1. HABERLER

  2. BÖLGE

  3. Cizre'de acı tablo ortaya çıktı
Cizre'de acı tablo ortaya çıktı

Cizre'de acı tablo ortaya çıktı

Türkiye tarihinin en katı sokağa çıkma yasaklarından birinin uygulandığı Cizre'de, tam 8 gün sonra yasak kalktı.

A+A-

 Halk sabahın ilk saatlerinde kalkan yasağa karşın ana caddelere çıkmaya korktu. Uzun süre sokaklarda biriken halk, medyaya ç ok büyük tepki gösteriyor. İlçenin Nur Mahallesi, sanki yerle bir edilmek istenmiş, her yerde boş kovanlar, roket artıkları duruyor. Birçok sokakta keskin nişancılar tarafından vurularak öldürülenlerin kan izleri var. Yüzlerce ev kurşunlanarak, roket atılarak zarara uğratılmış. Meya Der’e göre olaylarda 23 kişi ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak yaşamını yitirdi, 4 kişi ise sağlık hizmeti alamadığı için öldü. Yaralıların sayısı ise bilinmiyor. Keskin nişancılar tarafından öldürülen 10 yaşındaki kızını derin dondurucuda saklayan anne, aynı acıyı terkar yaşamış, 1997 yılında aynı eve atılan bomba nedeniyle yine 10 yaşında olan bir başka kızını ve 6 yakınını daha yitiren anne, Başbakan Davutoğlu'nun “tek bir sivil yok” açıklamasına öfkeli. “Cenazeye gelip görsün sivil mi değil mi” diyor. Ninesi ve annesi öldürülen kendisi de öldü sanılan 5 aylık Baran bebek ise açlıktan ağladığı için fark edilince 2 saat sonra ancak kurtarılabilmiş.
Türkiye'de 12 Eylül darbe dönemlerinde bile uygulanmadığı katar katı bir sokağa çıkma yasağı uygulanan Şırnak'ın Cizre ilçesinde, valilik dün sabah 07.00 sıralarında yasağı kaldırdı. Uzun süren yasağın yarattığı travmayı ve halkın yaşadıklarını aktarmak için günlerdin girmeye çalıştığımız ancak bir çok kez güvenlik güçleri tarafından engellendiğimiz için biz de ancak 8 gün sonra sabah saat 07:01'de Cizre'ye giriyoruz. İdil'den Cizre'ye doğru ilerlerken, ilçe çıkışında polis tarafından, yol üzerinde 10 kilometre sonra asker tarafından Cizre girişinde ise hem polis hem de asker tarafından kurulan barikatlardan geçerek, Cizre'ye varıyoruz.
Midyat yolundan girerken, sanki sokağa çıkma yasağı kalkmamış gibi bir izlenim doğuyor. Çünkü sadece kapılardan pencerelerden kafalarını uzatan insanları görüyoruz. Biraz daha ilerleyince, nedenini anlamak zor değil. Çünkü cadde üzerinde ce Cizre dörtyolunda 10'a yakın zırhlı polis aracı, motorlar çalışır vaziyette, üzerindeki makineli tüfekler ise eskeni etrafında döner halde görünce durum anlaşılıyor.
Hemen Nur mahallesinin girişinde buluyoruz kendimizi. Burası günlerdir tankla, ağır makinelilerle dövülen, çok büyük çatışmaların yaşandığı mahalle. Birkaç hafta önce gördüğümüzden çok farklı. Çünkü mahalle sanki yerle bir edilmek istenmiş. Mahallele uzanan sokağın başında, zırhlı araçların yerde bıraktığı izler görülüyor. İçlere doğru uzanan sokak, sağlı sollu çok büyük zarar görmüş. Hemen birkaç metre ileride keskin nişancılardan gizlenmek için konulan branda, yerinde yok. Ağır ateşle yırtılıp savrulmuş, kazılan ilk bir iki hendek kapatılmış. Sokağa sağlı sollu açılan diğer sokaklarda da neredeyse durum aynı. Anlaşılıyor ki, güvenlik güçleri bu ana sokağı baştan sona gidip, buraya bağlanan her sokağı baştan sona taramış.
Yetkililer, sokağa çıkma yasağı boyunca ilçede fırınların açık olduğunu belirtmişti,. Ancak gördüğümüz manzara çok iç açıcı değil. Çünkü daha birkaç hafta önce fotoğrafını çektiğimiz sokak başındaki fırın, tam anlamıyla yok edilmiş. Kullanılabilir halde değil. Fırının karşı duvarında koca bir delik var, hamur kazanları, tablaları ortalığa savrulmuş. Biri oradan “Burayı sakın onarmasınlar, öyle yazın, mahalleli istemiyor deyin. Bir süre böyle kalsın,
Hemen fırının karşısına açılan sokakta, geçenlerde küçük kız çocuklarının fotoğraflarını çekmiştik. O sokak da taranmış. Kum torbalarından oluşturulmuş barikatların ardında, cansız mankenler var. PKK'nin silahlı gençlik birimi Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi (YDG-H) tarafından, güvenlik güçlerine “burada biri var” mesajı verilmek için konulduğunu söylüyorlar.
Biraz daha ilerleyince, duman tüten bir ev var. İçinde bir genç kız, bazı eşyalarını kurtarmaya çalışıyor. Birçok eşya yanmış ve kullanılamaz durumda. Ev önceki günden beri yanıp, kendi kendine sönmüş çünkü itfaiyeye izin verilmemiş.
Sokaklar çok kalabalık, siviller sokağın bir başında toplu olarak duruyor, birlirleriyle olan biten hakkında konuşuyor. Uzakta ise zırhlı polis aracı izlemede. Bir sokağın başına geldiğimizde, insanların karşı kaldırıma geçmeye korktuklarını görüyoruz. Neden diye sorunca, yüz metre kadar üst taraftaki polis zırhlısı olduğunu söyleyip “Bizi vururlar diye korkuyoruz” yanıtını alıyoruz.
Merak edip, zırhlının fotoğrafını çekiyoruz. Bizi fark etti ve hareketlendi. Koşarak karşı kıyıya geçip, kayboluyoruz. Zırhlı elimizdeki zoom objektifi silah sanmış olabilir mi diye düşünürken, arkadan dolanıp gelen zırhlı karşımıza çıkıveriyor. Gazeteci olduğumuzu anladı, geri geri gidip uzaklaşıyor. O giderken sokağa çıkmaya korkan insanlar da ateş etmeyeceklerini anlıyorlar ve daha rahatlar artık. Çocuklar yerdeki boş kovanlarla, roket artıkları ve bombaatar mühimmatlarından kalanlarla oynuyorlar. Bazı y,erlerde öbek haline getirmişler kovanları. Kimilerinin elinde ise atıldığı halde patlamamış olan bombalar var. Ellerinde patlamasından korkmadan getirip gösteriyorlar. Patlar diye uyarsak da dikkate aldıkları şüpheli.
İlerledikçe bir yandan tepkiyle karşılaşıyoruz, bir yandan da övgüyle. Medyanın Cizre'ye 8 gün duyarsız kaldığından yakınıyorlar. Dövmekle, Cizre dışına çıkarmakla tehdit edenler bile var. Bazıları ise Cumhuriyet bu diyerek, tepkilere engel oluyor. Sokaklarda çok büyük çöp birikintileri var. Kokmaya başlamışlar. Daha kötüsü öldürülmüş tavuklar, köpekler, besi hayvanları var sağda solda. Onlar da kokuyor. Sağlık tehdit altında.
Nur mahallesindeki sokakları gezip ana caddeye bakıyoruz ama sokaktaki kalabalık, ana caddeden daha çok. Çünkü insanlar yasağın kalktığı ilk saatlerde, zihinlerindeki korku zincirini kırıp, caddelere çıkamıyor. Ancak bu tablo daha sonra değişiyor. Dükkanlar neredeyse tamamen kapalı. Marketler ve bakkal dükkanlarından bazıları açık. Bebek bezi, süt, su ve un başta olmak üzere birçok temel ürün tükenmiş bile. Taze sebze ve meyve ise hiç yok. Lokantalar kapalı.

 


Hemen her sokakta patlamış trafolar, yerlere dökülen elektrik telleri ve boşa akan suyu görüyoruz. Su şebekesi bilerek patlatılmış, evlere ulaşmıyor sokağa akıyor. Bu yüzden içme suyu sıkıntısı çok büyük sorun. İnternet ve elektrik de doğal olarak kesik. Evlerde insanlar iletişimin sağlanması için wi-fi şifrelerini mahalleli ile paylaşmış ama sanki merkezi olarak bir kesinti var. O yüzden internete kimse erişemiyor.


Yaralıları ve yaşamını yitirenlerin ailelerini görmek istiyoruz. Sokaklar hendeklerle kapalı olduğu için ulaşım kolaylığı olsun diye Cizreli bir gençten, motosikletle bizi götürmesini rica ediyoruz, hemen kabul ediyor. Tüm görevli doktorların yasak nedeniyle artan baskı yüzünden kaçıp giareklerini, Diyarbakır, Mardin ve bölgenin diğer kentlerinden tabip odalarının teşvikiyle gelmiş gönüllü doktorlar hizmet veriyor.

 

Hastanenin girişinde zırhlı polis araçları ve sivil polisler var. Başta girmek yasak deseler de, amirleri bir süre sonra girebileceğimizi söylüyor. Doğruca morgun yolunu tutuyoruz. Cenazelerin neredeyse hepsi, otopsi yapılmak üzere Şırnak Devlet Hastanesi'ne götürülmüş.


Mezopotamya Yakınlarını Kaybedenler Derneği (MEYA-DER) Cizre Şube Başkanı Kasım Yiğit, 23 kişinin ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak yaşamını yitirdiğini, 4 kişinin de sağlık yardımı alamadığı için kalp krizi ya da başka nedenle yaşamını yitirdiğini belirtiyor. Yani olaylarda en az 27 kişi yaşamını yitirmiş, Bazılarının kimlikleri üzerinde olmadığından kimliklerini tespit edememişler.


Genç bir kadın elinde bir fotoğrafla morgun önünde ağlıyor. 16 yaşındaki lise ikinci sınıfa geçen çocukları Mehmet Sait Nayci'yi kaybeden, 7 çocuk annesi Nurcan Nayci ile eşi, ağır yakıyor. “Yüreğimi yaktılar” diyerek haykıran genç kadın, en büyük çocuğunu kaybetmenin tarifsiz acısını yaşıyor.

 

Çocuklarının gece saat 21:00 sıralarında keskin nişancı tarafından evin içinde olduğu sırada karnından vurulduğunu, sabah saat 04:00'de kadar acı çekip yaşamını yitirdiğini gözyaşlarıyla anlatıyor. Bu süre içinde ambulans istediklerini ama gelmediğini belirten Nurcan Nayci “Başbakan diyor ki hiçbir sivil ölmedi. Gelip evime baksınlar, vurulduğu yeri, can çekiştiği yeri görsünler. Oğlumun ne bir sabıkası, ne bir olayı, hiçbir şeyi yoktu. Daha birkaç hafta önce polisler kimlik kontrolü yaptılar. Bir şeyi olsa o zaman ortaya çıkardı.

 

O zaman bile polis hemen onu bıraktı. Şimdi başbakan, içişleri bakanı çıkıp pkk  diyor. Elinde silah falan yoktu evin içinde vuruldu. Yaşamın boyunca sorumluların peşini bırakmayacağım. Katiller hesap versin. Oğlun vurulduğunda sokakta bile değildi” diye konuşuyor.


Cizre Mahallesi'nde yaşanan ölümler nedeniyle ailelerle konuşacağız. Sokağa girer girmez, sol tarafta bir duvarın dibinde naylon poşet içinde biraz kuru ekmek, önünde ise kan gölü ve kemik parçaları var.

 

Önceki gece öldürülen 75 yaşındaki, çöp toplayarak yaşamını idame ettiren Mehmet Erdoğan adlı yaşlıya ait. Kan gölünün yanı başında ise adının Mahmut Tekin olduğunu söyleyen bir genç, Erdoğan'ın dayısı olduğunu ifade ediyor. Sokağın başına gelen panzerin, hiçbir uyarı yapmadan ateş edip öldürdüğünü, kafasının parçalandığını anlatıyor. “Polisler sabah erkenden gelip bu gördüğünüz kuru ekmekleri olduğu yerden alıp çöpe atmış, biz yine getirdik. Polisler vurdukları kişinin yaşlı ve yoksul biri olduğunu gizlemek için ekmekleri gözden kaçırmak istemişler, ailesi dava açacak” diyor.


İlçede yaşamını yitirenlerden Maşallah Edin ile gelini Fatma Zeynep Dayan'ın evine gidiyoruz.

 

Evin avlusunda taziye kurulmuş. Acılı baba Mehmet Edin, “Allah Erdoğan'ın belasını versin, bu savaşı başlattı” diyerek büyük bir tepki gösteriyor. Kendisi kamyoncu olduğundan nakliye için Kuzey Irak'da bulunduğunu, olaylar yaşandığında Cizre'de olmadığını söylüyor. Gelini, torunu ve ve eşinin, cep telefonları kesik olduğundan, kendilerine komşu da olan ağabeyinin evine gidip, kendisini aradıklarını belirten Mehmet Edin “Biraz gelinimle konuştum, sonra da eşimle.

 

Daha sonra telefonu kapattım. Olayın nasıl olduğunu bilmiyorum ama iki elim yakalarında olacak. Ben bu devletten davacıyım. Olayların çatışmaların yaşandığı yerden üç kilometreden daha uzakta, eşim ve gelinim öldürüldü. Onları birileri keyfi olarak öldürdü” diye konuşuyor.


Olayın tanıklarından olup ailenin de yakını olan Ferhan Dayan ise yaşananları şöyle aktarıyor:


 “Mehmet abime telefon ettikten sonra evden ilk önce Zeynep çıkıyor. O sırada silah sesleri duyuluyor. Zeynep ve kucağındaki 5 aylık bebekleri Berxedan yere düşüyorlar.

 

Silah seslerinin ardı arkası kesilmeyince kimce evden dışarı çıkamıyor. Uzun süre de Zeynep ve bebeğinden ses gelmeyince başta ikisi de öldü zannediyorlar. İki saat kadar sonra bebek ağlayınca yaşadığını anlıyorlar. Bu kez anneleri Maşallah çıkıp bebeği kurtarmak isterken, onu vuruyorlar.

 

O düşünce da babam (Mehmet'in ağabeyi) onu almaya çalışıyor ama açılan ateşle ayağından ve bacağından yaralanıp eve geri kaçıyor. Biraz sonra da bu kez halan onları içeri almaya çalışırken ona da ateş ediliyor o da kalçasından yaralanıyor. Bu sırada yaklaşık 2 saat geçiyor ve bebek hala da ağlıyor. Sokakta yatanları ve bebeği bu şekilde almak mümkün olmayınca bu kez kerpiç duvarı delip onları içeri çektik.

Ambulans gelmedi yaralılarımızı biz kendimiz evde tedavi ettik”


Derin dondurucuya koyduğu öldürülen 10 yaşındaki kızı Cemile Çağırga'nın ailesinin evindeyiz. Avluda taziyeler kabul ediliyor. Kızı kokmasın diye derin dondurucuya koyan 45 yaşındaki anne Emine Çağırga, yakasına kızının resmini takmış. Konuşmak için izin istiyoruz. Anlatınca aynı acıyı yıllar önce bir kez daha yaşadığını öğreniyoruz.

 

1997 yılında yine bu evde, evlerine atılan bomba nedeniyle 10 yaşındaki en büyük kızı Fatma ile kayınbabası, kayınvalidesi, kaynı, görümcesi ve eltisi ve bir de yeğeni ölmüş. Aynı acı, yıllar sonra aynı yerde yine bulmuş 2'si ölen 10 çocuklu kadını. 1997 yılındaki olay nedeniyle Cumartesi Annesi olarak sürekli eylemlere katılan Emine Çağırga “Biz barış isterken, başımıza ne geldi, Erdoğan bize savaş verdi” diye başlayıp, devam ediyor:


 “Kızım İsreklal İlköğretim Okulu'nda beşinci sınıfta okuyordu. Belki okur birşeyler olur dedik ama buraya kadarmış, Erdogan'ın ihtirası onu benden aldı. O gece savaşa tepki için mahallede gürültü eylemi vardı. O da merak edip bahçe kapısının önüne çıkmıştı.

 

Saat 8 gibi bir silah sesi duyduk, dediler ki 'Cemile düşmüş'. Ben hemen koştum baktım. Önce onun bayıldığını sandım. Sonra bana son kez bakıp 'Ay anne' dedi ve gözlerini bir daha açmadı. Kucağına alıp eve getirdim. Onu keskin nişancı vurdu.

 

Cemile'le bir kez ateş ettikten sonra 8 kez daha ateş etti. Gece görümcelerim onu yıkadılar. Çok sıcaktı bozulmasın diye önce etrafına buz koyduk. Öylece sabaha kadar onu koynumda yatırdım. Sabah olduğunda ise onu derin dondurucuya koyduk. Sonra milletvekilleri geldiler, onu öyle görünce alıp götürdüler.

 

Şırnak'ta hastaneye morga götürdüklerini söylediler. Daha da görmedim ve ondan haberim yok. Telefonlar kesikti ve dışarı çıkmak yasaktı o yüzden haber veremediler sanırım. Yarın (bugün) hepsinin beraber gömüleceğini söylediler.

 

Artık yetmez mi bunca can gitti. Asker de, polis de bizim çocuğumuz değil mi. Benim ölen kızım o askerlerin, polislerin annelerinin kızı değil mi. Bakın sadece bu ülkede sahipsizlerin, yoksulların çocuklmarı asker olup, polis olup ölüyor. Hiçbir bakanın, başbakanın çocuğunu gören oldumu askerde. Biz sadece adalet ve barış istiyoruz. Bizim devlete ve Uluslar arası güçlere çağrımız var. Diyorlar ki burada sivil ölmedi.

 

İşte cenaze töreni olacak. Başbakan Davutoğlu da gelsin o ülkeden temsilciler de gelsin, uluslararası kuruluşlar da gelsin izlesin töreni, baksınlar sivil miydiler değil miydiler. Çıkın diyorlar ki tabutlarda silah taşıyorlar. Gelip baksınlar kızımı sakladığım derin dondurucuda silah var mı. Bakın çocuklarım, Cizre'deki diğer çocuklar ne hale geldi. Bir silah sesi, bir patlama duyduklarında yerlerinden zıplıyorlar.

 

Sonlarının kızım gibi olacağından korkuyorlar. Ben kızımın katilini hep arayacak, hesap soracağım, Cizre'deki diğer çocuklar için yapacağım bunu”

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler