1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Demirtaş “Özür dilensin”
Demirtaş “Özür dilensin”

Demirtaş “Özür dilensin”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş, Çınar ilçesinde 3’ü çocuk, 6 kişinin yaşamını yitirdiği, 39 kişinin de yaralandığı bombalı saldırı ile ilgili yaptığı açıklamada,

A+A-

 Yitirilen canlar arasında ayrım yapılamayacağını vurgulayarak “Çınar'da katledilen bebeği, Sur'da katledilen bebekten ayırabilir miyiz? Çınar'da katledilen sivil, bebek çocuklar için bunu yapanların çıkıp açıkça kamuoyundan özür dilemesi lazım” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Diyarbakır Sağlık Platformu'nun Sur'daki ablukaya dikkat çekmek amacıyla başlattığı "Beyaz önlük" eyleminin 23'üncü gününde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde gerçekleştirilen foruma katıldı. Burada gündeme dair kapsamlı değerlendirmeler yapan Demirtaş, sağlıkçıların 23 günlük eylemlerini selamladığını ve kutladığını söyledi.

 

Demirtaş, "Asıl görevi insanı yaşatmak olan, sağlıklı bir şekilde yaşatmak olan, sağlık emekçilerin, doktorların, hemşirelerin, sağlık memurlarının Sur'da yaşanan çatışmaların durması, durmuyorsa bile çatışma nedeniyle mağdur olmuş ya da sağlık hizmetinden yararlanamayanların sağlık hizmeti almaları konusunda ki uğraş ve çabaları, maalesef ki sonuç vermedi, vermiyor. Bu çabalarının özellikle değerli ve önemli olduğunu belirtmek istiyorum" sözleri ile sağlık emekçilerinin yanında olduğu söyledi.

Savaşların toplum üzerinde yarattığı etkilere dikkat çeken Demirtaş, "Ankara'dan yaşatma adına, Ankara'dan barış adına tek bir sözcüğün dahi yasaklanmaya çalışıldığı bu günlerde, yaşamın kutsallığına vurgu yapan her çalışma bizler açısından da çok kıymetli, desteklenmesi gereken çalışmalardır. Çatışma ve savaş ortamları sadece insanın fiziki doğasına aykırı değildir, insan ruhuna da aykırıdır. Savaş ve çatışma ortamları toplumları kendi içerisinde de parçalar ve ayrıştırır. Savaş sıkılan ilk kurşunla birlikte vicdanları öldürür, gerçekleri öldürür. Ve toplum giderek duyarsızlaşmaya ya da kamplaşma-kutuplaşma çerçevesinde bir birine karşı düşmanlaşmaya başlar. İşte vicdanların kaybolduğu anlar o anlardır" dedi.

'Topluma rağmen yürütülen bir savaş dayatmasıdır'

Yaşanan savaşın halkların istediği bir savaş olmadığına dikkat çeken Demirtaş, "Topluma rağmen yürütülen bir savaş dayatmasıdır. Elbet bir gün bitecek. Şu dakikada bitmesi hepimizin samimiyeti, temennisidir. Fakat savaşı, çatışmayı sonlandırmaya gücümüz yetmiyor diye insanlığımızı kaybetmenin bir anlamı yoktur. Bu savaş bittiğinde geride mezarlarımız kalacak, geride yaralılarımız kalacak, acılarımız kalacak. Ama en azından bir insanlığımız kalsın geride. Türkiye toplumu olarak bir birimize bakacak yüzümüz kalsın geride. Bizler yüzlerce, binlerce yıldır bu topraklarda bin bir zorluğa, zahmete rağmen biz arada yaşamayı başarmış halklar olarak, eğer ki çatışma ve savaş ortamında insanlığımızı, insani değerlerimizi kaybedersek, bu savaşın bize kaybettirdiği en büyük değer olacaktır.

 

Şu günlerde yaşananlar, hükümet merkezli söylemler, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, devlet adına konuşuyorum şiarıyla sadece kutuplaştırma ve kamplaşmaya hizmet edenler, işte toplumu bu şekilde yaralayan, karşı karşıya getiren, toplumu bir birine karşı neredeyse düşmanlaştıran, linç ortamı yaratan siyasi söylem sahipleridir. Bizler HDP olarak bütün sorunlarımızın çözümünün siyasetten geçtiğine inandığımız için parlamentodayız. Konuşarak çözülemeyecek hiçbir sorunumuz yoktur şiarına inandığımız için siyasetteyiz, parlamentodayız. Buna gücümüzde, kararlılığımızda, irademizde yeter" dedi.

'Parlamentonun Türkiye'nin sorunları diye bir gündemi yok'

"Hükümet, 7 Haziran sonrası ortaya çıkan tabloyu elinin tersiyle bir kenara itip, adeta siyasi bir Saray darbesiyle parlamentoya, devlete, bürokrasiye el koyduğu günden bu yana Türkiye'de siyaset işlemiyor" diyen Demirtaş, "Parlamentonun Türkiye'nin sorunları diye bir gündemi yok. Türkiye'de yaşanan sorun, sıkıntı, savaş, parlamentonun gündeminde değil. Parlamento zaman tüketiyor. Gereksiz bir kurum muamelesi görüyor. Bütün kararlar parlamento dışında alınıp, uygulanıyor. Siyaset devre dışına itilip, bypass noktasına getiriliyor. Bunların hepsi bilinçli politikalardır" dedi.

Barış taleplerinin artması gerektiğini belirten Demirtaş, "Bu politikaların üstesinden gelebilmenin yolu barış sesini çoğaltmaktır. Toplum gerçektende şu savaştan memnunsa, toplumun büyük bir çoğunluğu memnunsa, sürdürmekte haklıdır. Ama bizim kanaatimiz o ki, Karadeniz'de de, Trakya'da da, Ege'de de, Güneydoğu, Akdeniz ve Orta Anadolu'da da toplumun ekseriyeti, bu savaşın bir an önce sonlanması ve sorunların diyalogla çözümü taraftarıdır. İşte toplumun bu barış duygusunun, barış isteğinin ortaya çıkmasının görünür hale gelmesini engellemek içinde her türlü baskı yöntemini deniyorlar. Düşünün ki bir show programında, bir kadın 'çocuklar ölmesin, barış olsun, analar ağlamasın' dediği için hem kendisi, hem program yöneticisi bir bütün olarak linç ortamına tabi tutuldu.

'600 TV'de savaş propagandası yapıyorlar'

 

Havuz medyasının 24 saat savaşı kışkırttığını belirten Demirtaş, "Ben merak ediyorum. Doğrudan hükümete bağlı çalışan, hatta AKP'nin bizzat parasını vererek kurdurduğu 600'e yakın televizyon kanalı var Türkiye'de. 24 savaş yayını yapıyorlar. Ulusal ve yerel düzeyde hiç durmadan savaş yayını yapıyorlar. 'Bu savaş niye olmalı ve niye devam etmeli diye' savaş propagandası yapıyorlar. 24 saat 600 kanal, onlarca büyük gazete, yüzlerce web sitesi, hepsi 'savaş devam etmeli' propagandası yapıyorlar. Peki, bir televizyon programında bir dakikalık barış mesajı verilmesi neden bu kadar panikletiyor hükümeti? Saray'dan iktidara kadar bu kadar savaş propagandası imkanına sahip bir hükümet, bir dakikalık bir barış propagandasından neden korkuyor?" diye konuştu.

 

'Barış duygusu ve istediği bulaşıcıdır'

 

AKP'nin farklılıklara tahammül edemediğini belirten Demirtaş, "İşte korkunun nedeni, barışın bulaşıcı olmasıdır. Savaş bulaşıcı değildir, insanın doğasına aykırıdır. Ama barış duygusu ve istediği bulaşıcıdır. O bir dakika bir anda Türkiye'de büyük bir barış çığlığına dönüşebilir. Bundan korkuyorlar. O 600 televizyonun savaş propagandasına karşı bir dakikalık, kendilerinin arzu etmediği barış propagandası çılgına çevirebiliyor hepsini. Ve derhal en ağır şekilde linç edip, cezalandırıp, bir daha kimsenin 'Analar ağlamamalı, çocuklar, bebekler ölmemeli, savaş durmalı' deme cesaretini göstermeyeceği noktaya getirmek istiyorlar" dedi.

 

'Bugün barış isteyenleri linç edenler yarın herkesten daha barışçıl olacaklar'

 

Akademisyenlerin uğradığı linç politikasına da değinen Demitaş, "Birkaç gündür akademisyenlerin yaşadığı durum aşağı yukarı budur. Barış isteyen ve hükümeti eleştiren, 'hükümet neden barış yapmıyor' eleştirisini yönelten herkes vatan haini, pkk, düşman kodlayıp, bir daha kimsenin böyle bir şeye cesaret edemeyeceği bir linç ortamı yaratmak istiyorlar. Çünkü barışı ancak onlar isterse, muktedir hazretleri isterse olabilir, halk isterse barış olamaz. Halk istememeli. Ve kendisi istemeye başladığında etrafındaki şakşakçıları, paralı, maaşlı avareleri, kraldan daha kralcı bir şekilde barış barış diye haykırmaya başlıyorlar. Bir koro halinde bugün barış diyenleri linç edenler, yarın hepimizden daha barışçı, daha çözümcü olabiliyorlar. Bu ilkesiz, bu ahlaksız, bu seviyesiz devlet yönetme anlayışı, Türkiye açısında büyük bir talihsizliktir" dedi.

 

'Daha ne desinler'

 

"Türkiye'nin akademik vicdanı hükümete seslenmiş. Devleti muhatap almış ve barış olsun demiş" diyen Demirtaş, "Suç işlemeyin, suça bizde ortak olmayacağız demiş. Daha ne desinler. Bir barış çağrısı yapmak akademi dünyası açısından hak değilse, ifade özgürlüğü değilse, daha ne desinler. Oluk oluk kan akacak diyenler baş tacı edilebiliniyor. Ve siz bunun adına ileri demokrasi diyorsanız toplumu kendi ellerinizle bölüp parçalamış olursunuz" dedi.

 

'PKK bu kadar kendi propagandasını yaptıramazdı'

 

Demirtaş şöyle devam etti: "İnanının ki bu Beyaz Show ve akademi dünyasındaki gelişmelerden sonra yaşananlar en büyük PKK propagandasıdır. PKK on yıllarca çalışsaydı kendi propagandasını bu kadar yaptıramazdı. Savcılar, Cumhurbaşkanı, Başbakan, AKP medyası günlerdir PKK propagandası yapıyorlar. Akademiler veya akademisyenlerin niyeti PKK propagandası yapmak değil, şiddet, silah propagandası yapmak değildi. Bildiriyi eleştirebilirsiniz. Başkada bir şey yapamazsınız. Hele hele hükümet yetkilileri olarak hedef gösteremezsiniz. Cumhurbaşkanı olarak yargıya talimat veremezsiniz. Suçtur, Anayasal suçtur. Yargıyı göreve çağıramazsınız."

 'Çınar'da katledilen bebeği, Sur'da katledilen bebekten ayırabilir miyiz?'

 Çınar'da yaşananlara da değinen Demirtaş, "Canlar arasına ayrım koymadan Çınar'da, Sur'da, Cizre'de yitirdiklerimizi aynı sıcaklıkla anabilmektir barışı cesaretle savunmak. Çınar'da katledilen bebeği, Sur'da katledilen bebekten ayırabilir miyiz? Biz ayıramayız, bu ayrımı yapan da kendine 'insanım' diyemez" dedi.

 'Bu vicdansızlık ortamını kabul edemeyiz'

 Hükümetin sivil kayıpları görmemesini eleştiren Demirtaş şunları söylediB "Hükümet haftalardır, aylardır Cizre'de sivil öldürdüğünü kabul etmiyor. Sivil ölüm yoktur' diyor. Bunu söyleyen suç işlemiş sayılıyor. Bunu söyleyen pkk propagandası yapmış diyor. Bu vicdansızlık ortamını biz kabul edemeyiz. Çınar'da yaşanan saldırı kimler tarafından yapıldı bilmiyoruz. Üstlenen çıkar mı ya da sorumluları devlet tarafından tespit edilir mi bilmiyoruz. Ama orada katledilen sivil, bebek çocuklar için bunu yapanların çıkıp açıkça kamuoyundan özür dilemesi lazım. Hükümet bunu yapabilir mi diğer yerlerdeki sivil katliamları için? Yapamaz, kabul bile etmiyor. Ama Çınar'da kim yaptıysa, Cizre'de kim yaptıysa, Sur'da, Silopi'de ya da başka yerde özür dilenmesini istemek halk olarak hepimizin hakkıdır."

 Demirtaş'ın konuşmasının ardından, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak söz aldı. Kışanak'ın konuşmasının ardından sağlık emekçileri, Demirtaş ve HDP ve DBP'li seçilmişler bir süre ateş etrafında sohbet etti. Daha sonra Demirtaş, eylemden ayrıldı.

Etiketler : , ,

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler