1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Çözüm süreci, Diyarbakır ve siyasal iletişimsizlik
Çözüm süreci, Diyarbakır ve siyasal iletişimsizlik

Çözüm süreci, Diyarbakır ve siyasal iletişimsizlik

Son otuz yıldır Güneydoğu ağırlıklı Türkiye genelinde yaşananların toplumun tüm kesimlerini ciddi boyutlarda rahatsız ettiği bir gerçektir.

A+A-

Bunun kadar kesin olan bir diğer gerçek de, herkesin yaşanan şiddetin bir an önce sona ermesi ve normalleşmenin başlamasını arzu ettiğidir. Bunu gerçekleştirmesi beklenen çözüm süreci, çok ani geliştiği ve toplumu hazırlıksız yakaladığı; kuşkuları, kaygıları, cevapsız soruları ve belirsizlikleri de beraberinde getirdiği için istenen normalleşmeyi henüz sağlayamadı. Bunun hiç şüphesiz, ulusal ve uluslar arası boyuta sorgulanabilecek nedenleri olduğu gibi, siyasal iletişimin kurallarının tam olarak işletilmemesinden kaynaklanan nedenleri de söz konusudur.

Siyasal iletişim, aslında 'birbirini anlama ve anlatmadır. Dolayısıyla toplumda uzlaşı sağlanması ve yapılanların kamuoyu tarafından benimsenmesi ancak, siyasal iletişimin ikna etme, anlama ve anlatma fonksiyonlarını yerine getirmesiyle mümkündür. Aksi halde iletişim kazaları sosyal yaşamı dumura uğratabilir.

Örneğin çözüm sürecinde, yaklaşık yüzyıldır, toplumsal hafızada depolanan ve son otuz yıldır da çeşitli yöntemlerle sistematik olarak sürekli canlı tutulan korkular, tepkiler, hatta düşmanlıkların aniden bittiğini söylemek hiç kimseye inandırıcı gelmedi. Sosyal ve kültürel değişmelerin on yıllar, hatta bazen yüzyıl alacağı, ani değişmelerin ancak silahla yapılan bir “devrim” sonucu gerçekleşebileceğini görmeyen veya işine öyle gelen siyasetçiler, kamuoyunun bu doğrultudaki kuşkularını pekiştirmekten öte fazla bir şey yapmadılar. Meclis kürsüsünden, çözüm Süreci'ne atıfta bulunarak, “bayram var, bayram” diyen siyasetçiler nasıl toplumu yanlış kanaatlere sevk ettilerse, PKK militanları için “yakında hepsi affedilecek ve gelip içimizde sivil siyaset yapacaklardır” diyen siyasetçiler de kendi seçmenlerini aynı şekilde yanlış yönlendirdiler.

BDP/PKK sempatizanı Kürtlerin, çözüm sürecini bu ve benzeri siyasi argümanlarla büyük oranda sahiplenmesi, Batı kamuoyunda Türkiye'nin geleceğiyle ilgili yaşanan tedirginliği daha da artırdı. Bu durum, PKK'ya silah bırakma karşılığında Türkiye'nin üniter yapısını zarar verecek olan siyasal hakların söz verildiği veya BDP'li siyasetçilerin bilinçaltında benzer taleplerin yattığı şeklinde kuşkuları artırdı.

Haliyle bu durum, batı illerinde, öfke ve kızgınlığa neden olduğu gibi, beklenti çıtası yüksek tutulan Güneydoğu'da da halkı kaygılı ve bir o kadara da aceleci bir atmosferin içine itti. Özellikle PKK/BDP sempatizanları, kendi siyasetçilerine 'çözümün bir an önce gerçekleşmesi' konusunda baskı yapmaya başladılar.

Bu şekilde bilinçli veya bilinçsiz olarak yapılan siyasal iletişim kazaları, insanları sokaklara dökmede büyük oranda etkili oldu. Bir tarafta, vaat edildiği öne sürülen haklarının kendilerine verilmemesinden veya aldatılmışlık duygusundan kaynaklanan bir öfke hükmünü icra etmeye başladı. Diğer tarafta da çözüm sürecine yönelik belirsizlik ve kuşkular, tarihten gelen korkular ve kaygılarla birleşince aynı şekilde öfkeye dönüştü. Gezi olaylarında olduğu gibi, Lice olaylarında bir kısım insanlarda gözlemlediğimiz öfke patlamasının altında yatan nedenlerden biri de hiç şüphesiz işte budur.

Büyük umutlarla başlatılan çözüm Süreci'nin bir çözümsüzlüğe doğru itilmesini ve ülkeyi daha fazla germesini önlemek hala mümkündür. Burada en büyük sorumluluk, hiç şüphesiz büyük tarihi misyonu üstlenen siyasilere düşmektedir. Bazı siyasi mülahazalarla veya oyalamalarla kamuoyunu yanlış yönlendirmenin, gerçeği olduğu gibi değil de siyasal oyunlar içinde değiştirmenin sorumluluğu onlara aittir.

Toplumun birbirini anlamaması, özellikle de siyasilerin toplumu anlamaması ve ikna edememesinin sonuçları bize hiçbir zaman hiçbir şey kazandırmamış, aksine büyük acılar yaşatmıştır.

 

Prof. Dr. Sabri Eyigün

HABERE YORUM KAT