1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Diyarbakır kültürü dünyayla buluşacak
Diyarbakır kültürü dünyayla buluşacak

Diyarbakır kültürü dünyayla buluşacak

Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri'nin Dünya Kültür Mirası listesine girmesiyle birlikte, kentin tarihsel ve kültürel birikiminin geleceğe taşınması imkanları daha da arttı.

A+A-

Zorlu bir sürecin ardından Diyarbakır'ın listeye alındığına işaret eden Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Fırat Anlı, asıl sürecin şimdi başlayacağını ve yapılacak her işlemin UNESCO kriterlerine uygun yapılması gerektiğini ifade etti.

"Yüz yıl önce Suriçi'nde insanlar nasıl yaşıyordu?" sorusundan hareket eden Eşbaşkan Gültan Kışanak ise, Diyarbakır'ın maddi kültürel mirasının yanı sıra manevi kültürel mirasının da açığa çıkarılması için projeler geliştireceklerini dile getirdi.


Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri'nin UNESCO koruma listesine alınması Kürdistan ve Diyarbakır'ın tarihi ve kültürel mirasının koruma altına alınması ve geleceğe taşınması bakımından önemli bir karar olarak tarihe geçti. UNESCO'nun, dünyadaki kültürel mirasla ilgili, dünya genelinde küresel olarak kriterleri belirleyen sürekli denetim görevi yapan ve bu kültürel mirasın dünya evrensel kültürel mirasının korunması için yetkili tek kuruluş olma niteliği, bu kararın önemini ortaya koyuyor.

Zorlu bir sürecin ardından listeye giren Diyarbakır Surları, ilk olarak 1972 yılında tescillenerek kayıt altına alınıp, 1988 yılında ise Sur içi bölgesi kentsel sit alanı olarak kabul edilse de Kürt siyasi geleneğinden gelen yerel yönetimler sürecine kadar ciddi bir çalışma başlatılmıyor. 1999 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin HADEP'e geçmesi ile birlikte, Diyarbakır surlarının etrafı boşaltılarak ilk kez görünür olması sağlanırken 2011 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Cumhurbaşkanı ve bakanlıklarla görüşmeler yaparak UNESCO sürecini başlatıyor. 2014 yılında yapılan resmi başvuru tarihinden listeye alınmasına kadar geçen süre boyunca önemli virajlardan geçilirken, bölgenin yapısını bozacak birçok yapılaşma ve faaliyet yargı süreçleriyle durduruldu.

UNESCO'nun 39. Dünya Miras Komitesi Toplantısı'nda Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri'nin Dünya Kültür Mirası listesine girmesi kararına tanıklık eden ve bu sürecin başarıyla sonuçlanmasında önemli katkıları olan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanlı Gültan Kışanak ve Fırat Anlı, yaşanan süreci ve Büyükşehir Belediyesi'nin yürütülecek çalışmalara dair projeksiyonunu DİHA'ya anlattı.
 
Bu dönemde UNESCO'dan gelen uzmanlar eşliğinde hazırlanan raporlar sonucunda harekete geçtiklerini aktaran Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Fırat Anlı, hazırlanan raporlarda, bakanlık tarafından Dicle Vadisi'nin yapı rezerv alanı ilan edilmesi, surlarda yapılan yanlış restorasyon, Dicle Vadisi'nde yapılacak HES'lerin bölgeyi tehlikeye soktuğunun belirtildiğini ve kendilerinin de bu anlamda yargı sürecini devreye koyduklarını ifade etti.
 
Surların restorasyonu için de UNESCO kriterleri
 
Surlarda yapılması muhtemel restorasyona dair de UNESCO'nun kriterleri olduğunu dile getiren Anlı, restorasyonun bilim insanları, akademisyenler ve bir kurul eşliğinde yapılmasının vurgulandığını ve Valilik tarafından yapılan restorasyonun bu yüzden durdurulduğunu söyledi.


UNESCO listesine girmenin önemine işaret eden Anlı, "Bu açıdan söylemek lazım bölgemiz bakımından önemli boyutları var yani sadece Diyarbakır'da yaşayanlar için değil bölgedeki birçok tarihi tescilli yapımızın, kültürel yapımızın da bundan sonra izlemesi gereken yolda çok büyük bir tecrübeye önemli bir bilgi birikimine sahiptir. Tabi UNESCO'nun önerdiği karar aslında Diyarbakır için iki anlama geliyor. Yani sadece Diyarbakır surları değil Hevsel Bahçeleri de listeye alındı. Yani biz bir beklerken iki başlık listeye alındı" dedi.
 
Diyarbakır'ın dünya ile buluşması sağlanacak
 
UNESCO'nun kültür mirası listesine alınmanın kültürel değerlerin korunmasına sunacağı katkılara dikkat çeken Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak ise, "UNESCO'nun kültür mirası listesine olmak aslında bir koruma şemsiyesi altında olmak anlamına geliyor. Artık kimse yanlış yapamayacak yani yapılan her yanlışın karşısına sadece yerel dinamikler değil aynı zamanda evrensel kültür mirasını koruyan komiteler karşı çıkacak" diye konuştu.

UNESCO kültür mirasına kabul edilmenin bir çok faydası olmasına rağmen iki temel faydaya işaret eden Kışanak, "Bunlardan birincisi kesintisiz koruma şemsiyesi altına girmek, evrensel kriterlere uygun olarak o kültürel mirasın korunmasının imkanlarını yaratmak. İkincisi ise tanınmak, dünya genelinde tanınmak ve bilinmek. Böylece bu evrensel değerin dünyayla buluşmasını sağlayacak turizmin gelişmesi, yani bu ikisi ana faydası ve herkes bunun için başvuruyor" dedi.
 
'Surlarda restorasyon izinsiz yapılamayacak'
 
Diyarbakır Surlarına dair restorasyon ve Hevsel Bahçeleri'ne dair yapılacak her şeyin bilimsel heyetlerin gözetiminde yapılacağına işaret eden Kışanak, "Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri için üniversitedeki hocalardan, akademisyenlerden ve konun uzmanı olan kişilerden, uluslararası deneyimleri olan kişilerden bağımsız bir bilim heyeti oluştu. Bundan sonra surlarda yapılacak restorasyon onların izni alınmadan yapılmayacak, onların gözetiminde, onların ortaya çıkarttığı projeler doğrultusunda yapılacak. Çünkü geçmişte, bildiğin bir inşaat faaliyeti gibi ihaleye ver, bir firma gelsin oraya bir taş koysun gibi bakıldı. Ve bu da surların özgünlüğüne zarar verdi, yani surların kendi tarihsel yapısı ve dokusunu yeterince yansıtmayan, biraz yapay bir yapılaşma haline döndü. UNESCO zaten bunu durdurdu" diye ifade etti.
 
'Herkesin başarımıza sahip çıkması gerekir'
 
Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri'nin listeye girmesinden sonra daha büyük bir sorumluluk oluştuğunu ve yapılması gereken çalışmaların arttığını da hatırlatan Anlı, "Bizim birinci önceliğimiz demokratik katılımcı mekanizmalar, bunun belirlenmesi. Ne Ankara'nın ne de yerel yönetimlerinin tek başına bir fikri belirlememesi gerekir. Zaten Diyarbakır'ın en önemli yönü budur.

Bizim dosyamızın kabul edilmesi oradaki sivil toplum örgütlerinin, Diyarbakır'daki kurumların, kadınlardan tutalım engellilere, iş insanlarından medyaya kadar inanılmaz bir sahiplenmesi oldu. Özellikle de Sur bölgesinde sur içerisinde oturan insanların da büyük bir sahiplemesini gerektirir. Herkesin başarımıza sahip çıkması gerekir" diye ifade etti.
 
Özellikle Sur içinin de kentsel sit alanı olduğunu ve buraya yapılacak müdahalelerin de denetlenmesi gerektiğini, belediye olarak da Sur içine dair yeni bir imar planı çıkarttıklarını dile getiren Anlı, "Bundan sonra Sur içi bölgesi tarihi tescilli yapılarında UNESCO kriterleri dışında hiçbir işleme izin verilmeyecek. Bu konuda artık öneriye dair bir belirleyici bir yol haritası oldu. İkinci olarak da kentteki sivil toplum örgütleri, TMOBB, üniversitedeki akademisyenler gibi bu konuda çalışmaları olan konuyla ilgilenen yeni bir kurula ihtiyaç var. Yani bu konuda öneri verilecek, proje oluşturulacak ciddi bir meclis oluşturulmalı, daha üst boyutta bir karar verilmelidir"sözleriyle bundan sonra hangi mekanizmaların işletileceğine de işaret etti.
 
Hevsel Bahçeleri'ne dair de bir çalışma başlattıklarını vurgulayan Kışanak, "Hevsel Bahçeleri'yle ile ilgili evet, hani tarihselliğini anlatan belgeler var. Şu anda gene özgünlüğünü devam ettiriyor, koruyor.

Bin yıllardan beri yaptığı gibi. Kentin sebze ve meyve ihtiyacını karşılamak üzere, üretim yapılan bir alan, fakat bununla ilgili de bilimsel çalışmaların yapılması, varsa tahribatların, bunların da geri döndürülmesi lazım. Ve geçmişte orada uygulanmış üretim biçimleri, sulama teknikleri güncellenecek. Ve şimdi yapılan, yanlışlar, eksikler oradan da temizlenecek. Yani Hevsel Bahçeleri'nin de üç- beş yüzyıl önceki haline geri dönmesi gerekiyor. Çünkü hala Hevsel Bahçeleri bir yeşil alan olarak, bir üretim alanı olarak duruyor. Fakat orada da kısmi bir bozulma olduğunu biliyoruz. Bunlar da gene bilimsel araştırmalar sonucunda ortaya çıkacak, raporlara göre orada bir iyileştirme yapılması lazım" şeklinde konuştu.
 
Suriçi insanlarından koparılmayacak
 
Sur bölgesinin kentsel dönüşüme tabi tutulması, açıkhava müzesine dönüştürülmesi konularına da değinen Anlı, ilçeyi orada yaşayan insanlardan koparmayacaklarını, konuşmasıyla mahalle yapısıyla Sur'un kendi yapısından kopmaması gerektiğini düşündüklerini vurguladı.


Büyükşehir Belediyesi'nin bütçesinin önemli bir miktarını bundan sonra kültürel değerlere aktarmayı planladıklarını, bunun başında da Sur bölgesinin geldiğini ifade eden Anlı, Büyükşehir Belediyesi'nin önümüzdeki dönem çalışma projeksiyonunu ise şöyle anlattı: "Her yıl bütçemizin bir bölümünü surdaki bu çalışmalara, restorasyonlara aktaracağız. Hani bizim modelimizin ne olduğu, paradigmamızın ne olduğu, nasıl bir gelecek istediğimizi somut bir proje olarak uygulamayı planladık. Ve yoğun olarak kadınlar, gençler, tüm toplumsal yapılar Sur ilçesinde yoğun bir faaliyet içindeler. Kurumsal faaliyet içerisindeler. Oradaki esnaflarımız bu sürecin önemli bir parçası ve bileşeni. Yani Gazi Caddesinden tutun Saray Kapısına, oradan Mardin Kapı'ya kadar olan bölgenin tamamında şu anda 4- 5 tane ana proje uyguluyoruz.

Birincisi, Sur içi bölgesini mümkün olduğu kadar yayalaştırma, ikincisi o bölgedeki tarihi tescillenmiş yapıları koruyabileceğimiz mekanizmaları üretmek ve mümkünse bunu kent dinamikleri ile birlikte yapmak. Üçüncüsü hep şunu dedik, iş insanları, durumu iyi olan insanlar gelsinler bu evleri satın alsınlar ve restore etsinler. Şimdi baktık ki pek olmadı bu. Tek tük örnekler vardır ama yeterli değil. Büyükşehir Belediyesi olarak biz 86 tane tarihi tescilli yapıyı kamulaştırma kararı aldık ve bunları restore edip halkın hizmetine sunacağız."
 
'Yüz yıl önce Suriçi'nde insanlar nasıl yaşıyordu?'
 
Aslında Suriçi'ni de UNESCO korumasına almayı istediklerini ancak bölgede çok fazla tahribat olduğu için şuan sadece tampon bölge kapsamında çalışmalara başlayarak listeye dahil edilmesini sağlayacaklarını ifade eden Kışanak ise, "Suriçi'ni de bir bütün olarak çarpık yapılaşmalardan, tahribattan korumak ve aslına uygun bir dokuyu açığa çıkarmak için çalışmalarımızı sürdürmemiz gerekiyor. Hem biz bu UNESCO kararında bunu not ettik. Dedik ki zaten kültürel mirasımızın tam bölgesidir, biz zaten buraya koruma amaçlı bir çalışma yürüteceğiz.

Tabi tüm bunların yanı sıra bir de asıl bu karar için çok etkili olan bir dünyanın beklentisi, evet bu bir somut kültürel miras evet ama bunun arkasında somut olmayan kültürel miras var, bunun açığa çıkarılması gerekir. Yani bu insanlar nasıl yaşadı, gelenekleri, şarkıları neydi, ninnileri neydi, tüketimleri neydi, üretim biçimleri neydi, el sanatları neydi yani somut olmayan kültürel mirası da ortaya çıkarmamız lazım. Bununla ilgili çalışmamız gerekiyor. Yani yüzyıl önce Sur içinde insanlar nasıl yaşıyordu? Kültürleri, gelenekleri, şarkıları nedir? Yani bütün olarak soyut kültürel miras samut olmayan kültürel mirası burada görmek istiyorlar. En çok da bu kısmını araştırmamız gerekiyor.

Yani bu gerçekten önümüzdeki dönemin programı. Yani Sur içinde biz çarpıklaşmayı önleyip, tarihsel dokuyu açığa çıkarıp o tarihsel doku içerisinde geleneksel sanatlarını, kültürü, şarkısı, ninnisi, ipekböcekçiliğini, sosyal yaşamını canlandırabilirsek insanlar bunu görmek istiyor ve bunu bilmek istiyor, burada yaşayan Kürdü bir bütün olarak tanımak istiyor. Asıl büyük kazanımımız o zaman olacak" şeklinde konuştu.
 
DAİŞ'in karşısında duran Diyarbakır Surları
 
Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri'nin UNESCO listesine alınmasının başka bir anlamı olduğuna işaret eden Eşbaşkan Anlı, DAİŞ'in Ortadoğu'daki saldırılarda insanları katletmesinin yanında dünya kültürel mirasına da saldırılar yaptığını bu anlamda Diyarbakır'ın bu listeye alınmasının bir mesaj olduğunu, kararın alınmasında Diyarbakır Surları'nın DAİŞ'e karşı duruşunun etkili olduğunu ifade etti.

Bu direnişin önemli bir direniş olduğunu ifade eden Anlı, "Sonuna kadar insani değerlere insanlık mirasına tarihsel değerlerine sahip çıkacağız. Bu konuda artık daha açık düşünüyoruz, hem uluslar arası kurumlara ulaşmada hem insanların koruma bilincini geliştirmesinde yerel yönetim olarak bundan sonra projeler yapma noktasında son derece elverişli fırsatlara sahip olduğumuzu düşünüyoruz" dedi.


Anlı, Diyarbakır'dan sonra Kürdistan'da tehdit altında olan Hasankeyf, Munzur, Cilo gibi birçok yerin bu listeye girmesi için mücadele edeceklerini ve bu anlamda Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi olarak diğer belediyelere destek sunacaklarını da sözlerine ekledi.
 
Kum ocakları sorunu 2017'ye kadar çözülecek
 
DBP'li belediyeler olarak yaptıkları yerel yönetimler konferansında ekolojik belediyecilik noktasında kararlar aldıklarını hatırlatan Anlı, kentin kimliğine ve kültürüne dönük olumsuz gelişmelere birlikte karşı durulması gerektiğine işaret eden ederet, maden ve kum ocaklarının yapımına izin vermeyeceklerini, kum ocaklarına ruhsatın belediye tarafından verilmediğini ancak ruhsatların iptali için uğraştıklarını ve 2017'ye kadar bu sorunu çözeceklerini ifade etti.


Yine konferansta alınan karar doğrultusunda belediyenin tasarufu olan alanlarda ticari işletmeye izin vermeyeceklerini ve bu tarihi yapılardaki işletmeleri kamulaştırarak belediyenin sosyal tesisi olarak işleteceklerini dile getiren Anlı, "Elbette farklı yerlerde ticari işletme açabilirler. Yani esnaf çalışmasını sürdürebilir. Bizim açısından bir sıkıntısı yoktur. Belediyeye ait olan ve belediyenin tassarufunda olan ya da belediyenin denetiminde olan alanlarda artık belediye olarak biz sorumluyuz. Gazi Köşkü'nü, Hevsel Bahçeleri'ni, Hevsel Köşkü, Hevsel Sosyal Tesisleri olarak halkımızın hizmetine sunduk. Devegeçidi Tesisleri'ni aynı şekilde halkımızın hizmetine sunduk" şeklinde aktardı.
 
Dicle Vadisi'ndeki kaçak yapılaşmaya karşı ekip
 
"Bir diğer sıkıntılı konu ise Dicle Vadisi boyunca yapılmış olan kaçak yapılanmadır" diyen Anlı, bu yerlerin tamamıyla görüşmelerinin sürdüğü bilgisini vererek, "Geldiğimiz ilk günden beri kaçak yapılaşmayı önemli oranda gerilettik. Yani şu anda sayı geriye düşmüştür. Yani artması bir yana gerilettik. Bu konuda özel bir ekip kurduk. O bölgede düzenli olarak denetleme yapılacak, şu iddiamızın altına çizerek belirtmek istiyorum. Herkes istediği her noktadan Dicle nehrine ulaşacaktır. Yani sahil ve kumsallar hiçbir kimsenin ve hiçbir kurumun mülkiyetinde olmayacaktır. Halka açılmak durumundadır. Onu için Dicle Vadisi'nde yürümek isteyen bir kişi bir uçtan diğerine kadar hiçbir engele takılmadan yürüyebilecek sosyal anlamda, oradaki tüm imkanlardan faydalanabilecek" dedi.
 
'Bugün şehirdeki birçok insanımız Dicle Nehri'ne elini sokmamıştır'
 
Kentin Dicle Nehri ile bağının koptuğuna dikkat çeken Anlı, "Yani benim çocukluğum orada geçtiği için, Dicle Nehri'nde büyüdüğüm için ne kadar kıymetli bir nehir olduğunu yakından biliyorum. Ama bugün şehirdeki birçok insanımız Dicle Nehri'ne elini sokmamıştır. Yani böylesi bir fiziki bağ kopması var. Bunu değiştirmek lazım, yeniden Dicle Nehri ile şehir arasında güçlü bağı kurmak lazım. Hem tarımsal üretim anlamında, hem ekolojik paylaşım anlamında hem insanların esnek bir yaşam kurabilmesi anlamında" dedi.
 
Mevcut Dicle Vadisi projesinin de bu süreçte yeniden güncellendiğini, tampon bölge olarak burayı da koruma altına almaları gerektiğini ifade eden Kışanak, vadide oluşan tahribatları gidereceklerini, bölgenin bio çeşitliliğini korumak için çalışacaklarını, suyun akışkanlığını sağlayacaklarını söyledi.
 
'Yapılacak projeler için fon bulmak kolaylaşacak'
 
Bu mirası korumak adına yapılacak çalışmalara fon bulmanın da artık kolaylaştığına değinen Kışanak ise, dünyada kültürel mirasın korunması noktasında fon veren kurumların UNESCO ile birlikte destek vermelerinin kolaylaştığını şuan yapılacak tek şeyin projeleri hazırlayarak kuruluşlara sunmak olduğunu aktardı.

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler