1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. CHP’nin Kürt Sorunu’na bakışı dizisi 1
CHP’nin Kürt Sorunu’na bakışı dizisi 1

CHP’nin Kürt Sorunu’na bakışı dizisi 1

CHP Genel Başkan Yardımcısı Dr. Mehmet Sezgin Tanrıkulu, Kürt meselesi üzerine CHP’nin yaklaşımı ve çözüm önerilerini Özgür Haber Gazetesi’ne anlattı:

A+A-

“Anadilin eğitimi ve öğretimi önündeki engeller kaldırılacak, kamu hizmetleri Türkçe dışında da verilecek”
“Yüzde 10 barajı sıfırlanacak, idari yapı yerinden yönetimi esas alacak”
“Faili meçhuller, Roboski ve diğer katliamların hebası sorulacak zaman aşımı ortadan kaldırılacak”
“Newroz tatil olacak, hasta tutsaklar tahliye edilecek, koruculuk kaldırılacak, mayınlı araziler yoksul köylülere verilecek”
“Örgüt üyelerinin silah bırakması ve toplumsal yaşama katılımlarının sağlanması için gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılacak”
Mahmut ORAL
DİYARBAKIR- 1989 ve 1998 tarihlerinde hazırladığı iki ayrı raporla Kürt sorunu konusunda çok önemli tespitlerde bulunan ancak uygulanan pratik politikalarla raporlarıyla çelişmek bir yana uzun süre raporunu da reddeden bir durunda kalan Cumhuriyet Halk Partisi, son dönemlerde sorunun çözümü ile ilgili yeni işaretler veriyor. CHP’deki yeni perspektife göre “Anadilin eğitimi ve öğretimi önündeki engeller kaldırılacak, kamu hizmetleri Türkçe dışında da verilecek, yüzde 10 barajı sıfırlanacak, idari yapı yerinden yönetimi esas alacak, faili meçhuller, Roboski ve diğer katliamların hebası sorulacak zaman aşımı ortadan kaldırılacak, Newroz tatil olacak, hasta tutsaklar tahliye edilecek, koruculuk kaldırılacak, mayınlı araziler yoksul köylülere verilecek, örgüt üyelerinin silah bırakması ve toplumsal yaşama katılımlarının sağlanması için gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılacak”
Kürt sorunu konusunda partisindeki en önemli isimlerden olan CHP’nin İnsan Haklarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Diyarbakır Barosu eski başkanlarından Dr. Mehmet Sezgin Tanrıkulu, partisinin yeni dönemdeki bakışını, çözüm önerilerini ve yöntemlerini Özgür Haber Gazetesi’ne anlattı.
CHP’nin Kürt sorununa bazı temel prensipler üzerinden baktığını dile getiren Tanrıkulu “Her insan yalnızca insan olması sebebiyle temel hak ve özgürlüklere sahiptir. Bireyin ırkı, etnik kimliği, inancı, sosyal sınıfı ne olursa olsun her yurttaş hiçbir ayrımcılığa uğramadan bu temel hak ve özgürlüklerden yararlanma hakkına sahiptir. Çoğunluk iradesi hiçbir şekilde insan ve yurttaş olmaktan kaynaklı bu temel hak ve özgürlükleri kısıtlayamaz. Hak ve özgürlüklerin sınırı, iktidarda olanların veya çoğunluğun iradesi değil; iftira, hakaret, şiddet, ırkçılık, ayrımcılık yapılması, nefret söylemi kullanılması gibi evrensel standartlardır. Bu evrensel standarttan hareketle biz siyasetimizin bütün vechelerini, toplumun tüm kesimleri için özgürlükleri ve temel hakları istisnasız biçimde garanti edecek eşit ve özgür yurttaş ideali üzerine kuruyoruz.

 

Buna paralel olarak, devletin varlık nedenini; insanın özgür kılınması, hak ve özgürlüklerin soyut birer hukuki statü olmaktan çıkartılarak yapılabilir ve gerçekleştirilebilir hale getirilmesi olarak görüyoruz. Yurttaşlarımıza garanti ediyoruz:

 

CHP iktidarına eşit yurttaşlık yalnızca kağıt üzerinde duran bir hukuki statü olarak değil, pratikte de var olacak (her yurttaşın kimliği,inancı, kökeni, sosyal statüsü ne olursa olsun hak ve özgürlüklerini tam olarak kullanması, kamu hizmetlerinden eksiksiz yararlanması) ve devlet hiçbir kimliğin, inancın, yaşam tarzının, taşıyıcısı, koruyucusu, yerleştiricisi ve tarafı olmayacaktır. Bu temel prensiplerden hareketle; CHP, temelde bir demokrasi eksikliği sorunu olarak gördüğü Kürt sorunununu tam demokrasi anlayışı içinde geliştirilecek eşit yurttaşlık temelinde çözecektir” dedi.


Kürt sorunun temelinde yatan nedeni ve yılla boyunca bu sorunun neden çözülemediğini de değerlendiren Tanrıkulu şöyle devam etti:


“Eşit yurttaşlığın kağıt üzerinde kalması ve pratikte hayata geçirilmemesi sonucu ortaya çıkan ve özü itibariyle bir demokrasi eksikliği sorunu olarak doğan Kürt sorunu, meseleyi salt bir güvenlik problemi olarak anlayan hatalı yaklaşımlar ve bu yaklaşımlara paralel olarak ortaya konan baskıcı uygulamalar sonucunda derinleşti, farklı boyutlar kazandı.

 

Meseleyi bir güvenlik sorunu olarak ele alan yaklaşım; beraberinde baskıları, ayrımcılığı, insan hakkı ihlallerini getirdi ve toplumumuzun bir kesiminde aidiyet duygularının zayıflamasına, farklı toplum kesimleri arasında duygusal kopuş yaşanmasına neden oldu. Buna paralel olarak, silahlı şiddet ve pkk yöntemleri hız kazandı, bölge ve tüm Türkiye çok uzun süre Kürt sorunu bağlamında bir çatışma atmosferinin içinde yaşamak durumunda kaldı” diye konuştu.


Bütün bu süreçlerin sonunda gelinen noktada Kürt sorununun başka bir niteliğe büründüğünü dile getiren Tanrıkulu “Bütün bu süreçlerin ve otuz yılı aşan çatışma ve pkk  döneminin sonucunda, bir demokrasi eksikliği meselesi olarak başlayan Kürt sorunu; toplumsal, siyasal, güvenlik, ekonomik ve sosyo-psikolojik boyutları olan çok boyutlu bir sarmala dönüştü. Bu nedenle Kürt meselesini gerçekten ve kalıcı olarak çözebilmek için sorunun çok boyutluluğuna uygun bütüncül ve kapsamlı bir yaklaşım geliştirmek gerekiyor.

 

Son ‘çözüm süreci’ de dahil olmak üzere, soruna dair bugüne kadar geliştirilen yaklaşımların temel problemi, sorunun bu çok boyutlu doğasını ve çözümün gereklerini doğru kavrayamamış olmalarıdır. Şunu hepimizin anlaması gerekiyor; Kürt meselesini gelinen noktada yalnızca güvenlik yöntemleriyle, yalnızca insan hakkı ihlallerini getirerek veya yalnızca demokratikleşmeyle çözebilmek mümkün değildir. Sorunu bütünselliği içinde anlayan ve yalnızca içerik değil yöntem itibariyle de katılımcı ve demokratik bir çerçeveye ihtiyacımız var.

 

Bizim CHP olarak baştan itibaren ortaya koyduğumuz çözüm yöntemi içeriği ve yöntemi birlikte ele alan, sorunun toplumsal boyutlarını da en az siyasal ve ekonomik boyutları kadar önemseyen bütüncül bir yaklaşımdan oluşuyor” görüşlerini dile getirdi.


Bugüne dek Kürt meselesine dair sergilenen yaklaşımların eksik ya da yanlış olduğunu ifade eden Tanrıkulu bunun nedenlerini ve sorunun da dolayısıyla neden çözülmediğini de şöyle aktardı:


“Çok uzun bir süre sorun nedenleri değil sorunları üzerinden ele alındı. Ekonomik geri kalmışlık ve güvenlik problemi/çatışma gibi sonuçlarla mücadele edilerek sorunun bütüncül olarak çözülebileceği yanılgısına düşüldü.

 

Bu yanılgı beraberinde sorunun demokrasi, insan hakları boyutlarının daha da ihmal edilmesini; güvenlikçi yaklaşımların ön plana çıkması sonucu baskı ve insan hakkı ihlallerinin artmasını getirdi. AKP’nin ortaya koyduğu çözüm süreci de, önceki yaklaşımları aşması bakımından olumlu olsa da, soruna dair bütüncül bir kavrayıştan, sorunu gerçekten çözme ve kalıcı barışı sağlama iradesinden yoksundu ve yanlış bir yöntem üzerine kurulmuştu.

 

Siyaseti ve toplumu tamamen dışlayan, yalnızca hükümet-güvenlik bürokrasisi ve silahlı örgüt arasında ön müzakerelere dayandırılan sürecin temel motivasyonu sorunu kalıcı olarak çözmek ve Türkiye’ye barışı getirmek değil, AKP’nin siyasi hesaplarıydı. Nitekim kişisel-kısa vadeli siyasi hesaplara indirgenen süreç, bu hesapların 7 Haziran sonrası değişmesiyle sona erdi ve yeniden salt güvenlikçi yaklaşımlara tüm şiddeti ile dönüldü”


Çözüm sürecinde uygulanan yaklaşımların kendi açılarından hatalı ve eksik olduğunu aktaran Tanrıkulu “AKP hükümeti tarafından Kürt sorununu çözme iddiasıyla kurulan model; sorunun yalnızca güvenlik/istihbarat bürokrasisi ile silahlı örgüt arasında yapılacak şeffaf olmayan müzakereler sonucunda çözüleceği iddiasını taşıdığından, toplumu ve siyaseti büyük ölçüde süreçten dışlamıştır. Bu yaklaşımın birinci hatası, Türkiye’nin en köklü ve çok boyutlu toplumsal meselelerinden biri olan Kürt sorununun çözümünü örgütün silahsızlandırılması sürecine ipotek etmesidir.

 

Oysa demokrasilerde anayasal ve yasal çerçeve silahlı örgütle müzakere ile değil, mecliste ve meclis dışında sürdürülecek katılımcı, geniş tabanlı ve demokratik tartışmayla çizilir. Ülkenin temel anayasal çerçevesinin örgütle müzakere edildiği algısının yaratılması; Kürt sorununun çözümü için atılması elzem olan temel demokratik adımların dahi toplumumuzun bir kesiminde şüpheyle ve önyargıyla karşılanmasına ve siyaset alanının daralmasına neden olmaktadır.

 

Öte yandan hükümetin atılacak her adımı örgütün silahsızlanması aşamalarına koşullu hale getirmesi, Kürt vatandaşlarımızın ‘eşit vatandaşlık’, ‘demokratikleşme’ konusundaki haklı taleplerinin yerine getirilmemesi, temel hakların rehin tutulması sonucunu doğurmaktadır.

 

Bunun yanı sıra, sürecin şeffaf yürütülmemesi nedeniyle toplumun bir kesiminde ‘ülke örgütün silahsızlanması karşılığında bölünüyor’, diğer kesiminde ise ‘hiçbir adım atılmadan oyalanıyoruz, kandırılıyoruz’ algısı büyümekte, duygusal kopuş derinleşmektedir. Oysa dünya örneklerinde de görüldüğü üzere, kalıcı barışı sağlamanın tek gerçek yolu toplumun hiçbir kesiminde ‘şüphe’ ve ‘yenilgi duygusu’ yaratmadan, barışı toplumsallaştırmaktır.

 

Bunu yapabilmek için Kürt sorununun çözümünün yeni bir demokratik ideal ve onu çerçeveleyecek bir Anayasal çerçeve hedefiyle şeffaf, katılımcı, demokratik olarak TBMM zemininde yürütülmesi gerekmektedir. Örgütün silahsızlanması meselesi, Kürt sorununun çözümü meselesinin bir boyutu olmakla birlikte, sorunun diğer boyutlarının çözülmesini engelleyecek, demokratik taleplerin pazarlık unsuru olarak rehin tutulmasına neden olacak biçimde sürecin ana ekseni olarak ele alınmamalıdır.

 

Türkiye’nin Anayasası ve yasaları kapalı kapılar adında müzakereyle değil, evrensel demokratik standartlar ölçü alınarak, TBMM zemininde, şeffaf, katılımcı, geniş tabanlı, toplumsal mutabakatı esas alarak toplum tarafından oluşturulmalı, silahlı örgüt demokratik toplumun temel gereği olarak silah bırakmalıdır. Bu iki süreci birbirine koşullu hale getiren mevcut yöntem, Kürt sorununun çözümünü çıkmaza sokmaktadır” dedi.

HABERE YORUM KAT

İlgili Haberler