1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR HABERLERİ

  3. Değerler eğitimi!
Değerler eğitimi!

Değerler eğitimi!

DÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Eyigün, şiddetin önlenmesi için aile yapısının güçlendirilmesinin yanı sıra MEB'in müfredatına, insan hakları, bireysel haklar, saygı, sevgi, yardımlaşma, dayanışma, merhamet gibi toplumu ayakta tutan değerlerin işleneceği "Değerler Eğitimi" dersinin konulmasını önerdi.

A+A-
Dicle Üniversitesi (DÜ) Rektör Yardımcısı ve Sosyal Araştırmalar Merkezi Sosyoloji Araştırma Grubu Başkanı Prof. Dr. Sabri Eyigün, şiddetin önlenmesi için Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) müfredatında "Değerler Eğitimi" dersine yer verilmesi önerisinde bulundu.
 
Prof. Dr. Eyigün, son dönemlerde meydana gelen olayların, toplumda, "şiddet arttı" şeklinde algıya yol açtığına işaret ederek, "Toplumda daha önce şiddeti gizleme söz konusu idi. Şu anda hem devletin aldığı koruyucu önlemler hem kadınların kazandığı öz güven hem de kentlerde güvenlik güçlerine ulaşma imkanındaki kolaylık şiddeti daha görünür kıldı" dedi.
 
- "Aile bağlarının güçlenmesi şiddeti önleyecek en büyük etken"
 
Eyigün, aile kurumunun güçlendirilmesinin şiddetin önlenmesinde en büyük etken olduğunu kaydederek, son dönemde yaşanan şiddet vakalarında failin şiddete yönelmesinde en büyük etkenin aile olduğunun görüldüğünü kaydetti.
 
Sevgi, şefkat, merhamet, empati ve dayanışma duygularının gerçek anlamda aile içinde verileceğini aktaran Eyigün, "Bir insanda empati ve şefkat duygusu yoksa karşıdaki kişiye verdiği acının ne olduğunu hissetmez. Vicdan ve empati eksikliği olan bir insanın robottan ve hatta canavardan farkı yoktur" şeklinde konuştu.
 
"Aile bağlarının güçlenmesi şiddeti önleyecek en büyük etken" diyen Eyigün, aile değerlerinin korunmasına yönelik yayın ve çalışmaların önemini vurguladı.
 
- Geleneksel değerlere bağlılık
 
Eyigün, kanunlardan önce toplumu ayakta tutan unsurun geleneksel değerler olduğunu vurgulayarak, bu değerleri kişiye kazandıran toplumun, bunun denetimini de yaptığını anlattı.
 
Köyden kente göç ile toplumu denetleyen aile ve çevre gibi denetim kurumlarının ortadan kalktığını ifade eden Eyigün, bu nedenle kimi zaman kişilerin hiçbir kural ve kaide yokmuş gibi hareket ettiğini belirtti.
 
Kişilerin hukukun caydırıcılığına inanmaması halinde istediği davranışları sergileyebildiğine işaret eden Eyigün, şöyle dedi:
 
"Hukuka güven ve geleneksel değerler olmayınca kişileri bağlayıcı bir etken kalmıyor. Günümüzde bencillik ve duyarsızlık ön plana çıktı. Oysa geleneksel değerlerin hakim olduğu yerde duyarsızlık yoktur. Kişinin otokontrolü ve toplumsal denetim olmayınca, hukuksal caydırıcılık da zayıf olduğunda başıboşluk ortaya çıkıyor ki bu da kişileri ister istemez vahşet derecesine varan eylemlere sevk edebiliyor."
 
- Okullarda, "değerler eğitimi" verilmesi 
 
Okullarda bireysel haklara ilişkin eğitim verilmesinin önemine değinen Eyigün, bunun da değerler eğitimi ile olacağına dikkati çekti.
 
Eyigün, "Değerler eğitimi ile değerlerimizi güçlendirmeli, hukuk sistemini güçlendirerek herkesin hukuka karşı güvenini artırmalıyız. Medyanın da şiddete ilişkin yayınlarda görüntülere ve kullanılan dile dikkat etmesi ile ciddi anlamda şiddet azalacaktır" şeklinde konuştu.
 
"Şiddete çare aileyi, değerlerimizi ve adalet duygusunu güçlendirmekten geçiyor. Okullarda öğrencilere bizi biz yapan insanlığa özgü değerlerle ilgili eğitim verilmesi şiddeti önlemede büyük etken" ifadelerini kullanan Eyigün, böylece çocukların gelecekte daha olumlu daha düzgün davranış kalıplarını kazanmasının sağlanacağını dile getirdi.
 
- Boşanan çiftlerin çocuğa yaklaşımı
 
Eyigün, aileyi yıkan en büyük etkenlerden birinin boşanma olduğuna dikkati çekerek, ailenin korunmasında boşanmanın önüne geçmenin önemli olduğunu vurguladı.Boşanan anne ve babanın çocuklarını bir taraftan uzak tutmak ve koparmak istemesinin büyük sorunlara yol açtığına değinen Eyigün, şöyle konuştu:
 
"Yaptığım bir araştırmada cinnet geçiren erkeklerin cinnet geçirme sebepleri çocuklarının kendilerinden kaçırılması, kendilerine gösterilmemesi olduğunu tespit ettim. Medyaya yansımasa da çocuktan ayrı kalmak boşandıktan sonra meydana gelen şiddette çok büyük etken. Çocuğun sağlıklı psikolojik ve zihinsel gelişimi için hem anneye hem babaya ihtiyacı vardır. Boşanan çiftlerin birbirleriyle ilgili olumsuz yönde etkilemek yerine çocuklarıyla daha sık vakit geçirmelidir."
 
- "Şiddet görüntüleri şiddeti teşvik ediyor"
 
Eyigün, şiddet görüntülerine medyada çok fazla yer verilmesinin olumsuz etkisi olduğuna dikkati çekerek, "Önlemek amacıyla da olsa şiddet görüntüleri yayınlanması şiddeti teşvik ve tahrik ediyor. 'Kamuoyunda şiddet çok yaygınlaşmış, kişinin çevresinde şiddet ciddi bir risk haline gelmiş' gibi algı oluşursa kişi en küçük harekette şiddete başvurmaktan çekinmeyecektir" diye konuştu.
Şiddetin şiddeti doğurduğunu vurgulayan Eyigün, Şiddetin iyi analiz edilerek alınacak önlemlere hassasiyet gösterilmesinin önemli olduğunu dile getirdi.
 
Eyigün, şöyle dedi:
 
"Kullanılan dilden yansıtılan görüntülere kadar hassas olunmalı. Medya çoğu zaman yüzeysel ve magazinsel boyutu ile olaya yaklaşıyor ve şiddetin altında yatan gerçek nedenlere inilmiyor. Son dönemde bir gazetecinin hunharca öldürülmesinde olay sadece kartopuna indirgendi. Failin psikolojik ve biyolojik sorunlara değinilmeden olayın sadece kartopuna indirgenmesi halinde şiddetin gerçek nedenleri anlaşılamadığından çözüm de üretilemiyor. Ve 'bir kartopu ile adam öldürülen bir ülkede yaşıyoruz' algısı ile şiddet körüklenebiliyor. Yada örneğin Mecliste yaşanan bazı gerginliklerden dolayı, 'Meclis böyle yaparsa halk ne yapmaz ki?' ifadesi toplumda şiddeti meşrulaştırıyor."
 
- "Medya iyi örnekleri göstermelidir"
 
Medyanın şiddete karşı toplumsal değerlerin güçlü olduğunu gösteren iyi örneklere yer vermesinin de şiddeti önlemede etken olduğuna işaret eden Eyigün, toplumda merhamet, dayanışma ve sevginin çok daha güçlü olduğunu göstermek için şiddeti ve saldırıyı önlemeye yönelik girişimde bulunanların devlet tarafından ödüllendirilmesi ve onure edilmelerinin iyi davranışlara teşvik edeceğini aktardı.
 
- Kimyasal, hormonal ve genetik bozukluğun şiddete etkisi
 
Eyigün, Türkiye'de şiddetin hem biyolojik hem psikolojik hem de sosyolojik sebepleri olduğunu ifade ederek, kamuoyunda sadece sosyal ve magazinsel boyutu ile gündeme geldiği için gerçek nedenleri bilinmeyen şiddetin önlenmesi konusunda da ciddi bir ilerleme olmadığını belirtti.
 
Bilimsel verilere göre şiddet uygulayan bireylerin yüzde 4'ünde XYY sendromu olduğunu dile getiren Eyigün, "Bu önlenebilir ama genetik rahatsızlıktan dolayı ortaya çıkan bir şiddet eğilimi. Kimyasal, hormonal ve XYY sendromu gibi genetik bozukluklar şiddete neden olabiliyor" diye konuştu.

HABERE YORUM KAT