1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Diyarbakır 'özerklik referandumu' için sandığa gidiyor!
Diyarbakır 'özerklik referandumu' için sandığa gidiyor!

Diyarbakır 'özerklik referandumu' için sandığa gidiyor!

Bölgenin nabzını tutmak üzere Güneydoğu Anadolu'ya giden Ali Bulaç ve Ahmet Turan Alkan, yerel seçim öncesi izlenimlerini paylaştı.

A+A-

Buıgün  Gazetesi'nde yer alan habere göre, halkın yerel seçimleri 'özerklik için referandum' olarak gördüğünü belirten Bulaç, Büyükşehir belediyesi statüsüne giren illerin BDP tarafından kazanılması durumunda coğrafya üzerinde fiili bir özerk bölge ortaya çıkacağını vurguluyor.

İşte Ali Bulaç'tan seçim öncesi Güneydoğu Anadolu izlenimleri;

Diyarbakır , 'özerklik referandumu' için sandığa gidiyor

Diyarbakır'da BDP'nin seçimi alacağına kesin gözüyle bakılıyor. Merkezî konu “demokratik özerklik”. Herkesin konuştuğu konu bu. Büyükşehir belediyesi statüsüne giren iller eğer BDP tarafından kazanılacak olursa coğrafya üzerinde fiili bir özerk bölge ortaya çıkmış olacak. Bu açıdan Mardin ve Şanlıurfa'da alınacak sonuç son derece önemli.

30 Mart seçimlerini mahallinde izlemek üzere Ahmet Turan Alkan'la yola düştük. Güzergâhımız Diyarbakır ve Şanlıurfa. Daha uçakta iken yaşlı bir teyze ve sadece gözleri açıkta örtülü kızıyla mevzuya girdik. Liceli dindar bir hanım kardeşimiz. Sorumuz üzerine AK Parti 'ye oy vereceğini fakat Hizmet hükümet kavgasından da pek rahatsız olduğunu, bu kavganın bir an önce sona ermesi için dua ettiğini söyledi. Ahmet Turan'ın yazılarından okumuşsunuz, Liceli hanım kardeşimize göre yolsuzluk yapıldığı konusunda kuvvetli karineler var. Kedi-yoğurt metaforunu kullanıp kedinin bıyıklarından yoğurt damladığını, yoğurt kâsesinin devrilmiş olarak odada durduğunu söylüyor ama yine de “Gözümle görmedim, hüsnüzan beslemek zorundayım.” diyor.

Diyarbakır, bölgenin merkezi. Burası bölge siyasetinin mutfağı sayılır. Seçim sonuçlarıyla ilgili tahminler yapmak gereksiz. AK Parti, iddialı olmasına rağmen BDP'nin seçimi alacağına kesin gözüyle bakılıyor. Soru şu: Yüzde 72 mi, yüzde 66 mı alacak? Rakamlar geçen seçimlere ait. BDP'lilere göre oy sayımı sırasında “elektrikler kesilmese” oylar 70'in üstünde olur, geçen seçimde elektrikler “manidar vakit”te kesildiğinden 66 almışlar. Tabii ki BDP'lilerin de oylarda manipülasyon yaptıklarına ilişkin iddialar var.

Belediye seçimlerinde merkezi konu “demokratik özerklik”. Herkesin konuştuğu konu bu. Büyükşehir belediyesi statüsüne giren iller eğer BDP tarafından kazanılacak olursa coğrafya üzerinde fiili bir özerk bölge ortaya çıkmış olacak. Bu açıdan Mardin ve Şanlıurfa'da alınacak sonuç son derece önemli. Bu konuyu Urfa bölümünde ele almaya çalışacağım.

“Çözüm süreci”nin bölgede bir karşılığı var. Kesin olan şu ki, halk 30 senedir süren çatışma ortamından yorgun düşmüş durumda. Eski günlere dönmek istemiyor. Diyarbakır, belki de Türkiye'de hızla gelişen birkaç ilimizden biri. İki dünya bir arada, iç içe yaşıyor, modern ve premodern iki Diyarbakır var.

Şimdiki Belediye Başkanı Sayın Osman Baydemir 'in taziyesine gidiyoruz. Ağabeyi bundan bir süre önce vefat etmiş. Namazında niyazında, beş kere hacca gitmiş bir zat. Mevlidi sonuna kadar dinledik. Kürtçe okunan mevlide büyük ilgi var. Baydemir, bu seçimlerde Şanlıurfa'dan aday. BDP seçimlere çok önem veriyor, en kritik iki seçim bölgesi Urfa ve Mardin'e iki güçlü aday göstermiş. Baydemir, bize “demokratik özerklik” konusunda bilgi veriyor. İşin aslına bakılırsa halk özerklikten ne anlaşılması gerektiğini bilmiyor. Herkesin dilinde ama körlerin fili tarif etmesi gibi herkesin bir özerklik algısı veya beklentisi var.

Baydemir'e göre ilk atılacak adım çift dilli belediyeciliğe geçmek olacak. Uzun zamandan beri mevcut şartları zorlayarak Sur Belediyesi söz konusu uygulamanın ilk örneklerini vermiş. Baydemir, bu arada Arapça konuşanları da unutmuyor, her ne kadar kamuda Arapçanın yer alacağını söylemiyorsa da kreşlerde Türkçe, Kürtçe ve Arapçanın kullanılacağını, böylelikle çocukluktan başlamak üzere anadillerini öğrenmelerine imkân tanınacağını söylüyor.

Baydemir'e göre demokratik özerklik aslında “sivil itaatsizliğin bir türü!” Merkez, yerelin taleplerine ve beklentilerine göre yasa yapacak. Verili mevzuat buna pek imkân tanımıyorsa da bunun meşruluk zemini -başkalarının hakkını ihlal etmeye kalkışmadan- evrensel olanda aranacak. Yerleşik teamüllere aykırı gibi görünüyor ama Baydemir'e göre zaman içinde herkes buna alışacak.

Kısaca 30 Mart seçimleri “demokratik özerkliğin bir tür halkoylaması” gibi algılanıyor. Tabii ki BDP ve AK Parti'nin dışında SP ve Hüdapar da yoğun faaliyet halindeler. Gözlemcilere göre SP'nin oyunda belirgin bir artış var. Son yolsuzluk iddiaları dolayısıyla kaçan oylar SP'ye gidecek.

Hüdapar merkezini de ziyaret ettik. Bize parti ve seçim çalışmaları konusunda büyükşehir adayı Sayın Hüseyin Yılmaz geniş bilgiler verdi. Diyarbakır, Batman, Bingöl, Kızıltepe gibi yerlerde sürpriz yapabilirler. Tarafsız gözlemciler de Hüdapar'ın bu seçimlerden başlamak üzere bölge siyasetinde sesini duyuran önemli bir aktör olacağında müttefik. Sayın Yılmaz, hayli şikâyetçi, 2005'ten beri hem devletin hem başkalarının onları görmezden geldiğini, yok saydığını söylüyor. Batı bölgelerinde yaşayan Müslümanlardan da şikâyetleri var, yeterince seslerini duyurmuyorlar. Yılmaz'ın dediğine göre dernekleri basılıyor, PKK'nın saldırılarına maruz kalıyorlar. Diyarbakır'ı kesin alacaklarını söylüyor, ben de alırlarsa ilk röportajı bana vereceğine dair ondan söz alıyorum, anlaşıyoruz.

Namaz kılan her iki kişiden birinin tayini çıkıyor

Diyarbakır'da herkes Hizmet-hükümet geriliminin farkında. BDP dışındaki çevrelere göre özellikle Hizmet'e yakın duran veya sempatisi olanlar ağır baskı altında. 28 Şubat'ı hatırlatan uygulamalar var, üstelik bundan sadece Hizmet sempatizanları değil, neredeyse “dindar” kimliği olan herkes zarar görüyor. Memurlar gizlice namaz kılıyorlar. Açıktan namaz kılan veya namaz kıldığı sabit olan “Cemaat'ten” diye damgalanıyor, bu yüzden cemaate ve cuma namazlarına bile gitmeye korkuyorlar. Bize verilen bilgilere göre kamuda namaz kılan her iki kişiden birinin tayini çıkıyor. Tayine itiraz edene “Ankara'dan gelen istihbari bilgilere göre” cevabı veriliyor, kimileri de mahkeme kararıyla görevlerine iade ediliyor. Kamuda ispiyon, ihbar almış başını gidiyor, tıpkı 28 Şubat günlerinde olduğu gibi.

HABERE YORUM KAT