1. HABERLER

  2. BÖLGE

  3. Cizre’de kül olmuş insanlık
Cizre’de kül olmuş insanlık

Cizre’de kül olmuş insanlık

Şırnak’ın Cizre ilçesinde günler süren ambulans gelsin çağrıları yanıtsız kalınca, ortaya anlatılması çok zor bir katliam çıktı.

A+A-

Cizre’de kamuoyunun günlerce konuştuğu bodrumlardaki yaralılar, yanarak can verdi. Birçok cenazenin kimliği hala bile tespit edilmiş değil. Vahşetin boyutları öylesine derin ki, kimi cenazelerden kopan uzuvlar, molozlarla Dicle Nehri’ne dökülüyor. Kimi cenazeler ise parçalanmış durumda. Bir parçası bir kentte, diğeri bir başka kentte tespit ediliyor., Ailelerin acısını katlayan bu duruma bir de yanlış teşhis ekleniyor. Çocuğunu aldığını sanan aile, birkaç gün sonra bir başkasını defnettiğini öğreniyor. 

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD) ve Mezopotamya Yakınlarını Kaybedenler Derneği (Meya Der) tarafından oluşturulan kriz masasının elindeki verilere göre Cizre’deki bodrumlardan neredeyse tamamı yanmış halde 178 cenaze çıkarıldı. Bu cenazelerden 86’sının hala kime ait olduğunun belirlenmesi için bekletildiğini dile getiren Meya Der Eşgenel Başkanı Ayşe Dicle, geri kalanların ise DNA, görerek ya da fotoğraftan teşhis edilerek defnedildiğini söyledi. Cenazelerin korkunç işkence edilmiş halde olduğuna dikkat çeken Dicle, şöyle dedi:

“Öyle canice davranılıyor ki cenazelerin uzuvları bir yerde, gövdeleri bir başka yerde çıkabiliyor. Bunun bir örneği olarak vahşet bodrumlarından çıkan cenazelerden biri olan Veysi Bademkıran’a ait bedenin bir parçası Mardin’de, diğer parçası ise Gaziantep’teki hastanede bulundu. Cizre’de bu katliamı yapanlar, vahşet bodrumlarındaki suç delillerini yok etmek için molozları Dicle Nehri’ne döküyorlar. Bu molozlar asından da yine cenaze uzuvları çıkıyor. Cizre’de nasıl bir kimyasal kullanıldığını bilmiyoruz ama çok dikkat çeken bir durum var. Birçok cenazenin üzerindeki elbiseler ya da soğuk nedeniyle sarındıkları battaniyelere bir şey olmamış ama bedenler yanıp kül olmuş. Bun nasıl bir kimyasal, bunun ortaya çıkmaması için delilleri yok ediyorlar. Bu durumda olan bazı cenazeleri daha kimlikleri bile tespit edilmeden gömmek de istiyorlar. Delilleri karartmak, katliamın üstünü örtmek telaşındalar. Ama bu suçtur. Suç olsa bile Kürtlere karşı zihniyet nedeniyle suç işlemekten çekinmiyorlar” dedi.

Cizre’deki bodrumlardan yanık halde bedeni çıkarılanlardan biri de  Azadiya Welat Gazetesi’nin Sorumlu Yazıo İşleri Müdürü Rohat Aktaş’tı. Cenazesi tanınmayacak halde bulunduktan sonra, ancak DNA eşleştirmesi ile ona ait olduğu anlaşılan Aktaş, 26 Şubat günü Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde toprağa verildi.

Rohat’ın babası Fırat Aktaş, oğlunun ölümü ve cenazesinin durumu ile ilgili olarak gazetemize yaptığı açıklamada “Resmen bir vahşetti. Oğlumu ve diğer cenazeleri o halde, kül olmuş şekilde gözlerime inanamadım. Oysa çocuklarımız yaralıydılar. Günlerce bütün dünya onların yardım çığlıklarını izledi. Haftalarca kamuoyuna çağrılar yapıldı, orada yaralılar var diye. Soruyorum Rohat’ı elinde silah mı vardı ki öldürdüler. Ama tamamen bir oyun sergilendi, mizansen yapıldı. Ambulans gönderiliyor gibi yaptılar. Ambulans anons yaptıktan sonra oradaki özel harekatçılar ateş ederek mizansen yaptı, çatışma süsü verdi. Onları bu mizansenle öldürdüler hepsini katlettiler. Bu bir vahşettir” dedi.

Cizre’de hala da o bodrumlardan cenazeler çıkarıldığını ve o cenazelerin tümüne de işkence edildiğinin görüldüğünü kaydeden baba Aktaş, “Gözlerini yuvalarından çıkarmışlar, kulaklarını kesmişler. Burunlarını deşmişler cenazelerimizin. Ve bunu da tüm dünyanın gözleri önünde yaptılar. Bu nasıl bir anlayıştır, nasıl bir ruh halidir anlamak mümkün değil. Hangi dinde, hangi kitapta, hangi hukukta böyle bir şey var bilen varsa söylesin. Nasıl bir zihniyeti var bu insanların. Dünya tarihinde ilk kez böylesine bir vahşet gerçekleşti, onu da Türkiye Kürtler üzerinde gerçekleştirdi” diye konuştu.

Hukuka inancı olmasa da mücadele edeceğini dile getiren baba Aktaş “Benin hukuka olan inancım ve güvenim yok ama ben ne kadar mal varlığım varsa, elimden geldiği kadar bu ülkedeki bu vahşete karşı, hukuk mücadelesi vereceğim. Bunun takipçisi olacağım yaşamım boyunca” dedi.

Cizre’deki vahşet bodrumlarında katledilenlerden biri de Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Milas eşbaşkanı olan Derya Koç idi. Koç, beraberindeki birçok yaralı ile Cizre’de ortaya çıkan üçüncü bodrumda bekliyordu. Ancak o da yanarak öldürüldü. Cenazesi tanınmayacak halde idi. Ailesi Derya’nın bedeni diye yine Cizre’de yakılarak öldürülmüş olan Hülya Aksoy’un bedenini almış, Erzurum Karayazı’da toprağa vermişti. Yanlışlık anlaşılınca da Aksoy’un cenazesi alınıp, Mardin’in Dargeçit ilçesine getirildi. Koç’un bedeni ise Karayazı’da defnedildi. Derya’nın ailesi dün çocukları için Milas’ta Mevlit okuttu.

Derya’nın babası Kemal Koç “Orada gördüğümüz vahşeti dille, kalple anlatamam” dedi. Orada gördüğü manzaranın dünya ve insanlık tarihinde görülmemiş bir vahşet olduğunu da kaydeden Koç, şöyle devam etti:

“Biz orada vahşeti gördük, Parçalanmış; yakılmış, yıkılmış cenazeleri gördük. Cizre’de insanlık dişi ne varsa onu gördük. Bunu IŞİD’in bile yapabileceğini düşünmüyorum. Kızım oraya 150 genç ve üniversite öğrencisi ile savaşa engel olmak için canlı kalkan olmak için gitmişti. Ama onu oradan çıkarmayı Türkiye beceremedi. Tüm dünya bu olayla birlikte Cizre’ye girenin bir daha canlı çıkmayacağını da öğrenmiş oldu. Bu emri kimin verdiğini de herkes biliyor. Bize çektirilen acı bu kadar da olmadı. Kızım diye bana başkasının cenazesini verdiler. O cenaze için yas tuttuk, sonra kızımın cenazesi olmadığı anlaşıldı. Bir fotoğrafını bile cenaze teşhisi için albüme koymamışlardı. Bize eziyet çektirmek için yaptılar. DNA ile yanlışlığın farkına varıldı. Biz dertlerimiz, kederlerimizle artık nasıl yaşayacağımızı bilemiyoruz. Bu konuda AİHM’e de Uluslar arası Savaş Suçları Mahkemesi’ne Lahey’e de başvurularımızı yaptık. Evrensel hukuk var ise hakkımız teslim edilecek. Elbette bir gün bu ülkede kişisel hukuk bir gün ortadan kalkacak ve evrensel hukuk hakim olacak bizler de kardeşçe bir arada yaşayacağız”

Cizre’de yaşanan dramın en çarpıcı gelişmelerinde biri ise bir bedene ait cenazenin iki yarısının farklı hastanelerde bulunması idi. Yanarak yaşamını yitirenlerden biri olan 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Veysi Bademkıran’ın bedeninin bir parçasının Mardin, diğer parçasının ise Gaziantep’teki hastanede bulunduğu ortaya çıkmıştı. Önce bedenin parçaları bir araya getirildi daha sonra da Veysi, Diyarbakır’da düzenlenen törenle toprağa verildi. 

 

Bademkıran’ın babası Mehmet Bademkıran, henüz taziyeleri kabul ederken gazetemize yaptığı kısa açıklamada, insanlığın, kendisine insanım diyen hiç kimsenin kabul etmeyeceği bu zulme karşı bir ses istedi.

 

Bademkıran “Oğlumun üniversiteyi bitirmesi için sadece 30 kredi puanı kalmıştı. Bu sene bitirecekti ama izin vermediler. Hakkımı helal etmiyorum bu katillere. Davacıyım” diye konuştu.

 

(Mahmut Oral)

Bu haber toplam 706 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT