmoş Efendi, Aynokyan Efendi, Dabağyan Natık Efendilerdir. Ticaret Mahkemesi’nin reisi Müslüman iken, daimi azalardan biri gayrimüslimdir.Yerel güvenlik teşkilatının henüz yapılandırıldığı Tanzimat sonrasında, polis taburlarında gayrimüslimlere de yer verilmiştir. 1308/1890 tarihinde, polis taburunda Kırikor Efendi adında iki ayrı polis görevlisi yer alırken, 1317/1899 tarihli salnamede bu kategoride görevli 9 memurun ikisi gayrimüslimdir. Bunlar; Hanna Efendi ve Mığırdiç Efendi’dir. 1301 tarihinde, mevcut bulunan Polis Meclisi’nde Mülazım-ı Sani derecesinde Ohannes Efendi görev almıştır. 1302’de polis taburunun 1. bölüğünde 1 Müslüman ve 2 gayrimüslim görevlidir. Hapishane Müdüriyeti’nde 1. sınıfta 2 gayrimüslim, 2 Müslüman, 2. sınıfta ise sadece gayrimüslimler yer almıştır.www.suryanilik.com

 

Kadı

Osmanlılarda ehl-i fıkh diye tabir edilen ulema kesimi, tedris (öğretim), ifta (fetva) ve kaza (yargı) gibi üç alanda görevler üstlenmiş durumdaydı.Eğitim ve öğretim işlerini müderrisler, sosyal hayatın meselelerini şeriata uygun bir şekilde çözümlemeyi müftüler yerine getirirken, kişiler arasında meydana gelen anlaşmazlıkları İslâm şeriatına ve örfe göre halletmek kadıların vazifesi idi.Kadı, en genel tarifle kaza yani yargı işlerine bakan görevliye verilen bir unvandır. Ahali arasında vuku bulan ihtilafların çözülmesi maksadıyla İslâmiyet’in ilk devirlerinden itibaren var olan bu müessese, Osmanlıların da ilk dönemlerinden itibaren varlığını göstermiştir. Osmanlılar’da kadı tayininde, ilk dönem İslâm devletlerindeki usullere riayet ederek, tanınmış kişileri kadılığa tayin etmişlerdir. Osmanlı Devleti’nde, beylik dönemlerinden itibaren fethedilen yerlere hukuku temsil etmek üzere bir kadı ve idareyi temsilen bir subaşı tayini yerleşmiş bir gelenekti. Osmanlı kadısının İslâm devletleri içinde özgün bir yeri ve konumu olup adliye ve mülkiye görevlisi idi. Kendisinden önce görev yapmış İslâm devletlerindeki meslektaşlarından çok daha geniş yetkilerle donatılmıştı. Şer‛î mahkemelerde şer‛î ve hukukî bütün meseleler Hanefî mezhebi üzerine çözümlenirdi. Aynı zamanda şer‛î mahkemelerden başka bir mahkeme de bulunmuyordu.Şer‛î mahkemeler Osmanlı Devleti’nin başlangıcından itibaren medenî hukuk ve ceza davalarına bakmak salâhiyetine haiz idi. Her kaza merkezinde bir şeriat mahkemesi bulunuyor ve bunların başında birer kadı görev yapıyordu. Büyük kaza ve şehirlerde davalara bakmak için mahkeme binaları tahsis edilirken, bulunmayan yerlerde davalar kadının ikamet ettiği evde veya camide görülüyordu.Kadıların görev süresi hakkında, İsmail Hakkı Uzunçarşılı 20 ay olduğunu belirtirken, Mustafa Akdağ bir yıl müddet-i örfî, bir yıl da uzatmalı olarak toplam iki yıl olduğunu söylemektedir. Kadıların görev süresi bazen daha kısa bazen de daha uzun olduğu gözlenmektedir.Asli görevi, ahali arasındaki anlaşmazlıkları çözümlemek olan ve padişah beratı ile tayin olunan kadılar, sultanın emrettiği her hususta hüküm vermekle yetkili kılındıklarından idarî, malî, askerî, beledî gibi işlerle de meşgul olmaktaydılar. Böylelikle Osmanlı Devleti’nde yargı ve yürütme işleri birlikte yan yana yürütülmüştür.Şer'iyye sicillerinde, sancak ve kaza kadılarının ne kadar geniş bir yetkiye sahip olduklarını, hemen hemen her konuda bir karar mercii ve sorumluluk sahibi olduğunu görmekteyiz. Halk arasında vuku bulan adlî davaların görülmesinin yanı sıra, örneğin; yaralama olaylarında suçlunun bulunarak cezalandırılması, katillerin yakalanması, öldürülen kişinin diyetinin tespiti ve alınması, vefat eden kişinin terekesinin tespit edilerek varislerine dağıtılması gibi hukuk alanında, cami ve mescitlerin imam ve hatip ve mütevelli tayini, kayyım, devirhan, müderris ataması, tekke, zâviye ve medrese gibi kurumların mütevellisinin ve diğer görevlilerinin tayini, vakıflarda zuhur eden mütevellilik anlaşmazlıklarının çözümü, sancağa atanan mutasarrıfın gelinceye kadar yerine vekilin göreve başlatılması ve bu işin takibi gibi idarî alanda, bulundukları sancak ve kazalarda zuhur eden eşkıya taifesinin takibi, yakalanması ve suçluların cezalandırılması, askerden kaçan ve mukabilinde eşkıyalık yapanları tespit ederek orduya teslim edilmesi, askeri seferler zamanında asker toplanması ve bunların isimlerinin tespiti, sefere çıkan asker için zahire temin edilmesi ve sefer için deve temini gibi askeri alanda, Avârız ve nüzül hanelerin tespit edilmesi ve bu vergilerin tahsili, imdâd-ı seferiyye ve imdâd-ı hazeriyye gibi vergilerin kaza, köy ve mahallelere taksimi ve toplanması, yine ayrıca sürsat ve beldar vergisi, arpa baha vergisi, ağnam rüsûmu gibi vergilerin tahsil edilmesi, çarşı ve pazarda satılan malların fiyatının belirlenmesi ve fahiş fiyata satılmasını engelleme, işletilmesi gereken toprak ve arazilerin timar tevcihi, tedavülde bulunan paraların kur ayarının takibi ve bunda olabilecek yolsuzlukları engelleme gibi mâlî alanda daha pek çok sayabileceğimiz hususta görev ve sorumlulukları olmuştur.Kadıların maaşları rütbelerine ve görev yaptıkları yerlere göre değişiklik arz ediyordu. Kasaba kadılıkları, sınıflarına göre 45 akçe ile 150 akçe arasında gündelikleri farklılık gösteren kadılar tarafından idare ediliyorlardı. Sancak ve eyalet merkezi olan şehirlerdeki kadılıklar ise mevleviyet sureti ile tevcih ediliyordu. Mevleviyet de iki çeşit olup, 300 akçeli sancak ve bazı eyalet merkezleri, 500 akçeli önemli vilayetlerin kadılıkları idi.(Vikipedi)

GörevleriOsmanlı kadısının mülkî, adlî, beledî, askerî alanlardaki görevlerini sırasıyla siyasî, sosyal ve ekonomik olarak sıralanabilir. Siyasî görevleri; sefer-i hümayun sırasında geçilecek yol, köprü, çeşmelerin tamiri, erzak temini, gerekli okçu, kürekçi, beygir temini, bunların nakli için iskelelerde at gemilerinin hazırlanması. Yol ve konaklama tesislerini önceden kontrol ve bilhassa toplanan verginin orduya seri’an yetiştirilmesiydi. Ülkede zaman zaman çeşitli şehirlerde kahvehane ve meyhaneler kapatılır, bunları kapatmak ve yasağı gözetmek. Bu gibi yerlerin kapatılması için merkeze şikâyet. Şehrin kalesinin muhafazasındaki kale dizdarları ve dizdarbaşılarının sorumluluğu ve bunların denetimi. Bir tarihte Yoros Kalesi dizdarı Sadullah’ın kale içindeki evleri otla doldurduğu ve gece bağ ve bahçesine gidip kale hıfzında bulunmadığının teftişi Yoros kadısına emrediliyordu. Yine şehir ve kalelerin muhafazası için olur olmaz yerlere ev ve dükkân yapılmaması, kalenin imar ve savunma nizamının gözetilmesi. Devşirme işleri ve devşirme eminlerinin denetimi. Bir yerin aranması ve baskın düzenlenmesi veya bazı şahısların tevkifinde kadı emrinin gerekli olması. İmam ve müezzin tayini. Vakıf mütevellilerini denetlediği gibi tekkelerin kontrolünü yapmak, ehliyetsiz derviş ve şeyhlerin halkı ifsat etmemesini sağlama. Aynı şekilde vakıf medreselerinin nizamını gözetir, usulsüz müderrisler ve idare hakkında merkeze arzda bulunur ve bilhassa talebenin durumunu denetler. Yargıçlık fonksiyonunu yerine getirmesi. Askerî sınıf mensuplarını (vergiden muaf müslim, gayrimüslim yönetici ve yönetime yardımcı olmaktan dolayı imtiyaz ve ihtiyar sahibi olmuş zümre) teftiş etme. Sosyal görevleri; yetim mallarının idaresi, nafaka tayini, miras, evlilik akdi, cemaatin isteklerini merkeze bildirme. Şehirlerin alt yapısal düzenlenmesi ve imar nizamının korunması bu nedenle vakıf mütevellilerini kontrol ve azl yetkisi vardır. Medreseleri kontrol etmek, müderrislerin tayin ve azli için arz yetkisi, imaretlerin ve talebe-i ulumun iaşesini denetlemek ve gözetmek. Ekonomik olarak da; vüzera haslarının kontrolü, mukataa işlerinin kontrolü ve denetimi, alacak senedi ve kefalet senetlerinin tanzimi, zanaatkâr ve esnafın kontrolü. İstifçilik ve karaborsacılık faaliyetlerini önleme. Ülkede pazaryeri değişikliği, bürokratik ihtisaslaşmanın olmadığı bir cemiyette belediyenin iktisadî kontrolü, çarşı, pazar denetimi, her yıl ürün ve hizmetlere muhtesip, lonca kethüdası ve yiğitbaşılarıyla narh konması. Avarız hanelerinin kaydı ve muhafazası ve bu verginin toplanması, para rayicine dikkat etmek, rayicden fazlasına sikke mübadelesini önlemek; tedavülde kalp veya kırık sikke bulundurulmasına mani olarak, müsebbiplerini cezalandırmak. Mukataaya verilecek yerler için mukataa sahibine iltizam tezkiresi vermek ve mukataa beratının sicile kaydı. Bu üç sınıfta topladığımız kadıların görevleri salt olarak sadece belirtildiği sınıfta ele almak yanlış olur ve bütün görevleri etkileri iç içedir. Kadir Arslanboğa. Osmanlı'da kadılık.Kardelen.derg.sayı .55..2008

Adliyemizin Tarihçesi

       Diyarbakır Adliyesi 1997 yılına kadar Suriçi semtinde eski tarihi bir binada hizmet vermekteydi lakin binanın yeterli büyüklükte olmamasından dolayı ve bir kısım idari birimlerinin farklı binalarda dağınık bir şekilde olmasından dolayı yeni Adliye Sarayı inşa edildi ve 1997 yılının Adli Tatil döneminde faaliyete sokuldu. Yeni binamız modern mimari ile inşa edilmiş olup zemin ile birlikte beş kattan oluşmakta ve 320 oda, 26 duruşma salonu, yemekhane, garaj, jeneratör, adli emanet ve arşiv depoları ile duruşmalara getirilen tutuklular için özel giriş kısmı ile duruşma salonlarına nakilleri için özel merdivenler inşa edilmiş olup binanın diğer bölümlerin' den bağımsız bekleme yerinden direkt duruşma salonlarına aktarılmaları sağlanacak şekilde inşa edilen Adliyemizde Adli ve İdari Yargı ünitelerimiz birlikte görev yürütmektedir. İdeal düzeyde olmasa da her birime rahat çalışacak ortam sağlanmıştır. http://www.diyarbakir.adalet.gov.tr/etipi.html

 

Adliye daha önce iç kalede idi.

adliye binası

 

adliye

 

Bugünkü Adliye(altta)

yeni adliye

 

Yeni Emniyet Binası

yeni emniyet binası

 

 

Diyarbakır Kadılarının hiyerarşideki yeriXVI. asırdan itibaren Diyarbakır kadılığı ‘mevleviyet’ payeli kadılıklar arasına girmiştir.XVI.yüzyıl ortalarından,XVII.Yüzyıl sonlarına kadar Eyüp ve Üsküdar kadılığından alınan kadılara Diyarbakır kaldığı verilirdi.Dihyarbakır’dan azlonunan kadılar Filibe ve Bağdat kadısı olurdu.(İbrahim Özcoşar.315 no’lu Diyarbakır şeriyye sicili.D.Ü.Tarih Bilim dalı yüksek  lisans tezi.2000.s.259-264

 

XVII-XX.asırda en üst mevleviyet dereceli kadılar Halep,Kudüs,Şam,Medine,Bursa,Edirne ve Mekke idiİkinci sınıf mevleviyede ise sırasıyla Selanik,Galata,Yenişehir,Filibe,Eyüp,Üsküdar,İzmir,Bağdad,Diyarbekir,Manisa,Sofya,BelgrattıÜçüncü sınıf mevleviyetler ise Ankara,Gelibolu,Mihaliç,Bosna,Sakız,Tarblusgarp,Kayseri,Maraş,Tire,Birgi,Balıkesir;

menemen,Erzurum,Tokat,Mudurnu,Boyabat,Lefkoşe,Kandiye;Kamaniçe.(Ord.Prof.Dr.İ.Hakkı uzunçaşılı:Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı.TTK.Ankara.1984.s.276)

Kutsal topraklarda kadılık yapan Diyarbakırlılar

Hüseyin Diyarbekri. 1573’te Mekke kadılığı yapmıştır.Hamis isimli tarih eseri ,Kabe ve mescid haramın mufassal tasviri isimli Hidiv kütüphanesinde bulunan yazma eseri vardır. Diyarbakır İl Yıllığı-1967.s.265Mukaddes emanetleri Mekke şerifi ile birlikte Yavuz’a teslim eden kişidirNakipoğlu:2 asır önce Medine kadılığı yapmış,ayrılırken Diyarbakır’a ait sakal-ı şerif hediye edilmiştir.(Kaynak:Mevlüthan Mustafa)Kasım Gubari efendi.H.1027 yılında Nekibül Eşraf makamına getirildi.Diyarbakır,Mekke ve İstanbul kadılığı yaptı.Gubari yazı biçimini icat etti.El Amidi Mela Çelebi 1066 yılında vefat etmiştir.Şam kadılığı yapmıştır

Mehmet Çağlayan:Şark Uleması.Şura dağıtım.İst.1996.s.,129,182Mekke kadısı Hacı Ragıp bey:Canip Yıldırım,Ragıp bey’in anne tarafından atası olduğunu belirtir. Orhan Miroğlu:Canip Yıldırım’la Hevsel Bahçesinde Bir Dut Ağacı.İletişim yay.İst.2005.s.72İsmail:XVII.yy’da yaşamıştır.Siyaset-i şer’iyye ve riyaziye isimlieserleri vardır.1721’de Medine kadısı olmuştur.(2000’e beş kala Diyarbakır.Diyarbakır valiliği.1995.s210Mehmet Emin Efendi Medine-i Münevvere kadıs ve Harem-i Muhteremeyn payelidir.Oğlu Abdülaziz efendi h.1284’de Diyarbakır’da  doğdu.Edirne müderrisliği,Siirt,Midyat ve Mardin Liva niyabeti,Van mevleviyetinde bulundu.Sadık Albayrak.Son Devir Osmanlı Umerası.Zafer matb.İst.1980..1//56

 

Defter-i yasahayi livâi Ergani tafsil-i kanunnamei nahiyel Ergani bermucib-i kanun-i Hasan Padişah

1) Evvel reayadan ol kimesnelerklm müslümanlar dürürler ol ziraatlerinderr biştebir alınur imiş 2) ve geru her hane başına bir yük odun bahası alınsa on karaca akçe (32) ve bir yük otluk ve (bir yük 3) saman almur imiş ki her bir cins yük içün onar karaca almur imiş bu üç cins yükün bahâsı on 4) Osman akçesi olur bunlarım alinmasmun mevsimi otluk ve saman harman vaktinde ve odun son güz 5) ayında ol vakit alalar ve resm-i şahnegî deyü otuz iki kile behre alınan yerden bir kile dahi şahnegî 6) almur imiş ve valicek diyu her çift başına iki Amid kilesi gaile almur imiş ki bir îstambul kilesi 7) olur ve her haneden yılda birer gün ırgâdiye dahi alınır imiş ve resm-i ıydlye her karyeden 8) birer koyun alınır imiş âlâsından «yüce ve ednâsından dahi aşağırlark haline göre ve geru her haneden 9) tütüncek diyu altışar tenge (33) dahi almur imiş ki on iki Osman akçesi olur ve resm-i timürcek her haneden 10) bir tenge dahi alınur imiş ki iki Osmanî akçesi olur ve nâyibcek her haneden bir tenge alınır imiş ki ilki Osmanî 11) olur ve divancek dahi her haneden bir tenge alınır imiş ki iki Osmanî olur bunlarun alinmasmun mevsimi 12) evvel bahar nevruzdadır ve bağları olan yerlerden her yüz devekden (S%) bir tenge alınır imiş ki iki Osmanî akçesi olur 13) alınmasının mevsimi üzüm vaktindedir ve resm-i arûsiyye içün dahi her arûsiyyederi bir çizme bahâsı 14) deyu ad vermişler ol alınur imiş nihayet otuz akçe olur ve resm-i âsiyab her âsiyabdan yılda on altı 15) Amid kilesi gaile almır imiş nısfı buğday ve nısfı arpa ki yıllığı elli altı Osmanî akçe olur ve resm-i 16) mevâşî her inekten ve eşekden beşer karaca akçe alınır imiş ki hesabda iki Osmanî ve sülüs düşer ve yonddan (35) 17) on dört karaca akçe alınır imiş ki dört buçuk Osman akçesi olur ve resm-i meralleri dahi her koyuna 18) iki yarım karaca akçe alınır imiş ki üç Itemam olsa bir Osmanî olur bu hesab üzere alına bundan gayri 19) her yüz elli baş davardan bir âlâ koyun ve ger geçidür alınır4miş ve dört 'nügi (36) yağ ve dört nügi 20) kıl ve dört nügi keş ve Göheriz nam karyeden bu zikrolanlardan zayid dört nügi peynir dahi almır imiş 21) bu hususlarki baştan takrir olundı kura müsülmanlarmdan alınır imiş gîru ber karar-i sabık mukarrer kılındı 22) amma bu zikr merâi ve mevaşînün alınmasının mevsimi evvel bahar nevruzdadır olvakit alalar 23) andan mukaddem alınmıya ve şehr-i Ergani cemâatimin müsülmanlarmdan ziraati olanından hums üzere alınır imiş 24) ve bağlarından dahi dört bin karaca akçe maktu' virürler imşi ki bin üç yüz otuz akçei Osmanî 25) olur ve birer yük odun dahi almur imiş bunların dâhi alınmasının mevsimi bağ akçesi 26) üzüm vaktinde ve odun son güz ayında ki kış evvelidir ve şehir eraminesinden dahi bağ haracı 27) deyu on iki bin karaca akçe maktu alurlar imiş amma ol vakit mâmûriyyeti artuk imiş şimdiki halde 28) andan dahi eksük olmağıyn tokuzbin karaca akçe kaydoldiki üç bin Osman akçesi olur ve tütüncek 29) deyu geru her haneden bir şahrûkî (31) dahi alınır imiş ki altı Osman akçesi olur ve geru naylbcek deyu dörtyüz karaca 30) akçe maktu alınır imiş ve beyramcek dahi geru dörtyüz karaca akçe alınır imiş üçü bir Osmânî hesabı üzeredir 311) bunlarım alınmalarının mevsimi nevruzdadır amma bayramceğün nısfı bir bayramda ve nısfı dahi bir bayramda imiş 32) ve her nefer başına on ikişer ırgadiyye dahi alurlar imiş ki her güni içün bir tenge alınır imiş ki yirmi dört 33) Osman akçesi olur amma işledirler imiş artuğın alurlar imiş geru ol üzre «ıukarrer ikilindi alınmasınun 34) mevsimi nısfı evvel bahar ekin vaktindedir ve nısfı dahi orak vaktindedir ol vakit alma ve her haneden 35) birer yük odun dahi virürler imiş davarı olan davar ile ve olmıyan arkayla gönderürler imiş ki her yükü 36) bir osman akçesi olur ve resmi arûsiyeleri içün dahi on şahrûkî alınır imiş ki altmış Osman akçesi'olur ve kura 37) eraminesinün dahi ziraatlarından bişde bir alınır imiş ve resm-i ırgadiyyeleri dahi her neferden on iki muşk her guni 38) ikişer Osmanlden yirmi dört akçe olur alınmasınun mevsimi tansif üzere evvel bahar ve orak vaktindedir ve 39) geru her .haneden tütüncek deyu sekizer tenge alınır imiş ki on altı Osman akçesi olur bunun dahi alınmasınun mev simi 40) nevruzdadır ol vakit alalar bunlar odun ve otluk ve saman bahası içün imiş ve resm-i şahnegî deyu gallevâtdan her 4ıl) otuz ikide bir almır imiş anun dahi alınmasınun mevsimi harman vaktmdadır bu zikrolan hususlar külliyyen kemâkân 42) mukarrer kılındı bunları viregelen liva-i mezbûre on dört kıt'a Ermeni kurası dır bu takrir olan rüsumu virdüklerinden 43) gayri geru bu karyeler reayasının bazı 44) maktuları dahi vardır an kadim viregelürler -imiş ki îıer karye viregelmişle'r ise zikrolunur. evvel karyei Bayur ki ermeni kendidir dört bin karca akçe bağ haracı 45) deyu virürler imiş ki üçü bir Osmanî hesabıdır ve üç yüz karaca akçe timureek ve dörtyüz karaca akça naylbcek ve iki yüz karaca akçe divancek ve iki yüz karaca akçe bayramcek ve ikiyüz karaca akçe dahi şirecelik ve 47) dörtbin karaca akçe karasalgun deyu bu zikrolnları külliyyen virürlerimiş ve bir Amid mudu dahi resm-i bevvâbî 48) virürlerimiş ki onaltı Islambol kilesidir ve karyei Nifeden dahi dört-bin karaca akçe bağ haraci 49) ve dörtbin dörtyüz Karaca akçe mal ve üçyüz karaca akçe temürcek ve dörtyüz karaca akçe 50) naylbcek ve ikiyüz karaca akçe divancek ve ikiyüz karaca akçe bayramcek ve ikiyüz karaca akçe şirecelik 51) ve bir mud-i Amid gaile dahi resm-i bevvâbî bu zikrolan hususlar karyei mezkûre ahalisi viregelürlerimiş 52) geru mukarrer kılındı ve karyei Harind ahalisi dahi viregeldükleri bişbin karaca bağ haracı ve dörtbin 53) dörtyüz karaca akçe kara mal ve üçyüz karaca akçe temürcek ve dörtyüz karaca akçe nayifocek ve ikiyüz karaca 54) akçe divancekve iki yüz karaca akçe bayramcek ve ikiyüz karaca .akçe şirecelik ve bir mud-i Amidi gaile dahi 55) resm-i bevvâbî deyu virürler imiş karyei -mezkûre daiıi bu takrir olanları an kadim viregelürler imiş geru ol üzere 36) mukarrer kılındı ve karyei Malan dahi ki ahalisi viregeldükleri üç bin karaca akçe bağ haracı ve ikibin 57) karaca akçe kara mal ve iki yüz karaca akçe temürcek' ve üçyüz karaca akçe naylbcek ve yüz elli karaca akçe divancek ve yüz elli karaca akçe bayramcek ve yüz karaca akçe şirecelik ve nim mud-i Amidî gaile dahi resm-i bevvâbî alınırimiş bu zikrolunan hususları 59) bunlar dahi kanun kadimde viregelürler imiş gerü ol üzere mukarrer kılındı ve karyei Balduz ahalisinin 60). dahi viregeldükleri dörtbin karaca akçe bağ haracı ve üçfoin karaca akçe kara mal ve üçyüz karaca akçe temürcek ve dörtyüz karaca akçe nayibcek ve iki yüz karaca akçe divancek ve iki yüz karaca akçe bayramcek ve ikiyiiz karaca akçe 62) şireçelik ve bir mud-i Amidî gaile dahi resm-i bevvâtoî alınır imiş geru ol üzere mnukarrer kılındı ve karyei Yaylalı«3) ahalisi dahi viregeldükleri üç bin karaca akçe kara mal ve üçyüz karaca akçe timurcek ve dörtyüz 64) karaca akçe nayibcek ve iki yüz karaca akçe divancek ve yüz elli karaca akçe şireçelik ve nîm ımud-ti Amidî gaile 65) dahi resm-i foevvâbi deyu iki yüz karaca akçe bayramcek dahi alınır İmiş bu zikrolunan hususlar dahi kemâkân mukarrer 66) kılındı ve karyei (okunamadı) mâmur iken viregeldükleri ziyadece imiş amma haliye harap şekil 67) olmağın dörtyüz karaca akçe bağ haracı ve dört yüz karaca akçe divancek ve yüz karaca akçe bayramcek ve yüz karaca akçe şireçelik ve dört kilei 69) Amidî gaile dahi resm-i foevvâfoî almır imiş bu zikrolunan hususlar dahi bu üzre kaydoldu ve karyei Tiltniki 70) süfladan ahalisi viregeldükleri üçbin karaca akçe bağ haracı ve ikibih beşyüz karaca akçe kara mal 71) ve ikiyüz karaca akçe nayübcek ve ikiyüz karaca akçe temürcek ve ikiyüz karaca akçe bayramcek ve ikiyüz karaca akçe 72) divancek ve İkiyüz karaca akçe şireçelik ve on kilei Amidî gaile dahi ream-i Ibeyvâbî alınır imiş 73) Ibu zikrolanlar dahi kemakan mukarer kılındı ve karyei Herseniden ahalisinin viregeldükleri 74) üçbin karaca akçe kara mâl ve üçbin beşyüz karaca akçe bağ haracı ve üçyüz karaca akçe temürcek 75) ve üçyüz karaca akçe nayibcek ve ikiyüz karaca akçe divancek ve ikiyüz karaca akçe bayramcek ve ikiyüz karaca akçe 76) şireçelik ve hini raud-i Amidî gaile dahi resm-i bevvâbî almır imiş geru ol üzere mukarrer kılındı ve karyei Mendekenden 77) üçbin karaca akçe bağ haracı ve bin karaca akçe kara mal ve ikyüz karaca akçe nayibcek ve yüz elli karaca akçe 78) temürcek ve yüz elli karaca akçe bayramcek ve yüz elli karaca akçe divancek ve yüz elli karaca akçe şireçelik ve sekiz kilei 79) Amidî gaile dahi resm-i ibevvâlbî almır imiş geru bu üzere mukarrer kılındı ve Kariyei Ekekden ahalisinün an kadim 80) vire geldüklerl dörtbin karaca akçe bağ haracı ve ikifoin beşyüz karaca akçe kara mal ve ikiyüz elli karaca 81) akçe teımürcek ve üçyüz karaca akçe nayibcek ve ikiyüz karaca akçe divancek ve ikiyüz karaca akçe bayramcek ve ikiyüz karaca akçe şireçelik ve nim mud-i Amidî gaile dahi alınır İmiş bunlar dahi mukarrer kılındı ve Karyei Tiltniki Ulyadan 83) ahalisinün an kadim viregeldükleri ikibin beşyüz karaca akçe kara mal ve ikibin altıyüz karaca akçe bağ haracı 84) ve ikiyüz karaca akçe temürcek ve üçyüz karaca akçe divancek ve üçyüz karaca akçe nayibcek ve yüz elli karaca akçe bayramcek 85) ve yüz elli karaca akçe şireçelik ve sekiz kilei Amidî gaile dahi resan-i bevvâJbî bunlar dahi mukarrer kılındı ve karyei Norsenik 86) ahalisinin an kadim viregeldükleri bin ikyiüz karaca akçe kara mal ve bin karaca akçe bağ haracı ve üçyüz 87) karaca akçe nayibcek ve İkiyüz karaca akçe temürcek ve yüz karaca akçe bayramcek ve yüz karaca akçe divancek ve yüz karaca akçe 88) şireçelik ve sekiz kllei Amidî gaile dâhi resm-i bevvâbi alınır imiş geru ol üzre mukarrer kılındı ve karyei 89) Dursuddan dahi viregeldükleri bin karaca akçe kara mal ve bin karaca akçe bağ haracı ve ikiyüz karaca akçe 90) nayibcek ve yüz karaca akçe temürcek ve yüz karaca akçe divancek ve yüz karaca akçe bayramcek ve yüz karaca akçe şireçelik 91) ve sekiz kilei Amidî gaile dahi almır imiş bunlar dahi .mukarrer kılındı ve karyei Kızılca ahalisinin dahi üçbin 92) karaca akçe bağ haracı virürler imiş bunlar dahi kemakân mukarrer kılındı ve toaç hususu dahi tamgay-i harir her 93) mann-i Amldi de ki bin beşyüz seksan dirhem olur on iki karaca akçe alınır imiş ki dört Osman akçesi olur ve 94) (ı. k. o.) akmişenin her imanından yirmidört karaca akçe alınır imiş ki sekiz Osman akçesi olur ve şum ve Halep 95) ve Şam ve Mısır kumaşı geçüp gitse bunlar harir düstûru üzre ki her manmdan oniki karaca akçe almır imiş 96) ve Rum canibinden firenk akmişe ve çatma ve kabik vesair bu asıl akşam metağ geçüp gitse ol dahi Ibez kumaş 97) itibarı üzre imiş her manmda yirmi dört karaca akçe alınır imiş ki sekiz Osmânî olur ve sekiz cedit ve sayir bunlara 98) nisbet ıtrî kısmı geçüp gitse her manından bir buçuk karaca akçe bac almır imiş kivîm Osman akçesi olur ve sabun 99) ve tana ve penbe ve na'l ve bunlara nisbet nekim vardırki mürdbar kısmıdır geçüp gitse her yüküne on iki karaca akçe 100) toaç alınır İmiş ki dört Osman! olur ve ketan yükü geçüp gitse her yüküne yüz karaca akçe baçalınır imiş ki otuz 101) üç Osman akçesidir ve satılsa ikiyüz karaca akçe tamga alınır imiş ki altmış altı Osmânî akçe olur ve penbe ve 102) sabun ve hına satılsa heryüküne dörder nügi tamga alınır imiş ki her nügi iki yüz dirhemdir ve yaş yemiş 103) gelüp satılsa anun dahi her yüküne dört nügi alınır imiş ve mazı yüki geçüp gitse her yük.üne bir şahrûkî 104) baç alınır imiş ki Altı Osman akçesi olur ve Ergani reayası bağlarından hasıl etdükleri şaırablarm 105) yükledüp satmağa alıp gitse at ve katır yükünden iki Hasanbey ve eşek yükünden bir Hasan bey baç almır 106) imiş ki her Hasanbey iki Osmânî olur ve at ve katır ve sayir bunlara nisbet devab kısım satılsa her 107) eşrefîde bir Hasanbey tamga alınır imiş yüzde dört akçe hesabıdır ve nahiyei mezbûrda hasıl olan penbenin 108) divânisi alındıktan sonra penbe bazı reaya tarlasından maktu bey' ederler imiş kendûler arasında 109) bez hesabı olur imiş satıldukda alan kişiden her bezden bir Osman akçesi tamga ahırlar imiş ve emlâk 110) kısmi satılsa eğer hâne ve ger bağdır ve ger âsiyab her ne bey' olsa her Eşrefîde bir Tenge tamga alınır imiş 111) ki yüzde dört Eşrefî hesabıdır ve çulhalar hususu dahi şehirde olan her çulha kapusundan ayda 112) dört karaca akçe ve kurada olan çulha kapulannda yılda bir tenge bunlar alınır imiş ve tabakhane 113) hususu dahi her iki koyun ve keçi postu tabağa gelür olsa her İki posta bir karaca akçe almır imiş ve gönden 114) nim Şahrukî alınır imiş ki üç Osmânî olur ve tamgây-i ağnam hususu dahi şehirde ve ger kurada boğazlanan koyundan her başdan dokuzar karaca akçe ve sığırdan on sekizer araca akçe tamga alınır imiş kt 116) üçü bir Osmânî hesabı üzeredir.•Sene: H. 924 (Milâdî: 1518) İstanbul: Başvekâlet Arşivi Musa tasnifi,tahrir defterleri, No. 804 (Diyarbekir Mufassalın-dadır. V ,(Dr. NEŞET ÇAĞATAY OSMANLİ İL KANUNNAMELERİNDEN ÖRNEKLER.s.348

Bölge mahkemesiSultan Abdülhamid zamanında  bazı illerde valilik olmasına rağmen başka illere temyiz mahkemesine gidildiğini görüyoruz.Örneğin Elazığ’daki dava için Diyarbakır’a gitme zarureti vardıAbdulhamit Kırmızı.Abdülhamid’in Valiler,Klasik yay.İst.2007.s.141

Diyarbakır Kadılarının Osmanlı hiyerarşisinde yeriDiyarbakır kadısı olmak için ülkenin değişik yerlerinde tecrübe kazanmak gerekti.Bu açıdan Sinaneddin Yusuf Efendinin yükselme serencamına bakalımBursa Emir Sultan medresesi1593’te Muradiye;1596’da Çorluda Kanuni Sultan Süleyman,1599’da Bursa sultanisi müderrisi oldu.1600’da Eyüp kadısı;1601’de Yenişehir,1602’de Manisa,1605’te Filibe ,1609’da Diyarbakır kadısı oldu.Katip Mahmut Efendi 1573’te Bağdat kadısı oldu,iki yıl sonra Diyarbakır kadısı oldu.Burada vefat ettiEmir Hasanzade Suudi Efendi:1588’de Halep 1590’da Medine ve müteakiben Diyarbakır kadısı oldu ve 1 sene sonra vefat etti

Prof. Dr .Cahit Baltacı.XV-XVI.Yüzyıllarda Osmanlı medreseleri.İFAV yay.İst.2005.c.2.s.669,757,799

- Kâtip ve MukayyidlerXIX.yüzyıl ilkyarısındaki dönem Diyarbakır mahkemesinde başkâtipten ayrı olarak, üç kâ­tip daha görev yapmaktaydı . Görevde bulundukları mahkemelerde yapılan du­ruşmaları saati saatine sicillere kaydetmenin yanı sıra, merkezden gelen ferman, buyruldu, mektub, berat ve naiblerin verdikleri hüccet, ilâm ve benzeri yazıları si­cillere kaydetmek görevininin kâtip ve mukayyidlerce yürütüldüğü bilinmektedir.Kâtip ve mukayyidler de diğer mahkeme görevlileri gibi naiblerin mürâseleri ve padişahın beratı ile atanmakta idiler. Genellikle kâtipliğe tayin edilen kişiler bir yerde kâtiplerin yardımcıları durumunda olan Mukayyyidler arasından seçilmek­teydi. Meselâ 17 Aralık 1785 tarihinde Amid Mahkemesinde kâtip olan Ebubekir Efendi vefat ettiğinden hizmeti boş kalmış ve yerine aynı mahkemede mukayyid olan Mevlânâ Sadullah tayin edilmişti . 21 Mayıs 1792 tarihinde de kâtip Hafız Ali Efendi'nin ölümü üzerine söz konusu göreve aynı mahkemede mukayyid olan Seyyid Hüseyin getirilmiştir. Kâtip veya mukayyid tayininde başkâtibe hitaben gönderilen mürâselede, söz konusu görevlere tayin olunacak kişilerin kâtip veya mukayyid olarak tayin edildikleri belirtildikten sonra, mahkemede istihdam edil­meleri ve doğru yoldan çıkmamaları tanbih edilmekteydi. Mahkemelerde kâtip veya mukayyidlik görevini yürütenler yukarıda belirtilen görevlerinin yanı sıra "Şühûdü'1-hâl in de değişmez üyeleri olup, bu hizmeüeri karşılığında belirli bir üc­ret almaktaydılar. Bunun dışında yürüttükleri görev karşılığı olarak aldıkları ücretler konusunda fazla bir bilgiye sahip değiliz. Tereke taksiminden de belirli bir ücret alan bu görevlilerin . daha başka gelirlerinin olduğu söylenebilir.Eldeki belgelerden söz konusu görevlilerin görev sürelerini belirlemek de mümkün olmamıştır. Bununla birilikte kâtip ve mukayyidlerin gerek görüldü­ğünde görevden alındıklarına bakılırsa, söz konusu görevlerin devamlılık göster­mediği söylenebilir. Mesela 13 Aralık 1793 tarihinde Amid Mahkemisinde mukay­yid olan el-Hâc İbrahim Efendi "... mukayyidlik hizmetinde istidadı... olmadığı için bu görevden alınarak yerine Ferdi Ahmed Efendi tayin olunmuş idi . 5 Aralık 1822 tarihinde ise "mukyyid olan Abdurrahman Efendi bi'l-iktiza 'azl..." edilmiş ve yerine Mehmet Esad Efendi tayin edilmiştirMuhzırbaşı ve MuhzırlarDiyarbakır mahkemesinde de diğer şehirler de olduğu gibi, mahkemenin gü­venliği muhzırlar tarafından sağlanmaktaydı. Davalıları mahkemeye getirip gö­türme görevini üsüenen muhzırlar, yerinde bir benzetme ile Mustafa Akdağ tara­fından "Adlî Polis" olarak isimlendirilmişlerdir. Muhzırbaşılar da bu Adlî Polislerin Reisi durumundadır.Muhzırbaşılık görevi XVI. yüzyıl sonlarına kadar Berat-ı padişahî zle Altıbölük sipahilerine verilen bir hizmet durumunda idi. Daha sonraları yeniçerilerden de bu görevi alanlar ölmüş, XVII. yüzyıldan itibaren ise "Dergâh-ı Mu'alla kapucubaşı-lığına" mensup kişilere de, tevcih edilmeye başlanmıştırBu teşkilâtın Diyarbakır'daki durumunu aydınlatan yeterli bilgiye sahip değiliz. Bu sebeple konu hakkında genel bilgiler vermekle yetinmek durumundayız. İnce­lediğimiz dönemde atama bakımından muhzırbaşılık bir hayli değişme göstermek­tedir. Bu dönemde padişah'm Hatt-ı Hümâyûnu ile bu görev yine mukataa şekliyle "ber vech-i maaş", "Sarây-ı Hümâyûn bevvablarına" ayrılmış ve Kapucular Kethüdası da sözü geçen kapucular adına bu hizmeti iltizama verir olmuştur 1833 yılında ise bu mukataa da, Mukataat Hazinesine bağlanmış, eyalet ve sancaklardaki muka-taaların yönetimi vali veya mütesellimlerce yürütüldüğünden bu mukataa da yine bu idareciler tarafından tevcih edilmeye başlanmıştır

Yeniçeri SerdarıKlasik Osmanlı şehir yönetiminde XV. ve XVI. yüzyıllarda şehirlerin güvenliği, subaşılar ve onlara bu işte yardım eden yatakçılar (Ases, Pasban) tarafından sağlan­maktaydı Ancak 1558 Bayezıd isyanından sonra, kapıkullarının (Yençeri ve Al-tıbölük Halkı), Anadolu şehirlerinde garnizonlar kurup, ticaret, esnaflık, çiftçilik gibi işlerle uğraşmaya başlamaları sonucu, şehir merkezlerinde Kadı, Subaşı, Şehir Kethüdası ve diğer ileri gelenlerin yanı sıra Yeniçerilerin işleriyle uğraşan Yeniçeri Serdarı ile Altıbölük halkından olanların işlerine bakan Kethüda Yeri'in ortaya çık­masına yol açmış ve böylece şehir idaresinde iki yeni otorite ortaya çıkmıştır. Bun­ların şehir idaresine karışmaya başlamaları ile eski düzen önemli ölçüde bozulmuş­turDiyarbakır'da bulunan, Yeniçeri Serdarı incelediğimiz dönemde diğer Ana­dolu şehirlerinde olduğu gibi1, Diyarbakır'daki yeniçeri, cebeci, topçu, top ara­bacısı, gılman-ı acemi ve kul oğullarının serdar ve zabiti olarak, Dergâh-ı 'Alî Yeni­çeri Ağası'nın "mektubu" ile atanmaktaydı. Yeniçeri ocağından olup, belirli bir süre için Serdârlık Câ'izesi adı altında Yeniçeri Ocağı'na belirli bir miktar para öde­yen kişiler, Yeniçeri Ağası tarafından bir Mektub'lz. atanıyor, aynı zamanda Diyarba­kır Kadısına da, yine Yeniçeri Serdarı tarafından yazılan bir mektubla bu atama iş­lemi tamamlanıyorduYrd.DoçDr.İbrahim Yılmazçelik.XIX.Yüzyıl ilk yarısında Diyarbakır.TTK.yay.Ank.1995

Memleket asayişinin durumu hakkında 19. yüzyıl  Diyarbakır salnamelerine(c.4) bakalım

Hapishane MemurlarıMüdür Ahmed Şefik EfendiMüfettiş Asâkir-i Şahane Alay KâtibliğindenMütekâ'id Halil Tahsin Efendi   Rusya Muharebe Madalyasıİmam Ali EfendiKâtib İsa Ruhi Efendi

Merkezi Vilayette Müstahdem Polis MemurlarıSerkomiser Ahmed Tevfik Efendi İkinci Sınıf Komiser Mustafa Asım Beyİkinci Sınıf Komiser Mehmed Said Efendi   Beşinci Mecidî 4 M 309Üçüncü Sınıf Komiser Yusuf Raci Efendi Sâlise 29 Za 311Üçüncü Sınıf Komiser Abdurrahman İzzet EfendiÜçüncü Sınıf Komiser Abdülkadir Hicabî EfendiÜçüncü Sınıf Komiser Mehmed Nuri EfendiPolis MemurlarıHüseyin Hüsnü Efendi Mahmud Galib EfendiHalil Hayalî Efendi Mehmed Sabri EfendiAbdülkerim Efendi Süleyman Salim EfendiMehmed Sadık Efendi Bahaüddin EfendiAbdülkerim Şevki Efendi Mıgırdıç Efendi

İstinaf KalemiBaşkâtib Tevfik BeyHukuk Dairesi Zabıt Kâtibi Abdülkadir Kemali EfendiHukuk Dairesi Zabıt Kâtibi Mehmed Kemal EfendiCeza Dairesi Zabıt Kâtibi Abdülhamid Nailî EfendiCeza Dairesi Zabıt Kâtibi Abdurrahman Fazlı EfendiBidayet Hukuk MahkemesiReis  Ali Nailî Efendi SâliseAza Mahmud EfendiAza Papasyan Yosef EfendiAza Mülâzımı Abdülcelil EfendiBidayet Ceza DairesiReis Mucib EfendiAza Hacı Şerif EfendiAza Kürkçüyan Yosef EfendiAza Mülâzımı Hanna EfendiMüdde'î-i Umumi Muavini Necati EfendiBidayet KalemiBaşkâtib Osman Nuri EfendiHukuk Zabıt KâtibiKarabet EfendiHukuk Zabıt KâtibiCemil EfendiCeza Zabıt KâtibiZünnun BeyCeza Zabıt KâtibiHasib Efendiİstintak DairesiSermustantıkMünir Beyİkinci MustantıkNazif EfendiMustantık MukayyidiMehmed Ali Efendiİcra Dairesiİcra MemuruSaid Efendi İcra Mübaşiriİbrahim Halil EfendiEvrak KalemiMüdür Osman Sakıb Efendi Saniye 10 Za 306Mukayyid  Hasan Efendi                   Mukayyid Arif BeyMukayyid Ahmed Efendi               Mukayyid Hikmet EfendiMukayyid Sabri Efendi Hamişe 4 Ra 312    Mukayyid Abdülmesih EfendiMukayyid Baki Efendi                 Mukayyid Mehmed EfendiSicilli Ahvâli Memurin KomisyonuReis Mektubî-i Vilayet Aza Mektubî Mümeyyizi Zülfikar EfendiAza Meclis Başkâtibi Feyzi EfendiAza Evrak Müdürü Osman Sakıb EfendiAza Muhasebe Mümeyyizi Vahid EfendiAza Mektubî Müsevvidi Hüseyin Sıdkı EfendiAza Mektubî Müsevvidlerinden Ragıb EfendiKâtib Mektubî Hulefâsından Şevket EfendiMahkeme-i Şer'-i ŞerifBaşkâtib Abdülkadir Hakkı Efendi Edirne Müderrisi 13 Ra 309Mukayyid Yusuf Necib Efendi        Müsevvid Ahmed EfendiZabıt Kâtibi Zülfikar Efendi        Mübeyyiz Halil Sırrı EfendiMüsevvid Mehmed Şükrü Efendi       Mübeyyiz Sıdkı EfendiVilayet Devâir-i AdliyesiVilayet Adliye MüfettişleriYaver Efendi Mütemayiz        Selim Hindi Efendi MütemayizEncümen-i AdliyeReis İstinaf Mahkemesi Reis-i Evveli Mehmed Tevfik EfendiAza İstinaf Mahkemesi Ceza Reisi Hüseyin Yahya EfendiAza İstinaf Müdde'î-i Umumis Sıdkı EfendiAza Bidayet Mahkemesi Reis-i Evveli Ali Nailî EfendiAza Bidayet Mahkemesi Ceza Reisi Mucib EfendiAza Merkez Müdde'î-i Umumi Muavini Necati EfendiEncümen Kâtibi Mehmed Tevfik Beyİstinaf Hukuk MahkemesiReis Mehmed Tevfik EfendiAza Subhi Efendi İzmir Pâye-i Mücerredi 25 Za 310Aza Abdülgani BeyAza Fethullah EfendiAza Çelebioğlu Rızkullah EfendiAza Mülâzımı Hacı Remzi Efendiİstinaf Ceza DairesiReis Hüseyin Yahya Efendi Mütemayiz 12 Ra 312Aza Arif Bey SâliseAza Ahmed EfendiAza Naum EfendiAza Çıracıyan Stepan Efendi

Osmanlı’da Diyarbakır kadılığının yeri

Fâtih’in teşkilât kânûnnâmesine göre14, kadılığın en yüksek derecesi, kadılarına günlük 500 akçe verilmesi gereken taht kadılıklarıydı. Bunlara mevleviyet denilmekteydi. Bu kadılıkların üstünde kazaskerlikler bulunuyordu.XVI. yüzyılın ikinci yarısından sonra, mevleviyet hükmündeki kadılıkların sayılarının hızla arttığı; Anadolu’da ve Rumeli’de belli başlı bütün büyük şehirlerin mevleviyet durumuna getirildiği anlaşılmaktadır. Sahn müderrisi olarak vazife görmüş oldukları tesbit edilen yaklaşık 1200 civarındaki müderristen pek çoğu, bilâhare “mevleviyet îtibar olunan” kadılıklara yükselmişlerdi. Bunların içerisinde Şam, Kâhire, Mekke ve Medine, Diyarbakır, Erzurum, Ankara, Kayseri, Tokat, ... gibi bir çok şehri saymak mümkündür. Eyüp (Haslar), Galata, Silivri, Çatalca, Üsküdar gibi İstanbul’un çevresindeki bâzı kadılıkların zaman zaman birleştirilerek mevleviyetler hâline getirildikleri görülmektedirhttp://www.canimablama.com/showthread.php?tid=4744

HUKUK FELSEFESİNE KATKILARI BAĞLAMINDA DİYARBAKIRLIHUKUKÇU ÂMİDÎ.I.Uluslararası Oğuzlardan Osmanlıya Diyarbakır sempozyumu.2004.s.629Doç. Dr. Ahmet YAMAN*I. Çok Yönlü Bir Hukukçu Olarak Âmidîİster genel hukuk tarihi, ister soyut hukuk düşüncesi, ister teoloji ve felsefe ve nihayet Diyarbakır merkezli bir ilim tarihi çalışması bahis mevzuu olunca, hemen hatıra gelecek isimlerin başında, bu bölgeye nispetle Âmidî diye anılan Ebu'l-Hasen Ali b. Ebi Ali gelir.Artukoğullan döneminde 551/1156 yılında Diyarbekir havalisinin büyük yerleşim yerlerinden biri olan Âmid'de doğan Ebu'l-Hasen, doğulu-batılı birçok araştırmacı tarafından bir "Müslüman ilmi" olarak nitelenen ve hüküm çıkarma kaynaklan, yöntemleri ve felsefesini inceleyen fıkıh usûlü ilminin zirve bilginlerinden biridir. Bunun yanında o, kendine özgü bir hılâf yani hukuk ekolleri arasındaki farklılıkları tartışmaya dair bir cedel yöntemi de geliştirmiş polemik ustası bir düşünce adamıdır.' Öyle ki, yine hukuk felsefesinin önde gelen simalarından çağdaşı İz b. Abdisselam (v. 660/1262), araştırma ve tartışma yöntemleri konusunda Âmidî'ye çok şey borçlu olduklarını söyler.2Gerçekten de fıkıh usûlü alanındaki el-İhkâmfi usûli'l-ahkâm başta olmak üzere, bunun özeti sayılan Müntehe's-sûl, Lübâbü'l-elbâb3 ve deliller arası çatışmaları inceleyen Tereîhât isimli eserleriyle Amidî, pratik hukuk çözümlemelerinden bağımsız olarak soyut ve aklî temellendirmeye dayalı hukuk yöntemine önemli katkılarda bulunmuş bir bilgindir.Âmidî'nin bu başarısının arkasında, önce doğduğu topraklarda, ardından gençlik yıllarında gittiği Bağdat ve takiben Şam'da aldığı temel İslamî altyapı ile birlikte özellikle son iki merkezde edindiği felsefe ve mantık birikimi yatmaktadır. Bir taraftan döneminin büyük fıkıh üstadlan olan Hanbelî Ali b. Menî ve Şafiî Ebu'l-Kâsım b. Fadlân ile hadis âlimi İbn Şâtil'den okurken, diğer taraftan Yahudi ve Hristiyanlardan da felsefe ve mantık dersleri almıştır.4 Aldığı bu eğitimle birlikte teorik düşünmeye yönelik kabiliyeti onu aklî ilimlerde kendi zamanının önde gelen isimleri arasına sokmuştur. Dekâiku'l-hakâık fı'l-mantık, el-Mübînfi meânî elfâzı'l-hukemâ ve'l-mütekellimîn, Keşfü't-temvîhât, el-Bâhirfı ulûmi'l-evâil ve'l-evâhir ile Rumûzü'l-künûz gibi eserleri5 bu gerçeği teyit etmektedir.Felsefeyle bu denli uğraşmasını yadırgayanlar onu, önce Şam'da daha sonra da öğretim için gittiği Mısır'da inanç bozukluğuyla itham etmişlerdir. Hatta Mısır'da iken, ölümü hak ettiğine dair raporlar tanzim edilmesi üzerine gizlice oradan aynlmak zorundaSelçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi KONYA. '     İbn Hallikân, Vefeyâtü'l-a'yân, Beyrut ty. (Dâru's-sekâfe), 3/293-294; Yâfiî, Mir'âtü'l-cinân, Kahire 1993,4/74; Sübkî, Tabakâtü'ş-şâfıiyyeti'l-kübrâ, yy., ty., 8/306-307.2      Sübkî, age., 8/307; İbnü'1-İmâd, Şezerâtü'z-zeheb, Beyrut (Dâru'1-fikr), 5/1443      İsmail Paşa'nın Hediyyetü'l-ârifîn'inde (İstanbul 1951-55, 1/707) sehven mantık kitabı olduğubelirtilmiştir.4      Yâfiî, Mir'âtü'l-cinân, 4/73-75; İsnevî, Tabakâtü'ş-şâfiiyye, Beyrut 1987, 1/73-74; M.Ş.Yaltkaya;"ÂmidT'./A, 1/401.5      Bkz. Brockelmann, GAL, Leiden 1973, 1/494; Suppl, 1/678; Kehhâle, Mu'cemu'l-müellifîn, Beyrut ty.,7/155; Emrullah Yüksel, "Âmidî, Seyfeddin", DÎA., 3/58; M. Ş. Yaltkaya; "Âmidî", İA., 1/400-401; D.Sourdel, "Al-Âmidî", El1 (İng), 1/434.kalmış, tekrar Şam'a dönmüştür.6 Bu defa da Dımaşk'taki Aziziye Medresesi'ndeki hocalığı yine benzer suçlamalarla sona erdirilmiş ve adeta ev hapsine mecbur edilmiştir.7Doğduğu ve ilk eğitimini aldığı Diyarbakır toprağına olan özlemi, Âmidî'yi hayatı boyunca sarmıştır. Ömrünün uzlet içinde geçen son demlerinde memleketine dönmek istediyse de içinde bulunduğu çapraşık şartlar buna izin vermemiştir.8İşbu tebliğde, 631/1233 yılında Şam'da vefat eden Diyarbakırlı bu büyük âlimin olgunluk dönemi eseri sayılan el-îhkâm fî usûli'l-ahkâm'ı9 özelinde, onun hukuk felsefesine dair yaklaşımlarına kısa bir projeksiyon yapılacaktır.II. Ana Hatlarıyla Âmidî'nin Hukuk Felsefesi

  1. Hukuk düzeni, genel olarak "özür" kavramıyla karşılanan bazı durumların mükellefin başına gelmesi halinde, kolaylaştırıcı veya düşürücü yedek hükümlere sahip olmalıdır. Böyle hükümlere "ruhsat" denir. Bu mahiyetiyle ruhsat, 'yasaklayıcı sebep var olmaya devam etmekle birlikte bir özür dolayısıyla meşru kılınan hüküm'dür. Ruhsata işlerlik kazandıran bu özür bazen, konuyla ilgili aslî yasaklayıcı hükmün gerekçelerinden daha baskın da olabilir. Böyle bir durumda söz konusu ruhsat hükmü, tamamıyla öncekinin yerini alır ve onu gündemden düşürür. Sözgelimi, yenilmesi hukuk düzenince yasaklanmış olan bir madde, kaçınılmaz açlık tehlikesi baş gösterdiğinde meşru bir yiyecek hüviyetini kazanır; öyle ki, bu meşruiyetten faydalanmayan birey, sorumlu olur. (1/114)
  2. İki zıddı bir araya getirmek gibi doğası gereği imkansız olan bir şey talep edilip o yönde bir teklifte bulunulamaz. Böyle bir talep, kişiye gücünün üstünde bir şeyi yüklemek anlamına gelir ki, bu, hem fizik (akıl) hem de metafizik (din) kuralları açısından kabul edilebilir bir tutum değildir. Öyleyse hukuk düzeni, bağlılarının, hem maddî hem de manevî güç ve kapasiteleriyle uyumlu hükümler koymalıdır. (1/115 vd.)
  3. Bu ilkenin bir devamı olarak teklif, ancak mükellefin kendi iradesiyle fiili yapmasına (kesbine) veya yine kendi iradesiyle fiilden el çekmesine bağlıdır. (1/126) Kendi fiili ve tercihi olduğundan dolayıdır ki, mükellef, sonunda ödül veya ceza alır. Ödüllendirilmesi, hukukun kendisine bahşettiği sonuçlan günlük hayatta elde edip, âhirete dönük sevap kazanmasıdır; ceza ise, her iki dünyada da hak mahrumiyeti ve bazı bedenî cezalara muhatap olmasıdır.

Gelinen bu nokta bize aynı zamanda hukukî fiillerin sahibinin kim olduğunu da göstermektedir. Fiil sahibi yani fail, kendi irade ve gücü dahilinde fiilin meydana geldiği kişidir. (1/123) Bu bakımdan,a. Yükümlü sayılabilmesi için failin, neyi yüklendiğini kavraması ve akıl yetilerine tam anlamıyla sahip olması gerekir. Böyle olduğu içindir ki, çocuk ve deli yanında, yükümlü olduğu şeyi bilmeyen gafil ile ayakta duramayan sarhoş, bu hallerindeyken, nafaka ve tazminat ödeme gibi bazı hükümler dışında mükellef sayılmazlar. (1/130)10Hatta İbn Hacer, onunla ilgili olarak namaz kılmadığı yönünde yaygın bir kanaat bulunduğunu nakleder.bkz. Lisânü'l-mîzân, Beyrut 1971, 3/134-135.İbn Hallikân, Vefeyâtü'l-a'yân, 3/294; Zehebî, el-İber fi haberi men ğcıber, Beyrut ty. (Dâru'l-kütübi'l-ilmiyye), 3/210; İsnevî, Tabakâtü'ş-şâfiyye, 1/74.Hasen eş-Şâfiî, el-Amidî ve ârâuhu'l-kelâmiyye. Kahire 1998,s. 30.Beyrut ty. (Dâru'l-kütiibi'l-ilmiyye).Bu kişilerin boşama tasarruflarının geçerli olması ise, boşamanın bir yükümlülük değil bir ihbar olmasısebebiyledir.b. Kaçınılamaz ve terk edilemez durumlar, kişinin sorumlu tutulmasına engeldir. (2/15) Bu sebepledir ki, ikrah, hata ve unutma gibi etkenler altında yapılan fıillerdeki bedenî ceza sorumluluğu kalkar; verilen zararın tazmini anlamında malî sorumluluğa dönüşür. (1/132)

  1. Bir fiil teklif edildiğinde/yükümlü tutulduğunda, o fiilin kendisine bağlı olduğu şartın teklif anında mevcut olmak zorunluluğu yoktur. Bu açıdan yükümlülük getiren hukuk kuralları, o kurallara inanmayanları da kuşatır ve bağlar. Kuşatması için hukuk düzenini tanıma ve benimseme şartı yoktur. (1/124)
  2. Benzer bir içerikle, kanun koyucu, şu anda mevcut olmayan (ma'dum) bir şey ile de yükümlü tutabilir. Yalnız buradaki yükümlülük, söz konusu işi henüz yokken yapmak yönünde değildir; zira bu zaten mümkün olamaz. Olsa olsa gelecekteki mevcudiyeti hesaba katılarak bir belirlemede bulunma söz konusu olabilir. (1/131)
  3. Bizzat bedenle îfa ve icrası istenilen fiillerde niyabet yani vekalet söz konusu olabilir. Kanun koyucunun o fiili bizzat yükümlünün kendisinin yapmasını istemesindeki amaç, onu bir taraftan nitelikli bir birey olarak yetiştirmek, diğer taraftan da onu sınayıp bağlılığının derecesini ölçmektir.

Niyabet hakkı tanımamak kendi içinde bir meşakkat/zorluk taşır. Bu hakkı tanımak ise, kanun koyucunun yukarıda belirtilen amacını gerçekleştirmeye engel değildir. Çünkü yükümlü, hem araştırıp kendi vekilini tayin etmek, hem de bunun için harcama yapmak durumunda kalacağından sanki kendisi yapmış gibi belli oranda bir meşakkati tadacaktır. Kaldı ki, hukukî yükümlülüklerin belirlenmesinde kategorik olarak en zor ve en üstününü seçmek gibi bir zorunluluk yoktur. (1/128-9)

  1. Hukukî mevzuatın belirlenmesindeki amaç, birey ve toplumun yararlarını sağlayıp onlara zarar verebilecek unsurların giderilmesidir. Bu amacı gerçekleştirecek hükümler, ya başlangıç düzeyinde, ya devam ettirici ya da tamamlayıcı mahiyette olur. Sözgelişi fiil ehliyeti tam olan bireylerin yaptığı satım akdinin geçerliliği, karşılıklı ihtiyaçların giderilmesi ve mülkiyetin temini bakımından başlangıç düzeyine; kasıtlı adam öldürme cürmünün kısasla tecziyesi, masum insan canını koruma amacının sürekliliğini sağlamak açısından devam ettirici olanına; evlilik akdinde şahitlerin bulunmasının şart koşulması da, nikahın amaçlarını tamamlayıcı mahiyette olduğu için üçüncü düzeye örnektir. (2/237)
  2. Bu amaçla bağlantılı olarak, iki zararlı seçenek arasında tercihte bulunmak zorunluluğu doğarsa, en az zarar verenini benimsemek suretiyle daha büyüğü giderilmeye çalışılır. Tıpkı boğazında lokma düğümlendiği için nefessizlikten ölmek tehlikesi ile yüzyüze kalındığında, içilmesi yasak olan sıvılarla lokmanın inmesini sağlamak ve sonu ölüm olabilecek açlık anında başkasına ait bir gıdayı tüketmekte olduğu gibi. (1/116)
  3. Bir diğer açıdan, hukukî hükümler, beş vazgeçilemez unsuru korumaya matuftur ki, bunlar din/maneviyat (ruh bütünlüğü), can (beden bütünlüğü), akıl, nesil ve maldır. Esasen bütün inanç ve hukuk sistemleri bu beş temel değeri koruma hususunda aynı duyarlılığa sahiptir. Herhangi bir hukuk düzeni için olmazsa olmaz anlamında zaruriyyât olarak isimlendirilen bu beş temel değere ilişkin olarak şu örnekler hatırlanabilir: Saptırıcı inkarcıların bertaraf edilmesi, dini korumak; kısasın uygulanması canı korumak; alkollü içeceklerin yasaklanması aklı korumak; nikahsız ilişkileri yasaklayıp faillerini cezalandırmak nesli korumak; hırsızı cezalandırmak ise malı korumak amacına dönüktür. (2/240)

Sözü edilen bu beş temel değeri koruyucu hükümler, bazen aslî değil, tamamlayıcı mahiyette de olabilir. Bir başka ifadeyle hukuk düzeni, beş değeri doğrudanzedelemese bile, varlıklarını güvence altına almak üzere ihtiyatî tedbirleri de öngörür. Sözgelimi alkollü içkilerin sarhoş etmeyecek çok az miktarlan, akla zarar vermemekle birlikte bir tamamlayıcı ihtiyat kuralı olarak yasaklanmıştır.Bu temel çerçeveyi özenle koruyan hukuk, ikinci adım olarak ayrıntıya da girer ve toplumsal hayatın önemli ihtiyaçlarını gideren düzenlemeler (hâciyyât) yapar. Ve nihayet mutlak gerekliliğin ve ihtiyacın ötesinde, en güzelini gerçekleştirmek, iyisini tedarik etmek amacıyla ilave hükümler ve tedbirleri de {tahsîniyyât) benimser.

  1. Hukukî mevzuata bakıştaki genel ilke, onun akıl ile gerekçelendirilebilir (teakkul) olmasıdır; yoksa Tanrısal kaynağı dolayısıyla illet ile izah edilememesi (teabbüd) anlamında dogmatik olması değildir. Böyle olunca yani hükmün gerekçesi akıl ile kavranabilir olunca daha çabuk benimsenir ve uygulamr. (2/244) Diğer taraftan içerik ve gerekçelerinin bilinebilmesi, hukuku uygulayanlara, gerektiğinde yarar-zarar dengesini sağlamak adına hükümler arasında tercihte bulunma kolaylığı da sağlar.
  2. Hatta bir adım ötede, hükümlerin konulmasında asıl amaç olan ve hikmet diye isimlendirilen öz mana ile, açıkça tespit edilmesi ve zapturapt altına ahnması şartıyla hükmü gerekçelendirmek (ta'lîl) de mümkündür. (2/180)11

SonuçHukukun mahiyeti ve temel açılımı olan adalet üzerinde yoğunlaşmak demek olan hukuk felsefesi, Âmidî'nin en fazla emek ve ürün verdiği alanlardan biridir. O, kendisinden önceki âlimlerden tevarüs ettiği birikime dayanarak yaptığı tespit ve teklifleriyle, bir anlamda olması gereken hukuk idealine katkıda bulunmuştur. Âmidî, hukukun temel itibariyle insanüstü yani ilâhî bir iradeye dayandığını kabul eder (1/72). Fakat, bu iradenin akıl ile kavranabilir ve gerekçelendirilebilir keyfiyette bulunması sebebiyle (2/244) müctehitlerin yani insanların çabalarıyla sosyal hayatı düzenlediğini (2/397-398) de söyler.Onun bu yaklaşımı, hukukun temeli konusunda ileri sürülmüş kuramlardan12 hiç birisine tam olarak uymaz. Zira bu kuramlardan pozitivist olanı aşkın iradenin kaynaklığını reddederken, teolojik ve tabiî hukuk kuramları da insanın ve toplumun hukukun gelişimindeki rolünü reddetmektedirler.Hangi medeniyet havzasına dahil olursa olsun, herhangi bir hukukçunun, gerek hukukun neliği ve sorunları gerekse normatif düzenlemede bulunma teknikleri alanında mutlaka müracaat etmesi gereken bir hazine olarak Âmidî, bu toprakların bir övünç kaynağı olmaya devam edecektir.11      Bu önemli konuda açık örneklerle konuşmayan Âmidî, yukarıdaki teorik tespitle yetinmektedir. Esasen o,açık, munzabıt ve bu arada hikmeti de içeren vasıfla yani illetle ta'lîlin daha güvenli bir yol olduğunavurgu yapmaktadır. Bu vurgusu sırasında hikmetin gizli değil açık, muzdarip değil munzabıt olmasıhalinde dikkate alınacağını söylemektedir ki, bu da bizi, sonuçta' illet ile aynı kapıya çıkaran bir içeriğegötürmektedir. Bkz., 2/230-246, 336-338, 349.12    bkz. Vecdi Aral, Hukuk Felsefesinin Temel Sorunları, İstanbul 1982, s. 137-144; Necip Bilge, HukukBaşlangıcı, Ankara 1987, s. 177-182.

 

Şefik Korkusuz.Bir zamanlar Diyarbekir

 

Adliyenin günümüzdeki durumuAdliye

 

Bölge istinaf mahkemesi

Okunma Sayısı : 8629

PUAN DURUMU

1.Medipol Başakşehir1394031
2.Beşiktaş1385029
Detaylı Puan Tablosu>>
LİNKLER
Güvenli bir şekilde paykasa satın alın!
Copyright ©2007 Diyarın Sesi. Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya
<-- end Facebook video code--> <--end kaynak-->
Yukarı Çık