1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Devlet oligarşik azınlığın zorbalığına derhal son vermelidir
Devlet oligarşik azınlığın zorbalığına derhal son vermelidir

Devlet oligarşik azınlığın zorbalığına derhal son vermelidir

Memur Sen ve Eğitim Birsen Diyarbakır temsilcilikleri, adalet, eşitlik, özgürlük adına 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle İnancının gereği başını örten kız öğrencilerin eğitim hakkının ellerinden alınmasını, protesto etmek amacıyla kitlesel basın açıklaması yaptı. Açıklamada devletin, oligarşik azınlığın zorbalığına derhal son vermesi gerektiğine vurgu yapıldı.

A+A-

DİYARBAKIR- 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle Memur Sen ve Eğitim Birsen Diyarbakır temsilcilikleri, inancının gereği başını örten kız öğrencilerin eğitim hakkının ellerinden alınmasını, başörtülü kadınların çalışma hayatının dışına itilmesini protesto etmek amacıyla kitlesel basın açıklaması yaptı. Yapılan kitlesel basın açıklamasında, "Her insanın vazgeçilmez, devredilmez, dokunulmaz temel hak ve hürriyetlerinden olan, çalışma hayatında yer almamızı, seçilme hakkımızı kullanmamızı yasaklayanları, halkın tasfiye etmiş olmasına rağmen zihniyetlerinin hayatımıza hâlâ yön vermesini protesto etmek, bu ülkeyi bizim için yaşanmaz kılan yasakların kaldırılması talebimizi haykırmak için toplandık" ifadelerine yer verildi.

Özgürlük Diyoruz

Sık sık tekbir getirilerek ve 'Başörtüsüne Uzanan Eller Kırılsın, Kamusal Alan Kocaman Bir Yalan, sloganları eşliğinde yapılan kitlesel basın açıklamasını Memur -Sen ve Eğitim Bir-Sen, Diyarbakır Şubesi Kadınlar Komisyonu Başkanı Zeynep Arrslan okudu. Arslan, kendilerinin gerçek anlamda 'özgür bir toplumda' düşünce ve inançlardaki çeşitliliğin, fikirlerin zenginlik olduğuna inandıklarını belirterek, "Bunun için hiçbir otoritenin toplumsal dokuya müdahale etmemesi, insanları ötekileştirmemesi gerektiğine inanıyor, çalışma hayatının dışına itilen başörtülü kadınlara özgürlük istiyoruz" dedi.

Eşitlik Diyoruz

Eşitlikten, insanların kategorize edilmemesini; başarılı olmak için fırsat ve imkânların herkese eşit bir şekilde sunulmasını anladıklarını ifade eden Arslan, devletin bütün vatandaşlarının meşru haklarını iade etmesini, özde ve sözde vatandaş ayrımına biran önce son vermesini istediklerini ifade etti.

Adalet Diyoruz

Adaletin, ödül ve ceza dağıtımıyla ilgili olduğuna, bunun için de her insana hak ettiği şeylerin verilmesi gerektiğine inandıklarına vurgu yapan Arslan,"Biz adaletin sadece maddi olgularla sınırlı olmadığını düşünüyor; adaletin de, özgürlük ve tüm insan hakları gibi dağıtılmasının mümkün olduğunu biliyoruz" şeklinde açıklama yaptı.

Kirli Hesaplar En Çok Kadınları Vurmuştur

Özgürlük, eşitlik ve adaletin sürgün edildiği her yerde, acıya maruz kalanların en çok kadınlar ve çocuklar olduğunun altını çizen Arslan basın açıklamasını daha sonra şu ifadeler ile sürdürdü: " Bütün kirli hesaplar en çok onları vurmuştur. Onlarca yıldır; din-siyaset, gelenek-modernlik, din-devlet gerilimlerinin kurbanı çoğu kez kadınlar olmuştur. Dün üniversiteye gittiğimizde bizi ikna odalarıyla karşılayanlar, bir kalbimizin, bir insanlık onurumuzun olduğunu düşünmeden ilkel öfkeleriyle bize diz çöktürmeye çalıştılar. Karanlık, kibirli güç odakları çıkarlarını korumak için zorunlu gördükleri çatışma için, inancımızın gereği olan başörtüsünü, daha derinlerde aklımızı, kalbimizi ve inancımızı kavgalarının ortasına atmaktan çekinmediler."

Devlet Müslüman Kadına Şiddet Uyguluyor

Devletin, kadının başını kapatarak TBMM'ye gelmesini, kamu hizmetinde görev almasını yasaklayarak bizzat kendisinin kadına şiddet uyguladığını, ayrımcılık ve ötekileştirdiğine vurgu yapan Arslan, "Üniversitede rektörlerin dönemsel lütuflarıyla haklarını kullanabilen kızlarımıza başörtüleriyle kamuda görev yapmak yasaktır. Bu uygulama, had bildirmenin başka bir versiyonudur. Küresel aktör iddiasındaki iktidar bunu ne bize ne dünyaya ne de kendilerine izah edemez. Mevcut iktidar bu ayıptan kurtulmalı, toplum mühendisliği olan 'kadınları inançlarını yaşama konusunda sınırlamaktan' vazgeçmelidir. Anayasa'da bulunmayan bir yasak, iç tüzük, yönetmelik hatta genelge gibi Anayasa'ya uygun olması gereken düzenlemelerle var ediliyor. Anayasa'da korunan bir hak, yönetmeliklerle yok sayılıyor" dedi.

Hiç Kimse, İç Düşmanlar İhdas Ederek Milletin Hukukunu Çiğneyemez

Arslan, aklımıza, ruhumuza giydirilmeye çalışılan deli gömleklerine hayır diyerek, "Sayın Başbakan, 'Hiç kimse, iç düşmanlar ihdas ederek milletin hukukunu çiğneyemez. Bu ülkede artık kimse sırtını devlete dayayıp işkence yapamaz, faili meçhullerin üzerini örtemez' diyor. Peki, biz de şunu soruyoruz: Bizi bu vesayetçi bürokrasinin çıkarttığı yönetmeliklerle yargılamaya, ötekileştirmeye devam edecek misiniz? O yönetmelik gereği olarak başörtülüleri Meclis'ten, kamuda çalışmaktan men eden yasakları korumaya devam edecek misiniz?" diye sordu.

İçinde doğup büyüdüğü toplumdan farklı bir hayat yaşamadıkları açıklamasından bulunan Arslan daha sonra, bu toplumda kimliklerini kazandıklarını, bu ülkenin inançlarıyla büyütüldüklerini ve bu ülkenin okullarında okuduklarını söyleyerek. "Ancak bugüne kadar iktidar sahiplerinin başörtülü kadınları kabulleniş biçimi hep özürlü olmuştur. Gerek İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde din ve vicdan özgürlüğü kapsamında başörtüsü serbestîsi açıkça ifade edildiği halde, bu pazarlık edilemez temel insan hakkı, bugüne kadar 'hukuksuzların egemenliği'yle gasp edilmiştir" dedi.

Ötekileştirmeye Son Verilsin

Başlarını örten kadınlara yıllardır reva görülen hukuksuz uygulamaların bir ötekileştirme olduğunu dile getiren Arslan, ötekileştirmeye artık son verilmesi çağrısında bulunarak, "Kadınların imanî, insanî değerleri, evrensel hukuktan kaynaklanan hakları görmezden gelinerek üretilen bu yasak açık bir insanlık ayıbıdır. Sahip olduğumuz değer, birikim ve eğitimi görmezden gelen, yaşama arzumuzu ve enerjimizi yok eden bütün uygulamaların son bulmasını istiyoruz. Toplumsal hayatın hiçbir aşamasında sorun olarak görülmeyen başörtüsü, toplum mühendisleri eliyle sorun haline getirilmiştir" dedi.

Başörtüsüne Her Alanda Özgürlük İstiyoruz

Devletin yönetim aracına ve çalışma hayatına hükmeden oligarşik azınlığın zorbalığına derhal son verilmesi gerektiği çağrısında da bulunan Arslan, kitlesel basın açıklamasına daha sonra şu ifadeler ile devam etti: "Biliyoruz ki, devlet dönüşmeden çalışma hayatının diğer alanlarında bu ayrımcı tutum değişmeyecek, sosyal eşitsizlik sorunu ortadan kalkmayacaktır. Siyasi iktidarın hedefleri arasında yer verdiği gibi, vatandaş iradesinin devletin bütün kurumları üzerinde belirleyici etkiye sahip olduğu özgürlükçü demokrasi istiyoruz. Özgürlük istiyoruz. Kamuda, her alanda ve konumda, tüm mesleklerde, hiç bir istisna ileri sürülmeksizin başörtülü çalışma hakkımızı istiyoruz.

Akademide, yargıda, eğitimde, sağlıkta, sporda ve siyasette başörtülü- başı açık ayrım yapılmaksızın, herkesin eşit vatandaşlık hakkını kullanmasını istiyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı yeni yayımladığı öğrencilerin kılık kıyafet yönetmeliğinde başörtüsünü sadece imam hatiplerle ve Kuran-ı Kerim dersi ile sınırlamıştır. Biz yasaklar kalksın derken yasağı meşrulaştıran bu yaklaşımı da asla kabul etmiyoruz. Bakanlık bu defoyu tez elden ortadan kaldırmalı, ders merkezli hak kullanımı ayıbından bir an önce kurtulmalıdır."

Başörtüsü Politik Hesaplaşmaların, Suni İdeolojik Çatışmaların Malzemesi Değildir"

İktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplumuyla, kadınıyla, erkeğiyle hep birlikte el ele, omuz omuza bu çağdışı yasağı kaldırmalıyız" diyen Arslan basın açıklamasını son olarak, "Başörtüsü politik hesaplaşmaların, pazarlıkların, suni ideolojik çatışmaların malzemesi değildir. Başörtüsü, inancının gereği olarak kadınların kimliğidir, kişiliğidir. Herkes kadına ait bu kimliğe ve kişiliğe insan olarak saygı duymak zorundadır" ifadeleri sonlandırdı.

 

(Osman İçli-İLKHA)

HABERE YORUM KAT