1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. DİK Genel Kurulu Öcalan'ın mektubuyla başladı
DİK Genel Kurulu Öcalan'ın mektubuyla başladı

DİK Genel Kurulu Öcalan'ın mektubuyla başladı

Demokratik İslam Kongresi'nin 2. Genel Kurulu İstanbul'da başladı. Farklı din ve inanç gruplarının katıldığı kongrede, Öcalan'ın mektubu okundu.

A+A-

Kongrenin açılış konuşmasını yapan DİK Üyesi Fadıl Bedirhanoğlu, AKP'nin Sur, Cizre, Silopi ve Nusaybin'de, Rojava, Gazze ve Beyrut'ta olduğu gibi insan yaşamına karşı çok vahşi bir saldırı gerçekleştirildiğini söyleyerek, şöyle dedi: "Mezarlık ve ibadet yerlerine saldırlar, insan hayatı ve özgürlükleri hedef alan her türlü uygulamalar haramdır, günahtır, son bulmalıdır. Bizler bu saldırıları yapan kesimleri durdurmak için yeni bir modeli geliştirmek zorundayız."
 
Öcalan tarafından Rojava halklarına dönük çetecilerin artan saldırılarına karşı gerçek İslamiyet'in özünün açığa çıkartılması amacıyla önerilen ve ilki 10 Mayıs 2014'te Diyarbakır'da gerçekleştirilen Demokratik İslam Kongresi'nin (DİK) 2. Genel Kurulu, Beşiktaş Akatlar'da bulunan MKM Atilla İlhan Salonu'nda başladı.
 
Geçen kongreden farkla, sadece İslam alimlerinin olmadığı farklı din ve inanç gruplarının da yer aldığı ve 3 gün sürecek toplantıya DİK üyelerinin yanı sıra HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Kadri Yıldırım, Ayhan Bilgen ile Türkiye Protestanlar Derneği, Barış Anneleri İstanbul Meclisi, Ezidi Cemaati, Dünya Ehli-Beyt Vakfı, Caferi Cemaati ve Demokratik Alevi Dernekleri'nin bulunduğu çok sayıda farklı inanç grubu temsilcisi ve meleler katıldı. Kürtçe ve Türkçe olarak yapılan selamlama konuşmasında, genel kurulun programı hakkında bilgi verildi. Genel kurul, Kürtçe Kuran-ı Kerim okunarak başladı.
 
'Zulüm kim tarafından yapılıyorsa yapılsın bizim bunlar karşısında tedbirlerimiz olmalı'
 
Açılış konuşmasından önce kısa bir söz verilen Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Tüy, "Halklar, inançlar ve mezhepler arası barış" sözleriyle halkların ve inançların kardeşliğine vurgu yaptı. Ardından Kürtçe olarak yapılan açılış konuşmasını DİK Üyesi Fadıl Bedirhanoğlu yaptı. Konuşmasına salonda bulunanları selamlayarak başlayan Bedirhanoğlu, Ortadoğu'da emperyalistler ve Kürdistan'da ise AKP eliyle sürdürülen savaşa dikkat çekerek, "Zulüm kim tarafından yapılıyorsa yapılsın bizim bunlar karşısında tedbirlerimiz olmalı. Kadınlara, sivillere, cenazelere, ibadetgah yerlerine karşı uygulamaları kabul etmemeliyiz" diye konuştu.

Demokrasi güçlerinin barış ve çözüm çabalarına karşın çözümü engelleyen bir yaklaşımın hakim kılındığını söyleyen Bedirhanoğlu, sürdürülen savaşla insan yaşamının hedef alındığını vurgulayarak, "Bu durum sadece tehlikeli bir şiddeti açığa çıkarmıştır. Bütün saldırılar insanları hedef alan bir düzeye ulaşmıştır. Temennimiz tüm bunların bir son bulması" ifadelerini kullandı. Toplumu esas alan bir yaklaşımı DİK olarak kendilerinin de desteklediğini vurgulayan Bedirhanoğlu, genel kurulda, Kürdistan ve Ortadoğu'daki savaşa karşı ortak bir çalışmanın yürütülmesi bakımından önemli sonuçların çıkacağını vurguladı.
 
'Mezarlık ve ibadet yerlerine saldırılar son bulmalıdır'
 
Bedirhanoğlu, AKP'nin Sur, Cizre, Silopi ve Nusaybin'de, Rojava, Gazze ve Beyrut'ta olduğu gibi insan yaşamına karşı çok vahşi bir saldırı gerçekleştirildiğini söyleyerek, şöyle devam etti: "Mezarlık ve ibadet yerlerine saldırlar, insan hayatı ve özgürlükleri hedef alan her türlü uygulamalar haramdır, günahtır son bulmalıdır. Bizler bu saldırıları yapan kesimleri durdurmak için yeni bir modeli geliştirmek zorundayız."
 
Öcalan'ın avukatı tecride dikkat çekti
 
PKK Lideri Öcalan'ın mektubu okundu. Açılış konuşmasının ardından PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın 10 Mayıs 2014 yılında kendi çağrısı üzerine Diyarbakır'da toplanan Demokratik İslam Kongresi'ne gönderdiği mektubu okundu. Mektubu Öcalan'ın avukatı İbrahim Bilmez okudu. Mektubu okumadan önce PKK Lideri Öcalan ve İmralı Cezaevi'nde kalan diğer tutsaklar üzerindeki tecride dikkat çeken Bilmez, İmralı'daki tutsakların yalnızca avukatlarıyla değil, aileleriyle de görüştürülmediğini söyledi. Tecridin kaldırılması için uluslararası hukuk yollarını da zorlamaya devam ettiklerini belirten Bilmez, "Ama öyle görülüyor ki dava siyasi olduğu için çözüm de siyasi olacak" dedi. Bilmez, ardından mektubu okudu.
 
"Kürdistan Demokratik İslam Kongresi'ne" diyerek başlayan Öcalan'ın mektubu şöyle:
 
"Mümin kardeşlerim;
 
İslam'ın ana merkezlerinde büyük bir savrulmayı, ihanet ve isyanı yaşarken, "Kürdistan" ve "Demokratik" kavramlarını, eksik ve yanlış anlamada yol açabileceğinin bilincinde olarak yine de daha büyük yanlışları önlemek ve özdeki doğrulara yol açmak açısından kullanmaktan çekinmedim.Özellikle İslam'ın iki büyük merkezi olarak kendini günümüze de dayatan iktidarcı arabi, selefi akımlarla İrani, şia akımların devletçilik bağlamında yol açtıkları büyük tahribatlara karşı mekan halk ve demokrasi merkezli kavramlarla mücadele bayrağı açmayı aynı dinin özündeki doğruya sadakatla bağlı olmanın gereği saymaktayım. İki iktidarcı devletçi merkeze karşı demokratik ve mekan merkezli karşı çıkışların en büyük toplumcu ahlaki ve politik ifadesi olarak İslami yanıt aramayı bulmayı ve iradeleştirmeyi kongrenizin en temel görevi saymakta ve selamlamaktayım. Her iki ana merkezci iktidarcı ve devletçi akım, kapitalist emperyalist yükselişin bağlamında gelişmiş olup dönemin egemen saltanat bloğu olan Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünde kullanılmıştır. Özellikle yenidünya hegemonu olarak yükselen İngiliz İmparatorluğu tarafından. Halen de sıkı sıkıya kullanma durumu devam etmektedir.
 
Her 2 merkez de milliyetçilik mikrobunu İslam'ın özüne karşı sonuna kadar kullanmışlardır. Kendi ulus devletlerini doğuşunda kapitalist emperyalizmin ana zor kavram ve uygulaması olan ulus devletçi sistemi en zorba tarzda kendi halklarına zalimce dayatmaktan asla tereddüt etmemişlerdir. Halbuki İslami ümmet anlayışı öz itibariyle ulus devletçilikle asla bağdaşmaz. Zaten İngiliz İmparatorluğu İslam ümmetini parçalamak için ulus devletçiliği onun başat ideolojisi milliyetçiliği çok bilinçli olarak İslam ümmetinin bağrına beynine ve rahmine yerleştirmiştir. Son 200 yıllık tarih bir nevi İslam'ın mekanlarında ve halklarında İslam'ın bütün değerlerini neredeyse onulmaz bir biçimde tahrip etmiştir.
 
Mümin Kardeşlerim;
 
İslam gerçekten din adına söylenebilecek en son evrenselliği temsil etmektedir. Hem dili hem de felsefesi sayesinde önemli bir evrensellik kazanmıştır. Bundan kuşku yok. Amma çok önemli bulduğum bu aynı felsefenin dini yeni İslam'ın bir de "tekil" kavramı itibariyle ifade ettikleri ve yaşamsallaştırdıkları gerçekliği vardır. Evrensel yan kendini "Allahın birliği" olarak güçlü ifade ederken muazzam bir külliyata kavuştururken bunun üzerinden inşa edildiği "tekiller" üzerinde aynı önemle durulmamış çok sayıda eksik yanlış çatışmacı yorum ve uygulamalara tabi kılınmış, oluruna bırakılmıştır. Temel görevlerimizin başında mekana ve zamana bağlı olmayan Allah'ın nasları kadar önce oluşturulan tekil nasları da aynı sorumluluk ve yetkinlikle ele almalı ve haklarını teslim etmeliyiz. Bilimsel ifade ile söylersem; genel ilkelerin somut uygulanışını adil ve özgürce başarmalıyız. Daha somut olarak genelde tüm canlılara özelde insana özgü topluluklara İslam evrenselliğinin özünde yatan adil ve özgürce yaklaşımları uygulamalıyız. Kul hakkı yememek ve karıncayı ezmemekle dile getirilen budur.
 
Ama iki zalim merkezden kaynaklanan "Hizbullah" ve "El Kaide" bozguncuları esasında kapitalist hiçleştirmenin İslam ümmetinin başına bela ettikleri güncel faşizmi temsil etmektedirler. İdam sehpaları kelle koparmalarıyla korkunç faşizmi başta Kürdistan halkı olmak üzere tüm İslam olan ve olmayan halklara insanlara karşı uygulamaktadırlar. Otoriter laikçi ve milliyetçi faşizmin dünün ve bugünün halen acımasızca uygulanan devletçi faşizmi iken sözde daha güncel ve radikal dinciliğin faşizmi de bu adı geçen akım ve partiler eliyle olmaktadır.
 
Değerli Mümin Kardeşler;
 
Kürdistan'daki özgürlük hareketi asla ne bu otoriter laikçi milliyetçi ne de radikal dinci geçinen iki ana merkezli sapkınlığa düşmeyecek ve fırsat tanımayacaktır. İnanıyorum ki temsil ettiğiniz özgürlük hareketi her türlü milliyetçi dinci cinsiyetçi bilimci geçinen kapitalist ataerkil iktidarcı anlayış ve uygulamalara karşı radikal demokrasinin ve özgür mekanı kendisi olacaktır. Çağdaş İslami ümmetin "millet birliğini" anlamlı buluyorum. Ama bu asla "Tek devlet, tek millet, tek bayrak" zırvalamaları anlamına gelmemektedir. Tersine ilgili ayetteki "birbirinizi tanıyasınız diye sizi farklı kavimler halinde yarattık" hükmü gereğince çoğulcu demokratik eşit ve özgür bir İslami ve birliğinde olan diğer kavimlerin "milletler birliğini" ifade etmektedir. Kongrenizin hem İslam'ın evrenselliği hem tekilliği bağlamında gerek İslami Milletler Birliği gerekse bağrındaki çoğulculuğun ifadesi olan her mezhebi tekiller sorununa doğru yaklaşımlar ve uygulama esaslarını gerçekleştireceğine dair inanç ve umudumu ifade etmek isterim.
 
Hareketimizin batının ideolojik hegemonyasının bir sonucu olan dini-laik ikilemine boğmamak esastır. İslam'ın kendisini dini laik bağlamına sıkıştırmakta bence yanlıştır. İslam'da ki yaşam bütünlüğünü bozmaktır. Ayrıca sanki modaymışcasına İslami kriterleri kılık kıyafetler üzerine tanımlama dar pozitivist yaklaşımlardan öte bir anlam ifade etmez. Eğer illa genel bir güncel İslami tanımalama da bulunma gereği varsa bunu kültürel İslam olarak belirlemek kanımca herkesi içermesi nedeniyle doğruya daha yakındır. Kültürel İslam'la kast edilen hem gerçekleşmiş hemde anlamını sürdüren İslam toplumu olmaktadır. Unutmamalıyız ki İslam doğduğunda şekli şartlar ibadet biçimleri bugün yüklenmeye çalışılan katı anlamlardan bir hayli uzaktır. İlk söz "OKU" idi. Yani anlamla ilgiliydi. Esas olanda budur. Bu husus rahatlıkla günümüz içinde geçerlidir. Günümüz için İslam'ın anlamı dolayısıyla tanımı tarihi toplumsal bir gerçeklik olan İslam toplumlarında adil demokratik özgür kriterleri geçerli kılma ve bunun için cihadi ekber ve cihadı şurayı yani sürekli eleştirel ve öz eleştirel yaşamaktır. Diğer bir deyişle nefis ile mücadeleyi dıştan gelen şer güçlerine karşı daimi kılmaktır.
 
Saygıdeğer mümin kardeşlerim kongrenizin genel hatlarıyla ifade etmeye çalıştığım anlamı kader sürekliliği ve bundan sonraki kurumsallaşması daha da önemli bir görev olarak önümüz de, önünüzde durmaktadır. İslami diyarların Genellinde olduğu gibi, Kürdistan'da sürekli yeni bir İslami kurumlaşmaya şiddetle ihtiyaç vardır. Küresel kapitalizmin türevleri olmaktan öteye gidemeyen, sulta kökenli Şia, Selefi ve İhvan'i kökenli cemaatleri aşmak, yeni kurumsallaşma için gereklidir. Çare elbette resmi Diyanet İslam'ı değildir. Resmi Diyanet İslam İğdiş edilmiş" İslam olup gayri resmi İslam'dan daha anlamsız, zıddına hizmet eden bir İslam karikatürüdür. Faşizmden liberalizme kadar geniş hizmet sahaları vardır. Bun anlam da karşı İslam rolü oynarlar. Gerek resmi, gerek "gayri siyasi" cemaat, İslam'ın son Türkiye'de denenen pratikleri, kapitalizmin en talancı, en çevre düşmanı, en iktidarcı örneğiyle toplumu karşı-karşıya bırakmıştır. Adil, özgür ve demokratik İslam bu gerçeğin alternatifi olarak, kendini anlamlandırmak ve sürekli bir kurumsallaşmaya tabi kılmak durumundadır. Yeni kurumsallaşmanın adını, örgütlenme esaslarını ve amel biçimlerini derin bir vûkuf ve iradeyle oluşturacağınıza dair inancımı belirtmek isterim.
 
Son olarak, bazıları, herk etimizi, ateist, komünisti materyalist gibi batılı kavramlarla tanımlamak istemektedirler. Bunlara "kavram kölesi" demek daha uygun düşer. Yalnız şu kadarını söylemeliyim ki; eğer İslami toplum doğası bir gerçekse, İslam'ın dindarı ve ateisti olmaz. Bunlar kavramsallaştırmalardır.
 
En zor koşullarda, tüm küresel kapitalist zorbaların kuşatması altında en gelişmiş savaş teknikleriyle, saldırı altında bulunan, her şeyi sömürülen bir halkın, Kürt halkının, sahte İslam'ın zulmüne, sömürüsüne en çok maruz kalmış bir toplumum savaşçılarına ancak Hz. Ali timsalinde kahramanlık yakıştırılabilir, eş kılınabilir. İslam'ın (mazlumlar tarihinin) en adil, özgür ve demokratik geleneğini temsil ettiğimize dair en ufak bir şüphem yoktur. Bu gerçekliği dünyanın diğer tüm mazlum halklarıyla güncel olarak paylaşan öncülüğe layık olmak kadar, günün ve geleceğin gerekli kıldığı yeniliğe ilişkin olarak da en ideal hareketi olduğumuza dair kuşkum yoktur.
 
Çağdaş bir Hüseyni, çağdaş bir Selahaddini hareketin sentezi olmak, en önemli mutluluk, dolayısıyla iman kaynağımdır. Hepinizi paylaşamaya, iradeleşmeye, eyleme çağırıyorum. Toplumsal esinin adil, özgür adı olan Allan'ın birliğine davetle birlikte güven olmanızı diliyor ve kongresini tekrardan selamlıyorum."
 
Mektubun okunmasının ardından salonda bulunan katılımcılar, ayağa kalkarak alkışlar ve zılgıtlar eşliğinde, "Bê Serok jiyan nabe" sloganı attı. Mektubun Kürtçesi'ni ise DİK üyesi Süheyla İnal okudu.
 
Şırnak'taki abluka nedeniyle kongreye katılamadılar
 
Konuşmalarla devam eden kongreye abluka altındaki Şırnak'tan gönderilen mesaj da dikkat çekti. Mesajı gönderen Diyanet ve Vakıf Emekçileri Sendikası üyeleri, polis ve asker ablukası ile "sokağa çıkma yasağı" nedeniyle kongreye katılamadıklarının bildirdi.
 
'Adalet insanın vicdanıdır'
 
Daha sonra Şimel Beğik kongrenin tertip komitesi adına konuşmasını yaptı. Beğik, konuşmasına Kur'an'dan ayetler okuyarak başladı. İslam'ın din adına söylenen en son söz olduğunu dile getiren Beğik, Hz. Muhammed'in ardından mal ve mülkü sevenlerin eline geçen İslam'ın kültürel birliktelikten uzaklaştığını vurguladı. Akdeniz'de boğularak yaşamını yitiren 3 yaşındaki Kobanêli Alan Kurdî'yi hatırlatan Beğik, "Adalet insanın vicdanıdır. Tüm bu yaşananların sebebi vicdansızlık ve körlüktür" dedi. Kapitalizmden beslenenlerin İslamiyet'te bir çok sorunu ortaya çıkardığını belirten Beğik, "Zalimler, sadece kendini yaşatmak için yaşayanlar, firavunlar devlet içinde örgütlenmişler, bu mahluklar firavunun sihirbazları gibi davrananlar kültür ve İslamiyet'ten uzak bir yaşam sürmektedirler ve toplumu zehirlemiş, İslamiyet'in gelişmesinin önünde DAİŞ gibi engel oluşturmuştur" diye konuştu.
 
Toplumlar sultanların emrinden çıktıklarında özgürleşecek
 
Beğik, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Biz DİK olarak Kapitalist Modernite'de var olan sorunların devletler eliyle yaratılmaktadır. Kendilerine İslami diyen devletler kapitalist sistem içinde yer almaktadır. Bunların DAİŞ gibi çetevari örgütlere yardım ettiklerini de görmek gerekir. Tüm bunlara karşı alimlerimizin yan yana gelmesi ve Medine Sözleşmesi'ni Ortadoğu'da bir çözüm olarak görmesini istiyoruz. Bizim tüm bunlar karşısında bir mücadele çizgisi ortaya koymamız gerek. Bilinmelidir ki toplumlar kendilerini firavunlardan kurtardıkları, sultanların emrine girmedikleri zaman özgürleşecektir. Bu coğrafya insanlığın ve İslamiyet'in coğrafyasıdır. Sorunlarımızı barışla çözeceğimize ve bu kongrenin yaşanan sorunlara çözüm olacağına inanıyoruz”

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler