1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR TANITIM

  3. Diyarbakır kültürü
Diyarbakır kültürü

Diyarbakır kültürü

Son günlerde kentimizden sadece çatışma haberleri alır oldu insanlar.

A+A-

Gazetemiz sadece fiziki olarak kağıda basılmıyor. İnternette de on binlerce okur gazetemizi yakından takip ediyor. Bu sayede hem kentimizde olan biteni öğreniyor hem de hemşerilerimiz, hasret gideriyorlar. İstedik ki bugün bu sayfayı Diyarbakır’ın sözlü ve geleneksel kültüründen birkaç başlıkla hazırlayıp, bir de muhteşem fotoğraf da ekleyerek, kentimize bir de böyle bakmalarını sağlayalım.


Eşsiz bir lezzet diyarı


Diyarbakır Mutfağı


Diyarbakır deyince çoğu zaman dağ, taş bir de karpuz gelir akla. Bağlık, bahçelik, meyvelik bir yerle bütünleşmeyen Diyarbakır, bunun tam aksi. Kalenin hemen arkası bağ, bahçe, ova.


Şeftali, karadut ve çeşitli meyvelerin yetiştiği Diyarbakır, yemekleri açısından gerek hayvansal gerek tahıl ürünleri bakımından çeşitlik gösterir. Yemekler genellikle et ağırlıklı. Acılı, baharatlı ve yağlı. Diyarbakır'ın ova kesiminde yani Bismil, Çınar ve Silvan'da mercimek, buğday, arpa ve pamuk; Kulp ve Lice'de ceviz, nar, Çermik ve Çüngüş'te üzüm yetişir. Diyarbakır'da 38 çeşit üzüm bulunuyor ve her birinin çeşitli özellikleri bulunuyor. Diyarbakır'da gece gündüz arasındaki sıcaklık farkının fazla olması üzümü olumlu yönde etkiliyor.
Diyarbakır mutfağında koyun eti yaygın kullanılıyor. Geleneksel yemekler arasında yer alan meftune koyun etiyle yapılan yaygın yemeklerden. Etli dolma, bacan venk, ekşili dolma, lepik, habenisk yemeklerden bir kaçı. Bol yağlı, acılı, ekşili mutfağıyla ün salmış


Diyarbakır, Doğu ve Güneydoğu Anadolu mutfağının tipik özelliklerini de taşıyor. Zeytinyağı bölgede pek ilgi görmüyor. Et, çoğu kez patlıcan ve domatesle birlikte kullanılıyor. Tarım alanına göz attığımızda buğday, arpa darı, pirinç, mercimek, pamuk ve tütün yetiştirildiğini görüyoruz. Ekşi Diyarbakır yemeklerinin olmazsa olmazı. Sumak veya limonun katıldığı yemekleri sık sık görüyoruz. Habenisk yemeği "sağ mercimek" denilen mercimekten yapılıyor. Sağ mercimek; bütün kırılmamış olan mercimek türü.İşte o eşsiz lezzetlerden birkaçı.


Ayva Kebabı


1 kg kemikli kuzu eti


1 orta boy soğan


2 küçük ayva


2-3 tane karabiber


1½ litre su


Tuz


Yemeklik doğradığınız soğanlar ve kuzu etlerini yumuşayıncaya kadar pişirin. Etler yumuşadığında dilimlediğiniz ayvaları ekleyip, yarım saat daha pişirin. Sıcak servis edin.


Salçalı Mumbar Dolması


1 koyun bağırsağı


250 gr satır kıyması


1 su bardağı pirinç


1 çorba kaşığı domates ve biber salçası


1 tatlı kaşığı Karabiber


1 tatlı kaşığı tuz


Sosu için 1çorba kaşığı sana klasik


1 çorba kaşığı biber salçası


1 tatlı kaşığı nane ve tuz


Koyun bağırsağını soğuk suda üç, dört kez yıkayıp süzün. İyice temizledikten sonra bir şiş yardımıyla ters yüz edin. Bir kapta kıymayı, pirinci, salçaları, karabiber ve tuzu karıştırın. Avucunuzun içiyle kavradığınız bağırsağın bir ucundan hazırladığınız harcı diğer elinizle gevşek bir şekilde doldurun. Doldurma işlemini bitirince iki ucunu bir araya getirip bir ip yardımıyla sıkıca bağlayın. Tencerede kaynattığınız bir litre suda pirinçler şişene kadar haşlayın. Suyu süzün. Kızdırdığınız tereyağında salçayı kavurup, iki su bardağı kaynar su, nane ve tuz ekleyerek hazırladığınız sosun içinde ısıtarak servis edin.
(lezzetler.com)


Diyarbakırımızın değerli kültür elçilerinden biri hiç kuşkusuz sevgiyi Kadri Göral ağabeydir.


Kimi zaman kentten ona dönen haksız eleştiriler her ne kadar kendisinin canını sıktı ise de o hala bu kentin aşığı olan, kadim kentimizin gülmece ustası olarak, mizahını sürdürüyor. Ondan rica ettik, birkaç fıkrasını sizler için derledik:
*** 
"Ben yedim kör oldum"


Hayatında hiç trene binmemiş, tünel nedir görmemiş, muz yememiş iki arkadaş, yaptıkları ilk tren yolculuklarında kompartmandaki birinin “muz” ikramı ile karşılaşırlar. Ne olduğunu bilmedikleri bu acayip nesneyi ellerinde evirip çevirdikten sonra aralarında “Bahah adam ne yapisa bizde ele yapah yohsa rezil oluruh ” diye anlaşmışlar. Bir müddet sonra adam muzu soymuş onlar da soymuşlar. Adam muzu ağzına götürmüş onlar da götürmüşler. Tam o sırada tren tünele girmiş her tarafı zifiri bir karanlık kaplamış. Mıhe arkadaşına:
 
-Ula Ahmo! Ben yedim kör oldum, sen yemiyesen haaa! Diye bağırmış.
 
( Rahmetli Seyyithan ALKAÇ'ın televizyon programlarında anlattığı bu “muz” fıkrası onunla adeta bütünleşmişti.)
****
Amcaya verirem haaa!
 
Ramazanda kucağındaki çocuğu ile minibüse binen bir hanım, yaşlı bir amcanın yanına oturur. Minibüsün hareketiyle beraber çocuk da ağlamaya başlar, bir türlü susmak bilmez. Kadıncağızın “pışpışları”, “mışmışları” fayda etmez. Son çare olarak eşarbıyla göğsünü örterek çocuğu emzirmeye çalışır. Çocuk meme emmemekte direnince kadıncağız bütün saflığıyla:
 
-Sen emmezsen amcaya verirem haaa! Deyince, yanında oturan yaşlı amca panik içersinde:
 
- Yoooh  kızım! Yoooh! Sakın Haaa! Ben orucam haaa! Demiş.
 
****
Ya tapasi ?


Öğretmen derste çocuklara:
 
-Çocuklar bana içinde “T” harfi olan bir şey söyleyin, demiş. Şeho elini kaldırıp:
 
-Şuşe, demiş.
 
Öğretmen:
 
-Yavrum şişede nereden  “T” harfi var, deyince
 
Şeho:
 
-Ya tapasi? Demiş.
 
 ****
 
Senin yaptığın yapiyam
Garibanın biri, Ulu Cami'nin  yüznumarasında boş bulduğu bir kabine alelacele kendini atar. Tam oturmuşken yan kabinden bir ses:
 
-Merhaba" deyince adamcağız şaşkınlık içersinde:
 
-Merhabaaa, ser ça'va kurban, diye cevap verir. Ses devam eder:
 
-Nasılsın?
 
İlk defa başına böyle bir şey gelen  gariban adam afallamış vaziyette:
 
-Vaaay sağolasaaan. Sen nasılsan bavemin? Der.
Soru yağmuru bütün şiddetiyle devam eder:


-Ne yapıyorsun?


Adamcağız bir anlık tereddütten sonra “Ebdeshanada olduğumu bildığına göre ne yaptığımı da gerek bile” diye kendi kendine söylenir. Yine de kibarlığı elden bırakmaz, cevabı yapıştırır:


-Ma ebdeshanada ne edilir kurban? Senin yaptığın yapiyam.
Adamın sonraki cümlesi muhabbeti sona erdirir:


-Hayatım telefonu kapatıyorum. Yandaki tuvalette bir geri zekalı var. Sana sorduğum sorulara yanıt verip duruyor. Ben seni sonra ararım.
***
Kurban


İstanbul'da sarayda kalan ve padişaha yakınlığı ile bilinen İNCİLİ ÇAVUŞ, Diyarbakır'ın Yiğit Çavuş Köyü'ndendir. İncili Çavuş birgün sokakta yürürken, kırıta kırta giden bir kızla karşılaşmış. Kıza:
 
-Kız şıllık nere gidisen? Demiş.
 
Kız, bir takım pozlar takınaraktan:
 
-Kurban almaya gidiyorum sana ne! Deyince İncili Çavuş şorrigi aka aka:
 
-Ben sahan kurban olayım, boşuna kurban alma! Demiş.
 
Kız hemen cevabı yapıştırmış:
 
-İyi ama senin boynuzların yok ki! Deyince İncili Çavuş içini çeke çeke
 
-Merak etme kızım! Sennen evlenirsem iki günde boynuzlarım da çıhar, demiş.
 
 
 
Diyarbakır'ın içinden


Adamın biri diş doktoruna gitmiş. Doktor, adamı muayene etmiş ve dişinin çekilmesi gerektiğini söylemiş. Bu arada adama:
 
-Nerelisiniz? Diye sormuş. Adam, kabara kabara:
 
-Diyarbakırlı'yam benim babam! Demiş.
 
Doktor ecza dolabını açmış, dolapta morfinin (uyuşturucunun) kalmadığını görünce hiç istfini bozmadan adama dönerek:
 
-Siz Diyarbakırlı'yım demiştiniz değil mi? Benim bildiğim Diyarbakırlılar cesur olur, acıya dayanıklı olur, gel senin dişini uyuşturmadan çekeyim, demiş.
 
Bu iltifatlar karşısında Diyarbakırlı, erkekliğe gölge düşürmemek için:
 
-Peki tohtor beg nasıl istisese ele yap, demiş.
 
Doktor adamın dişine asılmış, aksilik bu ya diş kırılmış kök içerde kalmış. Doktor elinde kelbeten, tornavida adamın ağzının içinde çalışıyor, adamın canı çıkıyor fakat kök bir türlü çıkmıyormuş. Sonunda adam dayanamamış doktora:
 
-Tohtor beg! Tohtor beg! Diyarbakırliyam dedimse içindenem demedim ya!  Demiş.
 
 
 
Diyarbakır arslanı


Diyarbakırlı bir aslan sabahleyin ormanda gezinirken tavşanla karşılaşmış. Tavşana mağrur bir eda ile,
 
-Bu ormanın kralı kimdir? Diye sormuş.
 
Tavşan titreye titreye:
 
-Sormağa ne hacet, sensen abe! Demiş.
 
Daha sonra ormanda karşılaştığı kurda, kuşa herkese aynı soruyu sormuş, hepsinden de aynı cevabı almış. Son olarak file rastlamış. File de aynı soruyu sormuş. Fil, aslanı şöyle tepeden tırnağa süzdükten sonra, hortumunu aslanın beline doladığı  gibi kaldırıp yere çarpmış.
 
Aslan yattığı yerden kabadayı kabadayı:
 
-Nedir babam? Bilmisen bilmisen, ma niye herslenisen? Demiş.
 
 
 
Otel lo!


1600 lü yıllarda Diyarbakırlı Mıhe, İngiltere'deki dayısının yanına tatile gitmiş. Londra caddelerinde dayısıyla dolaşırken büyük bir binanın önünde durmuşlar. Mıhe, dayısına demiş ki:
 
-Dayi! Bu nedir lo?
 
Dayısı cevap vermiş
 
-Otel lo! Otel lo!
 
O sırada Şekspir (Shakespeare) yanlarından geçiyormuş, konuşmayı duymuş. Mıhe'nin dayısının boynuna sevinçle sarılıp demiş ki:
 
-Tiyatro eserimi yazmıştım bir türlü ad bulamamıştım. Eserimin adı OTELLO olacak, demiş.
 
Böylece, Şekspir'in ünlü tiyatro eseri “OTELLO” (Othello) nun adını Mıhe'nin dayısı koymuş.
 
 
 
Akko heyr heber


Diyarbakır- İstanbul arasındaki yolculukların trenle yapıldığı yıllarda, İstanbul'da okuyan bir genç sömestir tatilinde “Tren biletimi aldım, 1 Şubatta Diyarbakır'da olacağım” diye eve telgraf çeker. 1 Şubat sabahı tren Diyarbakır garına girer, kompartmanın penceresinden bakan gencin gözleri annesiyle babasını arar, fakat göremez. Birden emektarları “Hale Musto” nun kendisine doğru geldiğini görür. Bavulları pencereden ona uzatır, trenden iner, paytona binerler, payton Urfa kapıya doğru yol alırken delikanlının kafasında annesiyle babasının neden kendisini karşılamaya gelmedikleri sorusu vardır. Fakat bu soruyu “Hale Musto” ya sormaktan çekinir. Çünkü Hale Musto'nun lakabı “Akko heyr heber” dir. Ona sorulan kişinin yaşama şansı yoktur. Ona birisini soran, sorunun arkasından “Fatiha” yı hazırlamalıdır. Bunu bilen genç kendi kendine “Bari bizim fino köpeği sorayım giderse o getsin” demiş ve çekine çekine:
 
-Hale Musto! Bizim fino köpek ne yapi? Diye sormuş. Hale Musto:
 
-Viiii! Fino, sari devenin kemigini yiyende kemik boğazına saplandi fino öldi.
 
-Neeee! Sari devemiz de mi öldi?
 
-Heeee! Anan mezerine taş çekerken öldi.
 
-Neeee! Anam da mi öldi?
 
-Yaaaa! Babandan üç gün evvel öldi.
 
-Desene evimiz yandi kül oldi!
 
-Vallah! Ben gelende yanidi daha kül olmamişti, demiş.
 
 
 
Ma ben beleydim?


Adamın biri ne zaman hamama gitse, yıkanıp çıktıktan sonra hamamcıya gidip bir şeylerinin çalındığını söylermiş. Bir üç, beş derken hamamcının canına tak etmiş. Adamı karşısına almış:
 
-Bana bah arkadaş! Bir daha “falan şeyim alındı, filan şeyim çalındı” diyersen bir daha ayağın bu hemamdan içeri giremez, demiş.
 
Gel zaman git zaman adam eski huyunu terk etmiş olarak kendinden emin bir vaziyette hamama gitmiş. Elbiselerini çıkarıp askıya astıktan sonra yıkanma mahalline girmiş. Hamamcı hemen bunun donuna varıncaya kadar neyi var neyi yoksa alıp saklamış. Adam yıkanıp çıktıktan sonra askıda giyeceklerini göremeyince donup kalmış. Biliyormuş ki, hamamcıya “elbiselerimi çalmışlar” dese, hamamcı kendisini bir daha hamamdan içeriye sokmayacak, demese elbisesiz dışarıya çıkamıyacak. Sonunda herşeyi göze alıp hamamcının karşısına geçmiş, peştemalı üzerinden atarak:
 
-Ma ben beleydim? Demiş.
 

Etiketler : ,

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler