1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Diyarbakır'a beş no'lu müze
Diyarbakır'a beş no'lu müze

Diyarbakır'a beş no'lu müze

12 Eylül Askeri Darbesi döneminde Kürd siyasi tutuklulara insanlık dışı uygulamaların yapıldığı, onlarca tutuklunun katledilip, sakat bırakıldığı Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi müze yapılıyor.

A+A-

Müze yapılması için 100 bin imza toplanması ardından Diyarbakır Cezaevi'nin “Barış ve kardeşlik sembolü olarak insan hakları müzesi yapılması” kararı verildi.

Türkiye Milli Savunma Bakanlığı yıllarca insan haklarının çiğnendiği cezaevinin müze olmasının toplumsal barışa katkı sağlayacağını bildirdi.

5 No'lu Cezaevi'nin müze yapılması için Kürdistan'da yürütülen kampanyalara AKP Hükümeti'nin olumlu yanıt vermesinin Çözüm Süreci'nin “geçmişle yüzleşme” aşamasında önemli bir rol oynayacağına inanılıyor. Ancak cezaevinde işkence ve insanlık dışı uygulamalara maruz kalanlar ve mağdur yakınları, cezaevindeki işkenceciler ve katliamlardan sorumlu olanların yargılanmasını da istiyor.

Meclis Dilekçe Komisyonu'nun görüş sorduğu Milli Savunma Bakanlığı'nın cevabi yazısında, 1980-1988 tarihleri arasında faaliyet gösteren 7'nci Kolordu Komutanlığı ve Sıkıyönetim Özel Askeri Ceza ve Tutukevi Müdürlüğü adı altında faaliyet gösteren Diyarbakır Cezaevi'nin 1988 yılından sonra Adalet Bakanlığı'nın sorumluluğuna devredildiği belirtildi ve Adalet Bakanlığı'nın görüşünün esas olacağı ifade edildi.

“Özel müze için destek veririz”

Yazıda, “12 Eylül 1980 askeri darbe rejimi tarafından Sıkıyönetim Özel Askeri Ceza ve Tutukevi olarak kullanılan Diyarbakır Askeri Cezaevi'nde yaşanan insanlık dışı muameleler insanlık hafızasında önemli izler bırakmış bir yapıt olduğu kanısı toplum tarafından paylaşılmaktadır.

Ülkemizde bir daha bu tür acıların yaşanmaması açısından söz konusu Cezaevinin sembolik anlamda da olsa Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde olduğu gibi müzeye dönüştürülmesinin yararlı olacağı, toplumsal barışa katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir” denildi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan alınan cevabi yazıda ise Diyarbakır'da Türkiye'nin en büyük müze komplekslerinden birinin yapımı çalışmalarının sonuçlanma aşamasına geldiği ifade edildi. Diyarbakır Cezaevi'nin bakanlığa bağlı bir müze olmasına gerek olmadığı, ancak özel müze yapılabileceği, her türlü ilmi ve teknik yardımda bulunulabilineceği ifade edildi.

“Toplumsal barışa katkı sunar”

78'liler Vakfı Başkanı Celatettin Can, Diyarbakır Cezaevi'nin müzeye dönüştürülmesi yönünde alınan kararının toplumsal barışa katkı sağlayacağını belirterek, atılan adımdan dolayı mutlu olduklarını söyledi.

Talebin Meclis Genel Kurulu'na geleceğini söyleyen Celalettin Can, alanın Büyükşehir Belediyesi tarafından da kent planlamasında 'müze' olarak görüldüğünü belirterek, 'Ancak alan devlet mülkü. Dilekçe Komisyonu'nun bu kararıyla teorik olarak engel kalkmış oluyor' dedi.

Kendisinin de uzun süre Diyarbakır Cezaevinde yoğun işkencelere maruz kaldığını belirten Can, hükümetin Cezaevi'nin müzeye dönüştürülmesi konusunu siyasi malzeme olarak kullanmasını ise eleştirdi.

78'liler Vakfı, 12 Eylül döneminde binlerce kişinin işkenceden geçirildiği Diyarbakır Cezaevi'nin müze yapılması için 100 bin imza toplayarak, TBMM Dilekçe Komisyonu'na sunmuştu. Komisyon talebi, Mili Savunma Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı'na sunmuştu.

“Kürd meselesi denince akla Diyarbakır Cezaevi geliyor”

Yaşanan gelişmeleri Bashaber'e değerlendiren 78'liler Derneği Genel Başkanı Celalettin Can önemli açıklamalarda bulundu. Cezaevi'nin müze olması için 7 yıl önce çalışma başlattıklarını belirten 78'liler Vakfı Başkanı Celalettin Can, “Çalışmalarımız kapsamında Diyarbakır Cezaevinde yatan kişileri bulup kayıt altına aldık.

Bu kayıtlarla belgesel, panel ve sergiler yaptık. 7 yıl boyunca çeşitli etkinliklerle kendimizi tanıtmaya çalıştık. Önceki yıl cezaevinde kalan 1500 kişi ile birlikte suç duyurusunda bulunduk, suç duyurusu üzerine soruşturma açıldı. Bu çalışmalar kapsamında müze fikri çıktı. Bu fikir ortaya çıkınca çalışmalara başladık. 100 bin imza toplayarak ilgili yerlere gönderdik. Bildiğiniz gibi Kürd meselesi denince akla Diyarbakır Cezaevi geliyor.

Cezaevi'nin müze olması noktasında çeşitli kurumların yanı sıra hükümet yetkilileri ile de görüştük. Yaptığımız görüşmelerin neticesinde olumlu yanıt geldi. Bu bizi oldukça sevindirdi. Şimdi karar meclise sunulacak. Oradan geçtikten sonra hiçbir engel kalmıyor. Zaten bütün partilerin olumlu bir yaklaşımı var” dedi.

“Baskılar olmasaydı, müze de olmazdı”

Diyarbakır'ın işkence anılmasını istemediklerini belirten Can, “Keşke geçmişte Kürdler üzerinde bu kadar baskılar yapılmasaydı ve bu müze hiç olmasaydı. İnanın bunlar olmasaydı daha iyi olurdu. Bu insanlara acı veriyor.

Ama sonuçta bu işkenceler oldu ve bunların unutulmaması lazım. Aynı şeylerin yaşanmaması için daha aydınlık bir Türkiye ve Kürdistan için bunların bilinmesi lazım. Sevinçliyiz çünkü yıllardır bir mücadele veriyorduk, emeğimizin karşılığını aldığımız için mutluyuz ancak bir yandan da içimiz buruk.

Cezaevinde işkencelere maruz kalan bir çok kişi 'müze' olayını duyunca duygulanıp bizi arıyorlar ve bir daha bu tür şeyler olmayacak diye çok seviniyorlar” diye konuştu.

Ek binaların yıkılması lazım Cezaevi'nin olduğu gibi korunmasını isteyen Can, “Cezaevi'nin belirli yerlerinde çökme tehlikesi var, bunların sağlamlaştırılıp eski haline kavuşturulması lazım. Ayrıca sonradan yapılan ek binalar var bunların yıkılması lazım.

Yine bazı yerlerde arkeolojik çalışmalara ihtiyaç var, bunlar yaptıktan sonra diğer işler kolay. Bu işlemler bittikten sonra koğuşlarda kalanların isimlerini kullanacağız. Diyarbakır Cezaevi'nin simgesi olan 4'lerin direnişini canlandıracağız. Yine müze içinde Kültür merkezi, kütüphane yapılabilinir.

Ayrıca o dönem kullanılan suç unsurları müzeye yerleştirilebilinir. Amacımız güçlü ve yaşayan bir müze oluşturmaktır. Anıtkabir gibi değil, yaşayan bir müze şeklinde olmalı. Müzede Roboski köşesi, 33 kurşun köşesi ve İnsan Hakları hafıza merkezi de yapılabilinir” dedi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin de talebi desteklediğinin altını çizen Can, 'Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, kent planlamasına aldı. Ancak orası devlete ait bir arazi. Dolayısıyla bürokratik engeller çıkabilir.

Ancak, Dilekçe Komisyonu'nun kararıyla bu engel de teorik olarak ortadan kalkmış oluyor. Önümüzdeki günlerde hem Meclis'teki siyasi partilerle hem de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile görüşmelerimizi sürdüreceğiz.”

Tutuklular anlatıyor:

Rahime Karakaş (DDKD Davası tutuklusu)

Müzeye dönüştürülme kararını duyunca sevindim. Niye sevindim, bu tür ulusal kurtuluş mücadelesi veren her insanın acı çektiği yerler müzeye dönüştürülmüştür. Dünyada benzerleri var.

Acılar bu şekilde somutlaşıyor, onun için mutlu oldum. Müzede yaşadıklarımızın teşhir edilmesini isterim. Orada acı çeken, işkence gören hayatlarını kaybeden insanların geçmişleri olması lazım. Niçin yaşadıklarını, neler çektiklerini sonraki kuşağa anlatılması lazım.

Ödedikleri bedellerin sonraki kuşaklarca bilinmesinin yolu açılmalı, çünkü bunlar çok önemli şeyler. İnsanlar orada farklı amaçlar uğruna yatmadılar, herkesin bir amacı vardı; bağımsız bir ülke.

Özgürce yaşayabilecekleri bağımsız bir ülkeydi amaç. Kadınıyla, erkeğiyle hatta çocuk yaştakileriyle orada acı çekmişlerse bunların belirtilmesi lazım. İşkence türlerinin orada deşifre edilmelidir. Ben bir yıl yattım, durdurulmasam bir yıl boyunca konuşabileceğim sermayem var. Bunları da bu toplumun bilmesi lazım.

Bugün Kürd mantalitesi bu kadar yüksekse benim yaşadığım cezaevinde ki vahşetin çok büyük etkisi var. Aynı zamanda orası bir üniversiteydi. Kürd mücadelesinin bu gün duruğa ulaşmasını sağlayan üniversite görevi gören 5. Nolu'ydu. Ben övünerek çocuklarımla birlikte ziyaret etmek isterim.

Ramazan Ülek (PKK Ana Dava Tutuklusu)

Bizim çektiğimiz acıların, yaşadığımız işkencelerin gelecek nesillere aktarılması açısından Cezaevi'nin müzeye dönüştürülmesi iyi bir karar. Belki her şeyi karşılamaz ama yüzleşme açısından iyi bir karar. Orası dünya işkence laboratuvarı gibi bir şeydi, dünyanın hiç bir yerinde olmayan teknikler orada uygulandı. Orada şehit düşen arkadaşlarımızın anılarının yaşatılmasını isterim, orada temsil edilmesini isterim.

Binlerce kişinin işkence gördüğü aletlerin orada sergilenmesi gerek. Belki birebir gerçeği yansıtamaz ama tabi aslına uygun bir şekilde hafıza merkezine dönüştürülmesi lazım. Dünya örnekleri var mesela Almanya faşizminin uygulama alanlarının müzeye dönüştürülme örnekleri gibi olabilir.

Bir daha böyle uygulamaların yaşamaması için kurulması lazım. İnsanlık onlara bakıp bizlerin neler çektiğini, eğer Kürd halkı özgürlüğe ulaşacaksa bizim payımızın bunda etkisi, arkadaşlarımızın yaşadıkları acıların bunda etkisinin ortaya çıkartılması açısından önemli. Çektiğimiz acılar gelecekte halkımızın özgürlüğünün bedeli olacak. Kuşakların orada çekilen acıları anlaması açısından önemli.

Açılırsa elbette ki ziyaret etmeyi düşünürüm, her ne kadar o duyguları hatırlamak zor gelsede.

Mehmet Can Azbay (KUK Ana Dava Tutuklusu)

Diyarbakır Cezaevi Kürdistan tarihinde çok önemli bir dönüm noktasıdır. 12 Eylül Cuntası Milli Güvenlik kararıyla Diyarbakır'ı pilot bölge seçerek uygulamalarına başlamıştır.

“Kürdçülüğü” yok etmek için böyle bir uygulamalara başladılar, Kürdistan davasını burada boğabileceklerini, Kürdleri Türkleştirebileceğini düşünüyordular.

İtirafçılık dayatılarak Kemalist bir nesil yetiştirmeye çalıştılar. İşkence sonucu ölen binlerce insanımız oldu. Türkiye ilk önce kendi faşist zihniyetiyle yüzleşmesi gerekir, bu olmadığı sürece tam bir yüzleşme olmaz. Ben orada 8 yıl kalan, 20 yılını cezaevinde kalan bir insan olarak Diyarbakır Cezaevi insanlığa karşı işlenmiş suçlar müzesi olarak insanın hafızasında yer almasının sağlanması gerektiğini düşünüyorum.

Ortak bir komisyonun kurulup mahiyetini onların belirlemesi gerekir, ben yaptım oldu şeklinde olmamalı. Buna uluslararası kurumlarda dahil edilebilir. Devletin sadece teknik imkanların sağlanması konusunda dahil olması lazım.

Türkiye Cumhuriyetinin Kürd halkına karşı işlediği suçların orada teşhir edilmesi lazım. Bu aletler, kovuşlar ve o döneme ait gerçekliğiyle yer bulması lazım. Cezaevi'nin bir tarafı büyük bir salona dönüştürülebilir ve burada etkinlikler düzenlenebilir. Bir tür hafıza merkezine dönüştürülmesi lazım.

Sadece siyasiler değil Kürd toplumunun bütün kesimleri değişik bahanelerle oradan geçti. Elbette bunun üzerinden bir şeyler elde etmeye çalışılmamalı, pazarlık konusu yapılmamalıdır. Diyarbakır Cezaevi katliamlar zincirinin bir halkasıdır. Orada yaşanılanı ne bir şair ne bir romancı ifade edemez.

Mehmet Tanboğa (PKK Ana Dava Tutuklusu)

İlk duyduğumda bu bana tuhaf geldi, çünkü orası yıllarca vahşetiyle hatırlanılan bir yer. Orayı yaşayan herkeste Diyarbakır Cezaevi'nin müzeye dönüştürülmesi beklentisi vardı.

Bir daha o vahşetin yaşanmaması için olumlu bir adım ve olması gereken bir karar olur. İnsan dönüp geriye baktığında oranın müze ya da başka bir şey olması geçmişi tamamıyla silmez. Acılar hala bellekte canlı duruyor. Orada yaşanılanlar unutulan ya da unutulacak şeyler değildir ama elbette müzeye dönüştürülmesi daha olumlu olur. Bu bir lütuf olarak görülmemelidir.

Sorunun çözümü ve bu çözüm noktasında samimiyet açısından belki önemli görülebilir. Oranın müze olması Kürd sorunun çözümüyle çok alakalı bir durum değil. Sorunun çözümü için ilk başta sayın Öcalan olmak üzere emek vermiş ve bu günlere getirmiş kişiler muhatap alınıp yürütülmeli, yoksa sadece bu olayla bağlantılı olarak sorunun çözümü hakkında konuşamayız. Bu olumlu bir adımdır ve sadece bir iyi niyet belirtisi olarak değerlendirilebilir.

Müzede bir daha o vahşetin yaşanmaması için orada direnişleriyle destan yaşan kişilerin anılarının yer bulması lazım. Çıplak bedenleriyle direnenlerle ve onlara karşı her türlü olanak ve teçhizatla saldıran işkenceci takımında mutlaka sergilenmesi gerekiyor, bunlar teşhir edilmelidir. Tutsakların eşyaları çok önemli ver yer almalıdır. Cezaeviyle ilgili yazı ve fotoğrafların olması gerekiyor. Ziyaret etme şansım olsa elbette ziyaret ederim.

Haluk Yıldızhan (Ala Rızgari Davası Tutuklusu)

Bizim daha önceden müzeye dönüştürülmesi için olan çalışmalarımız vardı. Komitemiz imza kampanyası başlatmış ve kamuoyuna açıklamlarda bulunmuştuk. Bu çalışmalarla sonuç alma sevindirici bir şey.

Dünyada da bu örnekler böyle olur; Almanya'da ki kamplar, Macaristan'da ki terör evi gibi... Kendisiyle yüzleşebilen toplumlar olaylara böyle yklaşıyor. Türkiye'nin de böyle davranıyor olması sevindirici bir şey. Geçmişle yüzleşmenin bir ön adımı. Müze olacaksa doğal yapısı bozulmamalıdır.

Şu an silinen duvarda ki sloganlar, resimler ve bayraklar tekrar aslına uygun olarak yapılabilir. Bunun üzerinden insanlara böyle eziyetler çektirildiğini anlatabiliriz. Mesela Macaristan'da ki örneğinde insanlar müzeyi gezince çığlıklar dinletilliyor, her şey olduğu gibi sergileniyor. Marşlar da dinletilebilir.

Orada kalan, ölen ya da sakat kalanların listeleri asılabilir. Zaten olanlar vahşeti anlatmaya yeterlidir. Ben geçmişimle olumlu olumsuz yüzleşerek bir şeyler olacağımıza inanıyorum. Orada dehşetleri de yaşamış olsak ziyaret etmeyi düşünürüm. Bu bir intikam alma değildir sedece böyle acıların olmaması için toplumun yüzleşmesidir.

Fuat Kav (PKK Ana Dava Tutuklusu)

Daha önce bu konuya ilişkin derin tartışmalar oldu. Daha sonra buna bağlı olarak başka seçenekler tartışılmıştı, okul gibi. Kamuoyunun tepkisi AKP iktidarının bu konudaki tavrını değiştirdi. Orada uzun süre kalan biri olarak, birçok arkadaşımı da kaybeden biri olarak, Diyarbakır Cezaevi'nin elbette kalmasını yıkılmamasını isterim.

Aynı iktidar daha önce yıkmaktan bahsederken, şimdi müzeye dönüştürme kararı seçim yatırımı gibi geliyor bana. O açıdan nasıl bir çalışma olacağını bilmek lazım. Öldürülen, katledilen insanların anılarıyla ilgili ne varsa oraya konulacak mı bilmek lazım.

Özellikle şunu söylemek isterim, kim ne derse desin kim ne yaparsa yapsın orası Kürd halkının çok iyi bildiği bir yer olarak hafızalarda kalacak. Mazlumlar, Ferhatlar orada yaşayıp hayatlarını kaybetti.

O cezaevi onların anısına mutlaka müze olmalı. Ve onların anısına yakışır şekilde olmalı.

Ben o cezaevinden çıktıktan sonra ziyaret etmiştim dışarıdan. Elbetteki başka koşullar gündeme gelirse, ne olursa olsun orayı ziyaret etmek isterim. Orası aynı zamanda benim bir parçam. Müze olup olmaması benim ziyaretimi engellemeyecektir.

Hamit Kankılıç (PKK Ana Dava Tutuklusu)

Aslında bu tartışmalar yaklaşık 3-4 yıldır sürüyor. Bir ara okul yapılacağı söylentileri vardı. Halkın gösterdiği tepki bunu engelledi. Gelinen noktada müze yapılma tartışmaları olumludur. Bir toplum geçmişiyle yüzleşmek ve aynı acıları bir daha yaşatmak istemiyorsa bütün olumsuzluklara yüzleşmesi lazım. Tabi aynı zamanda aynı acıların asla bir daha yaşanmamasını garanti etmesi lazım.

Aynı zamanda insanların hafazısını yaşanan acılar açısından canlı tutmak lazım. Kürd sorunun çözümü ve Türkiye'nin geçmişiyle yüzleşmesinin bir sembolü haline de gelebilir. Sorunun çözümünde sembol rol oynama durumu da olabilir. Kürdler açısından sorunun çözümü konusunda bir güven durumu da ortaya çıkarabilir.

Bölgemiz açısından da önemli bir simge olabilir. Bütün yaşananları ve o uygulamalarda kullanılan araçlardan tutalım, orada yaşamını yitirenlerin de eşyalarının sergileneceği şekilde tasarlanmalı. Yaşamını yitiren insanlarla da karşılaşmak gerek orada. İşkenceleri yapanların da künyelerinin yer alacağı bir bölüm olmalı. Yine yaşamını yitirenler için de bir bölüm ayrılmalı.

8 yıllık bir geçmişim var orada. O sürecin en acılı bir tanığıyım, mağduruyum. Gidip görmek isterim müze olduğunda. Orada kendim de varım. Yaşamını yitiren arkadaşlarım, sakat kalan arkadaşlarım tek değil, belki hiç karşılaşmadığımız binlerce insan da var ve aynı zamanda, kendim de oradayım. Onlarla birlikte yaşadığım tüm zorlukları yaşadığım bir yer, gidip orayı görmek isterim tabi.

Halide Dündar (DDKD Dava Tutuklusu)

Acılarımızın bir daha yaşanmaması için çok sevindim. Yeni nesillerin orada ne yaşadığını bilmesi gerekiyor. Bellek unutmaya müsaittir, bu şekilde kuşaktan kuşağa aktarılabilir.

Tam anlamıyla yüzleşme olmadı, bir çok dava zaman aşımına uğradı. Yüzleşme için karşı tarafın af dilemesi gerekiyor. Biz 30 yıldır o psikolojiden kurtulamadık, bunların telafi edilmesi gerekiyor. Yakında kadınlar kavuğuyla ilgili kitabım çıkacak, onları pek kimse yazmadı. Müzede işkence aletleri, kalaslar, coplar yer almalıdır. Orada yatan mahkumların isimleri, hikayeleri yer almalıdır.

Bunun yanında işkence yapanlar hakkında da bilgiler yer almalıdır. O dönemi anlatan resimler çok iyi olur. Kısacası yeni kuşak oraya gittiğinde gözünde canlandırabilecek gerçeklikte şeyler olmalıdır.

Böyle bir müzeye gidip yüzleşmek istiyorum, biz bunları yaşadık ve yüzleşmemiz gerekiyor. Bunu bir kazanım olarak görmek istiyoruz.

Etiketler : , , ,

HABERE YORUM KAT