05 Aralık 2016 Pazartesi
  • Diyarbakır8 °C
  • İstanbul9 °C
  • Ankara-4 °C
  • Antalya14 °C
  • İzmir11 °C
  • IMKB
    0.00
    %
  • Altın
    133,680
    %0.63
  • Dolar
    3,5427
    %0.59
  • Euro
    3,7548
    %-0.10

Diyarbakır tarihi şehircilik

Diyarbakır tarihi şehircilik

27 Temmuz 2008 Pazar 18:01

Ünlü seyyahlardan William Heude1800’lerin başlarında ziyaret ettiği Diyarbekir için şöyle yazmaktadır.Bütün gece ve ertesi günün sabahı,bana rehberlik eden bir ermeni ile kenti dolaştım.İstanbul da içinde olmak üzere,tüm Müslüman kentlerden daha iyi

Ünlü seyyahlardan William Heude1800’lerin başlarında ziyaret ettiği Diyarbekir için şöyle yazmaktadır.Bütün gece ve ertesi günün sabahı,bana rehberlik eden bir ermeni ile kenti dolaştım.İstanbul da içinde olmak üzere,tüm Müslüman kentlerden daha iyi inşa edilmiş olduğunu gördüm.Sokaklar genellikle taşlarla döşeli,oldukça temiz ve diğer şehirlerden daha düzenli,geniş,çarşılar büyük ve iyi donatılmış,siyah mermerden hamamlar gösterişli olduğu kadar da kullanışlı.Evliya Çelebi seyahatnamesinde Diyarbekir şehrinin çok temzi olduğundan behsederek bunun nedeninin de şehrin çer çöpünün doğruca hamamlardaki külhanlara götürülüp yakacak olarak kullanıldığını belirtir.Yine bu hamamların atık sıcak sularından faydalanılnması düşünülmüş,sular genelde hamamların yakınlarındaki tarihi camilere yönlendirilerek camilerin tabanının altında yapılan labirent şeklindeki mazgallardan günümüz tabirince alttan ısıtma sistemine dönüştürülmüş ve mükemmel bir şekilde uygulanmıştır.Bu olay 1970’li yıllarda Ulu cami tamirata alındığında tabanlar sökülünce görülmüştür.

(William Heude.Voyage de la Cota deMalabor a Constantinople.Paris.1820M.Şefik Korkusuz:Eski Diyarbekir’de Gündelik Hayat.Kent yay.İst.2007.s.13,54W.Heude (1817) isimli seyyah Diyarbakır şehrinin oldukça iyi inşa edildiğini ,sokakların düzenli taşlarla döşeli olduklarını,bunların temiz ve diğer kentlerden daha geniş olduğunu belirtmektedir.Yrd.Doç.Dr.İbrahim Yılmazçelik:XIX.Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır.TTK.1995.s.

Tanzimat Öncesi Osmanlı Mahalli İdarelerinin Genel GörünümüOsmanlı İmparatorluğu’nda modern anlamda belediye kurulması arzusu Tanzimat’ı izleyen yıllarda yoğunluk kazanmış ve Kırım Savaşının ortaya çıkardığı bazı durumlarla ilk yasal girişimde bulunulmuştur.Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat’tan önceki dönemde belediye idaresi İslâmî esaslara dayanmakta ve kadı tarafından temsil edilmekteydi. Kadı idarî, adlî ve beledî yetkilerin hemen tümüne sahip ve atama yolu ile işbaşına gelen bir devlet memuruydu. Kadı hem hakim, hem mülki amir, hem de belediye başkanıydı. Hakim sıfatıyla baktığı davalardan aldığı harçlar dışında devlet bütçesinden bir maaş almazdı. Kadı’nın tek başına bu denli değişik ve ağır görevleri yerine getirmesi imkansız idi. Kadının kentin muhtelif yerlerinde ayak naibi adı verilen vekilleri vardı. Semtlerden bir alt kademede bulunan ma-hallelerde ise mahalle imamları kadının görevlerini yerine getirmekle mükel-lefti. Kadının beledi yetkilerini kullanışında muhtesip adı verilen bir yardımcısı da vardı. Muhtesip esnafın denetlenmesinde, narhın saptanmasında, temizliğin kontrolünde ve beledi müeyyidelerin uygulanmasında kadı’nın başlıca yardım-cısı olup bir tür belediye zabıtası müdürü işlevi görüyordu. Bunların dışında kalan  belediye hizmetlerini de başta vakıflar olmak üzere  sivil örgütler yerine getiriyordu. Bunlar arasında mahalle, Osmanlıdan devralınan en canlı ve fonk-siyonel bir mahallî idare birimiydi. Şimdi sırası ile Tanzimat öncesi Osmanlı mahalli idare teşkilatını inceleyelim. Kadılık KurumuBurada ilk olarak dikkat çekilmesi gereken konu geleneksel yani Tanzimat öncesi Osmanlı şehir yönetiminin temel özelliğinin merkezi otoritenin iktidar alanına giren kamusal bir iş olması ve merkezden atanan görevliler tarafından yürütülmesidir. Bu dönemde görülen Vali, beylerbeyi, sancakbeyi ve zaim gibi görevlilerin temel yetki alanı, kentin güvenliğinin sağlanması ve kolluk hizmetleriydi.Kadı kelime olarak “hükmeden”, “yerine getiren” anlamlarına gelmekte olup, Osmanlılarda şer’i ve hukuki hükümleri tatbik eden, ayrıca devlet emirlerini yerine getiren bir fonksiyona sahipti. Dolayısıyla hukuki olduğu kadar idari bir memuriyet olarak da görülmektedir. Bundan dolayı kadıların görevlerini hukuki, idari ve beledi olmak üzere başlıca üç noktada toplamak mümkündür.Kadı kaza adı verilen yerleşim biriminin hukuki ve idari yöneticisidir. Kaza, yargı ve yönetim bakımından belirli büyüklükte yerleşim birimidir ve kendisine bağlı kasaba ve köylerden oluşmaktadır. Bu bakımdan kazanın başında bulunan kadı, hem şer’i ve idari yargının başı, hem belediye başkanı, hem de merkezi yönetimin temsilcisidir. Dolayısıyla kadının makamı mahkeme binası olduğu kadar belediye hizmetlerinin yürütüldüğü yerdir.Osmanlı şehir yönetiminde adli, mülki ve beledi fonksiyonlar birbirinden ayrılmamıştır. Bu fonksiyonları yerine getirmekle görevli kadının subaşı, naip, imam ve muhtesip gibi yardımcıları vardır. Subaşı şehrin güvenliğinden kadıya karşı sorumlu emniyet amiridir. Naip, kadının yargıdaki yardımcısı, imam ise mahalle yöneticisidir.Kadının belediye işlerinden sorumlu yardımcısı ise “muhtesib” tir. Muhtesib, ihtisab ağası, esnafı denetleyen, ticari hayatın düzenini sağlamaya çalışan kişi anlamına gelmektedir. İhtisab ise kelime olarak, çirkin ya da zararlı bir fiili yasaklamak ve iyiliği emretmek anlamına gelir. Kısaca iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak felsefesi Osmanlı belediye hizmetlerinin de temel mantığını oluşturmuştur.Osmanlı devletinde muhtesibin görevi, bazı temel tüketim maddelerine narh koymak, bunu denetlemek, çarşı ve pazar işlerine nezaret etmek, tartı ve ölçü aletlerini kontrol etmek, gıda maddelerinin üretildiği ve satıldığı dükkan ve işletmeleri denetlemekti. Bir bakıma günümüzde belediye zabıtasının gördüğü işer, o dönemde bütünüyle muhtesibe bırakılmıştı  Osmanlı İmparatorluğu’nda şehrin, belediye hizmetlerini yürütecek özel bir bütçesi yoktu. Şehir yönetiminden sorumlu kişiler birer devlet memuruydu ve maaşları halkın ödediği vergiler ve cezalardan karşılanırdı. Temizlik işleri ise belirli bir ücret karşılığında özel kişilerce yürütülmüştür. Kadı ise yalnızca bu kişileri denetlemekle görevliydiİl Özel İdareleriOsmanlı yönetim sisteminde il esası, Tanzimat’tan sonra ortaya çıkan bir gelişmedir. Tanzimat öncesinde Osmanlı ülkesi eyalet sistemine göre yöne-tilmekteydi. İl Özel Yönetimleri, Osmanlı döneminde, 1864 tarihli Vilayet Ni-zamnamesi ile kurulmuştur. Bu nizamname ile vilayet (il) düzeni benimsenmiş ve iller için, biri genel, öteki özel (yerel) olmak üzere iki tür yönetim kabul edilmiştir. O tarihte, İl Genel Meclislerini, ile bağlı her sancaktan seçilip gönderilen 4’er üye oluşturuyordu. Bu üyelerin ikisinin Müslüman, ikisinin de Müslüman olmayan nüfustan seçilmesi öngörülmüştü .Meclis yılda bir kez vilayet merkezinde toplanır ve azami kırk gün süre ile görüşmeler yapardı. Bu toplantılar halka açık değildi ve meclisin tüzel kişiliği de yoktu.Tarık vural osmanlı imparatorluğu’nda yerel yönetimler Arş. Gör., Dokuz Eylül Üniversitesi, İİBF, Maliye Bölümü, İzmir.Türk İdare dergisi

Diyarbakır’da BelediyecilikDiyarbakır,belediyecilikte bir zamanlar İstanbul da dahil olmak üzere hiçbir Osmanlı şehrinde görülmeyen güzel bir örnek sunmuştur.Şöyle ki; Miladi 1880 tarihli Diyarbekir salnamesinde şehir nüfus yoğunluğuna göre ikiye ayrılmış ve her bölüme bir belediye ve bunların birinin başına gayri Müslim,diğerinin başına da Müslüman bir başkan tayin edilmiştir.Çarşı pazarlar Diyarbekir’de 1868’de kurulan ilk belediyeden sonra hep belediyelerce denetlenmiştir.(M.Şefik Korkusuz.Eski Diyarbekir’de Gündelik hayat.Kent yay.2007.s.91)Diyarbakır belediye ve idaresinde gayrimüslimleri görüyoruz.1869-70 yıllarında il idare meclisi üyeliğinde Bedon ve Toma,Adliyede Agop,Osep ve Garabet,İl Vilayet idare meclisinde Ohannes ve Mihail,Belediye meclisinde Kigork ve Mıgırdıç efendiler,kendi kesimlerinin sözcüsü olarak yönetime katılan birer devlet memuruydular.Bayındırlıktan yana aynı yılda Mösyö Raviç başmühendis,Korvin 2.mühendis ve Romer 3. mühendisdi(Prof.Dr.Orhan Cezmi Tuncer.Diyarbakır kent kimliği.1.Diyarbakır sempozyumu.27 Ekim.2000.Neyir matb.s.170)Diyarbakır’a özgü olan bir uygulama, belediye örgütlenmesinde %50 temsil oranının getirilmiş olmasıdır. Şehir, adeta iki belediye başkanı tarafından idare edilmiştir. 1300/1882 tarihli salnamede, Reis-i Evvel (birinci Başkan) Abdulfettah Efendi, Reis-i Sani (ikinci başkan) Osib Efendi’nin adları geçmektedir. Her başkanın 7 adet alt kademe azaları (üye) bulunmaktadır. Bu durum, 1301-1302 yıllarında da devam eder. Müslüman olan başkanın azalarından 5’i Müslüman, ikisi gayrimüslim iken, gayrimüslim başkanın azalarından 5’i gayrimüslim, ikisi Müslüman’dır. Buna göre, temsili demokrasi ve büyük şehir anlayışında bir uygulamanın varolduğu söylenebilir. www.suryanilik.com

19.yüzyılda Diyarbakır’da 65 müslüman mahallesi vardıGayrimüslim mahalleleri ise Hace maksud,Mar Habib,Küçük Kinisa,Meryemun,Bekçiyan,Şemsiyan,Rumiyan,Meryem-i sağir,Köprüyan,Sarraf İskender,Meryem-i Kebir,Yahudiyan ve Molla Hennan şeklindeydi.

(Yrd.Doç .Dr.İbrahim Yılmazçelik.XIX.Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır.TTK.Ank.1995.s.46,471Diyarbakır belediye BinasıOsmanlı belgelerinde Diyarbakır.2.Uluslararası Diyarbakır Sempozyumu

 

 

 

Eski belediye binası  (üstte)                                                Yeni belediye binası(altta)                                         2 

 

 

 

Belediye halkın koruyucu sağlığı ile de ilgilenirdiOdunluk ve eski eşyalar devamlı kilerde  bulunulurdu.Kilerlerin bir başka özelliği de ev halkının kendilerini yaz mevsiminin kavurucu sıcağındfan korumaya çalıştığı yer olmasıydı.Baqzı yaz günlerinde Belediye zabıtaları sabahları saat 10-10.5 sıralarında ellerindeki teneke borazanlarla sağa sola giderek şöyle anons yaparlarmış;Sıcağlar başladiiiii,herkes bodrımlaraaaa.İkindi vaktine yakın bir zamanda yine;dışarı çıhabılırsınız,diye çağrı yaparlarmış. M.Şefik Korkusuz.Eski Diyarbekir’de gündelik hayat.Kent yay.İst.2007.

 

Tarihi eserleri koruma:Diyarbakır şehrinin sembolü Diyarbakır surlarıdır.

 

3

 

Diyarbakır kalesi son derece muhkem bir eserdir. Çin Seddinden sonra dünyanın en uzun, en geniş ve sağlam surlarından biri olduğu kabul edilir. Surların uzunluğu yaklaşık 5.5 kilometredir. Surlar üzerindeki 82 burç bedenleri birbirine bağlar. Duvarları ise yaklaşık 10-12 metre yükseklikte 3-5 metre genişliktedir. Surların uzunluğu yaklaşık 5.5 kilometredir. Surlar üzerindeki 82 burç bedenleri birbirine bağlar. Duvarları ise yaklaşık 10-12 metre yükseklikte 3-5 metre genişliktedir. Kale, Karacadağ’dan Dicle’ye uzanan geniş bazalt yaylanın doğu ucuna, zeminden yüz metre yüksekliğe kurulmuştur. Surların ilk yapılışı kesin olarak bilinmiyor. Fis Kayasına kurulu iç Kalenin, milattan 2.000 yıl kadar önce Hurriler Döneminde kurulduğu sanılıyor.

Çeşitli dönemlerde tamir görmüştür.Diyarbakır surlarındaki kitabeler burçları yaptıran ve onaran hükümdarların damgasını taşır.Örneğin Melik Şah’ın yaptırdığı burç.Eyyübilerin genel onarımı gibi

 

 

4

 

Osmanlı döneminde de bu açıdan bir ihtimam görüyoruz.Diyarbakır sur onarımları:1232.Eyyubiler-Dış sur taşları ile onarım1449-1450:Akkoyunlular-Cihangir şah ve Uzun hasan.Dağ kapı ve Urfa kapı onarımıOsmanlı dönemi1520-1526:Kanuni.İçkale surlarının onarımı1645-1655:İç kale ve vali sarayının onarımı1802-1805:İç kale onarımı1815-1829:İç kale,Dağ kapı,Dağkapı-Urfakapı arası 51 burcun onarımı(Prof.Dr.Halil Değertekin.Dünden bugüne Diyatrbakır ve Diyarbakır surlarının onarımı.1.Diyarbakır sempozyumu.27-28 Ekim.2000.s.28)

1930 yıllarında şehrin hava akımının sağlanması için surların yıkılması,ev yapımında sur taşlarının kullanılması teşvik edilmiş ve bunu Albert Gabriel engel olmuştur. Mazhar bağlı –Abdülkadir Binici.Kentleşme tarihi ve Diyarbakır kentsel gelişimi.Bilim adamı yay.Ank.2005.25

 

Osmanlı döneminde ve öncesi dönemlerde ise bunun tersi uygulaması vardır.tarihi belgelere göz atalım:Diyarbakır kalesinin kuleleri,hisarları ve yıkılan duvarlarının tamiri ile yapılan iki sundurmanın keşif defteri.24 Eylül 18245

Diyarbakır’da sadece surlara değil diğer tarihi eserlere de önem verilmektedir.Diyarbakır salnamelerinde tarihi eserler ayrıca ele alınmakta asar-ı Atike ismiyle incelenmektedir.Diyarbakır’da tarihi eserlerden biri on gözlü köprüdür.Zaman zaman bakım da görmüştür.

 

67

 

Diclenin Diyarbakır şehrine yaklaştığı yerde ve Mardinkapısı dışında bulunan ve eski eser kabul edilen köprünün yıkılan kısımlarının tamir edilmesi hakkında mazbata.25 Mayıs 1875. Osmanlı belgelerinde Diyarbakır.2.Uluslararası Diyarbakır Sempozyumu

Şehir planlamacılığı:

http://www.diyarbakir.gov.tr/images/surlarkal.jpg Gabriel’in Kale Planı (Metin Sözen) 

 

Diyarbakır gerçek barışı 1515 ile başlayan Osmanlı Döneminde buldu ve hızla onarıldı. Yukarıda belirttiğimiz gibi konutun en eski örneği bu dönemden olup yerel yorumda değildir. Yaptıranın siyasal, ekonomik gücü, Hassa Mimarları yorumuyla somutlaşmıştır. Osmanlı Amida’sında güçlü bir “Lonca” düzeni vardı. Çeşitli esnaf gruplarının çarşılarını (yemenici, kuyumcu, bakırcı, puşucu, elbiseci vb.) anımsıyorum. Dökümcüler Çarşısında, çekiç seslerinin birbirine karıştığı Bakırcılar, Kalaycılar Çarşısından geçmek, demircilerin örs ve çekiçlerinden sıçrayan kıvılcımları seyretmek oldukça oyalayıcıydı. Sipahi Pazarında top keçeler, asılı abalar, kilimler, eyer ve koşum takımları, enli enli atkılar, Ulu Cami doğu kapısı önündeki satılık kitap sergisi bir dekordu, kültürdü, sanattı. Ancak bunlar basık, ufak, ensiz ahşap dükkânlarda çalışmaktaydılar. Balıkçılar Başından aşağıya (güney) inerken elleri boyalı puşucular, ipek şallar satar bir yandan da kaldırımda ip bükerlerdi. Tüm bunlara karşın sözgelimi bir esnaf hamamı, dua kubbesi veya Ahi Başı yapısı bilmiyoruz. Ulu Cami güneydoğusundaki esnaf kahvesi de günün modasına uymuş, cam yüzeyini arttırmış ahşap bir yapıydı ve besbelli özgünlüğü azalmıştı. “Ehli Süfyan”ın ayrı bir konut tipi ve semti olmadığı gibi, altı katı atölye, arkası depo ve üstü yaşamına ayrılan ev- atölye yapısı yoktur. Diyarbakır’da dükkânlar çarşıdadır, evler sokakta. Ana caddeye sıralı bu alanların, bunların arkasından konutlar başlar. Aralarında sadece seyrek olarak hamam ve çokça mahalle mescidi yer alır. Mescitleri daha çok siyasal, yönetsel kesime yakın halktan saygın ve etkin kişiler yaptırdılar.(Kültür bakanlığı)

Sur içi alan 146 hektara yakındır.

Kanunî günlerinin 25 yıl arayla yaptırdığı 2 sayımın sonuçlarından, Müslüman çoğunluğun Yeni Kapı – Urfa Kapı aksında yoğunlaştığının, kentin güneyinin Hıristiyanlara, kuzeyinin Müslümanlara ayrıldığının anlaşıldığını belirtmiş, ancak bunun kesin bir kural olmadığını da tarihimizden ve günümüzden örnekler vererek dile getirmiştik. Kiliselerin güney yarıda ve özellikle güneydoğu çeyrekte sıklaşması, “Gavur Mahallesi’nin burada oluşu, fiziksel ve pratik verilirdir. Ancak evleri incelerken Müslüman veya Zımmî açısından fiziksel farklılıklar olmadığını belirttik ve bu akılcı tasarımın dil, din, ırk ve rengi aştığını vurguladık. Gayrimüslimlerin çoğunlukla zenaatle geçinip, kendilerini geçindirmek kadar ekonomik güçte olduklarını sanmak, kuyumculuk, bankacılık, ipekçilik gibi güçlü ekonomilere ters düşüyor. Osmanlı İmparatorluğunun gerileme ve çöküş döneminde kendilerine daha güvenli yer arama göçü, güneydoğu diliminin daha çok el değiştirmesine veya sahipsizliğine yol açtığı için boşaldığı düşünülecek bir konudur. Yeni vatanlarına, göç eden Yahudilerin bu ivmeyi hızlandırdığı da bir gerçek olmalı. Çünkü yerel tanım olarak Gavur sözcüğü (büyük haksızlığa karşın) daha çok bu kısma uygun görülmektedir. Yıkılanların arsaya dönüşmesi bunların zaten var olan mahallelerine daha da boşaltmış olabilir. (Kültür bakanlığı)

 

Kentin doğu yarısı kilise açısından zengindir.(Saint George dahil 6 tane),güney yarısında sayıları 5’i bulur.Gavur mahallesi denilen bölüm güneydoğu dilimindedir,Yahudiler buraya odaklanmıştır67

 

Meryemana kilisesi                                          Keldani kilisesi

Melek Ahmet caddesi kuzeyinde 5 cami ve 4 mescit vardır.Güneybatı kesiminde 6 cami,3 mescit vardı.Yeni kapı kuzeyinde(kuzeydoğu) Bıyıklı Mehmet paşa camisi ve 6 mahalle mescidi,Yeni kapı güneyinde(güneydoğu) 3 cami ve 4 mescit bulunmaktadır.Ulu caminin güneyi ve doğusu ticaret alanıdır,çarşılar ve hanlar bu bölgededir.(Prof.Dr.Orhan Cezmi Tuncer.Diyarbakır kent kimliği.1.Diyarbakır sempozyumu.27 Ekim.2000.Neyir matb.s.166)

 

 

Diyarbakır önceleri sur içindeydi.Sonradan sur dışına taşmış,Yenişehir semti kurulmuştur

8

 

Diyarbakır’da Kurt İsmail paşa’ya kadar şehri sur içindeydi.Kurt İsmail paşa şehri sur dışına çıkardı.Bu hususta resmi binaları yaptırmasının yanı sıra alt yapı hizmetlerine de yöneldi ve yollar yaptırdı.Bu açıdan tarihi belgelere göz atalım

 

9

 

         Sokaklar zaman zaman evlerin altından geçerdi                   (Kabartı denen sokak örtmesi)

10

 

 

11a

 

 

12

 

Sur içine sıkışmış olan kentin sur dışında geliştirilmesi düşüncesi XIX. YY.’ın ikinci yarısına değin uzanır. Kentin sur dışına çıkmasına önayak olan kişi, 1868 – 1875 döneminde Diyarbakır’da 7 yıl valilik yapan Kars’lı Hatunoğlu Kurt İsmail Paşa’dır. Valiliği sırasında sur dışına Vilayet Konağı, hastane ve kışla binaları yaptırmıştır.

1935’te I. Genel Müfettişlik ve bazı Devlet dairelerinin kent dışına çıkması ile yeni kentin gelişmesinde bir adım daha atılmışsa da kent dışına yayılma hareketi 1950’ye değin çok zayıftır. Bu tarihte Yenişehir’de bazı resmi daireler yapılmıştır.

Kentin sur dışındaki gelişmesi kuzeybatı ve batı yönünde olmaktadır. Öteki yönlerde kent geniş askeri kullanım alanları topoğrafik engellerle çevrili olduğu için geniş alanlara gereksinimi olan kamu kuruluşları ( Üniversite, Tarım Araştırma ve Kavakçılık Enstitüleri gibi ) ırmağın doğu yakasında yerleşmektedir.

Doğudaki Dört Yol’dan kuzeye ve güneye doğru uzanan ve Yenişehir’e giden yolların bağlandığı cadde üzerinde 1950’den sonra bazı resmi daireler ve çeşitli bürolar bulunmaktadır. Bankalar kent merkezinde, Gazi ve İnönü Caddeleri’nde yer almaktadır(Çevre md)

 

Diyarbakır’ın dağ ve Mardin kapıları haricindeki yolların araba geçişine elverişli hale getirilmek üzere düzeltilmesi hakkında mazbata.25 Mayıs 1875. Osmanlı belgelerinde Diyarbakır.2.Uluslararası Diyarbakır Sempozyumu13

Kurt İsmail paşa surlar dışında Medet bey camisi,vilayet konağı,hastane,kışla,sanat mektebi yaptırdı.Halkın sur dışına yerleşmesine çalıştı. Dr.Emrullah Güney.Diyarbakır ve yöresinde Doğa-Kültür Turizmi.Diyarbakır.1991.s.37Kurt İsmail Paşa, Amid'ın 271. Osmanlı Valisiydi. 1868 yılından başlamak üzere 7 yıl 9 ay görev yaptı. Kentin dışa taşınmasına önayak oldu.Yenişehir semti İlk Kurt İsmail paşa tarafından 19. yüzyılda kurulmuş,resmi daireler buraya taşınmış,ancak halk sur dışına çıkmayı tercih etmemiştir.Ancak 20.yüzyılın sonlarında buraya göç başlamıştır

Dağkapı haricindeki kışlaları,hükümet konağını,camii,evrak mahzenini,ıslahhaneyi,iki büyük havuzu,zaptiye koğuşunu,zabıta dairesini,ahırı,burçlu hapishanesini,polis odasını,gureba hastanesini,21 dükkanı,bir kahvehaneyi,bir fırını,bir dabbağhaneyi,şose tarikını açtıran hamravat suyunu tathir eden,Zülkifl nebi türbesinde ziyaretçilere mahusu bir daire ve sarnıç inşa ettirdi.. Abdülgani Fahri Bulduk:Diyarbakır valileri.yayına hazırlayanlar:Eyyüp Tanriverdi.Ahmet Taşğın.Medrese yay Ank.2007.s.178

 

14

Diyarbakır sokaklarının ve de evlerinin şekillenmesinde surlar önemli bir rol oynar. Kentin genişlemesini sınırladığı için sur içinde yoğunlaşma artmış, evler birbirine bitişmiş, sokaklar daralmıştır. Bu da gölgelik alanların çoğalmasını, serinliğin artmasını sağlamıştır. Bu tür bir sıkışıklık sokakların şekillenmesinde bazı durumlar yaratmış ve mahremiyeti sağlamak için evler sokaklardan yüksek duvarlarla ayrılmıştır. Bazen parke taş döşeli eski Diyarbakır sokaklarında sürekli akan çeşmeler, sokaklara temizlik ve canlılık katardı.(vikipedi))Tarihsel Diyarbakır kentinin eni, yaklaşık 1040, boyu 1400 m kadardır (~1,5 km2). 4 ana cadde bunu 4 dileme ayırır. Günümüzde İzzet Paşa, İnönü, Melek Ahmet ve Gazi Caddeleri enli ve düzgün görünüyorlarsa da, eskiden Balıkçılar Başı’nı Yeni Kapıya Bağlayan Cadde gibi oldukça kıvrımlı idiler. Sokaklar da elbet bundan daha abartılı idi. Plânları çizerken sokak duvarlarının en çok 2 parsel kadar doğru çizgi izlediğini gördük. Genelde bunlar ana yönlerde uzanıyor, kaymalar ve kıvrımlar yapıyordu. Geri çekilen, ileri taşan, çokça yamuklaşan parseller nedeniyle sokaklar, daralıp genişliyor, dirsekler çiziyor ve bu nedenle dosdoğru uzanamıyorlardı. Çizimlerimize bakıldıkça, hiçbir parselin düzgün bir geometride olmadığı görülür. Daha Roma günlerinde Anadolu yol ağının kurulduğu, 40.000 yerleşik alanın olduğu ve kentlerin biçimlendiği, biliniyor. Diyarbakır kenti Bizans günlerinde surla aşamalı olarak çevrilince kent daha korunur oldu. Ancak, o günden bu yana yenilenmiş eski sokak dokusunun esasta değişmediğini, ufak oynamalarla karşılaşıldığını düşünmeliyiz. Büyük oynamalar olsa, Roma günlerine indiği bilinen kanalizasyon ağı aksayacaktı. (Kültür bakanlığı)

15

 

Bugünkü gazi caddesini eski adı Bağdat caddesi idi.Mardinkapının adı da Bağdat kapısıydıAtatürk’ün emirleri ile Diyarbakır Ulu cami ile eski belediye binasının önündeki meydan açılmış,Balıkçılarbaşı ile Mardin kapı arası yol,Belediye önünden Balıkçılar başına kadar olan Bağdad caddesini (Gazi caddesi) genişletilmiş Mardin şosesi ile Gazi köşkü arası onarılmıştır. .(2000’e beş kala Diyarbakrır.Diyarbakır valiliği.1995.s)(Şevket Beysanaoğlu.Kuruluşundan Günümüze kadar Diyarbakır tarihi.Diyarbakır.Müze şehir.YKY.İstanbul.1999.s.71)(Diyarbekir İl yıllığı-1967.s.208)

Atatürk’ün Diyarbakır şehir planı

16 Kasım 1937 Salı günü Diyarbakır’a gelmiş.Akşam vali konağında şerefine verilen çayda şehir imarı ile ilgili şu önerilerde bulunmuştur:‘Diyarbakır’ın tarihi kalesinin orta yerinde büyük bir meydan açılacak ve kaleyi iç ve dış taraftan bir tur yolu çevreliyecektir.Bu meydan aynı zamanda bir park halinde ağaçlandırılacaktır.Burada kale duvarları boyunca uzayan yola muhtelif istikametlerden caddeler açılacak,arasında bölünecek olan kısımlar bugünkü Diyarbakır’ın ana kısımlarını teşkil ve bu bölümler,Diyarbakır’ın mimari hususiyetlerini üstünde taşıyan avlulu,havuzlu ve bahçeli evlerle dolacaktır.Yeni Diyarbakır kurulur ve eski Diyarbakır imar ve tezyin edilirken tarihi değeri haiz tek bir eser hırpalanmayacak ve en iyi bir surette muhafaza edilecektir.Şevket Beysanaoğlu.Kuruluşundan Günümüze kadar Diyarbakır tarihi.Diyarbakır.Müze şehir.YKY.İstanbul.1999.s.75)16 

 

Yeşil alanlar:

Diyarbakır’da tarihte yeşil alanlara önem verilmiştir.Ben u sen,Hevsel bahçeleri buna örnek verilebilirDr.Lamec Saad Diyarbakır 1890 yılı izlenimlerini şöyle anlatır:Dicle kıyısı boyunca uzayan bahçeler,çeşitli nehir kollarının akmasıyla da,Diyarbekir'in güneyinde ve doğusunda verimli alanlar oluşturuyor.Bu alanda çeşitli sebze ve meyve yetiştiriliyor ki,bunlar arasında en ünlü ikisi şehrin adıyla anılan kavun ve karpuzdur.Özellikle meyveler çok lezzetli kayısı ve üzüm bu meyvelerin en ünlüleridir.Bu verimli alan ilkbaharın gelmesiyle gül ve menekşe bahçesine dönüşmektedir.Halkın eğlence yeri olarak da Dicle kenarında Urfa kapı ile Dağkapı arasında bahçeler çok ünlüdür.Lord Warkworth ise 1898 yılı intibalarında'Güneye doğr uzanan vadi dut vadi dut bahçelerinin devamlı bir uzantısı diye bahseder.Lowthıan Bell isimli seyyah ise 1911 yılı seyahatnamesinde 'Güneybatı tarafı dut bahçeleri ve bağlarla süslüdür'derArmand Colin ise seyahatnamesinde 'Diyarbekir.Nehrin ötesinde ilginç ve hoş bir manzara arazeden yeşil bir vadiye bakmaktadır'demektedir.M.Şefik.Korkusuz.Seyahatnamelerde Diyarbekir.Kent yay.İst.2003,s.93,94;127,157;158;192,213;219Tarihi seyahatnamelere  tekrar göz atalım:Şehrin çevresinde meyve ağaçlarıyla ve havuzlarla süslenmiş taşra evleri bulunmaktadır. Zengin Türkler, yoğun sıcaklarda burada yazlarını geçirmeye geliyorlar.

Tarihte Ben u sen17

 

Resmi devlet belgesi 1869 Diyarbakır salnamelerinde Ben u Sen için şu ifadeler var:Ben u Sen mevkii dahi bir çemenistandır ki(çimenlik),senenin dokuz ayı içinde taravetine(tazeliğine) halel gelmezDiyarbakır salnameleri.4/63Ben u Sen İsimli şiirdeBen u Sen’le tanışıp senli benli oldun muBeden bedene verip onunla konuştun mu     denmektedir

 

         Ben U Sen’ü daha iyi anlamak için 1987’de Mevlüt Mrgen’in yazdığı Benu Sen Türküsüne bakalım:

Benu sen bir efsane

Dutları  tane taneGeçip gitmeden sene,Kavuşalım benusen

Bahçe adı benu-senGönül söyler benusenÇatlasın el uşağıKavuşalım benusen

Benu-sen’de mazim varŞahittir eski canlarNe hoş öterdi kuşlarYeşil iken benu-sen …….Arif paşa seyahatnamesinde Ben u Sen’i şöyle tasvir eder:İşbu iki burcun önünde ve Kıbleye ma’ruz bir mevki’de meşhur (Ben u Sen) mesiresi vardır.Ve mesirenin onu ağaçlar ve köşkler ve değirmenler ile müzeyyen bir vadi-i nikdir.Ben u Sen mevkii kal’anın şaranbolu pişgahında bir sath-ı mai’ilden ibarettir.Çemenzardır(çimenlik).Bir iki menba ve üç adet havuz vardır…Erzincani İzzet paşa Diyarbekir valisi iken bu mesire hakkında söylediği manzume-i Dilara aşağıya yazılmıştır:Manzume-i Ben u SenBir aceb sefa Gülşen-i rana Ben u SenGörse ger Sa’di Gülistan’a yazardı vasfınÇün viri revnak-ı gülgeşt-i musalla Ben u SenMevki’inde varanın feyz-i meserretden eserGerçi bir vadi-i pür sahra ve saha Ben u SenGösteririm sana sinemde olan yareleriOlmaya kimse bu gülzarda illa ben u SenGerçi ki her tarafı Amid’in ‘adn-asadırNice mümkün idelim vasfına aya ben u SenŞefik Korkusuz.Seyahatnamelerde Diyarbekir.Kent yay.İt.2003.s.143

 

 

Hüseyin Abdioğlu o yeşil günleri anlatıyor:Hevsel bahçeleri Mardin kapı’dan Dicle nehrinin önüne uzanırdı.Bizim toplam 80 parça bahçemiz vardı.Her hafta bahçelere inerdik.Dicle nehrinin önünde bostanlar kurulurd.Zaten diyarbekirliler yazlık diye bir yerlere girmezlerdi.Diyarbekirlilerin bir de Karacağ eteğinde Ova bağ yolu dedikleri manzarası güzel mekanları vardı.Orada çadırlar kurulurdu.Orada herkesin birçevirmesi vardı.Rahmetli dedem anlatırdı: O kadar kalabalık olurmuş ki,yazın orada bezzaz dükkanı bile açılırmış.O zamanlar Ali pınar köyü bile orman içindeymiş.Milli aşiret Hamidiye kumandanı İbrahim paşa  o ormanların hepsini yaktırmış.Diyarbakır’da 101 bahçe,köşk ve piknik alanı belirtilmektedir(Şehmus Diken.Diyarbekir diyarım,yitirmişem yanarım.İletişim  yay.İst.2003.s.83131  )

Devlet de Hevsel(Esfel) bahçelerine önem vermiş,korumaya almıştırDiyarbakır’da Esfel tabir olunan bahçe ve tarlaların cins ve miktarını gösteren liste.27 Haziran 1893 Osmanlı belgelerinde Diyarbakır.2.Uluslararası Diyarbakır Sempozyumu

 

(Resim Aykut yaşar)

 

O zamanki şartlarda parklarda vardı:Belediye parkı.20

Belediye parkı1937 yılına ait bir kitaptaŞehrin parkları,Dağ kapı dışında Halkevi parkı ve ordu evi,Halkevi bahçeleri,şehir içinde Melek Ahmed ve belediye bahçelerile hükümet bahçesidir Eti U.Diyarbekir.Diyarbekir matb.1937.s.48,55,85,86

1949 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden gazeteci Cahit Beğenç izlenimlerini Ulus gazetesinde yazmış ,Diyarbakır ve Raman isimli kitabında da bu izlenimlerini detaylandırmıştır.

Yeni hükümet  kapısından Sümer sinemasına kadar olan kısım yeşil saha haline getirilmiştir.Mardin kapısı dışında bir park yapılmıştır

Cahit Beğenç:Diyarbakır ve Raman.Ulus Basımevi.Ankara.1949.s.18

Diyarbakır Cumhuriyetin ilanından 1950’li yıllara kadar önemli gelişmelergöstermiştir. Özellikle 1935 yılında demiryolunun Diyarbakır’a ulaşması şehringelişmesinde önemli bir etken olmuştur. Bununla beraber 1930’da başlayıp 1945yılına kadar devam eden imar faaliyetleri sur içini etkilemiş ve buna bağlı olaraktoplumsal yapının hareketlenmesine ve değişmesine neden olmuştur. Surların içinesıkışan Diyarbakır bu program çerçevesinde surların dışına çıkmaya başlamıştır.Özellikle devlet kurumlarının yapılması ile bu binalar etrafında yeni mahallelerinkurulmasına neden olmuştur. Doğusunda Dicle nehri, güneyinde bahçelikler bulananDiyarbakır, zorunlu olarak düzlük olan batı kuzey kısmına taşınmıştır.Bu süreç 1950’den 1970’li yıllara daha da hızlanarak devam etmiştir.Güneydoğu Anadolu Bölgesinin önemli merkezlerinden birisi haline gelenDiyarbakır, önemli oranda göç almıştır. Göçlerle duyulan mesken ihtiyacı birkaçboyutlu karşılanmıştır. Düzenli imar devam ederken beraberinde gecekondudahızlanmıştır. Bir başka önemli gelişme ise surların içerisinde de yeni yapılaşmayagidilmesidir. Bu bakımdan 1960 yılına gelindiğinde Diyarbakır’da üç tip konutortaya çıkmıştır: Geleneksel Diyarbakır evleri, Yenişehir’de yer alan betonarme evve apartmanlar ile kerpiçten yığma ile yapılan gecekondular. Burada belirtilmesigereken önemli bir hususta Diyarbakır kentinin aldığı göç oranının da bir öncekidöneme göre bir katına yakın artış olmuştur. Bu dönemin son yıllarında DiyarbakırTıp Fakültesi ve Numune Hastanesi kurulmuştur. ankara üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü felsefe ve din bilimleri (din sosyolojisi) anabilim dalı diyarbakır ve çevresindeki türkmen alevilerinde dini hayat doktora tezi ahmet taşğın tez danışmanı prof. dr. münir koştaş ankara-200321 

Kayapınar parkı

  

Şehircilik ve vakıflarBelediye Hizmetleri ve vakıflar          Tüm İslâm şehirlerinde olduğu gibi Osmanlı şehirlerinde de coğrafyası müsait ve çeşitli dinamiklere sahip olan (ticaret, sanayi gibi) yerleşmelerin daima göç aldığı görülmektedir. İşte bu aşamada vakıflar nerededir? Şehirlerin biçimlenmesinde vakıfların rolü nedir? Soruları akla gelmektedir ki, bunun cevabı şehirlerin oluşmasında rol oynayan dinamiklerin incelenmesiyle ortaya çıkar.          İnsanlar büyük yerleşim yerleri oluştururken bazı kriterlere muhakkak dikkat ederlerdi. İşte bu kriterler Anadolu coğrafyası ve Osmanlı toplumu için coğrafyanın yaşayış standardına uygunluğu ve ekonomik olarak insanlara bir takım kolaylıklar sağlayabilmesi yani cazibe merkezi olabilecek hususiyetleri üzerinde taşıması şeklinde özetlenebilir. Vakıflar bu aşamada coğrafyayı ekonomik olarak insanlara cazip hale getiren unsurlardan biri kabul edilmelidir. Şöyle ki; vakıflar sayesinde pek çok iş alanı oluşacak, pek çok hizmet insanlara ücretsiz olarak verilecektir. Bu gibi şartlar insanları vakıfların bulundukları bölgelere itecektir. O halde vakıfların belediye hizmetlerindeki ilk katkısı bizzat şehirlerin nüvesini oluşturmak, ilerleyen dönemlerde de mahallelerin oluşmasını sağlamak olacaktır.          Vakıfların belediye hizmetleri sadece şehirlerin gelişmesine yardımcı olmaktan ibaret değildi. Osmanlı şehirlerinde ayrı bir belediye teşkilatı veya bu işleri yerine getiren devletin bir kurumu görülmemektedir. Bu durum 1856’ya kadar sürmüştür.Ancak teşkilatlanmanın yokluğu şehirdeki belediye hizmetlerinin yürütülmediği manasına gelmemektedir. Gerçekte bu hizmetlerin çoğu bu tarihe kadar vakıflar kanallıyla yürütülmektedir.          Şehirlerin su ihtiyacı çoğu zaman vakıfların ilgi alanına giriyordu. Suyun sağlanması yanında, taksimi sonucu ortaya çıkan çeşmelerin kırsal alnda su kuyularının, yazları soğuk su ihtiyacını karşılayan sebillerin korunup, bakılması hizmetleri vakıflarca karşılanıyordu. Bu konuda XVI.yüzyılda Hasankeyf’te bulunan bir su vakfı iyi bir örnek teşkil etmektedir. Bu vakıf Eyyübiler döneminde kurulmuş olup, suyun taksim edileceği yerleri belirler, (Rızk Camiine, 4 kısmı mescid ev ve değirmenlere, 2. Kısım da Atakıye köyüne) ancak bakımını mülk sahiplerine bırakır         Bu vakıflardan XVI. yüzyılda Diyarbekir Beylerbeyliği’nde 11 tane vardır ve bu tutar tüm vakıfların % 3,24’ünü teşkil eder.          Vakıfların belediye hizmetleri su ile sınırlı değildir. Yol inşaatı, köprü inşaatı, bahçeler oluşturulması, aydınlatma gibi çalışmaları da vardır. Yol inşaatı konusunda büyük vakıflardan pay ayrıldığı, İstanbul’daki Süleymaniye Camii evkafından Yedikule’den Eğrikapı’ya kadar kale haricinde Çekmece yolunda olan kaldırımların tamirine 1.025 kuruş verildiği, köprü inşaatı ve bakımı konusunda Diyarbekir ve Hasankeyf’te birer vakfın hizmet, verdiği, bahçeler konusunda bazı şehirlerde hoş mekanlar inşaa edildiği, nihayette XVIII. asırda kandilciler tayin ederek, lamba ve yağ alarak aydınlatma ile ilgili hizmetlerde bulunan vakıfların olduğu bilinmektedir.

 Diğer Sosyal Hizmetler          Osmanlı toplumunda vakıfların yaptığı hizmetler incelendiği zaman faaliyetlerin iki yönü olduğu görülür:a.Müsabbas Yönleri: Bu tür çalışmalar, tüm toplum tarafından fark edilen ve çoğunlukla hayır ve hasenat maksadı taşıyan faaliyetlerin bütünüdür.Bilindiği gibi Osmanlı şehirlerinde ve kırsalında bu tür hayır hizmetlerini yerine getiren kurumlar hiçte azımsanmayacak sayılara ulaşmakta ve çeşitli gelir kaynakları ile desteklenmektedir. Şehirlerde kamu hizmetine yönelen hamamlar, hanlar gibi kurumların ihtiyaçlarını karşılayan genel amaçlı vakıflar olduğu gibi, çok özel amaçlı vakıflar da görülmektedir. Hasankeyf kalesini onarım ve bakımına yönelik çalışan,30 yine Hasankeyf’te fakir Müslümanlara kefen ve kalede tutuklu bulunanlara nafaka parası sağlayan vakıflarözel amaçlara yönelik kuruluşlara en güzel örnekleri teşkil ederler.Osmanlı toplumunda, buı kurumlar dışında fakirlere sadaka dağıtan “Ebvâbü’l-berr” tabir edilen vakıflar, yolculara, muhtaçlara karşılıksız yemek ve konaklama yeri sağlayan kervansaraylar ve zâviyelerin verdikleri sosyal hizmetler de çok önemli yere sahiptirler.Kırsal alanda ise kervansaray, han ve zâviye vakıflarının yoğunlaştığı görülür. Ancak fakirlere sadaka dağıtan vakıfların birinin de Siirt’in Tillo köyünde bulunması, adı geçen köyün o zamanki maddî ve manevî yönünün gelişmişliği hakkında bize bir fikir vermektedir.b.Gayri Müsabbas Yönleri: Vakıfların hizmetleri sonucu zamanla ortaya çıkan bir takım faydalardan bahsetmekte mümkündür. Bu durumu örnekler vererek açıklarsak:I. Yöneticilerin yaptıkları vakıflar yönetilenlerle aralarında bir bağlantı oluşturur ve meşruiyetlerinin kuvvetlenmesini sağlarlar.II. Varlıklı kimselerin kurdukları vakıflar toplumdaki sosyal katmanlar arasında farklılığı azalttığından, sınıfsal münafereti düşürüp, toplumsal barışa yardımcı olurlar. Bu konuda bütün zâviye, ve sadaka vakıfları iyi birer örnektirler.III. Yeni fethedilen yerlerde  ahalinin devlete ısınması amacıyla yapılan vakıflar ki, XVI.yüzyılın ilk çeyreğinde Yavuz Sultan Selim’in Musul ve yöresinin fethinden hemen sonra bölgede kurduğu vakıf bu duruma dair iyi bir örnektir.IV. Devletin nüfus ve lojistik desteğe ihtiyaç duyduğu bölgelerin şenlenmesi hizmetidir ki XVI.yüzyılda Diyarbekir Beylerbeyliği’ndeki zâviye vakıflarını büyük çoğunluğu da bu görevi üstlenmekte idi.

 ekonomik boyutlu katkılar          Bu günkü şartlarda dahi ekonomik olarak önemli katkılarda bulunduğu kabul edilen ve sürükleyici güçlerden biri olarak sayılan vakıfların Osmanlı toplumunda rolü ne ölçüde gelişmişti? O günkü ekonomik faaliyetlere katkısı ne kadardı? İşte Diyarbekir Beylerbeyliği örneğinde bu soruların cevapları aranacaktır.          Bilindiği gibi vakıfların verdikleri hizmetleri sürdürebilmeleri için düzenli ve bir noktada süreklilik arz eden gelir kaynaklarına ihtiyaçları vardır. Bütün faaliyetleri bu kaynaklardan elde edilen maddi güce dayanmaktadır. Diyarbekir Beylerbeyliği’ndeki vakıflar incelendiğinde gelir kaynaklarının birkaç gruba ayrıldığı görülmektedir.I. Tarım üniteleri(çiftlik, bağ, bahçe, bostan, köy, mezraa, zemin, zemin-i zira’at, zemin-i bostan ve ağaç mahsulleri).II. Binalar(Ev, mahzen, mağara ve bâb)III. Nakit para(Onu on bir buçuktan)IV. İşletmeler(Dükkan, zemin-i dükkan, han, hamam, ma’asıra, çarşı, ahur, dikhâne, kirşhane, buzhâne ve boya hane)V. Diğerleri(Mukata’a, çeşme, arsa vd.)XVI.yüzyılda Diyarbekir Beylerbeyliği vakıflarında bu ünitelerden elde edilen gelir 2.652.061 akçelik bir meblağa ulaşmakta olup, bu miktar o dönemde bölge ekonomisi için oldukça önemli bir unsuru oluşturmakta idi. Bu miktarın çoğu işletmeler grubuna ait olup, 1.318.174 akçelik bir gelir getiriler ki bu miktar 2894 adet işletmeden elde edilmektedir. Bu grubu sırasıyla 945.726 akçe ve 2.204 adet ile tarım üniteleri, 249.639 akçe ve 24 adet ile nakit vakıfları, 137.805 akçe ve 991 adet ile binalr, 717 akçe ve 10 adet ile diğerleri takip ederler.Vakıfların denetiminde olan bu kaynakların sürekliliğinin yine vakıflarca temin edilmesi (bakımlarla, tamir yoluyla) bölgedeki ekonomik canlılığın muhafazası yolunda büyük bir katkı oluyordu. Şöyle ki, gelir kaynaklarının ekonomik ömrünü tamamlayıp atıl hale düşmesi, hem vakıfları, hem de o kaynaklarda icarcı durumunda olanları;ekonomik faaliyetlerden dışarı iteceği, belki de vakıf eselerin metruk hale düşerek, hizmet veremez hale gireceği düşüncesi, vakıfların tamir hizmetlerinin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Bu hizmetlerin bir önemi daha vardır ki, o da tamir faaliyetlerinin yarattığı alımlar (inşaat malzemesi) ve ödenen ücretlerin bir canlılık sebebi olmasıdır.          Vakıfların bulundukları bölge ekonomisine katkıları bunlarla sınırlı değildir. Tablo 2’de de görüldüğü gibi Diyarbekir Eyaleti’nde bulunan vakıflarda 1.371 kişi görev yapmaktadır. Bu insanlar vakıfların bulundukları şehirlerde ihtiyaçlarını karşıladıkları için aldıkları yevmiye de bölge ekonomisinde canlılık kaynaklarından birini oluşturuyordu. Çalışan her bir kişinin bir aileyi temsil ettiği ve bir ailenin de 5 kişi olduğu varsayılırsa 6.855 kişi vakıf ödenekleri ile geçinmektedir. Bu rakam de XVI.yüzyıl ölçülerinde orta büyüklükte bir belde nüfusuna denktir.Bütün bu mütalaalardan sonra sonuç olarak şunları söylemek mümkün gözükmektedir:XVI.yüzyıl Diyarbekir Beylerbeyliği örneğinde vakıflar Osmanlı toplumunda kültürel gelişme açısından eğitim kurumlarının hizmetleri ile önemli roller üstlenmekte idiler ve tarih, gramer, mantık gibi çeşitli bilim dallarında eğitim vermekte idiler.Belediye hizmetleri konusunda bu dönemde vakıflar oldukça faaldirler ve adeta bütün yükü üstlenmişlerdir. Bu durumlarını da uzun süre muhafaza edeceklerdir.Ekonomik açıdan bulundukları merkezlerde ekonomik canlılığın kaynaklarından biri olan vakıflar XVI.yüzyılda olduğu gibi, günümüzde de bu özelliklerini sürdürmektedirler.Sosyal açıdan verdikleri bazı hizmetlerin zaman zaman devletin programları ile uyuştuğu, hatta bazılarının bu amaçla kurulduğu görülür. İmar,şenletme, yeni fetih bölgelerindeki yerlere zaviyeler kanalıyla nüfusu çekme gibi hizmetleri dikkat çekicidir. Bu tür hizmetlerin uzun müddet devam ettiği de görülür.

Tablo Diyarbekir Beylerbeyliği’ndeki Vakıfların Dağılımı

Vakfın Adı

Sayısı

Genele %’si

Camiler

34

10,05

Mescidler

172

50,88

Medrese ve Mektepler

21

6,21

Zâviyeler

43

12,72

Mezarlar

21

6,21

Çeşme ve Sebiller

9

2,66

Su Kuyusu

1

0,29

Köprüler

2

0,59

Hanlar

4

1,18

Haremeyn vd.

5

1,47

Su Vakfı

1

0,29

Hamamlar

1

0,29

Cüz ve Sure Okuma

6

1,77

Diğerleri

18

5,32

Toplam

338

 

Alpay Bizbirlik osmanlı toplumunda vakıfların sosya-ekonomik boyutları ve buna dair örnekler

 

Temizlik hizmetleriBu noktada Musa Tutka’yı dinleyelim:Mesela temizlik konusu üzerinde değerlendirme yapmaya kalkarsak,denirdi ki Diyarbekir Şarkın Parisidir.Gerçekten de o günler için Diyarbekir Paristi.Teknoloji,maddiyat ve bakım bu kadar yoktu.Ama Paris’ti işte.Peki Diyarbekir’de sokağa çıktığımızda mis gibi toprak kokusu geliyordu:Anlatayım,sabah ezanla belediyede çalışan temizlikçi kadınlar sokak ve caddelere tenekelerle su dökerlerdi.İkinci grup kadınlar gelir süpürürlerdi.Üçüncü grup erkekler merkeplerle gelirlerdi.Tekneler üzerinde topladıkları pisliği,çöpü toplayıp götürürlerdi.Her evsahibi de daha sonra kendi evinin önünü,paket taşlarını yıkardı.Evin erkeği işine giderken sokaklar pırıl pırıl olurdu.Taşlar da güzelce yıkanmış olmaktan masmavi görünüme kavuşurdu’Şeyhmuz Diken:Diyarbekir diyarım,yitirmişem yanarım.İst.2003.s.62

 

Bu çöpçüler çöpleri iki yanında tahtadan büyükçe kutuların olduğu eşeklerle toplarlardı.Çöpler bu kutulara baoşaltılırdı.Döküleceği yere gelindiğinde kolayca boşaltılabilmesi için bu kutuların altı demir çengellerle tutturulmuştu.Çöpçüler belirli mesafelerde Çöööp diye bağırır ve ev sahipleri de hemen çöplerini dışarı çıkarırlardı

Evliya  çelebi  hamamların şehir çöpleriyle ısıtıldığını anlatır,yani hem beden temizliği hem de şehir temizliği kendini gösteriyor. M.Şefik Korkusuz.Eski Diyarbekir’de gündelik hayat.Kent yay.İst.2007..s.28

 

Çevrecilik

Kimyevi usullerle balık avlayanların cezalandırılması ile hükümler Diyarbakır salnamelerinde mevcuttur.Hayvanların  öldürülmesinin menine dair tenbihname bulunmaktadır Cami,kilise ve hane civarına  cenaze gömülmesinin menedilmesi ile ilgili emirler vardır .Memleklet haricinde salhane yapılması ve belediyenin bundan sorumlu olması ile ilgili emir.Bir mahallede hayvan hastalığı haberi alındığında bunun yetkililere ve umuma duyurulması ve tedbiri.Tezkiresiz avcıların men’i hakkında emir.Diyarbakır salnameleri.Diyarbakır Büyükşehir Belediye yay.İst.1999.c.4.s.172,178,183 Resmi devlet belgesi olan 1869 yılı Diyarbakır salnamelerinde Kimyevi usullerle balık avlayanların cezalandırılması ile hükümler Diyarbakır salnamelerinde mevcuttur.Hayvanların  öldürülmesinin menine dair tenbihname bulunmaktadır Cami,kilise ve hane civarına  cenaze gömülmesinin menedilmesi ile ilgili emirler vardır .Memleket haricinde salhane yapılması ve belediyenin bundan sorumlu olması ile ilgili emir.Bir mahallede hayvan hastalığı haberi alındığında bunun yetkililere ve umuma duyurulması ve tedbiri.Çoban köpeklerinin muhafazası için bazı vesayaya dairNehir ve bataklıkları tathir ile ziraate Salih hale getirenlere meydana çıkacak arazinin bila bedel tefviz olunmasına dair.

Diyarbakır salnameleri.Diyarbakır Büyükşehir Belediye yay.İst.1999.c.4.s.172,178,185

22

 DİYARBAKIR’DA ŞEHİR İÇİNDE AKARAK ETRAFA ZARAR VEREN PİS SULARIN KAPATILMASI İÇİN HAZIRLANAN KEŞİF  DEFTERİ.2 HAZİRAN 1893

(2.uluslarası Diyarbakır sempozyumu.Osmanlı belgelerinde Diyarbakır)

 

 

 Nehrin çevreye zarar vermemesi için bend yapılmasıyla ilgili belge

 

Su hizmetleri

Seyyah Rev.Horatıo Southgate’in intibaları’Şehrin kendi surları da hayranlık uyandırıyordu..Şehir hayat konforlarıyla iyi bir şekilde donanmıştı….Caddede taş fıskiyeler vardı       Seyyah Dr.Edmund NaumannDiyarbekir’de su bolluğu var.Bu sular altı kanalla şehre taşınıyor demektedir.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      

M.Şefik Korkusuz.Seyahatnamelerde Diyarbekir.Kent yay.İst.2003.s.43,47,179

Kanuni Süleyman Bağdat Seferi’ne giderken Karacadağ’dan getirilen “Hamravat Suyu”nu içip rahatladıktan sonra, “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/ Olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibiözdeyişini söylemiş Hamravat suyu:1535’te Kanuni kendi kesesinden bu suyu Diyarbakıra getirdi. Mimar sinanın kalfası Kastamonulu Kasım çelebiyi bu hayırlı işi başarmaya memur etti.Şehre 14 km mesafede bulunan bu su,fen erbabının bugün bile hayretle gördükleri  en ince ve derin hesaplarla,kaynağındaki irtifa seviyesini,geçtiği ivicaclı ve tümsekli yerlerde hiç kaybetmemek için tünellerden geçirilerek ve Bağlar mevkiinde 31 m .yüksekliği sağlanarak bu suretle evlerin en üst katlarına çıkabilecek bir boy ve durumda kalması temin edilmiştir. Şevket Beysanoğlu:Diyarbakırım.1986.II/151-156

1842 tarihli bir belgeye göre Hamravat suyunun gittiği bazı bölgeleri tespit edebiliyoruz.Bu yerler Yahudiler çarşısı,Pembeciler çarşısı,Sarraflar çarşısı,Ulu  cami ve pek çok cami,Ulu caminin karşısında olan meydandaki dükkanlar,eskiciler çarşısı,Tahte’l-kala,Beyt pazarı,soğan pazarının yanı sıra Kadı hamamı,Melek Ahmet paşa hamamı,Behram paşa hamamı,Hamam-ı kebir,Hüsrev paşa hamamı,İbrahim bey hamamı ve Deve hamamıdır.Yrd.DoçDr.İbrahim Yılmazçelik.XIX.Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır.TTK.Ankara.1995.s.83

 

Karacağ suyunu getiren su kantaraları

 Diyarbekir çeşmeleri:1874 tarihli Diyarbakır Vilayeti Salnamesi’nde, 130 çeşmeden söz edilmektedir.Diyarbakır’da irili ufaklı çok sayıda çeşme bulunmaktadır. Bu çeşmelerin büyük çoğunluğu Osmanlı döneminde yapılmışlardır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Hamravat Kemeri ile şehre su getirmesinden sonra şehirde çeşmeler çoğalmıştır. Evliya Çelebi de şehrin sularının Ayn-ı Ali Pınarı, İçkale kaynağı Suyu ve Ayn-ı Şakkil-Acuz sularının şehrin su gereksinimini karşıladığını belirtmiştir. Bu sulardan ötürü Diyarbakır da su sıkıntısı çekilmemiş, ayrıca evlerin içerisindeki avlularda havuzlar, selsebiller ve su depoları yapılmıştır

 

İçkalede aslanlı çeşme

 

Güvenlik ve diğer hizmetler

Güvenlik yeniçeri serdarlarınca sağlanmaktaydı.Mahalle imamlarının dini görevlerinin yanı sıra mahallenin asayişi ve rahatının sağlanmasıyla ilgili görevi de vardı.Yargı kadı tarafından ifa edilmekteydi.Mahkemede başkatip,katip,muhzırbaşı ve muhzırlar ve nöbetçiler de vardı.Fetva görevi müftülerce yapılırdı

Devlete ait yapıların inşa ve tamirinden bina eminleri sorumluydu

(Yrd.Doç .Dr.İbrahim Yılmazçelik.XIX.Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır.TTK.Ank.1995.s.204,217,223,234,245)

Diyarbakır’ın oturmuş yerel bir mimarlık geleneği, buna bağlı yapı endüstrisi, kadrosu, amelesi, taşıyıcısı gibi giderek yayılan yan kolları vardı. Loncaları, onların yardımcısıydı. Meslek grupları arasında dayanışma ve yardımlaşma vardı. Nakkaşı, kalemkâri, hattatı, ressami, zanaatkârı hep bir bütünün parçalarıydı. Yaygı, sergi, perde, ibrik, demlik, mangal, oklava, küp, kazan vb. gibi avadanlıklarla yapıyı donatan kadroyu, bundan ekmek yiyen, “ehl-i hiref”i düşünürsek işin boyutu iyice anlaşılır.Hassa Mimarlık Ocağı ve taşra örgütünün bu yerel ekibi katkısı doğrudan ve dolaylıdır. Bilindiği gibi Ocak’ın görevleri arasında,- serbest çalışan ustaların meslek denetimi, ustalıklarıyla ilgili aşama belgeleri (usta, çırak, üstatlık belgeleri),- ülkede yapı ve fiyat politikasını belirleme, ücret, yapı gereci, satış yerleri, standardizasyonu, ocak harman yerleri denetimi yükümlülükleri vardı. Bu nedenle işini iyi yapmayan, sözünde durmayan kişiyi cezalandıracak kurumdu bunlar. Devlet denetimi altındaydılar. Onlardan yaşlananların, bulunduğu yerde kalıp, yerel kadroya katılma şansı da vardı. Ancak yaptıkları yapı türleri ile bu sivil yapı örnekleri çok farklıydı. Uğurlu Meydan Sokak Şeyhoğulları ve bunun batısındaki konak ile İskender Paşa haremindeki 3 kubbeli yapı buna iyi örnektir. Ocaktan emekli olanın bunları yapabileceği akla geliyor.(Kültür bakanlığı)

 

Lonca TeşkilatıGeleneksel Osmanlı idari sisteminde yerel kamu hizmeti niteliği taşıyan işleri yürüten bir diğer kurum ise lonca teşkilatıdır. Mesleki gruplaşmalardan doğan loncalar, hiyerarşik yapıda örgütlenmiş esnaf birlikleri olup bir bakıma yerel sivil toplum örgütleridir. Loncalar sayesinde esnaf idarede söz sahibi olmuştur. Loncanın başında bulunan esnaf şeyhi veya esnaf kethüdası, esnaf tarafından seçilir ve kadı tarafından sicile kaydedilirdi.Loncaların görevlerini belli başlı iki noktada toplamak mümkündür. Bun-lardan birincisi, üyelerin mesleki etkinliklerini denetlemek ve düzenlemektir. Burada loncalar üretim sürecini, ürünün kalitesini gözetim altında tutmuşlar, fiyatların saptanmasında rol oynamışlar, üyeleri arasında anlaşmazlıkları çö-zümlemişler ve müşteri ile olan anlaşmazlıklarla ilgilenmişlerdir. Loncaların bu faaliyetleri içe dönük, kendi üyeleri ile ilgili faaliyetlerdirİkinci tür görevlerinde ise loncalar merkezi idare ile halk arasında aracılık rolü yapmışlar ve merkezi idarenin taşra temsilcilerine yardımcı olmuşlardır. Lonca şeyhleri hükümet emirlerini halka aktarmışlar, bunlara uyulup uyulma-dığını izlemişler, önceden saptanan ve tüm loncaların sorumlu tutulduğu toplam vergi miktarını üyeler arasında paylaştırmışlar ve bunları toplamışlardır.Loncalar yukarıda ifade ettiğimiz işler dışında bir takım kuralların uyulma-sını da sağlamaktaydılar. Bu kuralları aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür;

  1. Üretimde uygulanacak kuralları belirlemek ve geçerli kılmak,
  2. Hammadde temin ve dağıtımını adalet üzerine yapmak,
  3. Terk-i edeb edenleri tenbih ve te’dib etmek,
  4. Hamdest olanların mutadınca haklarında gelmek.

Loncalar tarafından verilen disiplini sağlayıcı cezalar ise şöyle sıralana-bilir;

  1. Öğüt verme: Esnaf ahlakına aykırı davranışlarda bulunanların çağrı-larak nasihatta bulunulması.
  2. Cereme (cerime): Satış veya mübadelelerinde usule aykırı davrananlar, ayıplı mal satanlar, haksız kazancı nakden veya aynen iade etmenin yanında, ikramlar yaparak masrafa girip bir nevi maddi tazminat sayılabilecek “cereme” öderlerdi.
  3. Dükkan kapatma: Geleneklere aykırı davranmakta ısrar ederek tekrar edenler, bilerek ayıplı mal satanlar lonca kararı ile teamülen 3 günü geçmeyen dükkan kapama cezasına maruz kalırdı.
  4. Dayak cezası: Uygulanmasından ziyade korkutucu nitelikte olduğu, örgütlerin kethüda odalarının duvarlarına asılı falaka değneklerinin bulundurulmasından anlaşılmaktadır.
  5. Sosyal ve ekonomik dışlama: Islah olmayanlara uygulanan en ağır cazalardan biridir. Haklardan mahrum etmekle beraber, esnaf san-dıklarından faydalandırılmaması, lonca dışı imiş gibi muamele gör-mesidir. Bu cezalandırma ıslah olmayan ve kusur suçunda ısrarlı olan esnafa uygulanırdı.
  6. Esnaf teşkilatından çıkarma: Hile ve geleneklere uymamayı adet haline getirenlere, hırsızlık, namusa göz koyma ve adam öldürme gibi ağır suç işleyenler loncadan kovulurdu.

Görüldüğü gibi Loncalar tarafından verilen disiplini sağlayıcı cezalar günümüzde de çok sık karşılaştığımız tüketici haklarının korunmasına dönük uygulanan yaptırımları kapsamaktaydı. Örneğin kusurlu mal satarak kâr elde eden bir esnaf sattığı maldan sağladığı kazancı iade etmenin yanında, ayrıca maddi tazminat ödemekle de yükümlü tutulmuştu.Tarık vural osmanlı imparatorluğu’nda yerel yönetimler Arş. Gör., Dokuz Eylül Üniversitesi, İİBF, Maliye Bölümü, İzmir.Türk İdare dergisi

 Mahalle YönetimiMahallenin herkes tarafından kabul edilen bir tanımı olmamakla birlikte sözlük ve diğer referanslarda, bir kentin ya da kasabanın belli sınırlarla ayrılmış, kendi başına yaşama imkanları olan en küçük yerleşme yeri olarak tanım-lanmaktadır . Bununla birlikte mahalle tabirini önce Araplar “konaklanan yer” anlamında kullanmışlardır. Mahalle Türkler’e deyim ve teşkilat olarak Arap-lardan geçmiştir.Mahalle veya muhtarlık örgütlenmesi, Osmanlı Türk geleneğinden gelen özellikleriyle Cumhuriyetimize aktarılan çok yönlü bir kurumdur. Osmanlı yönetiminin idari teşkilatında mahalle önemli bir yere sahip olmuştur. Her mahalle çeşmesi, camisi, hamamı, mektebi ve külliyesi ile sosyal, kültürel ve idari bir birimdir. Mahalleyi yöneten imamlar padişah beratı ile atanmakta olup bu birimlerin yönetiminden kadılara karşı birinci derecede sorumludur. İmamlar, muhtarlık kurumu kuruluncaya kadar mahalle örgütünde önemli bir rol üstlenmiştir İmamın en önemli görevi, mahalle sakinlerine salınan vergilerin paylaştırılması ve toplanması işini yürütmektiİmamların görevlerinden dolayı hükümetten aldıkları maaş gelirleri yoktur. Gelirlerini kimi hizmetlerden aldıkları harçlar, cenaze ücretleri ile camiyi yapanın bırakmış olduğu tahsisatlar oluşturmaktaydı. Harçların belirli bir tarifesi olmamakla birlikte mahallenin sosyal ve ekonomik yapısına göre azalmakta veya artmaktaydı.Mahallede önemli kurumlardan birisi de “avarız akçası vakfı”dır. Top-lumsal gereksinmelerin ve kentsel hizmetlerin görülmesi amacıyla kurulmuş olan özerk mali fon niteliğindeki bu kurum, mahalle yöneticilerinden seçilen idare heyeti tarafından yönetilmekteydi. Mahallede gerçekleşebilecek olası bir yangına ilk müdahale için “mahalle tulumbaları” bulunmaktaydı. Mahalle tulumbaları mahalle halkından toplanan para ile yönetilmekte olup, çalışanların ayrıca maaşları yoktu.Osmanlı şehir yönetiminde önemli bir birim olan mahallelere yerleşmek şimdiki kadar kolay değildi. Bu dönemde kişinin mahalleye yerleşebilmesi için, güvenilir, dürüst ve ahlaklı bir insan olduğuna dair iki kefil göstermesi gerekiyordu. Mahalle halkının birbirine bu şekilde kefil olması, herkesin birbirini tanımasını ve asayişin sağlanmasını tesis ediyordu.Tarık vural osmanlı imparatorluğu’nda yerel yönetimler Arş. Gör., Dokuz Eylül Üniversitesi, İİBF, Maliye Bölümü, İzmir.Türk İdare dergisi

Ergani belediyesi

Erganide ilk belediye başkanı Şevki beydir,daha sonra Loşo Hanifi gelmiştir.1960’larda Cemal Gülbaharla kanalizasyon gelmiş,ayrıca borularla içme suyu getirilmiştir.

Müslüm Üzülmez:Çayönü’nden Ergani’ye Uzun Bir Yürüyüş.Ladin matb.İst.2005.s.676

 

Osmanlı Devletinde Şehir Kültürünün Ortaya ÇıkışıResul KESENCELİHiç kuşkusuz Osmanlı kültür ve Medeniyetinin temel hedeflerinden biri de medenîleşmektir. Medeniyet ve medenîleşmek anlamıyla tüm dünyayı etkilemişlerdir. Günümüzde ise pek çok coğrafyada izlerini ve etkilerini görmek mümkündür. Çünkü Osmanlı fethinin amacı sömürmek değil o coğrafyayı bölgeyi hayata, yaşamaya açmaktır. Bu doğrultuda da fethedilen tüm topraklara önemli ölçüde yatırımlar yapılmış ve şehirler imar edilerek mamur hale getirilmiştir. Bölge insanları ise bu hizmetleri görmüşler ve Osmanlı’yı her yönüyle desteklemişlerdir. Zaman içerisinde ise tüm sahalara sosyal tesisler kurulurken İslâmlaşma süreci de tamamlanmıştır. Medenîleşme kavramını aslında çok yönlü olarak ele almak gerekir . Ancak öncelikle kelimenin etimolojisinden hareketle şehirleşme ve şehir kültürünü canlı tutma anlamında kullanılmalıdır.Osmanlı Devleti’nde fethedilen yerlere hukuku temsilen bir Kadı'nın, yönetimi temsilende bir Bey'in atanması Osmanlı taşra idaresinin temelini oluşturmaktadır. Orhan Gazi, I. Murat ve I. Beyazid dönemlerinde gerçekleştirilen fetihler Osmanlı Devleti’nin Anadolu’da ve Rumeli’de topraklarının genişlemesine, sorumluluk bölgelerinin çoğalmasına ve giderek büyük ve önemli şehirlerin kurulması sağlanmış çok sayıda sosyal, ekonomik ve siyasî amaçlı tesisler hizmete açılmıştır. Osmanlı Devleti kendi çağlarının en modern ve en güzel şehirlerini inşa ederken fethettikleri şehirlere öncelikle camiler inşa etmişler, şehirler ise bu camilerin etrafında kurmuşlardır. Özellikle camilerin etrafında medreseler, kütüphaneler, şifahaneler, hamamlar, hanlar, vakıflar kurarak şehirleri yaşanır hale getirirken insanların tüm ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Bulundukları coğrafyalarda Müslüman ve gayrimüslim farkı gözetmeden bu çalışmaları sürdürürken ‘Yaratılmışı Yaratan’dan ötürü sevmek’ düsturunu hiçbir zaman ihmal etmemişler böylece tüm coğrafyaların İslâmlaşması sağlanırken şehirlere İslâm kültürü nakış nakış işlenmiş insanların gönüllerinde bu izler çok geniş yer tutmuştur.Osmanlı Devleti fethettiği tüm bölgelere gönderdiği vilayet mimarlarıyla şehrin planlı bir şekilde imar edilmesini sağlamıştır. Buna örnekler verecek olursak; 1516'da Bosna'ya, 1556'da Erzurum ve Diyarbakır'a mimarlar atanarak şehirlerin sistemli ve planlı bir şekilde imar edilmesi sağlanmış ve bu gelişmeler ise merkezden takip edilmiştir. Osmanlı Devleti’nde vilayet mimarlıkları, her vilayete bir mimar tayin edilmesi XVI. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren görülmektedir. Bu suretleki Osmanlı şehirleri dünya medeniyeti içerisindeki mümtaz yerini almış, insanların hayranlıklar içerisinde kalması ve düşünmesine ortam hazırlamıştır. Somuncubab derg

Mimarlık Kentleşmenin Neresinde?

bu kenti kuranlar, şehrin doğasını, iklimini, o kadar iyi biliyorlarmış ki; yapıları ona göre konumlandırmışlar. Anadolu kentsel mimarisinde iklim ve işlevselliğin önemini çok iyi kavramış bu şehri kuranlar. Gün doğumuna göre mimari tarzı belirlemişler...BİA Haber Merkezi - Diyarbakır30 Ekim 2004, CumartesiŞeyhmus DİKEN"Koç açık kapıları zorlayan şuursuzlardan değildir. Koç sadece kapalı kapıları zorlar." / J.A.Bertnard. "Koçun Heyheyleri". Terazinin Hüznü.Çok net ve samimi konuşmak gerekirse, sorunun yanıtına elbette her yerinde demek isterdim! Ama koca bir maalesef demek durumunda kalıyor insan. Neden diye sorulabilir. Hemen sıralamak belki de en doğrusu.Hemen en başından başlayalım.Diyarbakır şehir olarak binlerce yıldan bu yana 1950'lere kadar surlarla çevrili tarihi kent dokusu içinde yaşar. 1930'lu yıllarda kentte yöneticilik yapan bir vali, "Şehre hava girmiyor. Hava sirkülasyonu yok bu nedenle de bulaşıcı hastalıklar boy gösteriyor. Belli noktalardan surlar dinamitlenerek yıktırılırsa sorun çözülür", der. Hemen de icraata başlanır. Mardinkapı ve Dağkapı çevresinde sur yıkımları gerçekleştirilir. Tesadüfen o tarihlerde Diyarbakır ve bölgede olan Fransız arkeolog profesör Albert Louis Gabriel bu tarih katliamına tepki gösterir ve durumu Ankara'ya rapor eder. Sonra yıkım durdurulur. Ama olan olmuş yıkım esnasında binler yıldan bu yana korunan birkaç burç ve birkaç yüz metrelik sur duvarı gitmiştir.Bu olaydan birkaç yıl sonra Dağkapı dışındaki mezarlıkları dönemin belediyesi kaldırıp başka yere taşıma ihtiyacı duyar. Tarihi mezar taşları ile o noktadaki ikinci sur kalıntıları sökülür. Taşlar eski ve önemlidir, korunsun diye tepki gösterilir. Belediye başkanı da etrafı tellerle çevrili bir alanda taşları teşhir ederek korumaya alacağı vaadinde bulunur. Sonra ne mi olur? Anlatayım... Öbek halinde bir alanda bekletilen taşlar, Yenişehir semtinin yeni döşenecek kanalizasyon sisteminde kullanılır.Diyarbakır sur içinin tarihi ve kültürel dokusunun en azından bugünkünden daha canlı görüntülerini bizim kuşak çok iyi anımsar. İşte onlardan biriydi eski Telgrafhane binası. Ulu caminin hemen arkasında eski bir yapıydı. Tarihe tanıklık etmişti. Fransa'dan başlayıp Hindistan'da son bulan tarihi telgraf hattının önemli bir durağıydı Diyarbekir Telgrafhanesi. Hamidiye Alaylarının komutanı İbrahim Paşa yê Mılli'nin baskılarına karşı şehir halkı iki defa telgrafhaneyi işgal etmiş. Osmanlı sarayının duyarlılığını sağlamıştı. Sonra o bina Namık Kemal İlkokulu olarak da hizmet görmüştü. Bir ara çatısı çökmüş ama ferforje demirleri bile sapasağlam yerinde duran bina göz açıp kapayıncaya kadar çok katlı kimliksiz bir semt sağlık ocağına dönüştürülüvermişti.1957'de ihtiyaç nedeniyle surlarda açılan çift kapının tam karşısında nefis bazalt işçilikli bir PTT binası vardı. Sur kapılarından şehre girene somurtmazdı, resmi kurum binası olmasına rağmen. Bir gecede yıktırılıp yerle bir edilerek yerine devasa bir çok katlı PTT binası yaptırıldı.Yine aynı sırada ve son yıllarda yaptırılan Ziraat Bankası binası ile Sur Belediyesi hizmet binalarının da PTT binasından geri kalır yanları yok.Son örneğimiz de Roma döneminin ve sonrasının bütün tarihini kronolojik olarak sinesinde barındıran Dağkapı'daki iki burcu adeta yok sayan eski Halkevi ve Yenişehir sinemasının yerine yapılan heyula bina.Şimdi birileri çıkıp bunlar tamam da, ne yapalım kardeşim çoğu devletin işi diyebilir. Elbette desin de. Ama birileri de dur demesin mi?Çok katlı blok plancılığı ve rantiyeci mimari anlayış maalesef Diyarbakır gibi tarihi dokusu olan şehirleri adeta katlediyor. Sadece teknik meslek kuruluşları değil birçok sivil toplum kuruluşu da bu katliama göz yumuyor.Şimdi buradan sormak isterim... Mesela Diyarbakır gibi tarihi kimliği olan bir şehrin neden kendine has bir sivil mimari tarzı yok? Neden apartmanlara baktığımız zaman batı illerindeki standart çok katlı binalardan bir fark göremiyoruz? O binalarda otururken ya da o binaların sokaklarında gezinirken Diyarbakır'da olduğumuzu fark edebiliyor muyuz? Bu farklılığı yaratamamışsak sorumluğu kimde aramak gerek?Oysa biliyoruz ki; bir şehrin silueti varsa kendisi var. Siluet elden gidiyorsa geriye ne kalır. Şehirler düşünce, ocağı sönecek olan elbette şehirlilerdir.Mesela bu kenti kuranlar, şehrin doğasını, iklimini, o kadar iyi biliyorlarmış ki; yapıları ona göre konumlandırmışlar. Anadolu kentsel mimarisinde iklim ve işlevselliğin önemini çok iyi kavramış bu şehri kuranlar. Gün doğumuna göre mimari tarzı belirlemişler. Ve bu nedenle de "Güneş girmeyen eve doktor girer demişler". Diyarbakır evlerinin her bir odasının iklim ve mevsim faktörü dikkate alınarak yapılmış olması önemli. Örneğin kışın oturulan odaların güneye, yazlık odaların da kuzeye bakması boşuna değil. Hatta Cahit Sıtkı Tarancı müze evini dolaşanlar görmüştür, yazlık odada fıskiyeli küçücük bir havuzun estetik kattıkları bile mimaride düşünülmüş.Ayrıca evlerin işlevselliğinden söz ettik. Mesela eski Diyarbakır evlerinin avlularında genellikle dut ağacı olur. Neden başka ağaç değil de, dut! Dut ağacı çünkü, Diyarbakır'da ipek böcekçiliği el sanatı olarak yaygın. Ve ipek böceği kozası dut yaprağı ile beslenir.Eski kentler, insanın önünde bambaşka ufuklar açan, insanı adeta mest eden, çağlar öncesinden yaşanılan an'a hükmeden varlıkların parçalarıdır.Bir şehrin geçmişini bilmek, o şehrin bugün vardığı aşamayı görerek değerlendirmede, izleyenlere büyük katkılarda bulunur.Sözün tam da bu noktasında, bir şehre ait olmanın hemşehri, ya da şehirdaş olmanın o şehirde yaşayanlara bağladığını sorgulamak gerekir, belki de!İşte bu noktada sözü belki de bir tanığa bırakmak en doğrusu. Bakın eski bir Diyarbekirli eski mimarları nasıl anlatıyor. "O bazalt taşı dediğimiz taştan, Diyarbakır'ın ev yaptıracak şahsiyetleri Çıkıntaş'a giderlerdi. Orada Ermeni taş ustalarının hazırladıkları eyvanlar, odalar, Melisler havuzlar vardı. Beğenip, şu takımı getir, bizim eve işle derlerdi. Yeni yapılmış, işlenmiş taşlar numaralanarak, getirilir. Sur içindeki eve konumuna göre yerleştirilirdi.O dişi taş o mıntıkadan başka hiçbir yerde yoktu.. Karacadağ'dan akan lavın bir damarı o bölgeye akmıştır. Diyarbekir'in taşları genellikle erkek ve siyah taştır. O taşın özelliği ise delikli ve dişidir. Evlerin avlularında ve duvarlarında kullanılan o gözenekli taşlardır. Soğuğu ve sıcağı geçirmez. Bir özelliği de o taşın şudur. Nasıl ki fırında bir gözenekten diğerine ısı geçer ve tümüyle geçtiği yerde korunursa, suyu avluya akıttığınızda su o gözeneklerde birikir ve bir süre sonra serinlik sağlar. Diyarbakır'da avlu taşları döşendiği zaman, taşların arasından kıl çekemezdiniz. O döşeli taşlar birbirine alışmış vaziyetteydi. Eyvanlarda, taş Melislerde o taşlar birbirine bindirilerek yerleştirilirdi. Ve bu da o taşı işleyen ustaların maharetiydi.Ayrıca bizim Diyarbakır'ın ince derz yüzey kıhêlini Ermeni ustam bana öğretmişti. O kihêl dediğimiz, çürümüş kireçle yumurta akı macun şeklinde karıştırılarak yapılırdı. Yumurta akı kadar dünyada yapışkan başka bir doğal madde yoktur. Sıcağa, soğuğa, yağmura tahammüllüdür. Yoksa bu surlar, bu evler, bu yapılar nasıl dayanırdı bu günlere kadar.Yine bizim Diyarbekir'in eski evlerinin tavan direkleri vardı. O direkler üç türlüydü. En makbulü sudan gelen dağ kavağıydı. Kıymetli olmasının nedeni de iki şıktan dolayıydı. Hem uzun süre suda kaldığı için ağacın içindeki böcekler, kurtlar ölmüş oluyordu. Hem de suya bakır artıkları karıştığı için direkler sağlam olurdu. Ben yüz senelik direği tavandan söktüm. Halen başı çürümemişti. Direk başlarının bağlaması da kireçle yapılırdı. Sandıklı direk çok güzeldi ve dört köşe olurdu. Boydan boya olursa da pervazlı direk denirdi. O direklerin örtü tahtaları da olurdu. Toprak akmasın diye iki direk arasına, altına çıta vurulurdu.Sonra odaların zeminine horasan yapılırdı. Nasıl mı? Anlatayım.Melisin örtüsü yapılmış, toprağı, talaşı serilmiş doldurulmuş olurdu. Ve toprak sulanıp loğlanırdı. Hem boyuna, hem de enine. Nakkaş Hıristiyan kadınlar vardı. O loğlanmış toprağı işleyerek mermer gibi yaparlardı. En ince temiz kumdan ve keçi kılı kullanırlardı. Bu iki malzeme birbirini tuttuğunda o horasanın artık kırılıp dökülmesine imkan yoktu. O kıl işte o kum ve kirecin üzerinde çürümezdi. Şimdi beton dökülürken tutsun diye nasıl demir vazife görüyorsa, horasanın içinde de o kıl aynı vazifeyi görürdü. Horasanı usta serdikten sonra, ertesi gün de o nakkaş kadınlar, ellerindeki kaşıklarla işlerlerdi. Ve pırıl, pırıl yaparlardı. Ayrıca tuğlayı döverlerdi. O horasanın kırmızı rengi de oradan gelirdi. Bağdadilere uyum göstersin diye.Ve bağdadileri ve damları sıvamak için de püşrük yapılırdı. Kabarmış bölümleri usta elindeki malasıyla temizlerdi. Ondan sonra da püşrüğü yoğururdu. Sonra mala ile elindeki püşrüğü ilgili yere kuvvetle vururdu. Bu işleme de hamlama denirdi. Sonra da sıvası çekilirdi. O püşrüğün içine buğday, arpa ve saman tohumları da karışırdı. İşte bahar geldiğinde eski şehir evlerinin damlarında papatyalar açardı. Mis gibi kokarlardı. O çiçekleri damlardan toplar, Baybunaç dediğimiz öksürüğe karşı ilaç yapardık.Bunların hepsi de bir kültürdür. Diyarbekir'in kültürü. Hepsi gidiyor yok oluyor. Şimdi bunu dinleyenler, okuyanlar diyecek ki bunlar ne kadar gereksiz şeyler. Ne kadar gereksiz işlerle uğraşmışlar."Evet tarihin yaşayan canlı tanığıydı konuşan, 80 yaşında Fuat İplikçi usta.Şimdi hiç değilse bazaltı, yapılara yedirelim. Estetize edelim. Mesela binaların dış cephesinde kullanalım. İşte üniversitede taş, taş sökülüp monte edilen eski bir bağ evi var. Gayet de güzel duruyor. Eskiler yapmışsa neden şimdi yapılmasın. Ben Kudüs'te gördüm. Beş yıldızlı otellerin dış cephesini Kudüs'ün kendine has sarımsı taşıyla giydirme tekniğini kullanarak mimari tarz oluşturmuşlar. Biz neden bazaltı aynı mantıkla kullanmıyoruz. Mesela Sur içinde Klas oteli batıdaki standart otellere benzer bir otel yaptı. Arkadaki eski Muş otelini de adeta gizledi. Halbuki onun mimarisini örnek alıp yeni yapıyı ona benzetseydi fena mı olurdu? Ama yapmadıkları gibi avludaki havuzu da mavi fayansla döşeyip berbat ettiler.Şimdi artık kendimize has bir mimari tarz yaratmanın zamanı gelmiş de geçiyor gibi. Şehrin ruhu ile, kimliği ile, dokusu ile örtüşecek bir mimari anlayışa şiddetle ihtiyaç var. Yoksa şimdi size anlatacağım öyküye sıra gelecek

 

1928 yılında Diyarbakır valisi olan Mehmed Nazım paşa 1930 yılında hamravat suyunu demir borular içine aldırarak temiz bir surette akıtılmasını sağladı

Abdülgani Fahri Bulduk:Diyarbakır valileri.yayına hazırlayanlar:Eyyüp Tanriverdi.Ahmet Taşğın.Medrese yay Ank.2007.s..186

Eski Diyarbakır

1

 

 

Eski Diyarbakır’dan görüntüler23

 

 

 

4

 

(Resim katkılarından dolayı Halis ve Çağdaş fofoğrafçılığa;A.Yatkın’a ;Gökhan Bulut’a,Şehmuz Çakan’a ,R.Akdemir’e teşekkür ederim)

 

Bugünkü Diyarbakır’dan görüntüler

Diyarbakır surları ve gece

5

 

 

 

 

Diyarbakır’da tarihte şehrin kalbi içkaleydi.İçkale yerleşim planıİçkalenin 20 burcu vardır.Tüm Diyarbakır kale burç sayısı ise 82’dir.İçkalede 4 burç dış surlarda,16 burç içkaleyi kentten ayıran surlarda bulunmaktadır.Burçlar iki katlıdır.Burçlara sağlı sollu merdivenlerden çıkılmaktadırÜst katta askerler barınıyor,alt katta sailah ve erzak bulunmaktadır.Burçlarrdan bir tanesi ise hapishane olarak kullanılmaktadır.İçkalede Osmanlılar döneminde obüs topları ve yuvarlaklar üretilmekteydiİçkale’nin küpeli,saraykapı,fetih kapısı ve gizli kapı olmak üzere dört kapısı bulunmaktadır.Küpeli kapısına giden sokakta solda Dıngılhava havuzunun olduğu yerde Mervani sarayı,sağda Romalılara ait agora ve anfi tiyatro mevcuttu.Mervani sarayı ,Dıngılhava sokağı ile buna denk gelen burç arasındaydı.İçkalede ayrıca Artuklu sarayı bulunmuştur. 1957’de yapılan bir inşaatın temel kazısı esnasında saray kalıntılarının çıkması üzerine 1961-1962 yıllarında Prof. Dr. Oktay Aslanapa tarafından yapılan kazılar sonucunda, surlarla çevrili olduğu anlaşılan saray, İçkalede içinde ikinci bir sur olarak karşımıza çıkmıştır. Yapılan kazılar sonucunda İçkalede, tepenin batı kısmında, ortada süslü bir havuzu bulunan ve dört yöne evyanlarla açıldığı anlaşılan sarayın en zengin bezemeli kısmı ortaya çıkmış, ayrıca havuza suların dökülerek geldiği bir sebilin varlığı görülmüştürİçkalede Osmanlı Diyarbakır valilerinin kaldığı şu an mevcut olmıyan 150 odalı saray da bulunmaktaydı.İçkalede tarihten bu yana kalan eserlerden birisi  hükümet konağıdır.İçkalenin doğusundadır.Tüm bürokratlar da burada görevliydi.Yeni adliye binasına taşınmazdan evvel içkaledeki Sulh Hukuk hakimliği binası Mahkeme binasıydı.1840 yılında yapılan askeri kışla da  jandarma birimince kullanıldı,haliyle iç kale turizme açılınca jandarma da taşındı.İçkalede 3.yüzyılda yapılmış Saint George kilisesi Artuklularca hamam olarak kullanıldı6.yüzyılda yapılan Nasturi kilisesi ise yakın zamana kadar cezaevi olarak kullanılmıştır

Cumhuriyet dönemi Belediye başkanlarıAdı ye SoyadıHüseyin Uluğ Nazım Önen Dr. Gafur Kubat Şeref UluğHekimzade Dr. Muhittin Mustafa Vasfi (Vekil) Hikmet Kılıç (Vekil) Şeref Uluğ Nazım Önen Tevfik Esmeli (Vekil) Reşat Koksal Zekâi Arman (Vekil) ÂdilTiğrelOsman Nuri Tekeli (Vekil) :   Kemal Kubat (Vekil) Vehbi M. Dabakoğlu Zekai Arman A. Kadir Çizrelioğlu Nuri OnurAsım Balaban (Vekil) Adil Tekin (Vekil) Dr. Kamil Tayşi NuriOnur    ' Osman Erdem (Vekil) Sezai Demiray Cahit Gürkaş EminTopalan İhsanKoçak Niyazi Akı (Vali)Nezihi Fırat (Vali)N.Kemal Şentürk (Vali)Nejat CemiloğluOkay KalfagilMehdi ZanaFeyyaz Üzümcü (Albay)Muhsin Akar (Vali Yardımcısı)Nurettin DilekMehmet Baydur (Vekil)Turgut AtalayAhmet BilginCemal Toptancı (Sur Bel. Bşk.)Ahmet Yağmur (Bağlar Bel. Bşk.)Mehmet Güran (Y.Şehir Bel. Bşk.)

(İbrahim Sarı.Şehrimiz Diyarbakır.Diyarbakır Büyükşehir Belediye yay.İst.1966)

1500’lü yılların başında Portekizli Seyyah Tenreioro Diyarbakır’a gelmiştirKulelerle taçlandırılmış,geniş,taş surların mükemmel olduğunu ve çevresindeki binaların hayranlık uyandırdığını söyler.Kentin içinde bir yerden gür bir kaynağın fışkırdığını ve verimli bir ırmak halinde kenti bir baştan bir başa kateddiğini,bir çok değirmen ve hamam olduğunu ifade eder.

Salih Özbaran.Portekizli Seyyahlar.Kitap yay.İst.2007.s.37

 

Diyarbakırda Şehircilik 19. yüzyıl sonunda büyük hamle yaptıBAŞARIYA ULAŞAMAYAN BÜYÜK BİR GİRİŞİM : Kurt İsmail Paşa, o tarihlerde Diyarbakır'a bağlı bir sancak merkezi olan Harput'un "Mezra" denilen düzlüğünde başlattığı yeni şehirin (şimdiki "Elazığ" m kurulduğu alan) bir ben­zerinin Diyarbakır'da sur dışında kurulmasına ön ayak olmak için, şehirden yarım saat mesafede güzel bir mevkide bir hükümet konağı, bir kışla, yukarda sözü edilen cami ile bir Vali konağı yaptırdı. Burada ev yaptıracaklara çok ucuza arsalar sağladı. Dağ Kapısı'nda bekleyen iki araba memurları sabah ve akşam vazife başına götürüp getiriyordu. Bu durum, Kurt İsmai Paşa'dan sonra da bir süre devam etti.Kurt İsmail Paşa’nın ideali Cumhuriyet döneminde gerçekleştiSUR DIŞINDA YENİ BİR KENTİN KURULUŞUEskiden Diyarbakır'ın dört kapısının dışında da mezarlık vardı. 1930lu yıllarda, surlarla çevrili kentin sur dışına yayılması için bu mezarlıklar kaldırıldı. Sadece, Mardinkapısı'ndaki "Şeyh Muhammed Düzlüğü" ve Urfakapısı'ndaki "Şehitlik" bırakıldı. Bu iki kapı arası düzeltilerek yeni şehir için geniş bir alan oluşturuldu.Dağkapısı'nda Halkevi , Orduevi, Vali konutu, Nafıa Müdürlüğü binası; bu dönemde açılan Hindibaba Kapısı'nda memur evleri, Genel Müfettişlik binası, Genel Müfettişlik konutu v.s. binalar inşa ettirilmesine, belediyenin halkı ev yaptırmaya özendirici çeşitli kolaylıklar göstermesine rağmen, halkın ilgi ve rağbeti bir türlü sağlanamıyordu.Diğer taraftan Diyarbakır nüfusu hızlı bir artış gösteriyordu. Civar il ve kasa­balardan, köylerden başlayan akın, bu hızlı artışı daha da yükseltiyordu. Mesken buhranı had bir safhaya gelmişti. Şehrin, kale dışına taşınması, Dağ ve Urfa Kapıları arasındaki geniş ve düz alana planlı bir şekilde yayılması zorunlu idi. On arkadaş, milletvekilimiz rahmetli Mustafa Ekinci'nin önderliğinde birleşerek Mahdut Mesuliyeti! Diyarbakır Yeni Evler Yapı Kooperatifi'ni kurduk/1) Amacımız, üyelerimize, ilk planda yüz ev yaptırmak suretiyle sur dışında yepyeni ve modern bir şehrin kurulmasında ön ayak olmak, mesken buhranının -kısmen olsun- giderilmesinde ilk adımı atmak, böylece canımızdan çok sevdiğimiz güzel ve tarihî Diyarbakır'ımıza bir hizmette bulunmaktı.Kooperatif, 21 Şubat 1951 tarihinde kuruldu. Ayni günlü "Diyarbakır" gazete­si, kooperatiflerle ilgili şu haberi yayımladı:"Hazırlanan statüye göre, her ortak ilk tesis hissesi olarak kooperatife 500 TL. ödeyecektir. Yapılacak binalar için belediye ile temas edilerek münasip arsa temin edildikten ve inşaata başladıktan sonra da istihkakların yüzde yetmiş beşi Emlâk(1) Kooperatifin kurucuları şunlardı: Mustafa Ekinci, Av. Mehmet Hüsrev Ünal, İnş. Y, Müh. Ahmet Ketencigil, Belediye Başkan Yardımcısı Sezai Demiray, Öğretmen Halil Turgut, Ziraat Y. Müh. Cevdet Hayrullahoğlu, Kimya Y. Müh. Müşfik Tiğrel, Av. Tacı Aki, Av. Hilmi Güldoğan, Av. Şevket Beysanoğlu


: Surla çevrili eski Diyarbakır'dan bir görünüş (1910)Kredi Bankasından, yüzde yirmi beşi de hissedarlar tarafından ödenecektir. Evler bittiği zaman, her^hissedar aldığı evin maliyetinin yüzde yirmibeşini tamamiyle ödemiş bulunacak, mütebaki yüzde yetmiş beş borcunu da 20 sene vade ile ve yüzde beş faizle Emlâk Kredi Bankasına tediye edecektir. İlle hamlede yüz ev inşa edilecek. Şehrimiz için çok hayırlı bir teşebbüs olan bu işte kooperatif idare kuru­luna başarılar dileriz."Böyle bir kooperatif şehrimizde ilk defa kuruluyor ve büyük bir işi yükleniy­ordu. Kimisi bu işte başarı şansını çok az buluyor, geniş bir kitle de teşeb­büsümüzü destekliyordu. O günkü Diyarbakır Valisi rahmetli Emin Nihat Sözeri, kooperatif başkanlığına gönderdiği tebrik yazısında şöyle diyordu (26 Şubat 1951 tarihli "Diyarbakır" gazetesinden):"Diyarbakır'ın mühim bir ihtiyacına cevap veren kooperatifin kuruluşunda kuvvetli yardımlarını esirgemeyen milletvekilimiz Mustafa Ekinciyi ve çalışma arkadaşlarını hararetle tebrik ederim.Bu güzel teşebbüsü, şehrin imarı, ortaklarını ucuz ve uzun vadeli ödemelerle mesken sahibi kılması gibi çok hayırlı bir gayenin tahakkuku için atılmış kuvvetli bir adım olarak telakki ediyorum.Vilâyet makamı, kooperatif çalışmalarına maddî ve manevî müzaheretini hiçbir zaman esirgemeyecektir. Hepimizin iftiharla karşıladığı bu eseri meydana getiren sayın kurucularına teşekkürlerimi sunar, başarılar dilerim.

r

18 Mayıs 1951 tarihli "Diyarbakır" gazetesinde, kooperatif çalışmaları ve son durumla ilgili şu açıklamam yayımladı:"Diyarbakır Yeni Evler Yapı Kooperatifi"nin kurulması Bakanlar Kurulu'nun 4.4.1951 tarihli ve 3-12806 sayılı kararnamesi ile kabul edilmiştir. Kooperatifin statüsü gazete ile ilân edilip Ticaret Siciline tescil edildikten sonra müseccel bir nüsha statü ve ilânı havi gazete Ekonomi ve Ticaret Bakanlığına gönderilecek ve böylece resmî muamele ikmal olunca üye kaydına başlanacaktır. (...) Bu teşebbüse geçenler, bu işte muvaffak olacaklarına, hemşehrilerine büyük bir hizmet yaptık­larına ve bu, evlerin yapılmasının şehri güzelleşmesi, mesken buhranının - kısmen olsun - giderilmesi yönünden de büyük faydalar sağlayacağına inanmakta ve büyük bir azim ve imanla bu işe sarılmış bulunmaktadırlar."Kooperatif statüsü 21 Mayıs 1951 tarihli "Diyarbakır" gazetesinde yayım­landı. 28 Mayıs 1951'de yapılan toplantıda Yönetim Kurulu seçildi. Yönetim Kurulu Başkanlığına yine Mustafa Ekinci getirildi. Diğer üyeler ise şunlardır: Mehmet Husrev Ünal (2. Başkan), Şevket Beysanoğlu, Sezai Demiray, Cevdet Hayrullahoğlu, Hilmi Güldoğan.Yönetim Kurulu yoğun bir çalışmaya koyuldu. İnşaat için gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra, 27 Kasım 1951 Salı günü yapılan istişari kongrede ortak­larına başarılan işler hakkında bilgi sunuldu. 29 Kasım 1951 tarihli "Diyarbakır" gazetesi çalışmalarla ilgili şu haberi yayımladı:"Diyarbakır Y&ni Evler Yapı Kooperatifi istişarî kongresi geçen Salı günü Yıldız Gençlik Kulübü binasında, milletvekili Mustafa Ekinci 'nin başkanlığında toplanmıştır.Kongrede İdare Kurulunun çalışma raporu okunmuş ve raporda belirtilen hususlar uygun görülerek kabul edilmiştir."Çalışma raporunda belirtildiğine göre, yapılacak olan evler için Dağkapası 'nda Özel idare 'den satın alınan 102 bin metre karelik arazinin tescili yapılmış, kadastrosu ikmal edilmiş, ada ve parsellere ayrılmıştır. Ayrıca, Belediyeden su ve elektrik verileceğine dair taahhütname ile bu evlere ait lağım­ların umumî kanalizasyona bağlanması hususu sağlanmıştır.Çalışma raporunun tasvibinden sonra, yapılacak evlerin proje ve tipleri hakkında Y. Müh. Bay Mehmet tarafından verilen izahat dinlenerek, hazırlanmış olan bu ev tiplerinden sekiz tanesi uygun görülerek kabul edilmiştir.Kendi  isteklerine göre  kabul edecekleri  ev tiplerine  dair kooperatif üyelerinden taahhütname alındıktan sonra, binaların inşası işi ihaleye çıkarıla­caktır. "16 Ekim 1952'de 66 evin temelleri törenle atıldı. Törende Vali Servet Sürenkök, Belediye Başkan Vekili Adil Tekin, Kooperatif Başkanı Mustafa Eltinci, müteahhit Y Müh. Münip Tansel konuştular.

İki yıl içinde, yüz evin yapımı tamamlanarak ortaklara dağıtıldı. İşin gerçek­leşme yolunda olduğunu gören ve kooperatif dışında kalan arkadaşlar, aynı amaçlı yeni kooperatifler kurmaya başladılar. Diyarbakır Maarif Evleri Yapı Kooperatifi, Diyarbakır Güzel Evler Yapı Kooperatifi, Dicle Yapı Kooperatifi, Şenevler Yapı Kooperatifi, Doktor Evleri Yapı Kooperatifi v.b. bu arada kurulan kooperati­flerdir. Böylece, kale dışında yapılmaya başlanan yüzlerce bahçeli evle yepyeni ve modern bir şehir 4-5 yıl içinde kurulmuş oldu.Kale dışında yeni bir şehrin kurulmasına ilk teşebbüs eden değerli valilerim­izden Karslı Hatunoğlu Kurt İsmail Paşa olmuştur. 1867-1875 yıllan arasında vali olarak şehrimizde görev yapan Kurt İsmail Paşa, kale dışında bir kışla, bir has­tane, cami, hükümet konağı yaptırmış, memurların ve halkın buralarda ev yaptır­maları için birçok kolaylıklar sağlamış, fakat, bütün çabalarına rağmen bir sonuç alamamıştır. 1. Genel Müfettişlik döneminde de bazı girişimlerde bulunuldu. Fakat sonuçsuz kaldı. Başarıya ulaşan ve etkin olan teşebbüs, bu yapı koopera­tifinin örnek çalışmaları olmuştur.

 

Şevket Beysanoğlu.Diyarbakır Tarihi.Büyükşehir Belediye yay.Ank.2003…c.2.s.718.c.3.1067

 

 

Şefik Korkusuz.Bir zamanlar Diyarbekir

DİYARBAKIR TARİHÎ KENTSEL KESİMİNDETOPLUMSAL - EKONOMİK ve MEKANSALYAPI ÖZELLİKLERİYasam : Prof. Dr. Rıfkı ARSLAN*GİRİŞDiyarbakır tarihî kentsel kesimi, bugün 375.000 nüfusun yaşadığı kentin bir kesimini oluşturmaktadır.Bir zamanlar Diyarbakır kenti sözünün bu kesimle özdeş olduğu yerleşme, bugün 109.000 nüfusuyla tüm yerleşmenin % 29'u kadardır. Bununla beraber kent bütününde hem barınma hem de merkezî iş alanı olarak önemini korumaktadır.Tarihî kentsel kesimin fiziksel sınırları ünlü Diyarbakır surlarıyla belirlenmiştir. Çeşitli tarihlerde surlara içten ve dıştan bitişik, dışa dö­nük yönlerinde sırtta ve etekte oluşmuş olan gecekondu mahalleleri, ar­tık bu tarihsel kesimin birer parçası olarak yaşamaktadır. Bu özellik; sadece fiziksel bir bütünün parçası olmaktan öteye, sur içi yerleşmele­rinin geçirdiği dönüşüm sonucunda oluşan toplumsal yapı açısından da geçerlidir.Başka bir deyişle, özellikle konut alanlarında yaşayan nüfus ve bu nüfusun konutlarda meydana getirdiği fiziksel yapı bozulmaları ile oluş­turduğu çöküntü alanı, karakteristikleri, sonradan ortaya çıkan gece­kondu alanları ile benzer nitelikler gösterir hale gelmiştir.Hızla kentleşen hemen tüm tarihî Anadolu Kentlerindeki tarihsel kesimlerin geçirdiği süreç Diyarbakır tarihî kesimi için de söz konusu­dur. Ancak bu sürecin olumsuz sonuçlarının düzey ve şiddeti alman, plan­lama kararları ile koruma gayretleri ve yatırım gücü ile değişik olabil­mektedir.Bugün bu yazıda yapmak istediğimiz, sözünü ettiğimiz süreci, neden ve sonuçlarıyla karakteristik dönemler içinde belirlemek, bir koruma imar planı için operasyonel açıdan ne gibi olanakların var olduğunu ve olası çözümleri olabildiğince belirlemektir.Böyle bir amaca ulaşmak iki tür veriye gereksinme gösterir. Bun­lardan biri, en azından toplumsal ve fiziksel dönüşümün başladığı tarih­ten buyana geçen zaman parçası içinde, dönüşümü başlatan ve sürdüren(*) Yıldız Üniversitesi Rektör Yardımcısı

faktörler hakkındaki bilgiler; öteki ise bugünkü durumun toplumsal ve fiziksel .açıdan sağlıklı bir saptamasıdır.Birinci grup veriler için elde pek az yazılı kaynak vardır. Bununla beraber tarihî kesimde yapılan operasyonlar, plan kararları, ortalama bir insan ömrünü aşmıyan değişim sürecine ilişkin gözlemler ve istatis­tik veriler önemli bazı faktörleri saptamaya yeterli sayılabilir.İkinci grup veriler ise «Sur içi koruma imar planı»nın yapımı için oldukça sağlıklı sayılabilecek alan çalışmalarından elde edilmiştir. Bu nedenle bu günkü kesitin yansıtılması mümkün olabilmektedir.Yukarıda sözünü ettiğimiz dönüşüm süreci için zamansal bir baş­langıç koymak gerekirse bu tarihin ülkede kentleşme hareketlerinin baş­ladığı 1945 veya 1950 yılları olması, nüfus büyümesine de paralel düş­mesi nedeniyle doğru sayılabilir. Ancak bu yıllardan önceki bazı ope-rasyonel karar ve uygulamalar, yerleşmenin iç nüfus hareketlerinde, do­layısıyla sur içinde yaşayan nüfusun niteliksel ve niceliksel dönüşüm­lerinde etkili olmuştur. Bu nedenle süreci 1945 öncesi ve 1945 sonrasın­daki karakteristik dönemler içinde algılamak ve incelemek yerinde olur.A — DEĞİŞME SÜRECİ VE BU SÜRECİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER :Birinci Genel Müfettişliğin 1928 yılında kurulmasıyla Diyarbakır kentinde bir hareketlilik başlar. Bu kuruluşun bölgesel bir yetki ve so­rumluluk alanının olması, güvenlik ve hizmet örgütlenmesini de bu öl­çeğin gerektirdiği büyüklüklerde Diyarbakır'da yer alması zorunluluğu­nu getirmiştir. Bu olgu, bundan böyle bölgesel ölçekte hizmet veren mer­kezî yönetim örgütlerinin kentte yerleşmelerine bir başlangıç ve neden oluşturmuştur. Her ne kadar bölgesel yönetim merkezliği Osmanlı İmpa­ratorluğu ve önceki dönemlerde de Diyarbakır'ın stratejik ve ticarî mer­kezlik konumundan kaynaklanan bir fonksiyon ise de Cumhuriyet döne­minin yönetsel açıdan yeniden yapılanma sürecinde bir il merkezi olarak tekrar bölgesel önem kazanması Genel Müfettişliğin kurulmasıyla başlar.Diyarbakır'da ilk imar hareketlerinin başlatılması gelişme alanları­nın planlanması, dolayısıyla bu yolla sur içinin etkilenmesi, 1930-1945 yılları arasındaki operasyonların temellerine dayanır.Diyarbakır tarih boyunca coğrafi konumu ve ticaret yollarının de­netimi ile Doğu ve Güneydoğuya açılmak isteyen ya da bu yönleri de­netlemek isteyen çeşitli ulusların ellerinde bulundurmak zorunluluğunu duydukları bir anahtar kenttir.

Bu nedenle de önemli bir askerî üst niteliği kazanmıştır. Cumhuri­yet döneminde de kent bir kolordu ve hava üssüne sahiptir. Ordunun da sur dışı gelişme alanlarının biçimlenmesinde ve personelinin belirli bir dönem sur içi yerleşme alanlarına yarattıkları talep, konut kullanımında yeni bir kullanma biçiminin doğmasına neden olan etkilerden biri olmuş­tur. Bu etki Genel Müfettişlik ve Bölgesel hizmet kuruluşları persone­liyle birlikte büyüyen ve sonra geleneksel hale gelen «halen müşterek kul­lanışlı konut»a dönüşümü yerleştirmiştir.Şüphesiz tarihî yerleşme kesimine en büyük baskı 1950 ve sonra­sında oluşup devam, eden kentleşme sürecinden gelmiştir. 1950 öncesin­deki faktörlerle sonrası faktörlerin etki ve sonuçları süreçte bütünlük göstermekle beraber kaynak ve nitelikleri farklılık gösterdiğinden konu­yu dönemlere ayırmak gerekmektedir.1.    1950'ye kadar ki dönem :1928 yılında Genel Müfettişlik kurulduğunda sur dışındaki tek yer­leşme kolorduya ait kışlalar, orduya ait yönetim binaları ile bir cami ve hastahane ile servis binalarından ibarettir. Bu yerleşmenin yapımı 1869 -1875 yılları arasında Vali Kurt İsmail Paşa tarafından gerçekleştirilmiş­tir. Bu yerleşme sur dışına açılışın ilk hareketi olarak da kabul edilmek­tedir. (')1928 -1945 yılları arasında kentin sur dışına açılışının ve yeni ken­tin oluşumunu etkileyen nedenleri şöyle belirlemek mümkündür :

  1. Genel Müfettişlik ve bağlı birimleri yerleşebilecekleri binalara ihtiyaç duymaktadır. Bu gereksinmeyi sur içinde karşılayacak mekânlar çok sınırlıdır. Üstelik bu binaların devletin prestijine uygun simgesel ya­pılar olması önemlidir.
  2. Ülkede uygulanan Demiryolu politikasında Diyarbakır'da Bat­man ve Kurtalan'a kadar uzanacak olan güzergah üzerindedir. Ve 1935 yılında Demiryolunun gelişi gerçekleşir. Demiryolu geçtiği yerleşmelere ekonomik canlılık getirmekte ve yerleşmelerin gelişme yönünü etkile­mektedir. İstas3'on - Kent ilişkisinin kurulması önemlidir.
  3. Diyarbakır öteden beri belirli bir ticarî hinterlanda sahiptir ve çevresinde rekabet edeceği başkaca bir kent oluşmamıştır. Bu potan­siyelin geliştirilmesi ya da gelişmesi beklendiğinden sur içi ticaret ala­nının ve konut alanlarının gereksinmelere cevap veremeyeceği düşünül­mektedir.

(1) §. Bıeysanoğlu; Kısaltılmış Diyarbakır tarihi ve abildelerî, şehir matbaası - Istan. 'bul   1962, S- 135.

  1. Ordu ve Yönetim personelinin ilke ölçüsünde «memur evleri»ya da «lojmanları» ile desteklenmesi bir politika olarak benimsenmektedir. Bu politikanın uygulama alanı ancak sur dışı olabilir.
  2. 1930 yılında Yeni Belediyeler Yasası çıkarılmış ve başlıca yö­netsel merkezlerle büyük kentlerde imar hareketleri başlatılmıştır. Özel­likle Ankara bu açıdan örnek alınmaktadır. Diyarbakır, yeni bir yapılan­mayla eski kent yaşamından modern kent yaşamına geçirilmesi gerekli Sosyo - Politik bir yerleşme olarak düşünülmektedir. (2)
  3. Genel Müfettiş olarak atanan yöneticiler özenle seçilmektedir. Çoğu parti kademelerinde ve daha sonra Mecliste ve Hükümette Bakan olarak görev almış kişilerdir. Bu kişiler devlet politikalarını bilinçli ve özenli bir şekilde uygulamakta, büyük ölçüde Merkezî Yönetim yetkile­riyle ve maddi olanaklarıyla donatılmışlardır. Bu nedenle yerleşmeye ilişkin kararlar partiyle ve hükümetle özdeş belediye ile birlikte kısa sü­rede hayata geçirilebilmektedir.
  4. İstanbul ve Ankara için ünlü şehirciler davet edilmekte, imar hareketleri için yerel yönetim ve Valiliklerde yeni örgütlenmelere gidil­mektedir. Bu arada Kamu yönetimleri, yerel yönetimler ve özel idarele­rin kamulaştırma yetkilerinden yararlanılarak arsa stoku yapılmaktadır. Bü eğilimlerden merkezle çok sıkı ilişkiler içinde olan Genel Müfettişlik eliyle yararlanıldığı anlaşılmaktadır. Yansen'in Diyarbakırı ziyareti ve bazı önerilerde bulunduğu (3) sur dışı planında yer alan geniş bir alanın kamulaştırılması, ilk defa sur dışında kamu kuruluşlarının yerleşmesi örnek olarak anılabilir.

Yukarıda belirlemeye çalıştığımız neden ve olgular özellikle 1930'da başlayan ve 1945'e kadar devam eden imar hareketleri ile sur içinin et­kilenmesi, toplumsal yapının hareketlenmesi ve değişmesi sonuçlarını getirmiştir.Sur dışındaki gelişme alanını kapsayan kent planının ana hatları şöyle özetlenebilir; Diyarbakır Güneyde Dicle nehriyle sınırlanmıştır. Batı kesiminin topografyası ve bağ ve bahçe alanlarının yoğunluğu, yer­leşme açısından elverişli değildir.(2j Gerçekten söz konusu dönemde devletin izlediği kültür ve eğitim politikalarının >tüm kurumlarının Diyaribakıf'da öncelikle kurulduğu ve aktif olarak çalıştığı gözlenmektedir. Bu konuda Bk Diyarbakır'a Bir Bakış, Genel Müfettişlik Ya­yını, D. Bakır  1935.(3) V^'bi Daıbakoğlu : Eylül 1990 Diyanbakır Festivali çerçevesinde düzenlenen pa­neldeki 'Söyleşiden-

En elverişli alanlar düz bir ova karakteristiği gösteren doğu ve özellikle kuzey yönüdür. Yeni Demiryolu ve istasyon da kuzeyde yer al­maktadır. Bu nedenle kentin kuzeye açılması daha kolay olacağından, biri kentin istasyonla bağlantısını sağlayacak öteki Elazığ yolu bağlan­tısını kuracak iki yeni sur kapısı (Dağ kapı, Urfa kapı) açılarak geniş iki bulvarla bu ilişkilerin kurulması sağlanmıştır. İki bulvar arasındaki bağlantı ise biri sura yakın ve paralel öteki biraz daha kuzeyden buna paralel iki caddeyle oluşturulmuştur. Bu ikinci caddenin orta konumun­da yeni bir yönetici merkeze temel oluşturmak amacıyla Genel Müfet­tişlik bina ve lojmanları, kolordu Komutan evi, diğer kamu yönetim bi­naları inşa edilmiştir. Lise, memur evleri, öğretmen lojmanları bu yöne­tim merkezini çevreleyen öteki  yapılar arasında sayılabilir.Dağ Kapı - Elazığ yolu Bulvarı üzerinde ise Tiyatro, Sinema ve di­ğer çok yönlü kültürel amaçlı bir bina, Orduevi, Halk evi, Vali konağı, Parti Merkez binası, Kız Enstitüsü gibi binalar bulvarı geliştirmek ama­cıyla yapılan çeşitli kamu fonksiyonlu binalar olarak sayılabilir.İstasyon caddesi üzerinde ise 1950'ye doğru ve 1950'nin ilk ayla­rında şehir stadyumu ve bir ilkokul binası yapılarak, daha sonraki yıl­larda ise Sümerbank Şayak Fabrikasıyla tamamlanacaktır.Bir başka oluşum ise yine Dağ kapısından ayrılıp surlara paraiel olarak Dicle yönüne uzanan yol üzerinde 1935 - 45 yıllarında yapılan yapılardır. Tekel Rakı Fabrikası, Devlet Hastanesi, bunlar arasında sa­yılabilir. 1950'lere doğru Yatılı Öğretmen Okulu, bir açık hava sineması bu yapılara eklenmiştir.Sözünü ettiğimiz yapılar yol bitiminde (Fis kayası mevkii) meşru­tiyet dönemi yapılarından olan bir süre Lise ve Sanat okulu olarak kul­lanılan karşılıklı iki tarihî yapıyla son bulmaktadır.Sözünü ettiğimiz imar hareketleri halkın geniş ölçüde günlük ha­yatında sur dışına açılması ve bir gel - git olayının yaşanmasını yeni bir kent yaşam ve yapı tarzıyla karşılaşmasını, aynı zamanda kullanma­sını sağlamıştır. Özellikle Elazığ Caddesi, geceleri halkın nefes aldığı gezinti yerleri haline gelmiştir.Yani bir gelişme alanının açılması daha ileriki tarihlerde eşraf ve esnafın yerleşme tercihlerini bu yönde etkileyecektir.1945 yılına kadar kent nüfusunun tamamı sur içinde yaşamaktadır ve 1945 kent nüfusu 40.000 dir.Sur içinde yapılan ilk imar operasyonu 1916 yılında Vali İzzet Paşa tarafından, bugün kendi adını taşıyan Dörtyol - Saray kapısı arasındaki caddenin açılmasıyla başlar.

İkinci operasyon ise Dağ Kapı'smdaki Kale kapısı ile bugünkü sur yıkıntısı arasındaki surların yıkılarak yeni gelişme alanlarına geniş bir çıkışın sağlanmasıdır.Bu operasyonla dört yol - dağ kapı caddesi oluşmuş ve Elazığ yolu ile ilişkilendirilen bulvarla bütünleştirilmiş, Dört yol - Urfa kapı caddesi bîr ulaşım aksı olarak açılmıştır.Bu operasyonlar geleneksel ticaret aksının sözünü ettiğimiz yeni caddelere kaymasını ve genişlemesini sağlarken, Belediye ile Dört yol arasındaki ticaret aksımn da kendini yenilemesine yol açmıştır.Sur içinde bir başka önemli değişme geleneksel Diyarbakır evleri­nin kullanımındaki dönüşümlerdir. Daha önce belirttiğimiz gibi, Cumhu­riyet Döneminde Diyarbakır'ın yönetsel açıdan önem kazanması ve böl­gesel bir hizmet kenti özelliğini kazanması, geniş ölçüde bir memur ve asker nüfusunun birikimine neden olmuştur. Bu nedenle ortaya çıkan kiralık ev sorunu sur içindeki konutlarda ortak kullanış sistemiyle çö­zümlenmiştir. Geleneksel Diyarbakır evlerinin avlulu kullanış yapısı, av­lu çevresinde bağımsız birimler şeklinde düzenlenmiş odaların kiraya ve­rilmesi, diğer fonksiyonların ise ortak kullanılmasına elverişli olduğun­dan, artan nüfusun emilmesine elvermiştir. Bu kullanışta fiziksel bir bozulma veya konutun parçalanması yada eklerinin yapılması söz konu­su değildir.Konutların ortak kullanışa açılmasının, yeni bir komşuluk ilişkisi toplumsal iletişim ve değişmeyi birlikte getirdiği söylenebilir.Bu dönemin bir başka önemli olayı 1944 yılında sur içi için Koruma Kararının alınmasıdır. Bu karara paralel koruma imar planının yapıl­ması için 1990 yılını beklemek gerekecektir. Dönemin olumlu bir adımı da gelişme alanlarında oldukça geniş bir alanı kamulaştırılmasıdır. Sö­zünü ettiğimiz kamu kurumlarına ait binalarla memur konutlarının öteki kamu ve kültür binalarının yapımı bu yolla sağlanabilmiştir.2.    1950 -1960 Dönemi :Bu dönemin hem siyasal hem de kentleşme açısından önemi vardır. Başlangıç yılı çok partili hayata geçiş ve yerel yönetimlerde yeni bir yapılaşma ile anlayışı simgelemekte, ayrıca da ülkemizde nüfus hare­ketlerinin belirginleştiği dönemin başlangıcı kabul edilmektedir.1960 ve 27 Mayıs Devriminin siyasal hayatı askıya aldığı, yerel yö­netimlerin asker ya da valiler eliyle yönetildiği, üç yıl devam eden bu dönemin başlangıcıdır. 1950 seçimlerine Demokrat Parti saflarında Tüc­car, esnaf, büyük toprak sahipliği ve dinsel kisveli liderlerin koalisyonu ile girilmişti. Bu kesimlerin bazı temsilcileri Meclise girerken bazıları da belediye meclislerine girmiş ve belediye başkanı olmuştur. Söz konusu kesimlerin elinde ikinci dünya savaşı sonrasının yatırılabilir fonları mev­cuttur. Tarım 1945'den sonra hareketlenmiş, makinalaşma, verim artışı, üretimin artı gelir yaratma potansiyeli, nüfusun mekânsal hareketliliğin­den kaynaklanan kentsel toprak rantının yükselmesi, gösterişçi tüketim eğilimleri, ticaretin canlanması bir yeniden oluşum ve yapılanmaya uy­gun altyapıları oluşturmaktadır.Devlet konut kooperatiflerini ve konut kredilerini teşvik etmekte, özel girişimciliği desteklemektedir.İşte bu toplumsal ve ekonomik hareketlilik içinde Diyarbakır'ın yeni gelişme alanlarına açılması, daha önce hazır bekleyen planlı yerleşme ve arsa stoku içinde hızla gerçekleşecektir. Öte yandan ilk gecekondu alan­ları nüveler halinde oluşacak, sur içindeki geleneksel konutlar safcip de­ğiştirecek, eski sahipler sur dışına çıkacaktır. Bu yöndeki gelişmeleri şöyle özetlemek olasıdır.a)     Sur dışına ilk çıkışlar Tüccar ve Esnaf kesimiyle başlamıştır.Yerleşmeler önceleri ayrık düzende, bahçeli genellikle iki ya da üç katlıevler şeklindedir. Kooperatiflerin ve kredilerin teşvikiyle daha sonralarıçok katlı bitişik düzende apartmanlaşma gözlenmektedir. Kat Mülkiyetiyasasının bu konuda etkili olduğu söylenebilir. Her iki tür yapılanmada kendi adını taşıyan «Müfettişlik» çevresinde ve Lise caddesi üzerindeyeı: almıştır. Bu yeni oluşum içinde mahalle çarşıları diyebileceğimizküçük alışveriş nüveleri oluşmuştur.Belediye alt yapı ve arsa açısından bu eğilimleri desteklemiştir.b)     Sur içindeki gelişmeler birkaç yönlüdür. Bir kere gelenekselDiyarbakır evleri hızla el değiştirmektedir. Yeni malikler kasaba ve kırkökenlidir. Ancak bu dönem içinde henüz bir fiziksel bozulmadan sözedilemez.Sur içinde konut edinemeyen daha düşük gelir grubu içinde yer aian kırsal kökenli nüfus, sur ile eski geleneksel evlerin bitim sınırları içinde kalan alanlarda yine avlulu fakat köy evleri tarzında gecekondu aıanlarmı oluşturmuştur. Benzeri küçük nüvelerin sur dışında ona biti­şik şekilde oluşmaya başladığı da gözlenebilmektedir. Ali Paşa, Abdal-dede gibi mahalleler bu dönemin konut yerleşmeleridir.1960 yılma gelindiğinde sur içi dahil üç tip konut seçilebilmektedir. Siyah bazalt taştan yapılmış geleneksel Diyarbakır evleri, kerpiçten yığma tekniği ile yapılmış kenar mahalle veya gecekondu evleri, yeni şehir kesiminde yer alan betonarme ev ve apartmanlar.


1960 yılında yapılan «20 şehirde 1960 mesken şartları anketi» ko­nutların dökümünü şöyle yapmaktadır. (4)                                                            ;   ..;,Münferit ev                            27.0Bitişik ev                                36.5Ev Dairesi                              22.5Apartman Dairesi                     14.0Toplam :                               100.0Bitişik ev ve ev dairesi oranlarının sur içindeki geleneksel evlerle bu evlerin kiraya verilen parçalarım (ortak kullanış), temsil ettiğini söyleyebiliriz. Söz konusu konutların konfor durumu ile oturanların meslek gruplarına göre dağılımı ise aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. (5)Meslek Grupları                       Mutfak   W.C.    Su Yok   Elekt, Yok   Banyo Yok

Memurlar

26.0

26.0

26.7

7,7.

45.9

İşçiler

68.1

61.7

86.5

68.1

94.7

Ticaret ve Sanayici

37.0

26.7

45.6

21.5"

69:5

Serbest Meslek

5.8

5.8

—

—

'5.8

Diğer Meslekler

50.8

49.5

65.7

39.7

85.3

Mesleksizler

50.6

50.3

75.7

51.8

84.9

Büinmiyen

20.4

34.0

66,0

50.9

73.5

Bu tablo özellikle işçi, mesleksizler ve diğer meslek gruplarının ço­ğunlukla ortak kullanışlı konutlarla gecekondularda oturduklarını, en kötü konut şartlarına sahip olduklarını göstermektedir. En iyi durumda olanların, serbest meslek mensupları ile memurlar ve bir de ticaret ve sanayi ile uğraşanlar olduğu görülüyor.Yine meslek gruplarına göre sahip olunan oda sayısı ile m2 leri bu hususda tamamlayıcı fikir vermektedir.

Meslek Grupları

Bir ada

tki oda

Üç oda

0 - 49 m?

50-74 m?

Memurlar

9.3

25.0

65.7

51.8

31.7 ■■<

işçiler

34.9

36.8

28.3

79.7

9.8

Tüccar ve Sanayici

12.6

28.4

59.0

53.9

22.2

Serbest Meslek

.. —

11.3

88.7

22.6

49Î4

Diğer Meslekler

20.3

30.8

48.9

54.9

1&7

Mesleksizler

30.3

28.8

40.9

67,6

16,2

Bilinıiıiyen

7.5

33.9

58.9

41.5

'■--■■■' 4S'--:

  1. Bk. 20 şeîürdıe 1960 mesken şartlan anketi. D.î E. Ajikara. - 1962.
  2. a.g.e. s. 36, 37.

Oda sayısı ile oturulan metre karelerin dağılımı da konut konforun-daki dağılımla paralellik göstermektedir. (6)Gecekondu kesiminde bizim bir araştırma nedeniyle düzenlediğimiz aian çalışması sonucunda elde ettiğimiz veriler; gecekondu sakinlerinin büyük ölçüde kırsal kesintiden geldiklerini ve il içinden kente göçtük­lerini, çoğunluğun tarım işçisi, yarıcı, ortakçı statüsünde çalıştıklarını, geliş nedenlerinin gelir azlığından kaynaklandığını, kentte geçici işlerde çalıştıklarını, kadınların çalışma hayatına kentte katılmadıkları, erkek­lerin, önemli bir bölümünün işsiz olduğu, sürekli işyerlerinde çabşania-rın -çoğunluğunun sanayide istihdam edildiği, konut konforunun çok dü­şük olduğu, i% 84 oranında bir veya iki odalı konutlarda oturduğu anla­şılmıştır. (7)

Bu nitelikli konutların 1960 sonrasında da sur dışında gidere büyüklükte gecekondu alanları oluşturacağı görülecektir.Dönemin önemli operasyonlarından biri de kırsal kesimin alışveriş odaklarından biri olan ve çevresindeki doku ile birlikte geleneksel bir bütün oluşturacak Melikahmet caddesinin kamulaştırılarak yıkılıp geniş bir cadde haline getirilmesidir. Her ne kadar modern bir ticaret ve ula­şım aksı olarak düşünülmüş ise de birkaç ticaret hanı ve pasajı ötesin­de niteliksiz bir ticaret aksı haline gelmiştir. (8)Bu dönemde olumlu sayılabilecek belediye faaliyetleri, Dağ kapısın­da halka açık bir park'm düzenlenmesi, surların kuzey kesiminin içte ve dışta yeşil bir kuşakla çevrilmesi ve özellikle yeni şehir kesiminin alt yapı ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.3.    1960 -1913 ve sonra&t:1960 yılı ve onu izleyen 1965 - 70 arasında bir önceki dönemi bir katı aşan 1970 -1975 arası duraklamadan sonra her beş yılda ortalama 66 - 70.000'i bulan nüfus patlamaları olmuştur.Bu hızlı kentleşmenin başlıca kaynağı, Diyarbakır kentinin sunduğu yeni istihdam olanaklarından çok kırsal kesimdeki feodal yapının çözül­me mekanizmalarının hız kazanmasıdır. (9)   Bu gün de devam eden bu(6; ag.e s. 36, 37.

  1. Bk. Arşları R. Diyarbakır ve çevresinde şehirleşme hareketleri. Z Gökalp derneği yayınları, Ankara 1979-
  2. Operasyon 1957 yılında yapılmıştır.
  3. Bu konuda Bk. Arslan R. Toprakta mülkiyet rejimleri v© toplumsal! değişme, (basılmamış doçentlik tezi,. îstanlbıil/1957, Arslan, R. Diyarbakır ve çevresinde şehirleşme hareketleri Ankara/1979, Arslan, R. Diyarbakır verileri ve kalkın^ ma yaklaşımları, sosyoloji konf. istanbul -1976.

süreç Diyarbakır'ın kırsal kesiminin oldukça yüksek nüfııs yoğunluğuve doğal artışına dayanmaktadır. Her ne kadar nüfus sayımları il içinüfus hareketlerini izlemeye elverişli değilsede ilçe bazındaki nüfus ar­tışı ve kentleşme oranları ile illerarası göç hareketleri incelendiğindeDiyarbakır kent nüfusu artışının önemli ölçüde kendi kırsalına dayan­dığı âhlaşılabilmektedir. Yapılan alan çalışmaları da bu varsayımı doğ­rular veriler vermektedir.                                                         Bu nüfus baskısı sürerken yerel yönetimin üç yıllık süreyle önemli bir imar hareketi olmadan merkezi yönetimin elinde olduğunu belirte­lim (1960-1963). 1963 yılındaki seçimle seçilen belediye başkahihin 1973 yılına kadar görev sürdürdüğü biliniyor. Bu dönem sur içi gelenek­sel evlerinin fiziki olarak bozulmaya uğradığı ve nüfus yoğunluğunun arttığı, yeni şehirde de gelişmenin ofis semti yönünde yayıldığı, mün­ferit ev yerine apartmanlaşmanın yaygınlaştığı, imar planı değişiklikle­riyle bahçeli ev tek ev düzeninde yapılan evlerin yıkılaralc âpartmânlaş-tığı bir zaman parçasıdır.1960 yılından önce başlayan gecekondulaşma iç kaledeki arkeolojik alan dahil Fiskayası etekleri, Benusen burcu etekleri ile Urfa kapısı arasında kalan kesimin eteklerinde de devam etmiş, surların tahrip edil­mesi pahasına günümüze kadar büyük mahalleler oluşturmuştur. Aynı olguya surların iç kesimlerinde yer yer surlara bitişik yer yer de gele­neksel mahallelerle surlar arasındaki boşluklarda uzantılar şeklinde rastlamak olasıdır. Sur dışı yerleşmeler hariç sur içi yerleşmesinin ge­cekondularla birlikte nüfusu 109.000 e varmıştır. Sınırlı bir alan içinde 1950 lerde 45.000 nüfusu barındıran sur içinin üç katma yakın bir nü­fusla yoğunlaşması, alt yapı sorunlarını önemli boyutlara ulaştırmıştır.Sur içi konut yerleşmelerindeki fiziki parçalanma ve bozulma, kat ilaveleri, yıkıp yerine çok katlı binaların yapılmasi, eski doku da sade­ce amtsal yapılarla sokak dokusunun ve çok sınırlı geleneksel ev tipinin kalmasına neden olmuştur. Bugün artık saydığımız varlıkların dışında bir eski kent mekâmndan söz etmek oldukça güçleşmiştir. Görünüm bir çöküntü alanıdır. Buna karşın sur içi ticaret alanları canlılığını ve öne­mini korumakta, tek merkez fonksiyonunu sürdürmektedir.Her ne kadar yeni kent alanlarında bazı gündelik alışverişe cevap veren nitelikli, bazı yerlerde de niteliksiz çarşılar oluşmuş ise de henüz bir merkezler kademelenmesinden söz etmek olası değildir.Yeni kentin gelişme süreci içinde gelir gruplarının oturma tercih-leıine ve yapı edinme güçlerine göre konut alanlarında ve alt yapıda niteliksel farklılaşmaların da belirgin hale geldiğine işaret etmekle yeti-nelim.


B — 1990 YILINDA SUR ÎÇÎNDE TOPLUMSAL VE FÎZÎKSEL YAPI:Önceki bölümde, tarihsel bir süreç içinde hangi etmenlerin etkisi ile nasıl bir değişmeyle bu güne gelindiği ana hatlarıyla açıklanmaya çalışıldı. .Bu günkü kesitin planlama kararlarına yön verecek yapısal özelliklerinin gerekli ayrıntıda incelenmesi ancak bir alan çalışmasıyla mümkün olabilir idi. Bu çalışma sur içini kapsamaktadır. Kamu ve Tica­ret alanlarında 1/1000 ölçekte bire bir tespitler parsel bazında yapılma­sına karşın sosyal niteliklere ilişkin anketler % 5 örnekleme tekniğiyle yapılmıştır.1.   Nüfus ve Nitelikleri :Sur içi nüfusu genç bir yapı göstermektedir. Onbeş mahallenin top­lamının yaş gruplarına bölünüşü aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

Ya§ Grubu

i.%

0—  6

17.8

7 — 11

17.3

12 — 18

18.1

19 — 22

7.8

23 — 30

14.40

31^-64

23.0

65 +

1.6

100.0 Oane halkı büyüklüğü ise ortalama 6.23 kişidir, sayısına göre da-

ğılım ise şöyledir.

 

 

 

Ailede

ki§i

%

 

1

1

0.61

 

2

 

6.00

 

3

 

9.84

48.60

4

 

14.61

 

5

 

18.15

 

6

 

14.51

 

7

 

11.53

 

8

 

10.45

51.40

9

 

4.30

 

10 +

 

10.00

 

100.00


0-6 yaş grubu ile ilk ve orta öğretim yaş grupları toplamının ülke ortalamasının da bir hayli üstünde olması ve toplamın ,% 53.2 ye var­ması çok genç, aynı zamanda büyük ölçüde üretken olmayan bir nüfus yapısıyla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Böyle bir yapı sur içmin çocuk sağlığı, çocuk parkı, ilk ve orta öğretim kurumları gibi sos­yal donatıların sağlanması gerçeğini getirmektedir.Aile büyüklükleri tablosu hem çok çocukluluğu dolayısıyla yüksek doğurganlığı. 0-6 yaş grubu oranının yüksekliği ile birlikte akla geti­rirken, öte yandan da ebeveynlerle birlikte (büyükanne ve baba ile ya­kın akrabalar) oturma oranının yüksek olabileceği ihtimalini düşündür­mektedir. Ancak bu ikinci ihtimalin varlığı söz konusu olmakla birlik­te 65 + yaş grubunun düşüklüğü bu ihtimalin yüksek olmadığı ancak yakın akraba birlikteliğinin önemli olduğu kamsını vermektedir. Gerek nüfusun gerekse aile yapısının mahalleler arasında yer yer önemli fark­lılıklar gösterdiğini de belirtelim. Kentin eski mahallelerinde hane halkı büyüklükleri ortalamanın altına düşürken, surlara doğru yayılan yeni mahallelerde üstüne çıkmaktadır.Ailede çalışan sayısının az olması gerçek bağımlılık oranını yükselt­mektedir. (.% 4.89) Buna karşılık potansiyel bağımlılık bunun dörtte biri kadardır. (% 1.22) Nedeninin geniş ölçüde yaygın olan işsizlik ve eğitim çağındaki çocuk sayısının yüksekliğinde olduğu söylenebilir. Bu yapının getirdiği sonuç ise aile gelirlerinin düşüklüğüdür.Nitekim çalışan nüfusun ekonomik faaliyetlere dağılımına bakıldı­ğında önemli bir kesimin (% 35.90) tanımlanamayan işlerde çalıştığını, % 3.20 sinin ise işinin belirgin olmadığı anlaşılmaktadır. Çalışanların ekonomik faaliyetlere dağılımı aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.Ekonomik Faaliyet Dalları        %

Tarımİmalat sanayii inşaat HizmetlerTanımlanamayan işler BelirsizToplam Emekliler

1.44 0.61 4.84 49.91      (Ticaret, ulaşım,  mali kurum­lar, ftoplam    hizmetleri, kişisel hizmetler, sosyal hizm.) 35.90 3.20---- 1—95.90 4.10---- 1—100.00

Sur içindeki bu yapı aslında Diyarbakır kentinin 1985 nüfus sayımı­nın verdiği yapıya da kısmen benzemektedir. Örneğin çalışan nüfusun sön haftada tuttuğu meslekler tablosuna bakıldığında «Başka yerde sı-niîlandirılamayan ve mesleksiz olanlar'in % 25 gibi yüksek bir oranda temsil edildiği görülür. Sur içi ve kent bütünühdeki bu oranlar sağlıklı bir ekonomik gelişmenin olmadığı tüm büyük kentlerimizde oluşan mar-jmal sektör ya da informtel sektörün önemini göstermektedir.Sürekli iş olanağının sınırlı olduğunu gösteren bir başka gösterge de mevsimlik işler için çeşitli illere gidilmesidir. Çalışan nüfusun '% 8'i bu tür işlere gitmektedir.2.    Göç. ve Orijini :Sur içine gelen nüfusun çoğunlukla Diyarbakır kırsal kesiminden kaynaklandığı üzerinde durmuştuk. Yapılan alan çalışmasında aşağıda­ki sonuçlar alınmıştır.Sur içi nüfusunun orijini      %—:- :-------------------        '        1       Diyarbakır kırsalından                  64.46Güneydoğu  illerinden                  19.83Doğu illerinden                           13.63Diğer illerden                               2.08Toplam :                       100.00Bizim 1965 yılında gecekondularda yaptığımız alan çalışmasında da benzer sonuçlar alınmıştır. 1985 nüfus sayımının analizinden de destek­leyici ip uçları elde edilebilmektedir.Sur içinde oturan ailelerin kente (sur içine) geliş yıllarına bakıldı­ğında 1961 yılından itibaren yoğunlaştığı ve en yüksek orana eriştiği 1971 yılından sonra düşme eğilimine girdiği gözlenebilmektedir.

Nüfusun geliş yuları

■%

1950 ve öncesi

11.11

1951 — 1960

15.82

1961 — 1970

27.63

1971 —1980    .........

24.57

1980 ve sonrası

20.87

100.00


Sur içinde boş alanlar hemen hemen tükenmiştir. Tek olanak tek katlı gecekonduların kat artışına gitmesidir. Bu nedenle gecekondu alan­larının tasfiyesi ve sur dışına çıkışları için gerekli önlem ve olanakların düşünülmesi, yoğunlukların düşürülmesi kaçınılmazdır.3.    Fiziksel özellikler :Diyarbakır sur içinde yapılan alan çalışmasında, ailelerin konut ola­rak kullandıkları hacimlerin çoğunda servis birimleri bu hacimlerin dı­şında yer almaktadır. Daha önce değindiğimiz ortak kullanışlar, artık fiziksel bölüntüler oluştuğundan her bölüntü için ayrı servis birimleri otarma hacimlerinin dışında oluşturulmuştur.Servis birimler idışarcÇa        %---------- (                   :                              Mutfak                                     68.2Banyo                                      61.7!WC                                          27.7Telefonsuz konut                       81.9Ortalama toplam değerleri gösteren bu oranların altında ve üstün­de olan mahalleler vardır. Örneğin Süleyman Nazif ve Cevat paşa ma­hallelerinde mutfak ve banyo bütünüyle dışarıdadır. Melikahmet, Cami-kebir ve Dabanoğlu mahallelerinde bu oran % 80 - 91 arasında değiş­mektedir.Konut konforu ve hijyenik açısından oldukça kötü durumda olan bu fiziksel yapılanmanın kendini yenilemesi ve sağlıklı bir ortamın yaratıl­ması zorunludur. Otuzbeş - kırkbin nüfusa göre düzenlenmiş olan alt yapının 100.000 nüfusu taşıması olanaksızdır. Nitekim sık sık su kana­lizasyon şebekelerinin patladığı önemli hijyen sorunlarının gündeme gel­diği gözlenmektediı.Oluşum sadece eski Diyarbakır evlerinin fiziksel bölünmeye uğra­ması değildir. Tek ya da iki katlı olan eski evler kat ilaveleriyle bina yoğunluğu olarakda yükseltilmiştir.Bu olgu eski sokak düzeni ve dokusu üzerinde gerçekleştirildiğinden güneş - gölge oranını değiştirmiş, dolayısıyla eski yapı düzeninin sağla­dığı havalandırma ve ışık faktörü ortadan kalkmıştır. Sur içi mahalle-rindeki geleneksel yapı yüksekliği iki kattır. Bugünkü oluşumda üç katı aşan yapıların toplam yapılara oranının % 10 u aştığı mahalleler şun­lardır.



%        3 katı aşan bina sayısı28.75                         16021.05                           70

  1. 80 15.16                            50
  2. 45 11.94                            14

..;;■ İskender paşa mah.İnönü mahMelikahmetZiya GökalpCevat paşa'■-■              Süleyman NazifSur içi mahalleleri toplamında ise üç katı aşan binaların oranı :% 7.46 dır. Üçkatlı binalar % 5.76, 1 -2 katlılar ise % 8Û.78 dir. Özel­likle 1-2 katlı yapıların yüksek oranla temsil edilmesi eski yapıların korunduğu gibi bir kanı uyandırması yanlış olur. Bu yapılar bir kere fiziksel bölünmelere uğramışlardır. Ayrıca bina tesbitlerine, eskiden var olmayan ancak sonradan oluşan fakat yapı tarzının ve niteliğinin eski Diyarbakır eviyle ilişkisi olmayan binalar da girmiştir. Bu nedenle oran eski geleneksel konutların bir yüzdesi olarak değerlendirilmemelidir. Tersine yükselme ve fiziksel bozulmalar eski mahallerde yaygınlaşmıştıı.Yukarıda açıklamaya çalıştığımız fiziksel deformasyondan dolayı, konut alanlarından korumaya değer oldukça sınırlı konutlar dışında, planlama yaklaşımının yol dokularım olabildiğince koruyarak, bu doku­nun elverdiği yeniden bir yapılanmanın (yenileme) koşullarını oluştur­mak olduğu söylenebilir.Şüphesiz böyle bir yenilemenin mülkiyet ve gelir düzeyi ile harekete geçirilmesi ya da başlatılacak hareketin (Yerel yönetim-birlikler v.b.) sürdürülmesi gerekir.Sur içinde oturanların % 43.76 sı mal sahibidir. Geri kalanlar ki­racı durumundadır. Kiracılık daha çok eski geleneksel mahallelerde yay­gındır. Mülkiyetin geniş ölçüde el değiştirmiş olması, yani bu günkü ma­liklerin eski yerli ailelerde olmaması yaygın bir bölüntü sistemiyle kira gelirlerinin çoğaltıldığını göstermektedir.Sur içinde oturanların sur dışında, başka yerlerde ve kırsal alanlar­da tarım toprağı şeklinde mülkü olanlar % 28.20 yi bulmaktadır. Konu­ya mal varlığı açısından bakıldığında yenileme açısından harekete geçi­rilebilecek potansiyel bir gücün varlığından söz edilebilir. Bununla bera­ber planla yaratılacak rantın yatırımı kârlı kılması son derecede önem­lidir.;     Yeniden yapılanma istemine ilişkin bugünkü eğilim umut vericidir. Aşağıda bu eğilimin türleri oransal olarak verilmektedir.


Eğilimler%Satmak isteyen                                          5.24Müteahhide vermek isteyen                          2.53İlave yapmak isteyen                                  3.97Yıkıp yapmak isteyen                                  7.59Toplam değişiklik yapmakisteyen                                                  19.33Bu ortalama değerin üstünde eğilim, belirleyen mahalleler Süleyman Nazif, İnönü, Hazırlı, Cemal Yılmaz, Ali paşa ve Abdaldede'dir. Bunlar­dan üçü geleneksel mahalleler, ikisi en eski gecekondu mahalleleridir.Bu eğilimlere göre geleneksel mahallelerle ötekiler için verilecek yenileme yapılanma koşullarında yaklaştırmalar yapılabilir.Henüz bir plan kararı yokken yukarıda değindiğimiz eğilimlerini gerçekleştirmede karşılaştıkları engeller için aşağıdaki faktörler ileri sürülmüştür.

Değişihlik Engelleri

%

Mali durumu İmar durumu Tarihî eser oluşu Hisseli oluşu

56.079.3514.0220.56

Toplam :

100.00

Hisseli mülkiyetin :% 20,56 oranında temsil edilmesi düşündürücü­dür. Bu mülkiyet yapısı bir taraftan belirsizlik getirirken (bir araya gelememe) bir yandan da yeni teşvik edici koşullarda birlikte hareket etmeyi getirebilir.Finans güçlüğünün önemli bir koşul olduğu ortaya çıkmaktadır. Bununla beraber % 46 sımn bu koşulu ileri sürmemesi tek hareket için (yenilemede)  umut vericidir.Tescilli yapıların durumu ile imar koşulları planla sağlıklı ve be­lirli hale getirilerek bu iki engelin önem derecesi açıklığa kavuşturula-biiir. ■■■,:Parsel büyüklükleri oldukça küçüktür. Diyarbakır geleneksel evle­rinin bitişik düzende, parselin tamamının kullanılması ve. iki katlı yapı­lardan oluşması kullanma-hacimlerini avlulara rağmen çoğaltmaktadır.


Aşağıdaki  tablo   parsel büyüklükleri ve bunların toplam parseller içindeki dağılımını göstermektedir.Parsel Büyüklüklüre%i

0—     50

25,34

51-^   100

25,06

101—   150

20,63

151—   300

21,22

301—   500

4,40

501 —1000

1,78

1001 +

1,57

Toplam :

100.00

Tablodan da görüleceği gibi 50 m2 ve 100 m2 ye kadar olan parsel­le* toplam parsel sayısının yarısını oluşturmaktadır. 150 m2 ye kadar çıkıldığında bu oran 2/3'e çıkmaktadır. Bu parsel büyüklüklerinde her­kesin kendi parselinde iki ya da üç katı aşmıyan bağımsız evler yap­masına izin vermek yenileme için gerekli teşvik edici rantı yaratmaya­cağı gibi mevcut düzeni, yani oluşmuş kat ve bölüntüleri, olduğu gibi dondurmak anlamına gelecektir. Bu tutum ise istenen bir davranış de­ğildir.Sorun; sokak dokusunu korurken, geleneksel Diyarbakır evi mode­linin, güneş - gölge - ışık - avlu f aktörleriyle birlikte uygulanmasının na­sıl sağlanacağıdır. Bu konuda yenileme hareketini başlatacak özendirici bir rant motifinin kullanılması, ancak parsellerin bir rant sağlayacak ölçekte birleştirilmesi ve kat sayısıyla dengelenmesi rasyonel bir yapı­lanma politikası olacaktır.Bu modelin bir yararı da yenileme için finans olanağı olmayanla­rın bir araya gelmelerini özendirmek ve müteahhitlerin devreye girmi­şini sağlamaktır.Şüphesiz bu modelde parsellerin birleştirilmesiyle elde edilecek bir­leşik parsel büyüklüğü ile kat yüksekliklerinin yukarıdaki faktörlerle konbine eden projelerin elde edilmesi son derecede önemlidir.Jf.    Ticaret Merkezi :Sur içi ticaret merkezi önemini kent ölçüsünde korumaktadır ve henüz bu merkezle yarışabilir bir ticaret merkezi oluşmamıştır.Büyüyen tek merkezli kentlerde olduğu gibi ana ticaret aksları ko-nat alanlarını kemirerek yatay şekilde genişlemektedir.(Kaynak:Diyarbakır’ı tanıtan Adam.San matb.Ankara.1991)

Okunma Sayısı : 18022
     

PUAN DURUMU

1.Medipol Başakşehir1394031
2.Beşiktaş1385029
Detaylı Puan Tablosu>>
LİNKLER
Güvenli bir şekilde paykasa satın alın!
Copyright ©2007 Diyarın Sesi. Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya
<-- end Facebook video code--> <--end kaynak-->
Yukarı Çık