1. HABERLER

  2. ALINTI YAZARLAR

  3. Diyarbakır üzerinden siyaset
Diyarbakır üzerinden siyaset

Diyarbakır üzerinden siyaset

Diyarbakır'ın Türkiye siyasetindeki yeri ulusal ve uluslararası çevrelerde öteden beri sözle ve muhtelif girişimler aracılığıyla vurgulanıyor.

A+A-

Diyarbakır'ın Türkiye siyasetindeki yeri ulusal ve uluslararası çevrelerde öteden beri sözle ve muhtelif girişimler aracılığıyla vurgulanıyor.

Eski başbakanlardan Mesut Yılmaz, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği yolunun Diyarbakır'dan geçeceğini söylemişti. Bununla, her ne kadar Avrupa'nın azınlıklar konusundaki taleplerini dile getirmeye çalışsa da, aslında, belki de farkında olmadan, Kürt Sorunu ile ilgili bir çözüm arayışına, hatta zorunluluğuna işaret ediyordu. Başbakan Erdoğan'ın 16 Kasım'da Diyarbakır'da geniş bir katılımla gerçekleştirdiği toplantıyı bu anlamda değerlendirmekle beraber, buna bir de iç ve dış politikadaki tehdit unsurunu eklemek durumundayız. Türkiye'de, her iki alana ilişkin bir tehdit algılamasına tanık oluyoruz. Bunu bir meydan okuma olarak görenler de vardır.

Acaba bu meydan okumaya karşı ânında silah gücüyle mukabelede bulunmak mı ulusal çıkara hizmet eder yoksa siyasî, kültürel, ekonomik ve toplumsal araçları devreye sokarak elde edilecek çözüm mü? İkinci yolun daha uygun olacağından kuşkumuz yok. Yalnız, burada bir risk var; toplumun bu alternatif çözüm denemesine nasıl bakacağı, bunun bir yeni ayrışmayı beraberinde getirip getirmeyeceği konusu tartışılıyor.

Şimdi hükümetin tercih ettiği, ikinci yoldur. Karşısında ise kökleşmiş bir siyasî kültür ve toplumsal gelenek mevcut. Toplumun hafızasında yer edinmiş bazı söz ve davranışlar ile bunlara dayalı bir tehdit algısı söz konusu. Terör ve terörist kavramlarının birden zihinlerden sökülüp atılması kolay olmuyor. İktidar ve muhalefet çevreleri birbirlerini yaralayıcı ithamlarda bulunuyor. Ülke geriliyor.

Bir insanın kol ve bacaklarından zıt istikametlere doğru çekildiğini düşünün. O bedenin bir bütün olarak kalması mümkün mü, tabii ki zorlama sonucunda bir kopma kaçınılmaz olur. Hâlbuki vücudun organları ters yönde değil de aynı istikamette yerde sürüklense bile en azından bir kopma meydana gelmez, belki yaralanma olur sadece. Onun da tedavisi kolay.

Türkiye'de PKK terörünün sona erdirilmesi ve Kürt Sorunu'na çözüm arayışı esnasında yaşanılanlar da, tıpkı bir bedenin zıt yönlere doğru çekilen kol ve bacakları gibi, ülkenin beşerî kaynağının parçalanmasına sebep oluyor. Örneğin AK Parti hükümetinin öncülük ettiği Diyarbakır toplantısından sonra bazı muhalefet liderlerinin çok ağır sözlerle Başbakan'a yönelttiği eleştiriler, siyasette ve toplumun bir kesiminde Kürt Sorunu ve terörle mücadele konularında müzakereye açık kapı bırakmıyor.

Oysa Türkiye'nin mevcut ulusal ve bölgesel ihtilâflar dünyasında en fazla gereksinim duyduğu şey, taraflar arasında bir asgarî müşterek zemini oluşturarak, gündemdeki sorunlara mâkul çözüm modelleri üzerinde aklıselimle konuşup tartışabilmektir. Esasen, başarılı siyaset de bir biçimde uzlaşma sağlanmasıyla kendini belli eder.

Adalet ve düzeni egemen kılma işi

Konuyu siyaset ile ilişkili olarak incelediğimizde, bunun (siyasetin) nasıl yürütüldüğü hususu önemli hâle gelir. Teorik ve kavramsal anlamda çok sayıda siyaset tanımı (ve uygulaması) vardır. Duverger'in belirttiği gibi, siyaset bir savaş ve güç mücadelesi olarak da algılanabilir, adalet ve düzeni egemen kılma işi olarak da görülebilir. Siyasete ilişkin bir başka tanımı da burada Althusius'a atıfla okurlarımızla paylaşalım. Sistematik Siyaset adlı çalışmasında bu yazar, siyaseti, "toplumsal yaşamı kurup işletmek ve korumak" anlamında tanımlıyor.

Siyaseti hangi yanından tutmalı?

Demek ki, hangi yöntemle nasıl bir sonuç alınacağına bağlı olarak, bir siyaset (üslubu) tercihinde bulunmak mümkündür. Diyarbakır toplantısı ve akabinde meydana gelen tepkiyi şimdi biz nasıl bir siyaset anlayışı temelinde açıklayabiliriz?

Bu ülkenin vatandaşı olan, iyi ve kötü zamanlarında vatandaşlık görevini yerine getiren milyonlarca insan eğer kendilerini bir alt kimlik ve dil marifetiyle tanımlıyor, Kürt kimliğini önemsiyorsa, iyi bir siyasetin görevi, ülke bütünlüğüne zarar vermediği müddetçe, buna engel olmak değil, aksine bu kesimi memnun etmek olmalıdır. Basit bir yasakçı zihniyetle haklarında ceza işlemi yapılan, vatandaşlık hakkı elinden alınan insanlardan devlete sadakat beklemek anlamsız olur. Bu kişi geçmişte devlet aleyhinde şöyle kötü sözlerde bulundu diyerek, onu şimdiki koşullarda da mahkûm etmenin hiçbir siyaset tarzında yeri yoktur.

Kaldı ki, muhalefet liderleri ve iktidar temsilcilerinin birbirleri hakkında sarf ettikleri sözler bir yere not edilecek olsa, bunların asla birbirlerinin yüzüne bakacak durumda olmadıkları görülür. Bir siyasetçi şu günlerdeki çözüm arayışları sırasında karşısındaki siyasetçiye ettiği hakareti düşünse, onunla bir araya gelemez. Ama eğer izledikleri siyaset bütün bunları kaldırıyor ise, o zaman dün sürgün ve mahkûm hayatı sürdürürken öfkeyle söyledikleri sözler yüzünden o kişileri bugün bir kez daha cezalandırmanın anlamı nedir? Amaç ülkenin bütünlüğü ve dirliği korunarak, barış ve güvenlik içinde birlikte varlığımızı sürdürmek ise, riskli de olsa bazı dönüşümlere zemin hazırlamak, siyasetin esas görevini oluşturur. Üstesinden gelinebilecek bazı riskler göze alınmadan hiçbir büyük iş başarılamaz.

Ayrı mekânlarda herkesin kendi ideolojik ya da geleneksel söylemleriyle hitap ettikleri topluluğu coşturması, ağır ithamlarla aşağılanan karşı cephe siyasetçisi aleyhinde tezahüratta bulunulması eğer siyasî başarı olarak değerlendiriliyorsa, bilinmelidir ki, bu bir aldatma ve aldanmadan başka bir şey değildir. Millete karşı sorumludur bunlar. Kendilerine teslim edilen emanete ihanet sayılır bu aldatma siyaseti.

Hoş belki kendileri de farkında değil o aldatma ve aldanma eyleminin. Yaptıklarını doğru bir iş gibi görüyorlardır muhtemelen. Asıl sorun da bu!

Kürtlerin varlığını istismar etmek

Bugün küresel güçlerin Ortadoğu siyasetinde Kürtlere yöneliktir esas oyun. Türkiye eğer kendi öz kaynaklarıyla, kültürel ve toplumsal birikimiyle etkin bir siyaset geliştiremezse, küresel siyasetin akışına kapılabilir. Bölgede Kürtlerin varlığını istismar edecek bu küresel siyaseti en iyi dengeleyecek ülke Türkiye'dir. Bunun için ise Türkiye'nin çevresindeki Kürt unsurların da güvenini kazanarak, temel insan haklarına saygıyı esas alan bir yönetim marifetiyle devleti güçlendirip milletin dirlik ve gönencine hizmet etmek için yeni bir siyaset geliştirmesi şart. İktidar ve muhalefet ile birlikte. Bunun anlaşılması lâzım.

Diyarbakır üzerinden siyaset kimseye yarar sağlamaz.

 

Prof. Dr. İbrahim Canbolat  

Bu haber toplam 8680 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT