1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. 'Devlet tanımazsa, halk kendi iradesini yaratır'
'Devlet tanımazsa, halk kendi iradesini yaratır'

'Devlet tanımazsa, halk kendi iradesini yaratır'

Demokratik Bölgeler Partisi Eşgenel Başkanı Emine Ayna, barış ortamının hakim kılınması için derhal Dolmabahçe protokolü esas alınması gerektiğini belirtti.

A+A-

Şırnak ve Yüksekova’da ilan edilen özerklikler konusunda ise Ayna şöyle dedi: Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşgenel başkanları Kamuran Yüksek ve Emine Ayna,, 23 Ağustos’ta gerçekleştirilecek kongreleri öncesinde gündemi değerlendirdi.

Yaşanan çatışmalar ve faşizan baskılardan dönülmesi için derhal Dolmabahçe protokolündeki maddeler esas alınarak demokratikleşme adımlarının atılmasını isteyen Ayna, Şırnak ve Yüksekova’da ilan edilen özerklik talepleri konusunda da  "Devlet tanımazsa, halk kendi iradesini yaratır" dedi. Diğer Eşgenel Başkan Kamuran Yüksek de özerklik ilanları için “Cumhurbaşkanı 'Bu ülkede başkanlık sistemi olmalı' dediğinde tutuklanma olabilir mi? Yerinde yönetimde denildiğinde de bunun anlaşılması gerekir. Buna kulak verilmesi gerekir” dedi.


DBP Eşgenel başkanları Kamuran Yüksek ve Emine Ayna, partilerinin 23 Ağustos Pazar günü 3.Olağanüstü Kongresi ve son güncel gelişmelere ilişkin DBP Genel Merkez Danışma Bürosu'nda basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Diyarbakır İl Eşbaşkanı Ali Şimşek de katıldı.


İk olarak konuşan Emine Ayna, 7 Haziran seçimlerin ardından kongre sürecine girdiklerini belirterek, 23 Ağustos'ta kongreye gideceklerini aktardı. Kongrede tüzük değişikliğine de gidileceğini kaydeden Emine, toplantıyı kongre sürecine ilişkin bilgilendirmenin yanı sıra bölgede yaşanan gelişmelere ilişkin düşüncelerini de paylaşmak amacıyla düzenlediklerini söyledi.


'Yönetim zihniyetinin değişmesi gerek'


Emine Ayna, tüm demokrasi güçleri olarak her zaman barışı savunduklarını ve bu gün de barışı savunmaya devam edeceklerini belirterek, barışın bir tarafın köleliği kabul etmesi demek olmadığına dikkat çekti. Barışın ancak eşitlikle mümkün olabileceğini savunduklarını söyleyen Emine Ayna, "Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet tarihinden bu yana sözde temsili demokrasiyle yönetilen bir ülke. Bunun yeniden ele alınması ve bir an önce tüketilmesi gerekir. Çünkü bu rejim değişikliği özelinde bir sistem değişikliği olmadı.

Cumhuriyet kurulmadan önce imparatorluk rejimiyle yönetilen bu topraklar Cumhuriyet'ten sonra da oluşan devlet yapısı aynı zihniyetle yönetildi. Mesele o rejimin ne kadar demokratik olduğudur. Cumhuriyet'ten önce aynı yetkiler babadan oğla geçiyordu. Cumhuriyetten sonra da aynı yetkiler sandıkta seçilerek veriliyordu. Problem bu zihniyettedir. Köklü değişime uğraması gereken yön budur" dedi.


'7 Haziran'da halkın iradesi ortaya çıktı'


Gelinen noktada halk iradesinin mi, devlet iradesinin mi esas alınacağının sorulması gerektiğinin altını çizen Emine Ayna, "Bugün yaşıyor olduğumuz durum bu kararsızlığın sonucudur. Cumhuriyet tarihi boyunca bu topraklarda her zaman devlet iradesi söz konusuydu. İktidar partileri bu coğrafya da her zaman burada iradeydi. 7 Haziran seçimleriyle açığa çıkan bu halkın iradesidir. Yaşadığımız süreçte de devlet halkın iradesine karşı direniyor. Seçimin ertesi günü hemen seçim denilmesi bunu gösteriyor" dedi.


'İrademizin yok sayılmasını kabul etmiyoruz'


Emine Ayna 2013 Newrozu'nda PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından yapılan çağrıyı hatırlatarak, "Silahlı mücadele yerine demokratik mücadelemizi yükselteceğiz çağrısıydı. Seçim sürecinde bu coğrafyada kaç insan öldürüldü, sırf demokratik iradesini ortaya koymak için kaç yere saldırı oldu, kaç kişi katledildi, kaç yere bomba konuldu.

Diyarbakır'daki patlamada bir genç kadının belden aşağısı koptu biz bunları yaşadık. Bunları göze alarak seçimlere girdik. Bu demokratik siyasetteki ısrardı. Bu yöntemle biz seçimlere girdik. Bütün saldırı ve dayatmalara rağmen içimizde ki öfkeyi bastırdık ve sivil irade açığa çıkardık. Bu iradeyi tanımayı reddedenler, erken seçimde 80 vekil 100 vekil olduğunda ne olacak? Askeri darbe mi yapılacak? Biz sivil irademize sahip çıkıyoruz. Ölümüne kazandığımızın sivil irademizin yok sayılmasını, çiğnemesini kabul etmiyoruz. Her halkın vazgeçilmezi olduğu gibi bizimde vazgeçilmezlerimiz var. Bir Türk Türk kimliğinden, anadil hakkından vazgeçmiyorsa bizde vazgeçmiyoruz" ifadelerini kullandı.


'Herkes onur ve şerefin ne olduğunu hatırlasın'


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin kullandığı "şerefsiz" hakaretini hatırlatan Emine Ayna, "Bulgaristan'da Türk olanlar kimliğinin mücadelesini yürütürken onların yanında yer alan Bulgar'lar şerefsiz midir? Karar versinler. Kimseye şerefimize ve onurumuz hakkında tek kelime söyletmeyiz. Bugün 3 insan katledildi. Şehir merkezine girip iki çocuğu katlettiler. Bu mudur şeref ve onur? Türk ulusal kimliğine yakıştırılan bu mudur" diye sorarak herkesi onur ve şerefi hatırlatmaya davet etti.


'İlk adın Dolmabahçe'deki maddelerin hayata geçirilmesidir'


Dolmabahçe'deki maddelerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğine vurgu yapan Emine Ayna, devletçi, otoriter, tekçi sistem yerine demokratikleşme adımları atılması gerektiğini belirten Emine Ayna "Protokoldeki maddeler ilk adım olarak hayata geçirilmeli. Tek din, millet, tek dil diyenlerin karşısında öteki din, öteki dil, öteki millet diyenlerin iradeleri güvenceye alınmalı. Devlet halkın sivil iradesini tanımazsa kendi iradesini yaratma çabası içine girer. Halkın önüne koyduğu yüzde 10 barajı, katliam, tutuklama gibi birçok baraj ve engel çerçevesinde açığa çıkardığı bir güç var bu halkın. Ama devletin yaklaşımı kendi yasalarına rağmen onu tanımamaktır. Biz bugüne kadar bunların karşısında onurumuzla nasıl mücadele ettiysek, öyle mücadele etmeye devam edeceğiz" dedi.


Silopi ve Yüksekova'da halk meclisleri tarafından yapılan "öz yönetim" açıklamalarına da değinen Ayna, "Devlet mi yoksa demokratik devlet mi buna karar vereceğiz. Kürdistan'da bugün yaşanan durum devletin halkın iradesini tanımayıp kendi otoritesini dayatma günüdür. Devlet otoriter olursa halkla ilişkisini asker ve polis üzerinden geliştirir. Devlet demokratik olursa halkla ilişkisi seçilmişleri üzerinde geliştirir. Demokrasi seçilmişlerin mi atanmışların mı yönetim şeklidir. AKP devlet olduğu gün onun için seçilmiş yoktur. Bunun karşısında sessiz kalmayacağız. Bu nasıl bir şereftir, nasıl bir onurdur ki cenazeleri rehin olarak tutuyor. Bu hangi onurdur? Hangi şereftir ki kendisine yakıştırmadık ki cenazelere işkence ediyor. Sorgulama süreci bitmiştir. Bu mantık temelden ortadan kaldırılmalıdır" diye kaydetti.


Ardından konuşan Kamuran Yüksek ise, Ortadoğu'da Libya ile başlayıp Suriye ile devam eden sürece değinerek, Ortadoğu'da yaşanan gelişmelerden doğru sonuçların çıkarılmaması durumunda Türkiye'nin içerisinden geçtiği savaş ortamında kurtulmasının mümkün olmadığına işaret etti. 2013'ten bu yana devam eden sürecin AKP ve şu anki Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından zehirlendiğini ifade eden Yüksek, süreçle birlikte ortaya çıkan imkanların kaldırıldığına dikkat çekti.


Bu ortamdan çıkışın tek yolu müzakereler olduğu belirten Yüksek, şu ifadeleri kullandı: "Bundan başka sorun çözücü metot yoktur. Bu açıdan Türkiye'nin AKP eliyle girdiği süreçten müzakerelerle çıkarılması lazım. Aksi durum Ortadoğu'daki diğer ülkelerdeki ortama gidiş olabilir. Bölgedeki gelişmeler çok dikkate alınmalıdır. Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu durum bir rejim değişikliği durumu Türkiye'nin gündemindedir. Türkiye'nin değerlendirmesi gereken bir durumdur. Türkiye'nin artık böyle yönetilmesi mümkün olamaz. Artık adem-i merkeziyetçi yönetimlerin esas alındığı bir dönemdir. 70 milyonluk bir ülke 81 ilden oluşan bir ülkenin merkezi olarak yönetilmesi mümkün olamaz. Son bir ayda yaşanan kriz dahi bunu gösteriyor. Parlamentoda tek başına bir iktidar oluşamadığı için ülke yönetimsiz. Nasıl bu ülkede başkanlık sistemi tartışılabiliyorsa bu bir öneridir. Türkiye başkanlık sistemiyle mi demokratik özerklikle mi yöneltilsin ikisi de bir öneridir. Bu ülke bunu da tartışılmalıdır."


Erdoğan 'Başkanlık' dediğinde tutuklandı mı?


Bölge kentlerinde son günlerde bu yönlü taleplerin ortaya çıktığını söyleyen yüksek, buna karşı gözaltı ve tutuklamaların hayata geçirildiğine dikkat çekti. Yüksek, "Cumhurbaşkanı 'Bu ülkede başkanlık sistemi olmalı' dediğinde tutuklanma olabilir mi? Yerinde yönetimde denildiğinde de bunun anlaşılması gerekir. Buna kulak verilmesi gerekir" diyerek, Suriye, Irak ve Libya'daki yaşananların buna kulak verilmemesinden kaynaklandığını söyledi.


'Halkın seçtiği vekiller muhatap alınmıyor'


Erdoğan'ın 2011 yılındaki "Valiler seçimle iş başına gelmelidir" açıklamasını hatırlatarak, bunun arkasında olduklarını söyledi. Yüksek, "Merkezi sistem öyle bir hal almış ki şu an da Hakkari ve Şırnak'ta olaylar oluyor HDP'nin hiçbir milletvekili muhatap alınmıyor. Hiçbir vali kaymamak HDP vekillerini dikkate almıyor. STÖ temsilcilerini, halkı dikkate almıyor. Halkı, halkın seçmiş olduğu seçilmişleri dikkate almayan bir yönetimi halkta kabul etmediğini söylüyor. Devleti atanmışlar mı yoksa seçilmişler mi yönetmelidir. Seçimlerin sonuçlarında ortaya çıkan HDP milletvekilleri iktidar ve cumhurbaşkanı kabul etmiyor. Bu seçimi kabul etmiyorlar. Bu halkın seçtiği vekilleri merkezi sistemin dışına itiyorlar. Gelinen süreçte zorunlu olarak karşı karşıya kalınan bir durumdur" dedi.

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler