1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Deklarasyondan ortak vatanda yaşam vurgusu
Deklarasyondan ortak vatanda yaşam vurgusu

Deklarasyondan ortak vatanda yaşam vurgusu

“Bu model bin yıldır kader ortaklığı yapmış halklarımızın ülke ve bölge meselelerinin barışçıl ve demokratik çözümüne öncülük edecektir”.

A+A-

Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK), iki gün süren toplantı ve tartışmalar sonrasında hazırlanan, siyaset kamuoyunda ilgiyle beklenen “Özyönetimlerle İlgili Siyasi Çözüm Deklarasyonu” açıklandı.

 

Deklarasyonda, yerel asayiş güçlerinin kurulması ancak bu güçlerin merkezi idare ile koordinasyon içinde çalışması, trafik hizmetlerinin yerelleşmesi, merkezi hükümetin yerel üzerindeki her türlü vesayetinin kaldırılması, Kürtçenin resmi dil olarak kabul görmesi, adalet, sağlık, eğitim, kültür, inanç gibi birçok konuda yerel seçilmiş organların politika üretmesi, yer altı ve yer üstü kaynaklardan yerele pay aktarılması gibi talepler öne çıktı. Deklarasyonun önemli bir yönü de ortak vatanda yaşam vurgusu oldu.


Diyarbakır'da merkez Kayapınar ilçe belediyesine ait kapalı spor salonunda Cumartesi ve Pazar günü, özyönetim gündemi toplanan DTK Olağanüstü Genel Kurulu toplantısı dün sabah oturumundaki basına kapalı bölümün tamamlanmasından sonra, öğleden sonraki oturumda, beklenen deklarasyonun açıklanmasıyla sonuçlandı. “Özyönetimlerle İlgili Siyasi Çözüm Deklarasyonu” adı verilen deklarasyonun Kürtçe metnini DTK Eşsözcüsü ve HDP Hakkari Milletvekili Selma Irmak, Türkçe metnini ise DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle okudu.


Geniş bir değerlendirme ve açıklama ile başlayan deklarasyonda, 14 maddeden oluşan talepler de sıralandı. Deklarasyonda “Kürdistan ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ortadoğu son derece tarihsel ve önemli bir süreçten geçmektedir. Günümüzde küresel kapitalizm derin bir kaos yaşamaktadır.

 

Yaşanan bu kaostan etkilenen bölgelerin başında da Ortadoğu, Anadolu ve Mezopotamya gelmektedir. Dolayısıyla Dünya’nın belli başlı tüm güç odakları bölge üzerinde ciddi hesaplar yapmaktadır. Kaos dönemlerinde yaşanan ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi ve askeri gelişmelerin sonucu olarak yaşadığımız yüzyılda ulusal kimlik, özgürlük ve demokrasi sorunları çözülememiştir. Bu nedenle eskiyi ifade eden yapılanmalar bir bir çözülürken yeni alternatif demokratik modeller ortaya çıkmıştır” denildi.


Öcalan’ın 2013 Nevruz’unda bütün Türkiye ve dünya toplumlarına tarihi bir açıklama yaptığı belirtilen deklarasyonda “Kuşkusuz ülkemizin sorunlarının çözümü derinlikli ve güvene dayalı bir müzakere temelinde Türkiye Büyük Millet Meclisi onayı ile gerçekleştirilmelidir. Nitekim Sayın Öcalan 2013 Nevruz’unda yayınladığı deklarasyon sonrasında gerçekleşen diyaloglarda bunu hedeflemişti. Artık silahlar susacak, fikirler konuşacaktı. Yeni mücadele yöntemi fikir ve demokratik siyaset olacaktı. Ancak bu gerçekçi ve doğru çözüm yolu AKP Hükümeti tarafından oyalama ve tasfiye politikasına dönüştürülmüştür.

 

28 Şubat’ta hükümet yetkililerinin de hazır bulunduğu Dolmabahçe Sarayında kamuoyuna sunulan mutabakat belgesi Cumhurbaşkanı tarafından reddedilmiştir. Bunun ardından, makul yaklaşımlarıyla çözümleyici olduğu tüm kesimler tarafından kabul edilen Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan ağır tecrit ve sürecin buzdolabına kaldırıldığı açıklaması, AKP’nin Kürt sorununda bir çözüm politikasının olmadığının, baskı ve savaşla Kürt halkının Özgürlük Mücadelesini tasfiye etmeyi amaçladığının açık kanıtı olmuştur” görüşlerine yer verildi. 


7 Haziran 2015 genel seçimlerinde ortaya çıkan halk iradesinin, başta Kürt sorunu olmak üzere, Türkiye halklarının barış ve demokratikleşme sürecine verdiği güçlü bir yanıt olduğu dile getirilen deklarasyonda “Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözümüne dair çok güçlü bir halk iradesinin sandıkta tecelli etmesiydi. Maalesef Türkiye’yi sorunlar çıkmazından çıkaracak bu seçim sonuçları ve halk iradesi tanınmayıp, saygı duyulmayarak tarihi bir fırsat kaçırılmıştır.

 

Tayyip Erdoğan ve ekibiyle, AKP üst yönetimi, bir siyasi darbe yaparak parlamentoyu çalıştırmayıp, devlete ve bürokrasiye de el koyarak kapsamlı bir savaş politikasına örtü yapacağı bir seçim süreci başlatarak 7 Haziran seçim sonuçlarını ortadan kaldırmışlardır” denildi.


İmralı’da yürütülen görüşmelerin sonlandırılarak varılan mutabakatın da yok sayılmasıyla savaş kararı alındığı ifade edilen deklarasyonda “Savaş kararı alınarak gerilla alanlarına yönelik hava ve kara operasyonlarının başlatılması, halklarımızın en meşru ve demokratik taleplerinin şiddet yöntemleriyle bastırılmaya çalışılması sonucunda, bazı il ve ilçelerde halk meclisleri özyönetim kararı almıştır. Özyönetim ilan edilen yerlerde bir yıldır sakız gibi çiğnenen “kamu güvenliği” adı altında seçilmişlere, sivil halka, siyasetçilere ve gençlere yönelik tutuklama ve infazlara yönelinmesi, özyönetim alanlarını hendekler ve barikatlarla savunma durumunu ortaya çıkarmıştır.  

 

Bugün, sorunu hendeklere sıkıştıran ve bunun üzerinden geliştirilen devlet terörünü meşrulaştıran politikalara karşı halkımızın geliştirdiği meşru direniş, özünde kendi kendini yerelden yönetme, yerel demokrasiyi inşa etme talebi ve mücadelesidir.

 

Kürt halkının hukuki, siyasi ve statü talebi kabul edilmediği için Kürt halkı da kendi öz gücüne dayanan bir mücadele sürecine girmiştir. Bu mücadelenin, toplumsal sorun üreten iktidarcı, merkeziyetçi ve erkek egemen yönetim anlayışlarına alternatif olarak demokratik siyaset anlayışını, yönetim modelini ve sistemini benimseyen, toplumsallığı ve birlikte yaşamı, Kürt sorununun siyasi statü temelinde demokratik çözümünü esas almaktadır. Bu da, sorunun esas olarak bir demokrasi ve özgürlük sorunu olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Demokrasi ve özgürlük talepleri özünde siyasi statü talepleridir. Çözümü de siyasi müzakere zemininde olmalıdır. Bu nedenle, yaşadığımız bütün sorunların aşılabilmesi için diyalog ve müzakere kanallarının yeniden devreye girmesi önemlidir. Bunun için de, Kürt Halk önderi Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanmasını, sürecin sağlıklı ve istikrarlı yönetilebilmesi için zorunlu görmekteyiz” denildi.


Daha önce DTK’nen kamuoyuna sunduğu, HDK, DBP ve HDP’nin de programlarına aldığı demokratik özerkliğin, içeriğini doldurarak kamuoyuna deklare etmek istedikleri dile getirilen deklarasyonda “Böylece özyönetim ilan eden halkımızın amacı ne, ne istiyor soruları daha iyi anlaşılacaktır. Bugün dünyada hakim olması gereken yönetim anlayışı tartışmasız demokrasidir.

 

Yerel demokrasi ve farklılıkların özgünlüğünü tanımak günümüz demokrasilerinin temel karakterini oluşturmaktadır. Demokrasilerde yönetimlerin meşruiyeti, artık her sokağı, her mahalleyi, her il’i ve ilçe’yi merkezden yönetmekle değil, yerellerden özyönetimleri tanıyarak sağlanmaktadır.

 

Dünyada farklı toplulukların özerkliğini tanımayan tek bir demokrasi kalmamıştır. Çünkü bu özerklikleri tanımadan demokrasiyi geliştirmek mümkün değildir. Türkiye’nin tarihsel geçmişine, çok kültürlü ve çoğulcu toplum yapısına, kalabalık nüfus ve büyük coğrafya gerçekliğine en uygun yönetim modelinin demokratik özerklik olduğunu rasyonel düşünen herkes kabul etmektedir. Bu yönetim modeli aynı zamanda Kürt sorununun demokratik temelde ve birlikte yaşama çerçevesinde çözümünü de sağlayacaktır. Aylardır özellikle halkın özyönetim ilan ettiği yerlere tank, top, binlerce asker ve polis ile ağır saldırılar yürütülmektedir. Katliam ve halkı sindirme amaçlı gerçekleştirilen bu saldırılar sonucu hem ölümler, yaralanmalar yaşanmakta, hem de kentlerde tarihi-kültürel miraslarımız, ibadet yerlerimiz yakılmakta ve yıkılmaktadır. Kürt halkı da hem özyönetimin ilan edildiği yerlerde, hem de bulunduğu her alanda direnişini giderek büyütmektedir. Haklı ve meşru temele dayanan bu direniş mutlaka kazanacaktır. Bu haklı ve meşru direnişe saldıranlar hem demokratik Türkiye’de, hem de tarih ve insanlık karşısında yargılanacaklardır” denildi.


 “DTK olarak halk meclislerinin ilan ettiği özyönetim ilanlarını ve halkın her alanda yürüttüğü bu haklı ve meşru direnişi sahipleniyor; Kürt halkının ve tüm Türkiye halklarının bu direnişlere katılmasını ve destek vermesini demokrasi ve özgürlük mücadelesi gereği olarak görüyoruz” ifadelerine yer verilen deklarasyonda, şöyle devam edildi:


 “Şu anda yaşananlar AKP hükümetinin gösterdiği gibi hendek ve barikat sorunu değildir; demokrasi sorunudur. AKP'nin saldırgan politikası ise halkın iradesini ve yerel demokrasiyi tanımayarak halkın özgür ve demokratik yaşam iradesini kırmaya yöneliktir. Demokratik siyasal yollardan çözülmesi gereken bir sorunun çözümsüz bırakılmasının yarattığı sorunlar yaşanmaktadır. Var olan gerilim ve çatışmalar ancak demokratikleşme zihniyeti ve çözüm yaklaşımıyla ortadan kaldırılabilir. Kürt sorunu gibi temel bir sorunun çözülmemesinin, direnişin derinleşerek büyümesine yol açacağı aşikardır.

 

DTK Genişletilmiş Olağanüstü Genel Kurulu, yaptığı kapsamlı tartışma ve değerlendirmeler neticesinde, özyönetimin içeriğinin doldurularak sahiplenilmesini, savaş ve şiddet politikalarına karşı bireyin ve toplumun kendi özsavunmasını almasının meşruluğunu, toplumsal inşa sürecinin de eşzamanlı ele alınarak hayata geçirilmesinin elzem olduğunu karara bağlamıştır.

 

Kürt sorununun demokratik özerklik çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesinden ayrı ele alınamaz. Türkiye gerçeğinde demokratik özerkliğe dayalı bir siyasi ve toplumsal sistem yaratmadan Türkiye’nin demokratikleşmesi mümkün değildir. Bu açıdan özyönetim ilanları kesinlikle Türkiye’yi de demokratikleştirme adımlarıdır; Yerinden yönetimi sağlayan yasal demokratik adımların atılmasını da tüm Türkiye halkları açısından gerekli ve doğru bir adım olarak görüyoruz. Kuşkusuz yerel demokrasi her alanın, bölgenin ve toplumun ihtiyaçları ve koşullarına göre farklı uygulama biçimlerine kavuşacaktır. Demokratikleşme, yerel demokrasinin ve farklı kimliklerin özerkliğinin gerçekleşmesi açısından yasal imkan sağlayacağından her alanın demokrasiyi kendi koşullarına uyarlaması zor olmayacaktır.

 

Demokratik özerklik, özyönetimler ve yerel demokrasi açısından spekülatif tartışmaların son bulması için Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik şartındaki çekincelerin kaldırılması yanında, aşağıda belirteceğimiz demokratik özerklik sorumluluk alanlarının tespiti çerçevesinde sadece Kürt sorununun değil; siyasi, toplumsal ve idari birçok sorunun çözümüne kapı aralayacağına inanıyoruz”


Bu açıklamaların ardından kongrede belirlenen, özyönetim modeli ve yerel asayiş güçlerinin kurulması ancak bu güçlerin merkezi idare ile koordinasyon içinde çalışması, trafik hizmetlerinin yerelleşmesi, merkezi hükümetin yerel üzerindeki her türlü vesayetinin kaldırılması, Kürtçenin resmi dil olarak kabul görmesi, adalet, sağlık, eğitim, kültür, inanç gibi birçok konuda yerel seçilmiş organların politika üretmesi, yer altı ve yer üstü kaynaklardan yerele pay aktarılması gibi talepler ile ilgili 14 madde de şöyle sıralandı:
 

“1. Ülke genelinde kültürel, ekonomik, coğrafi yakınlıkları dikkate alınarak bir veya birkaç komşu şehri kapsayacak biçimde demokratik özerk bölgelerin oluşturulması,

 

2. Tüm bu özerk bölgelerin ve kentlerin demokratik esaslarla seçilmiş meclisler ve meclisler içinden seçilmiş özyönetim organları tarafından Türkiye’nin yeni demokratik Anayasasının temel prensipleri  çerçevesinde yönetilmesi. Özerk Bölgelerin halk iradesinin ayrıca TBMM ve merkezi yönetimde de demokratik esaslar temelinde temsil edilmesi.

 

3. Demokratik özerk bölgeler ve diğer idari birimlerde merkezi yönetimin seçilmişler üzerindeki her türlü vesayetine son verilmesi, seçilmişleri görevden alma yetkisinin kaldırılması. Merkezi yönetim organlarının, yeni demokratik anayasa ilkelerine uyulması doğrultusundaki denetimleri dışında bölgesel ve yerel yönetimler üzerindeki her türlü vesayetinin son bulması,

 

4. Özerk bölge ve kentlerde şehir, mahalle, köy, kadın ve gençlik meclislerinin, farklı halklar ve inanç toplulukları meclislerinin, sivil toplum örgütlerinin karar alma ve denetleme süreçlerine doğrudan katılımının sağlanması,

 

5. Demokrasinin derinleşmesi, kapsamlılaşması, özgür ve demokratik yaşamın sağlanması açısından kadınların meclislerde, tüm karar mekanizmaları ve özyönetim kademelerinde eşit temsilinin tanınması. Kadınların ihtiyaçları doğrultusunda meclis, komün ve toplumsal kurumlar kurabilmesi; kadın kurumları ve kadınlarla ilgili kararların tamamen kadın meclislerinin onayından geçmesi. Kadının her alanda özgür ve özerk örgütlenmesinin tanınması.

 

6. Gençliğin karar mekanizmaları ve özyönetim organlarında yer alması. Bu açıdan gençliğin her alanda özgün örgütlenmesi ve karar mekanizmalarına özgün kimliğiyle katılmasının sağlanması,

 

7. Her kademede eğitimin özyönetimlere bırakılması.Türkçenin yanı sıra bütün anadillerin de eğitim ve öğretim dili olması. Eğitim müfredatında genel müfredat dışında yeni demokratik anayasa, evrensel değerler ve insan hakları çerçevesinde  yerelin tarihi, kültürel ve toplumsal özgünlükleri ve ihtiyaçları temelinde müfredata eklemeler yapılması. Türkçenin yanında yerel dillerin de resmi dil olarak kabul edilmesi.

 

8. Dil, tarih ve kültür alanında her türlü çalışma yapabilmek.Aynı zamanda İnanç ve ibadet hizmetleri sunan kurumların özerk kurumlar olarak örgütlendirilmesinin sağlanması.

 

9. Bütün düzeylerdeki sağlık ve tedavi hizmetlerinin özerk yönetimlerce  sunulabilmesi.

 

10. Yargı Sistemi ve Adalet Hizmetlerinin Özerk Bölge Modeline göre yeniden düzenlenmesi.

 

11. Toprak,Su ve Enerji kaynaklarının Ekolojik çerçevede toplum yararına işletilmesi,denetlenmesi ve üretimden pay alma yetkisinin Özerk Bölge Yönetimine verilmesi.Öz yönetimin tarım, hayvancılık, sanayi ve ticaret dahil her alanda genel demokratik anayasa ilkelerine ters düşmeden her türlü üretim ve işletme birimleri oluşturma,bu tür toplumsal ve bireysel girişimleri destekleme, teşvik etme,hibe desteği sunma yetkisine sahip olması.

 

12. Özerk Bölgenin yönetim alanında ve kent içinde,  her türlü kara, hava, deniz ulaşım hizmetlerini sunması ve denetimini sağlaması. Trafik hizmetlerinin merkezi trafik kurumları ile uyumlu halde yerel yönetim organları denetimindeki birimlerce yürütülmesi.

 

13. Yukarıda belirtilen hizmetlerin sunulabilmesi için yerelde bütçelemenin Özerk Bölge Yönetimine devredilmesi ve kadın odaklı bütçelemenin esas alınması; merkezle ve diğer yerellerle varılacak anlaşmalara ve hakkaniyet ilkelerine bağlı olarak bazı vergilerin özyönetim birimleri tarafından toplanması. Merkezin yerelden topladığı bütün vergi gelirlerinden yerele pay verilmesi. Merkezin bölgelerin gelişmişlik farkını giderecek şekilde gerekli tedbirleri alması.

 

14. Özerk Bölge Yönetiminin denetiminde, yereldeki asayişin tümünü sağlayacak resmi yerel güvenlik birimlerinin kurulması, bu birimlerin Anayasal kurallar çerçevesinde ihtiyaçlara bağlı olarak kurulmuş merkezi Savunma ve güvenlik birimleriyle koordineli olarak çalışması”
Deklarasyonun sonuç bölümünde ise;


“Demokratik özyönetimlerin Türkiye'nin demokratik birliği ve halkların ortak geleceği temelinde gerçekleşmesini ve bu nitelikte demokrasiyi ve özgürlükleri güvence altına alacak demokratik bir anayasa yapılması zorunludur. Böyle bir anayasa tüm toplumsal kesimler, farklı etnisiteler ve inanç toplulukların özgür ve demokratik yaşama kavuşması açısından da vazgeçilemez önemdedir. Yalnızca bir halkın, bir kesimin,  bir topluluğun özgür ve demokratik yaşamını sağlayan ama diğerlerine hak tanımayan bir anayasa, siyasal ve  toplumsal bir sistem düşünülemez.

 

Demokratik özerklik mücadelemiz Kürtler için olduğu kadar, Türkler ve tüm diğer etnisiteler, inanç toplulukları, dışlananlar, ezilenler, ihmal edilenler için de bir demokrasi ve özgürlük mücadelesidir. Özyönetimlere dayalı demokratik özerklik modelimizin aynı zamanda Ortadoğu’nun içinde bulunduğu bu karmaşa ve kaos ortamından çıkışa dönük önemli bir örnek oluşturacağı inancındayız. Bu model bin yıldır kader ortaklığı yapmış halklarımızın ülke ve bölge meselelerinin barışçıl ve demokratik çözümüne öncülük edecektir. Bu deklarasyon dinamik bir tartışma ve uzlaşma arayışıdır. Öneri ve eleştirilere açıktır. Bu çerçevede çatışmalara son verilerek, Türkiye’nin demokratikleşmesi, siyasi çözüm yolunun açılması için, Türkiye'nin bütün demokratik ve toplumsal özgürlük güçlerini, siyasi partileri, şahsiyetleri, kanaat önderlerini, inanç toplulukları ve kurumlarını Kürt halkının yürüttüğü meşru ve haklı mücadeleye ve taleplerine destek vermeye davet ediyoruz. Kürdistan’daki bütün toplumsal kesimleri ve siyasi partileri ulusal birlik ruhuyla  halkımızın yürüttüğü direnişe sahip çıkmaya; dünya halklarını ve kurumlarını halkımızın meşru özgürlük talepleriyle dayanışmaya çağırıyoruz” denildi.
Deklarasyonun açıklanmasının ardından kürsüye çıkan parti eş genel başkanları deklarasyon ile ilgili şunları söyledi:
 
Demirtaş: Endişe ve kaprislerden sıyrılın
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Özyönetimden korkulacak bir durum yoktur. Siyasi partililer de endişelerinden, kaprislerinden sıyrılması gerekiyor. Partimiz, DTK’nın deklarasyonunun katılımcısı ve uygulayıcısı olacaktır”
 
Yüksekdağ: “Bu halk seçeneksiz değildir”
HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ: “Bu deklarasyon demokratik taleptir. Direnişe neden olan sorunlara bir çözüm olması için çalışacağız. Buradaki ortaklaşmayı büyüteceğiz. Bütün Türkiye halklarına yapılan ortaklaşma çağrısıdır. Bu halk seçeneksiz değildir”
 
Kürkçü: Tercümana gerek yok
HDK Eş Sözcüsü Ertuğrul Kürkçü: “Deklarasyon söylenmesi gereken her şeyi söylüyor unun için bir tercümana gerek yoktur ama söylenecek tek şey: Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin’de sivil halkını sahiplenmedir. Kürtler Türkiye’deki insanları bir kez daha barış yoluna davet etmektir.”
 
Yüksek: Sadece kendi kendimizi yönetmek istiyoruz
DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek: “Deklarasyon orta irademizdir. Bunları gerçekleştirmek için DBP olarak amaçlarını gerçekleştirmek için tüm kadrolarımızla mücadele edeceğiz. Deklarasyon zaten ne istediğini ortaya koyuyor. Deklarasyon bugün her türlü bedeli göze alan direnen haklın ortak düşünce tekrarı olduğuna inanıyorum. Gelin bu maddeler üzerinden müzakere yürütelim. İstenin şeyler kimsenin sofrasından bir şey eksiltmiyor. Sadece kendi kendimizi yönetmek istiyoruz başka da bir şey istemiyoruz”
 
Ulusoy: “Özyönetimi batıya da anlatacağız”
ESP Genel Başkanı Sultan Ulusoy: Kürt halkı kendini nasıl yöneteceğine kendisi karar verir. Özyönetim kararını partimiz olarak bütün yüreğimizle sahipleniyoruz ve batıya da bunu taşımak, özyönetimi anlatmak temel görevimizdir. Ortaklaşmak için bütün emeğimizi ortaya koyacağız”
 
Gürkan: Deklarasyonu sahipleneceğiz
EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan: Tarihte askeri seçeneklerin işe yaramadığını çok kez görebilirsiniz. O zaman demokrasi içinde çözüm yapılması gerekiyor. DTK’nın bu deklarasyonunun sorunun demokrasi içinde çözümünü esas aldığını görüyoruz. Biz ortak yaşamda birleşmeyle ilgili talepleri destekliyoruz. Bizim işçi ve emekçiye, kadına olduğumuz kadar Kürt halkına karşı da sorumluluğumuz vardır ve bunu sahipleneceğiz”
 
Kaya: İnsani ve İslami bir deklarasyon
DİK Kadın Meclisi HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya: Deklarasyon insani ve İslami bir deklarasyondur. Bunun iyice anlaşılması için elimizden gelen tüm desteği ve gayreti göstereceğiz”

HABERE YORUM KAT