1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. 'Diyarbakır ile Dublin arasında ruh köprüsü var'
'Diyarbakır ile Dublin arasında ruh köprüsü var'

'Diyarbakır ile Dublin arasında ruh köprüsü var'

Kawa Nemir, Diyarbakır'da yaşayan bir Kürt şair, aktör ve çevirmen. Bugünlerde belalı bir işe girişmiş. Günde 15 saat çalışarak İrlandalı yazar James Joyce'un başyapıtı Ulysses'i Kürtçe'ye çeviriyor. Kendi deyişiyle “ona adeta diş bileyen” Joyce'la cebelleşirken, rüyalarında bile artık Ulysses'i görüyor.

A+A-

William Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası ve Hamlet oyunlarında sahneye çıkan aktör Kawa Nemir, aynı zamanda Kürt edebiyatının dikkat çekici şairlerinden biri ve sağlam bir çevirmen. Shakespeare'den William Faulkner'a, Oscar Wilde'dan T.S. Eliot'a, Anglo-Sakson edebiyatın birçok yazar ve şairini hayran olunacak bir kararlılık hatta inatla Kürtçeye aktararak çok önemli bir iş yapıyor.

"Şiir; şaşırtıcı, küçük ayrıntıları önemseyerek, aslında pek bir numarası yokmuş gibi görünen şu hayatı elimizdeki en değerli şey olan dille yeniden kurmak demektir" diyen ve şiirlerini Kürtçe olarak yazan Kawa Nemir'le röportaj yapmamın sebebine gelince... Arada boğulup kaçsa da 5 yıldır Diyarbakır'da yaşayan şair, şu günlerde belalı bir işe girişmiş durumda. Bir yılı aşkın süredir İrlandalı yazar James Joyce'un "çevrilmesi imkânsız kitaplar arasında sayılan" başyapıtı Ulysses'i Kürtçeye aktarıyor. Uyumayarak, günde ortalama 15 saat çalışarak...

ÇEVİRİYE BLOOMSDAY'DE BAŞLADI

Ulysses üzerinde ne kadar zamandır çalışıyorsunuz?

Ulysses'i çevirmeye geçen yıl 16 Haziran'da Bloomsday'de başladım. 20 yıl bu çeviriye hazırlandıktan, bütün çeviri pratiklerimi bu roman için bir idman haline getirdikten sonra, işe bu özel günde başlamayı da baştan ayarladım. (Bloomsday, İrlanda'da her yıl Ulysses'in ilk yayınlanışının kutlandığı gün. Adı, romanın kahramanı Leopold Bloom'dan geliyor.)

Nasıl gidiyor peki?

Bir yılda yüz sayfa çevirebildim ama bunlar "ısınma hareketleri". Sağa sola, kapasitelerine güvendiğim yazar ve çevirmen arkadaşlara okutacağım parça parça. Diğer dillerde yapılmış Ulysses çevirileriyle karşılaştırabilmek ve Joycean niyetleri okuyabilmek için de o dilleri iyi bilenlerle çalışmaya başlayacağım. Gideceğim yol çok uzun ama acelem yok. Önümüzdeki dört yılda bitirebilirsem ne âlâ...

'JOYCE DENDİ Mİ AKAN SULAR DURUR'
 

Joyce ve Ulysses ne anlama gelir sizin için?

William Shakespeare ve James Joyce, benim için iki büyük yaşam uğraşı. İkisi de has ötesi edebiyatçılar, o yüzden Shakespeare ve Joyce dendi mi benim için akan sular durur. Ulysses'te, Joyce ondan önce denenmiş tekniklerle açılımların tümünü bir arada ve son derece cesurca kullanmış, daha önemlisi dili muazzam bir gayretle yıkıp yeniden kurmuştu. O yüzden Ulysses, düzyazı-roman-şiir tarihine süper bir çelme atan bir eserdir. Okumak da zordur, kavramak da; hele çeviri yoluyla başka bir dilde yeniden yaratmak neredeyse imkânsızdır. Yani hepimizi daha çok uzun zaman uğraştıracak, bu kesin. Eh, ben de zaten zor şeyleri seviyorum.

Bu zorluk korkutmuyor mu gözünüzü?

Benim Kürtçem Joyce'un dilini karşılar mı diye bir kaygım yok. Öyle olsaydı Shakespeare'den de bu kadar eser çevirmeye teşebbüs edemezdim. Bana göre zayıf dil diye bir şey olamaz, sadece her zaman az votka vardır. Şaka bir yana, bu çeviride tutturmayı hedeflediğim dil, karşımda bana diş bileyen Joyce'un dilinin üstüne çıkmak elimden geldiğince.

Joyce'un İrlandalı olması da önemli sanırım sizin için...

Özellikle Yeats ve kuşağı, Kelt Uyanışı, İrlanda, İngiltere, kolonyalizm ve edebiyat üstüne yazdıklarımı okuyanlar bilirler; İrlanda ve Kürdistan arasında bir ruh köprüsü bulunduğunu iddia idiyorum. Kürtler henüz farkında değil ama Dublin-Diyarbakır hattını ben bu Ulysses çevirisiyle kuracağım. Bir de şu var: Aymazlıkla Kürtçeyi bir tür dilsel ortodoksiye hapsedenlere, sınırsızlığı göstermek için de çeviriyorum Ulysses'i. Joyce, böyle bir şeyi Gaelic dilinde yapamadı belki ama ben, çeviriyle de olsa bunu Kürtçe yapmak niyetindeyim.

'RÜYALARIM ARTIK BAZEN KURDLISH'

Nasıl çalışıyorsunuz, zamanınızın ne kadarını veriyorsunuz Joyce'a?

Geçim derdinden dolayı nefret ede ede yaptığım küçük çeviriler dışında, yazmak ve edebiyat çevirisiyle uğraşmak tüm hayatım. Her zaman baş köşeye koyduğum ve Kürtçe'de yankısını duymak istediğim epey şair ve yazarım var. O nedenle günde en az 15 saat saat çalışıyorum. Ama elbette çevremle, içinde yaşadığım koşullarla boğuşarak yapıyorum bunu. Ölmeden bitirmem gereken işler var çünkü. Bunların hiçbiri sipariş değil, hepsi kendi tercihlerim. Bugüne kadar yeryüzünde hiçbir Kürt yayınevi bana gelip "İnsanlar, Sylvia Plath'ı, James Joyce'u Kürtçe okusalardı ne iyi olurdu" da demedi. Kürtler, özellikle Irak'ta Federal Kürdistan Bölgesi'nde, petrol parasıyla zenginleştikçe "manKürtleşiyorlar" bir yandan. Bunu görüyorum. Bu taraftaysa Ankara'dan gelen bütçelerle hayatımızı saçma sapan bir noktaya getiren ve çok kişinin peşinden koşturduğu ihalecilik söz konusu. Koşullar böyleyken ölümüne Ulysses'e çalışıyorum. Ruhumu kurtarmak için adeta... Bu yüzden artık zamanımın yüzde 80'i Ulysses'in. Aralarda da Shakespeare'in Macbeth'ini ve John Keats'in Sleep and Poetry adlı uzun şiirini çeviriyorum.

Çeviriyi anadilinizin yüksek ifade imkânlarına ulaşması için kaçınılmaz bir iş olarak görüyorsunuz. Tersi de geçerli değil mi? Sizce Joyce Kürtçe'ye, Kürtçe Joyce'a ne katacak?

Joyce, Kürtçe'ye gerçekten de çok şey katacak. Ama hedefime ulaşabilirsem Joyce kültür endüstrisinde Kürtçe Ulysses'in de hatırı sayılır bir yeri olacak. En azından ben öyle olmasını umuyorum. Leopold Bloom, Martello Kulesi'nden Dublin'in tüm katmanlarına kadar Kürtçe konuşacak ve bu muhtemelen başka dillerde olmayan, kendine özgü bir "çiçeklenme" yaratacak. Gerisini hep birlikte göreceğiz.

Bu ağır çalışmanın üzerinizdeki etkisi ne?

Çocukluktan sonraki ilk Kürtçe rüyamı 23 yıl önce gördüğümü anlatmıştım size. O günden beri uzun metrajlı Kürtçe rüyalar gördüm yıllarca. Ama son bir yıldır, yani Joyce'tan beri ara sıra "Kurdlish" rüyalar gördüğüm de oluyor.

'En çok istediğim şey Kürtçe rüya görmekti'

* "Kürtçe, altı yaşıma kadar dünyamı yoğuran ve Türkçe eğitime başlar başlamaz sert ve travmatik bir şekilde yitirdiğim anadilim. Çok uzun süre fiziki ve kültürel işgale uğramış bir toplumun içine doğan ben, hemen hemen her Kürt gibi, şak diye sindim. Gözüm korktu. Dilimi, sıcak yuvamı terk etmeyi kabullenerek 'Türk' olmak istedim. Türkçe'yi hızla ve mükemmel bir şekilde öğrenmeye başladıktan bir süre sonra da Kürtçe'yi unuttum. Ya da belki onu def edip zihnimin derinlerine ittim. İstanbul'da lise çağına geldiğimde, bebekliğimin, çocukluğumun ruhu olan anadilimin yerinde yeller esiyordu."

* "Haylazlığımla, durgunluğumla, her halimle çok uyumsuz, yalnız bir çocuktum; kitaplara sığındım. Ve oraya buraya, ders kitaplarımın, defterlerimin kenarlarına, onlar baştan aşağı dolunca Iğdır'daki büyük evimizin duvarlarına hatta bahçeyi çepeçevre saran duvarlara bir şeyler çiziktirip durdum hep. Zamanla şiir yazmak, bilinçsiz bir şekilde de olsa üstü kapalılık beni ele geçirdi, yaşam biçimim haline geldi. Bazıları buna 'yazarlık' adını veriyor, annemse 'yazarcılık' diyor ve kendimi heba ettiğimi düşünerek üzülüp duruyor hâlâ."

* "Şiir yazmaya lisede başladım. Bir süre sonra da çocukluğumdan beri artık hiç Kürtçe rüya görmediğimi fark ettim. Yıllarca en çok istediğim şey bu oldu. Hiç unutmuyorum, 1993'ün güzel bir ilkbahar sabahıydı; uyandığımda o gece Kürtçe bir rüya gördüğümü sevinçle fark ettim. Şimdi eskisine göre daha az rüya görüyorum ama rüyalarım çoğunlukla Kürtçe.

'Sevilmediğimi biliyorum'

"Her dil gibi Kürtçe de hızla değişimden geçip yeni anlatım olanaklarına kavuşuyor. Kendi adıma, yaklaşık 10 yıldır sahada faal olan Kürtçe hareketinin dili paketleme, budama ve standartlaştırma pratiğinin tuzağına düşmemeye çalışıyor ve bunu sık sık çok sert biçimde eleştiriyorum. Hem bu yüzden, hem de şimdilerde yazılan birçok şiiri ya da geleneğimizde çok şişirilmiş Cegerxwîn efsanesi gibi örnekleri yerden yere vurduğumdan, birçoklarınca pek sevilmediğimi biliyorum"

'Edip Cansever'i, Kafka'yı Kürtçe okudum, vay be!'

Kurmançî lehçesinde yazdığı Selpakfiroş, Salname, Bîşenga Deşta Dûr adlı şiir kitapları da bulunan Kawa Nemir, bugüne kadar 100'e yakın şair ve yazarın yapıtlarını Kürtçe'ye aktarmış. Bunlardan bazıları William Shakespeare, John Donne, William Blake, Samuel Taylor Coleridge, T. S. Eliot, Walt Whitman, Edgar Allan Poe, Ralph Waldo Emerson, Emily Dickinson, Sylvia Plath, Ted Hughes, Anne Sexton, Herman Melville, İlhan Berk, Edip Cansever, Cemal Süreya ve Turgut Uyar.

Bu kitapları kimlerin okuduğunu soruyorum. "Daha çok üniversite gençliği" diye cevap veriyor Nemir. "Shakespeare'i, Faulkner'i, Kafka'yı ilk kez Kürtçe okudum, vay be" diyen bir okur kitlesi varmış. "Kürtçe'nin ümüğü sıkılmazsa, bu okur kitlesinin kısa zamanda 10 binleri bulacağından eminim" diyor. "Ama tabii halihazırda Kürtçe eğitim diye bir şey olmadığından bizde çocuk ve genç okur yok. Bu da üretilen eserlerin kalabalık kitlelere ulaşamadığı anlamına geliyor. Bize de kala kala Kürtçe okumayı kendi gayretleriyle öğrenmiş ama sayıları öyle 10 binleri, 100 binleri bulmayan yetişkin okurlar kalıyor. Bu yüzden birçok Kürtçe yayın, best-seller olmaktan ziyade long-seller. Herkes beklemede."
Peki ya Türkler yeterince tanıyor mu Kürt edebiyatını? "Pek değil" diyor Nemir. "Kürt edebiyatı Türkçe'ye pek az çevriliyor. Çünkü yanlış bir yerden başlandı ve bu alan, sevgili Mehmed Uzun'u çevirmeye endekslendi. Neredeyse Mehmed Uzun eşittir Kürt edebiyatı noktasına gelip tıkandık. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir şeyin yaşandığını hiç sanmıyorum. Uzun'un ölümünden sonra da bu alan gene Stockholm eksenli ve 'Kürt sürgün edebiyatı' diskuruyla yürütülmeye çalışılıyor."

Bu haber toplam 8112 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT